Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam

Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam

By Tarkan Bulan - Öğrenmeyi ÖğrenmekEducation
Download on the App Store

Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam episodes

  • Yıldızların Efendisi Ömer Hayyamın hayatı Harold Lamb

    Kitaplar, uygarlığa yol gösteren ışıklardır.

    İlk önce Ömer Hayyam hakkında bilgi verilecek ve daha sonra kitabımız giriş bölümüyle başlayacaktır.

    İyi dinlemeler.


    Bu metin, Semerkandlı Nizam'ın Chahar Maqala {Dört Makale) adlı eserinin Edward G. Brovvne tararından yapılan çevirisinin 1899 yılında Journal of the Royal Asiatîc Society'de yayınlanan bir bölümünden ahntılanmıştır. Elinizdeki kitabın yazan, çalışmasında Profesör Browne'nın değerli Fars edebiyatı tarihinden çok yararlanmıştır. M.S. 1112-1113. Hicrî 530 yılı 1135-1136 yılına karşılık gelmektedir. Buna göre Ömer 1113'ten sonra, 1135'den birkaç yıl önce ölmüş olmalıdır. 1073-1074 yıllarında Nişabur'daki rasathane ona verildiğine göre, yetmiş yıl kadar yaşamış olmalıdır. Rasathaneyi üzerine aldığında ise en azından yirmi yaşında olmalıdır. Bu rasathane Melikşah'ın başkenti Merv'de de olabilir.


    Onun Belh'te söylediklerini hatırladığım zaman ağlamaya başladım, çünkü dünyada ona benzer biriyle hiç karşılaşmamıştım. Allah rahmet eylesin!


    Hüccet ül-Hakk'ın kendisi için yaptığı kehaneti duymama rağmen, Ömer hiçbir zaman ilmi nücuma dayalı kehanetlere inandığını söylememişti. Büyük bilim adamlarının hiçbirinin de böyle bir inancı olduğunu söylediğini duymadım."


    Bu alıntıda ilginç birkaç nokta vardır; Ömer'in çok az olan taraftarlarının ona duyduğu içten bağlılık, mezarının bilinmesine rağmen halkın saygı göstermemesi, Ömer'in kendi ebedî istira-hatgâhı için yaptığı tuhaf kehanet.


    Daha sonraki bir anekdot onun neşeli ruhunu -isterseniz ironisini de diyebilirsiniz- yansıtmak için güzel bîr örnektir. Ömer, günlerden bîrgün Nişabur Medresesi'ne gittiğinde, tuğlalarla duvarları tamir eden işçileri görür. Tuğla yüklü bîr eşek, işçilerin bütün çabasına rağmen, binanın kapısından içeri girmemektedir. Durumu seyreden Ömer kahkahalarla güler ve onunla konuşmak için yanına gider.


    Kayboldun ve yeniden geldin, biraz da yoldan çıkmış olarak, ismin insan oğlunun belleğinden silinmişti,


    Tırnakların şimdi toynakların olmuş.



    Kuyruğun ise ters tarafta çıkan bir sakal*


    Başka hiçbir çaba sarf etmesine gerek kalmadan eşek binaya girince, işçiler bu duruma çok şaşırır ve bunu nasıl yaptığını Ömer'e sorarlar. Ömer ise eşeğin önceki yaşamında bir medrese hocası olduğunu ve tekrar çıkacağına ilişkin söz alıncaya kadar binaya girmek istemediğini söyler.


    Semerkandlı Nizam'ın Chahar Maqa/a'sında kâhinler ve onların koruyucuları olan hükümdarlar arasındaki ilişkiye dair aydınlatıcı


    Edward G. Browne çevirisi.


    bilgiler de vardır. Bu bilgi, Sultan Mahmud ve yaptığı iki aşamalı bir kehanet ile hükümdarı üzen bilgin ve müneccim Ebu Reyhan Birûni üzerinedir. Bilginin yaptığı kehanet gerçekleşir. Mahmud önce onu hapseder, ama nükteyi hemen anlayarak onun derhal serbest bırakılmasını emreder.


    Sultan Mahmud sonra şöyle der: "Hükümdarlar küçük çocuklar gibidir, onlardan hediye almak için, onların isteklerine uygun konuşmak gerekir. İki kehanetinden birisinin yanlış çıkması, Ebu Reyhan için iyi olacaktı. Ama ona şimdi altın işleme bir örtüsü olan at, makam göstergesi olan elbiseler, bin dinar, bir köle ve hizmetçi bir kadın verin."


    Daha sonra etrafındaki l eri şöyle azarlamış, "Eğer benden yararlanmak istiyorsanız, sahip olduğunuz ilmin emrettiklerine göre değil, benim isteklerime uygun konuşacaksınız."


    Yazar o günden sonra Ebu Reyhan'ın tavrını değiştirdiğini, yanlış ya da doğru, sadece sultanın isteklerine göre davrandığını, aralarında da son derece uyumlu bir ilişki kurulduğunu belirtir.


    Semerkandlı Nizam'ın Chahar Maqalasmdan bir müneccime ait olduğu ileri sürülen dört kapı bilmecesi gibi birçok olayı aldım.


    Bu kitaptaki temel olaylar, sahneler ve belki de diyalogların yarısı, olayların geçtiği dönemin gerçekliğinden, yapıtlarından ve geleneklerinden çıkarılmışlardır. Uydurma değillerdir.


    11 hr 15 min
  • Turan Akıncı Suikast Osmanlı'da Son Dönem Suikastlar

    OSMANLI’DA SUİKASTLAR

    Osmanlı dönemine ilişkin bu kitapta on dört suikast yer alı­yor. Bu suikastların üç tanesi çok önemli siyasal gelişmelere yol açtı zira bu suikastlar iktidar gücünü elinde tutanlara yapılmıştı.

    Suikast Ermeniler tarafından Sultan II. Abdülhamit’e ya­pılan bombalı saldırıdır. Saldırı başarılı olmadı ama çok sayıda insan öldü. Batılı ülkelerin teşvikiyle Ermeniler, Doğu Anadolu Bölgesi’nde bağımsız bir devlet kuracaklarını sanıyorlardı. Sultan II. Abdülhamit’in bu bağımsızlığa engel olduğuna inanı­yorlardı ve bunun için padişahı öldürmeyi denediler.

    Kitabın ikinci bölümünde İttihat ve Terakki Cemiyeti ta­rafından işlenen on iki suikast var. Cemiyet ağırlıklı olarak Paris’te faaliyet gösteren ve Meşrutiyet’in ilanı için çalışan bir kurumdu. Faaliyette olduğu on yedi yıl içinde tüm mücadele fikir bazında yapılmıştı. 16 Ağustos 1906’ta Selanik’te kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti, orduya dayanan bir kurumdu ve ilk günden beri silahlı eylemi savunuyordu hatta bu iş için bün­yelerinde 99. Bölük isimli bir fedai grubu kurmuşlardı. Paris ve Selanik gruplarının birleşmesiyle kurulan İttihat ve Terakki Cemiyeti, sayısı bilinmeyen suikastlar düzenledi. Kitapta anla­tılan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nce düzenlenen on bir suikas­tın

    dokuzu, iktidarı devirmeyi amaçlamıştır. Diğer iki suikast ise iktidara geldikten sonra muhalif olan iki gazeteciye düzen­lenmiştir.

    Bunlardan en önemli sonuç veren suikast 7 Temmuz 1908 günü Manastır şehrinde Arnavut Şemsi Paşa’ya düzenlenen ey­lemdir. Birinci Ferik Şemsi Paşa olay yerinde ölmüş ve Sultan II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesine giden yol açılmıştır.

    Sultan II. Abdülhamit tarafından başarılarından dolayı ma­dalya verilen Kolağası Resneli Niyazi Bey, silah arkadaşlarıy­la dağa çıkar. Bir Osmanlı subayının bu davranışı Sultan II. Abdülhamit rejimine bir isyandır. Padişah da Niyazi Bey’i dağ­dan indirmek için komita savaşlarında uzman Birinci Ferik Şemsi Paşa’ya görev verir ama paşa, Manastır şehrinden çıka­maz. Arnavut dağlarının efsane komutanı Şemsi Paşa üç kur­şunla Manastır’ın meydanında öldürülür. Bu olay bütün den­geleri sarsar. İstanbul’da ise başta Sadrazam Mahmut Şevki Paşa olmak üzere iktidarın altı adamını öldürerek iktidarı devirecek­lerdir. Suikastın birinci ayağı başarılı olur ve sadrazam öldürü­lür ama devamı getirilemez. İktidar olayları kontrol eder ve su­ikastçılar yakalanır.

    Bu araştırmada tüm kişilerin isimleri günümüz imlasıyla yer aldı.

    Bugünkü karşılıkları olmadığı için çok az sayıda makamın özgün yazımı korundu.
    Cumhuriyet döneminde 1934 yılına ka­dar
    yaşamış tüm kişilerin adını ve soyadları birlikte kullanıldı. O tarihe kadar yaşamamış olanları ise Osmanlı dönemi lakap­larıyla verildi.


    6 hr 5 min
  • Turan Akıncı Sürgün II Abdülhamid'in Sürgünü

    Sultan II. Abdülhamit tahta çıkınca, babasının yaptırdığı Dolmabahçe Sarayı’nda oturmak istemedi zira padişahın deniz yılgısı vardı. Beşiktaş’ın Yıldız tepesinde kendine bir dünya kur­du. Sultan Abdülaziz devrinde yapılmış olan

    Yıldız Sarayı’nı ya­şam düzenine göre ek binalar yaptırarak büyüttü. Hünkâr, tüm saltanatı boyunca 33 yıl bu dünyada yaşadı.

    Osmanlı Devleti, onun dönemine kadar sadrazam ve vü­kela meclisi tarafından yönetilirdi ve yönetim yeri Babıâli idi. Abdülhamit döneminde, Sadrazam Mehmet Sait Paşa’nın

    da teşvikiyle BabıIâli’nin yetkileri azaltıldı ve yönetim gücü Yıldız Sarayı’na geçti. Zaman içinde sarayda ikinci bir devlet kadro­su oluştu. Siyasi yönetim ve padişahın özel hayatı birbirinin içi­ne geçti.

    Kitabın ilk bölümünde Sultan II. Abdülhamit’in 33 yıl süren Yıldız Sarayı döneminin satır başları yer alıyor. Bu dönemi anla­tırken padişahın özel hayatından da kesitler verildi. Hünkâr’ın İstanbul’daki yaşayış düzenini anlamadan, sürgündeki Selanik günleri anlaşılmazdı.

    Saltanatının son yılında Rumeli’de sorunlar yaşandı. Meşru­tiyeti tekrar ilan etmesi için yoğun baskılarla karşı karşıya kal­dı. Sultan, geleneksel “idare-i maslahat” usulü ile bu dönemi de yöneteceğini sanıyordu ama saraydaki hesap Rumeli şehirleri­ne uymadı. Bunun üzerine saray sertleşme politikasını benim­sedi.

    Rumeli’de ortaya çıkan cemiyet de buna aynı şekilde ce­vap verdi. Sonunda sarayın sertleşme politikası Rumeli sokak­ları karşısında yenilgiye uğradı.
    Hünkâr 24 Temmuz 1908 günü II. Meşrutiyet’i ilan etmek zorunda kaldı. Meşrutiyet sonrası sultan yönetim gücünü paylaşmak iste­medi zira yılların bir alışkanlığı vardı. Yıldız Sarayı, 31 Mart isyanına giden yolda meşrutiyet muhaliflerini el altından des­tekledi hatta muhalif gazetelere
    parasal destek sağladı. Sonunda İstanbul’da bir isyan yaşandı, meşrutiyet yanlısı birçok milletve­kili sokaklarda hunharca Öldürüldü ve Mebusan Meclisi isyan­cılar tarafından işgal edildi. Bunun sonucunda Hareket Ordusu Selanik’ten gelerek isyanı bastırdı. Bu olayların ucu sonunda Yıldız Sarayı’na dokundu.

    Sultan II. Abdülhamit, 33 yıllık padişahlığı sonunda 27

    Nisan 1909 Salı günü Osmanlı Mebusan Meclisi’nde yapılan oylama ile tahttan indirildi. Osmanlı tarihinde ilk defa bir padişah meclis kararıyla saltanatını kaybetti ve İstanbul dışına sürgüne gönde­rildi. Sultan II. Abdülhamit, Selanik
    Allatini Konağı’nda 3,5 yıl sürgün hayatı yaşadı. Bu dönemde Hassa Hazinesi’ne olan borç­larından dolayı eski padişahın ödeme sorunları çıktı. Saltanat hâ­zinesinin devlet hâzinesine olan borçlarından dolayı eski padişa­hın servetine el kondu ve mücevherleri Paris’te haraç mezat sa­tıldı.

    1912 yılı ekim

    ayında Yunanlılar Selanik şehrini almak için harekete geçti. Bu dönemde padişahı Selanik şehrinden çıkar­mak gerekti. Selanik-lstanbul demiryolu Balkan Savaşı sebe­biyle Bulgarlarm kontrolüne geçmişti. Padişah Selanik’ten de­niz
    yoluyla İstanbul’a nakledilecekti ama hünkârın ulaşımı için Osmanlı Devleti’nde gemi bulunamadı. Sonunda
    Almanlar imdada yetişti ve SMS Loreley gemisiyle zat-ı şahane yola çı­kabildi.

    6 hr 46 min
  • İsyan 31 mart isyanı Turan Akıncı

    Osmanlı Devleti, 24 Temmuz 1908 günü II. Meşrutiyet’i ilan etti. Bu karar ile ülke Mebusan Meclisi’ne dayalı meşrutiyet sis­ temi ile yönetilmeye başlandı. Sultan II. Abdülhamit’in 33 yıllık istibdat rejiminden sonra ortaya bir hürriyet dönemi çıktı. Ay­dınlar ve eğitimli kesim, bu hürriyet ortamının ülkenin birçok sorununu çözeceğine inanıyordu. Eğitim seviyesi düşük ya da hiç olmayanlar ise meşrutiyetin neye yaradığını ve kendilerine ne gibi imkânlar getireceğini bilmiyordu.

    Meşrutiyet döneminde, 31 Mart isyanına kadar olan 8.5 ay­lık sürede, dört ayrı hükümet görevde bulundu. Bu dönemde,

    birçok sorunlu olay yaşandı ve sonunda ülkede şeriat isteyen bir isyan başladı. Manidar bir tesadüf olarak, toplumun çok farklı kesimleri aynı gün ve aynı saatte farklı yerlerden gelerek isyana katıldılar. Bir merkezden planlanmış olan bu isyan, 13 Nisan 1909 günü yaşandı. Dönem takvimine göre, 31 Mart günü ya­ şandığı için Osmanlı tarihine bu isimle geçti.

    Tanzimat döneminde, toplumda kökleri daha eskiye uza­nan bir ayrışma su yüzüne çıktı. Avrupa ülkeleri, 1789 yılından itibaren sanayileşme ile beraber ilerlemeye başladılar. Osmanlı toplumunun eğitimli kesimi çareyi Batılılaşma ve çağdaşlaşmada görürken, eğitimsiz kesim kurtuluşu dine dönmekte buluyordu.

    Osmanlı Devleti’nde meşrutiyetin ilan edilmesi, o dönem için çok önemli bir gelişmeydi. Osmanlı’da yaşanan bu demokratik atılım, ülkenin gelişmesi ve halkın refahı için büyük bir adımdı. Demokrasideki bu adım, üretime yansıtılabilse, Osmani tekrar güçlü bir devlet haline gelecekti. Bu başarı; Mısır, Hindistan ve Pakistan gibi sömürgeleri olan İngiltere için son derece rahatsız edici bir örnek oluşturdu. İngiltere, meşrutiyeti kuran ve Türkçülük fikrini öneren İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni kendi çıkarlarına bir tehdit olarak görüyordu.

    İngiltere, İstanbul’daki elçiliğinin kontrolündeki yandaşla­rı vasıtasıyla önce meşrutiyeti ortadan kaldırmayı hedefledi. Bu hedefin gerçekleştirilmemesi durumunda ise sadaret makamı­ na Kıbrıslı Kâmil Paşa ve meclis başkanlığına Avlonyah Kemal Bey’in getirilmesi için bir isyan planladı. İngiltere, meşrutiyet gelişiminin dışında kalan kitleleri, ordudan atılan alaylı subay­ları, sürgünden dönen ve iş bulamayan memurları, askere git­memek için direnen medrese talebelerini el altından örgütledi. Sultan II. Abdülhamit döneminde bütçeleri kesilen ve toplum­ da itibar kaybetmiş olan medrese hocaları ve ilmiye sınıfını da isyana sürükledi. Önce asker içinde başlayan isyan “Şeriat iste­ riz” nidaları ile medrese hocalarının yönetimine geçti.

    Planlayıcılar ortadan çekilince, isyan, cahil er ve erbaşlar ile ayaktakımına kaldı ve İstanbul’da bir katliam yaşandı. Sokak­larda yaşanan cinayetler, tecavüzler, yağmalar ve sokak terörü on iki gün sürdü.

    31 Mart İsyanına hükümetin seyirci kalması üzerine Selanik III. Ordu’ya bağlı redif tümenleri İstanbul’a meşrutiyet düzenini korumak için gittiler. Bu güç, sonunda 40 bin kişiye ula­ şan Hareket Ordusu haline geldi. İstanbul’a ulaşan ordu, isyan­ cı güçleri adalet önüne çıkardı.

    13 Nisan 1909 Sah günü başlayan ayaklanma 27 Nisan 1909 Salı günü Sultan II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesiyle son buldu.


    3 hr 34 min
  • İlhami Soysal - Kurtuluş Savaşında İşbirlikçiler

    Kuvayı Milliye'cilerin «şaki ve bagi» oldukları, «katillerinin caiz olduğu» (öldürülmelerinin din yasalarına uygun olduğu) yolundaki fetvalar ard ardına yayınlanmakta, ajanlar eliyle ya da Đngiliz uçaklarıyla havadan atılmak suretiyle Anadolu içlerine dağıtılmaktadır. 25 Mayıs'ta, Ankara Hükümetinde görev alan eski Harbiye Nazırı ve Erkanı Harbiye-i Umumiye Reisi Ferik Fevzi Paşa (Çakmak), 6 Haziran'da da Miralay Đsmet (Đnönü), Bekir Sami (Kunduh), Celalettin Arif, Dr. Rıza Nur, Yusuf Kemal (Tengirşenk), Mehmet Rıfat (Börekçi), Miralay Fahreddin (Altay) Beyler gene Đstanbul Birinci Sıkıyönetim Mahkemesince idama mahkum edilecekler, bu idam hükümleri de Padişah iradesiyle kesinlik kazanacaktır.

    15 hr 19 min
  • Charles Harrington Sömürge Valisinin Himayesinde Vahdettin

    Atilla Oral Charles Harrington Sömürge Valisinin Himayesinde Vahdettin

    Bu sonucu en fazla İstanbul’daki temsilcilerimiz Sir Charles Harrington ve basiretli müşavirlerimiz, Sir Horace Rumbold aynı zamanda Lord Curzon’un sabır ve gayretine borçluyuz. Hükümetin takip ettiği üç hedef vardı: Birincisi bütün milletlerin ticareti için Boğazların serbest olmasıydı. İkinci olarak savaşın yaratacağı sorunların Avrupa’ya geçmesine meydan vermemekti. Üçüncüsü son altı yedi yıl içinde Anadolu’da meydana gelen ve imkansız görülen müthiş olayların İstanbul ve Yunanistan’da tekrarını önlemekti. Bu durum gayet tehlikeliydi.


    Bununla birlikte süratle ve metanetle hareket etmemiz icap ediyordu. Denizci ve askeri uzmanlarımız Boğazların iki sahilini işgal etmedikçe Boğazla rın serbestliğini ticari faaliyetleri yürütmeyeceğimiz fikrini bildirdiler. Türkler üzerimize yürüdüler. Fransıziar geri çekildiler. İtalyanlar da onları takip ettiler. Biz de Fransa gibi hareket ettiğimizi farz edelim: O zaman Kuva-yı Milliye Çanakkale’ye yerleşmiş olacak ve oradan atacakları son adım Boğazları geçmek olacaktı. Eğer Mudanya Konferansı’nda hu talebe muvafakat etmeseydiler onları kim yerlerinden çıkaracaktı?

    Tabi ki hiç kimse.. Bundan başka Boğaziçi’nde nahoş bir manzara oluşacaktı. Milliyetperver Türkler İstanbul’a gelecekti. Onların Boğazları geçmesine müsaade etseydik meydana gelecek olayları tasavvur etmek korku verir.


    Diğer meziyetlerinden sarfı nazar, Türk gibi birinci sınıf bir muharibe karşı blöf yapmayı tecrübe etmek iyi değildir. Bu oyun ancak korkak lara uygulanır. Türkler sevk-i tabiî ile ciddi veyahut müsamahakar olunduğunu derhal takdir ederler.


    Diyebilirim ki biz Türklere karşı tehditte bulunduk, ancak kesin karar verilmemişse tehdit daima büyük bir hata teşkil eder. Biz yalnız tehdit etmelde kalmadık, bilfiil hareket etmeye karar vermiştik. Türkler barışı sağlamak arzumuzdaki samimiyeti miz için bu kararı verdiğimizi anladılar.

    17 hr 18 min
  • TURAN AKINCI İŞGAL İstanbul'da Yabancı Güçler

    Mustafa Kemal Paşa, Alman Genelkurmayı ile yaptığı görüşmelerde Osmanlı devletinin bu savaşta boşuna harcandığını gördü. 15 Aralık 1917 Vahdettin, Almanya’ya Gidiyor Seyahatten bir iki gün önce Mustafa Kemal Paşa veliahttın Çengelköy’deki sarayına gitti ve kendisiyle tanıştı. Paşa, veliaht ile tanıştığında gördüğü manzaraya çok şaşırdı hatta kendisini biraz garip buldu. Veliaht Vahdettin Efendi konuşma sırasında sık sık gözlerini yummaktaydı. Paşa, seyahat öncesi Veliaht Efendi’den askeri üniforma giymesini ister zira seyahat askeri bir gezidir ama Vahdettin sivil bir kıyafet giymeyi uygun görür. Sonradan anlaşılır ki; veliaht olduğunda kendisine feriklik rütbesi verilmiş, sonra da mirliva rütbesine indirilmişti. Veliaht Efendi ise bu gelişmeye alınmış ve “Mademki benden ilk rütbeyi geri almışlar, ikinci rütbeye tenezzül etmem” demiş ve askeri üniforma giymekten vazgeçmişti. Sirkeci Tren Garı’nda veliahta bir uğurlama töreni düzenlendi. Merasim bölüğü teftişe hazırdı. Veliaht da uğurlanmayı beklemekteydi. Mustafa Kemal Paşa durumu hemen fark etti:

    “Bu askersizi uğurlamak için hazırdır. Kendilerini selamlayınız.” "Nasıl?"

    “Siz yürüyünüz, arkanızdan biz geleceğiz."™ Vahdettin askerin önünden geçerken, iki eli de yukarıda, gayri tabii ve bilinçsiz bir şekilde selam vererek yürüdü. Veliaht trene bindi. İçine girilen salonun pencereleri açıldı. Mustafa Kemal Paşa olaya tekrar müdahil oldu:

    “Bu pencereden askeri ve ahaliyi selamlayınız.”

    "Niçin lazımdır?"

    "Evet lazımdır!”™ Tren Sirkeci istasyonundan hareket etti ve epey sonra Veliaht Vahdettin Efendi, Paşa’yı oturduğu salona davet etti. Mustafa Kemal salona girdiği vakit veliaht kendisini ayakta karşıladı ve ona yer gösterdi. Sarayında çoğunlukla gözleri kapalı konuşan veliaht, bu sefer başka bir durumdaydı. Dikkatle Paşa’ya bakıyordu:

    "Affedersiniz Paşa Hazretleri, birkaç dakika evveline kadar kiminle seyahat etmekte olduğumu bana açıklamamışlardı. Ancak trenin hareketinden sonra aldığım malumat üzerine gıyaben çok tanıdığım ve takdir ettiğim bir kumandanımızla beraber bulunduğumu anladım. Ben sizi çok iyi bilirim. Arıburnu’nda ve Anafartalar’da yaptığınız bütün icraat, kazandığınız başarılar tamamen malumumdur. Siz İstanbul’u ve her şeyi kurtarmış bir kumandanımızsınız, beraber seyahat etmekte olduğum için çok memnunum vebundan iftihar ediyorum.”"1 Mustafa Kemal Paşa kendi salonuna döndüğü zaman keyiflidir. İstanbul’da sarayında ilk görüştüklerindeki kişi gitmiş bambaşka bir adam gelmişti. Veliaht, İstanbul’u terk ettikten, kendisini tamamen serbest gördükten ve bilhassa muhataplarının güvenilir adamlar olduğunu anladıktan sonra şahsiyetini olduğu gibi göstermekte artık sakınca görmüyordu. Seyahat süresince paşa ve veliaht her gün kısa veya uzun bir görüşme yaparlar. Paşa’da oluşan düşünce şu idi ki, bu adamla kendisini aydınlatmak ve kendisine yakından ve samimi yardım etmek şartıyla bazı işler yapmak mümkündü. Paşa bu düşüncesini gerek Naci Paşa’ya gerek diğer zatlara söyledi. Veliahtı bu şekilde padişahlık makamına hazırlamak ülke için gerekliydi.


    5 hr 50 min
  • CEMAL KAŞIKÇI CİNAYETİNİN KARANLIK SIRLARI DİPLOMATİK VAHŞET Ferhat ünlü Abdurrahman şimşek Nazif Karaman

    Tüm zamanların en ilginç cinayetlerinden biri, belki de birincisi hangisidir diye sorsalar, “Cemal Kaşıkçı cinayetidir” cevabını vermek yanlış olmaz. Zira Suudi gazeteci Kaşıkçının Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldürüldüğü 2 Ekim 2018’den bu yana Türkiye ve giderek dünya kamuoyu, bu iddialı kanaati doğrulayan sayısız gelişmeye tanık oldu. Bu gelişmelerin hatırı sayılır bir kısmı, -ulaşılan bilgi, belge, fotoğraf ve görüntüler ışığında- SABAH Gazetesi Özel İstihbarat Bölümü’nce haberleştirildi ve duyuruldu.


    Bu kitabın yazılış amacı, Kaşıkçı cinayeti konusunda bugüne dek yaptığımız tüm araştırmaların kapsamlı şekilde sunulması maksadının ötesinde, cinayetin karanlık sırlarını gözler önüne seren bilgi ve belgelerin derli toplu biçimde ve daha önemlisi, olayı aydınlatacak yeni bulgularla desteklenerek kamuoyuyla paylaşılmasıdır. Bu anlamda elinizdeki kitap, konuyu tekrar manşetlere taşıyacak yeni bilgi ve belgeleri de içermektedir.


    Kaşıkçı cinayetinin Türkiye ve dünya gündeminin baş sırasına yerleşmesinin1 muhtelif sebepleri var. Olayın arka planını bütünlüklü biçimde görebilmek için bu sebeplerin neler olduğu üzerinde durmak gerekiyor. Gelin, bu sebepleri, gazeteciliğin temel altı sorusunu -5NlK’yı- Cemal Kaşıkçı cinayetine uyarlayarak bulmaya çalışalım:


    “Ne, Nerede, Nasıl, Ne Zaman, Niçin ve Kim” sorularını Kaşıkçı cinayetine birebir uyarladığınızda bile olayın sıra dışı yönleri kendini gösteriyor.


    1 Medya Takip Merkezi (MTM) tarafından hazırlanan rapora göre ekim ayında medyanın en geniş yer verdiği konu Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesiydi. Kaşıkçı cinayeti, aynı zamanda dünya gündeminin de ilk sıralarındaydı.


    Haber, bütünüyle muhalif sayılmasa bile yer yer Suudi Arabistan yönetimini etkili biçimde eleştiren seçkin bir aileye mensup gazetecinin öldürülmesi olayı.


    Ve hadise dünya diplomasi tarihinde örneğine hiç rastlanmamış biçimde bir başkonsolosluk binasında gerçekleşiyor. Tarihte bu şekilde öldürülen başka biri yok. Başkonsolosluktan açılan ateş sonucu öldürülen kişiler var ancak hiçbiri Kaşıkçı olayının muadili, hatta benzeri değil. Bu tür olaylardan en hatırda kalanı şu:


    Irak’ta Kerkük-Erbil yolu üzerindeki Altınköprü’de 102 Türkmen’in katledilmesini protesto etmek isteyen Türkmenler, 5 Nisan 1991’de İstanbul Beyoğlu’ndaki Irak Başkonsolosluğu binasına yürümüş, burada göstericilerden bazıları konsolosluk binasına taş atmıştı. Göstericilerin bu tepkisine konsolosluk binası içerisinden otomatik silahla ateş açılarak cevap verilmiş, olaylarda Nejdet Bakkaloğlu ve Yılmaz Hacı Sait hayatını kaybetmiş, çok sayıda kişi de yaralanmıştı.


    Türk polisi, Ayad Faik Taha adındaki konsolosluk görevlisini gözaltına alıp dışarı çıkarmış, olayda kullanılan Kalaşnikof da teslim alınmıştı. 10 Mart 1992’de, yargılandığı Türk mahkemelerince idam cezasına çarptırılan Faik Taha, ‘tahrik’ indirimi nedeniyle 30 yıl hapis cezası almış, 8 ay Türkiye’de hapis yattıktan sonra özel bir anlaşmayla Irak’a teslim edilmişti.2


    Fakat belirttiğimiz gibi Kaşıkçı olayı bu hadiseden farklı. Kaşıkçı, planlı bir şekilde, hunharca öldürüldü. Cesedi parçalara ayrıldı. Maktule reva görülen postmortem3 işkence “Nasıl” sorusuna bulduğumuz bir yanıt olarak olayın dramatik boyutunu derinleştiriyor.


    Keza maktulün başkonsolosluğa 2 Ekim günü saat 13:14’te girdikten çok kısa bir süre sonra öldürülmesi ve cesedinin 15:08’de diplomatik plakalı bir araçla başkonsolosluk binasından çıkarılması da infaz timinin zamanla yarışırcasına bu vahşi operasyonu yürüttüğünü göstermesi bakımından önemli.


    11 hr 44 min
  • Saraydaki Tarikat Erdal Sarızeybek

    “Bu kitap anayasal düşünce özgürlüğü çerçevesinde kaleme alınmıştır. Yazarın hiçbir tarikat ya da cemaatle ilgisi yoktur. Yazar anayasal sınırlar içinde her inanca saygılıdır.”

    “inançların kutsallığına...”

    “Tarih boyunca Türk milleti kutsal inançlarının siyasete alet edilmesinden hiçbir fayda görmemiş aksine telafisi mümkün olmayan çok ağır kayıplara uğramıştır.

    Artık geleceğimiz her türlü şahsi ve siyasi çıkarların ötesinde temiz ve saf bir inanç özgürlüğü ile aydınlanmalıdır. ”

    İlk Sözler

    Ülkem şu anda şokta!

    Aslında şokun ötesinde, ağır bir travma bu!

    Hem de öyle ağır bir psikolojik travma ki bu, Türk milleti tarih boyunca varlığını ve bekasını emanet ettiği ordusuna sızmış işbirlikçi ajanlar eliyle sırtından hançerlendiğini düşünüyor...

    Böylesi bir travma tarih boyunca yaşanmadı hiç!

    Ve Türk ordusu...

    Türk ordusu kendi içine sızmış işbirlikçi ajanlar eliyle kalbinden vuruldu!

    Türk milleti kendinden öte asıl bunu düşünüyor; nasıl oldu bu iş, nasıl oldu da bağrından çıkardığı ordusu can evinden vuruldu!

    Ama bu yürekler öylesine sağlam ki hâlâ çarpmaya devam ediyor...

    Hiç öyle fazla söze gerek!

    Diyeceğim şudur:

    Bu öylesi bir ihanet ki, oyun sahnede ama perdeler açık olmadığı için asıl yüzler görülemiyor...

    Bu perde her ne pahasına olursa olsun açılmalıdır.

    Her ne pahasına olursa olsun bu ihanet her cephesiyle açığa çıkarılmalıdır.

    Bu 15 Temmuz ihanet darbesi açığa çıkmadan devletimizin, biz Türk milleti ve biz Türk ordusunun rahat yüzü görmesi artık mümkün değildir.

    Ben gücümü Türk tarihinden alarak yola çıktım ve bu güçle ihaneti örten perdeyi bu kitapla açabilmek için tarihimizin derinliklerinde çırpındım durdum.

    Ulaştığım noktada görebiliyorum ki, bu ihanetin perde arkasında yer alan asıl oyuncuların kendilerini küresel siyasetin sığmağına çekme şansı artık kalmamıştır.

    Ancak...

    İhaneti örten bu perde sonuna dek açılıncaya kadar da uyku bize haramdır!

    Hepimiz uyanık kalacağız...

    Ta ki bu ihaneti bertaraf edip varlığımız ve bekamızın güvende olduğunu hissedinceye kadar...

    Ta ki çocuklarımıza huzurlu ve güvenli bir ülke ve gelecek sağlayıncaya kadar...

    Erdal Sarızeybek Ankara, Ekim 2016


    16 hr
  • Korsan tercüme Aldatma, Karşı Aldatma ve Karşı İstihbarat Robert M. Clark  William L. Mitchell

    Aldatma ve Karşı Aldatmanın Temelleri

    Bölüm 1. Aldatma: Temel Bilgiler

    Bölüm 2. Metodoloji

    Bölüm 3. Sonuç Senaryosu

    Bölüm 4. Hedef

    Bölüm 5. Hikaye

    Bölüm 6. Kanallar

    Bölüm 7. Geleneksel İstihbarat Kanalları

    Bölüm 8. Siber Uzay Kanalı

    Bölüm 9. Aldatmanın Planlanması ve Yürütülmesi

    Bölüm 10. Aldatmaya Karşı Hazırlanmak

    Bölüm 11. Aldatmayı Tanımlama

    Bölüm II: Alıştırmalar

    Bölüm 12. Sensör Haritalama ve Kanal Takibi

    Alıştırmalar

    Bölüm 13. Genel Aldatma Planlama Alıştırmaları

    Bölüm 14. Askeri Aldatma Planlama Tatbikatları

    Bölüm 15. Aldatma Tespit Egzersizleri


    Savaş aldatma üzerine kuruludur. Sun Tzu

     

    Bu kitap aldatma hakkındadır: Özellikle, aldatmayı çatışmada avantaj elde etmek için bir araç olarak ele almaktadır. Bu nedenle, özellikle askeri operasyonları, ulusal güvenliği ve kolluk kuvvetlerini desteklemek için uygulandığı şekliyle, tüm hükümet ve hükümet dışı faaliyet seviyelerinde aldatma ilkelerini ve uygulamalarını açıklıyor ve tartışıyoruz.

     

    Aldatma baskın tema olmasına rağmen, kitap aldatma, karşı istihbarat (CI) ve psikolojik operasyonların (PSİKOP) ortaklığını araştırıyor. Bunlar uzun zamandır ayrı ve bağımsız disiplinler olarak ele alınmıştır, çünkü örgütsel olarak ayrılma eğilimindedirler. Ancak onları ayrı olarak öğretmek bir hatadır; Çok fazla ortak özellikleri var. Bu kitap, ali üçünün altında yatan ortak ilkeleri ve metodolojiyi vurgulayarak farklı bir bakış açısı getiriyor. Ali'nin nihai amacı aynıdır: bir hedefin (bir birey veya grup) algılarını ve müteakip eylemlerini, örgütler ve hükümetler arasındaki çatışmalarda sizin tarafınız için olumlu bir sonuç üretecek şekilde şekillendirmek.

     

    Aldatmanın temel ilkeleri ve metodolojisi, başarılı karşı istihbaratın temelini oluşturur, bu nedenle kitap, terimin en genel anlamıyla CI ile ilgilidir. "Karşı istihbarat" üzerine yazılan kitapların çoğu, karşı casusluğa veya casusların tespit edilmesine ve yenilgiye uğratılmasına odaklanır. Ancak karşı istihbarat bundan çok daha fazlasıdır. Ali karşı casusluk karşı istihbarattır, ancak karşı istihbarat karşı casusluk değildir. Bu nedenle, kitaptaki örneklerin çoğu büyük ölçüde karşı istihbaratla ilgili; yani, bir rakibin istihbarat servisine saldırmak ve onu aldatma yoluyla hatalı bir sonuca varmaya teşvik etmek.

     

    Başarılı PSİKOP'ların temelinde aynı temel ilkeler ve metodoloji yatmaktadır. Gibi

     

    karşı casuslukta olduğu gibi, kitap konuyu derinlemesine ele almıyor. Bunun yerine, PSİKOP'ta ve özellikle disiplinin bir biçiminde aldatmanın uygulanmasına odaklanır. PSİKOP üç şekilde gelir: beyaz (mesajın kaynağı kabul edilir), gri (kaynak gizlidir) ve siyah (başka bir kaynaktan, genellikle bir rakipten geliyormuş gibi görünür). Beyaz ve gri PSİKOP'lar zaman zaman aldatmacadan yararlanırlar. Genellikle gizli bir operasyon olarak yürütülen siyah PSİKOP, kaçınılmaz olarak aldatmaya dayanır. Bu nedenle, bu kitapta konuyu ele almak için birincil bağlamdır.

     

    Bir dizi kitap ve dergi makalesi aldatmanın tarihsel ve teorik yönlerini ele alsa da, odak noktası artık eskimiş olan Sovyet dönemi dezenformasyon disiplinlerine yöneliyor. Bu kitap, ilkeler stiliyle alakalı olduğu için birçok tarihsel örnek içermektedir, ancak aynı zamanda daha güncel çizimler de vurgulanmaktadır. Ve aldatma tipik olarak istihbarat ve operasyon kurslarında neredeyse sonradan düşünülmüş bir düşünce olarak sunulur. Ancak aldatma, günümüzün stratejik bağlamına uyan kendi eğitim ve öğretim altyapısını hak ediyor. 2014 yılında Kırım'ı ilhak etmesini destekleyen Rus aldatmacasından bu yana, aldatma kavramına artan bir ilgi gösteriliyor. Bu metin, istihbarat ve harekat derslerinde aldatma planlamasının yanı sıra aldatmayı tespit etme ve karşı koyma açısından eğitim seviyesini yükseltmek için tasarlanmıştır.

     

    11 hr 37 min

About Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam

From the publisher's feed

Öğrenmeyi öğrenmek, tam öğrenme kavramının temeli ve eleştirel düşüncenin sonucudur. Bilgiye nasıl erişileceği, nasıl işlenip uygulamayla uzun dönem hafızamıza işleme hedefini öğretir. Bu denli önemli…