Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam

Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam

By Tarkan Bulan - Öğrenmeyi ÖğrenmekEducation
Download on the App Store

Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam episodes

  • İnsanın Sonu mu? Göbeklitepe'den Yapay Zekaya Din, Bilim, Teknoloji Cengiz Taşçı

    İnsanın Sonu mu? Göbeklitepe'den Yapay Zekaya Din, Bilim, Teknoloji Cengiz Taşçı

    “Bu hayatta…” diye başlayan ve hepimizin hayal gücünü tetikleyen cümlelerin insanı derin uykulardan uyandıran bir yanı var. Elmadan bir ısırık aldığında birden rüyadan uyanarak, titreyen çıplak bedenini fark eden Adem’in kendi bedenine, kendi zamanına, kısaca kendi yaşamı denilen hayat kurgusuna hapsolduğunu ürküntüyle fark ettiği ölümlülük hissinin bir benzeri bu. Rüyadakine göre daha kırılgan, daha sınırlayıcı ve üstelik geçici bir hayatta olduğumuzu derinden kavradığımız bir uyanma hali. Elbette yaşama dair soruların hedefindeki bu ürpertici fark ediş, hayatın sınırlarını kavramakla doğrudan ilgilidir. Sınır nerede başlıyor, nerede bitiyor? Yaşamın başı ve sonrası ne? İlk insandan beri zihinleri meşgul eden ve çaresizliğimizi ele veren sorular…

    17 hr 37 min
  • İnanç Uykusu - Eyüp Erdoğan

    Hatırlatma: Bu kitap seslendirmesi Dikkat Eksikliği Disleksi vb kitap okumayı zorlaştırmasının cehaletin bir bahanesi olmaması için hazırlanmıştır. Maddi ve manevi çıkar söz konusu değildir. Daha rahat dinlenmesi için kaynaklar ve bilimsel atıflar ve sayfa altı bölüm sonu ve de kitap sonundaki detaylı anlatımların yapıldığı bütün bölümler çıkartılmıştır.


    Doç. Dr. Eyüp Erdoğan, Lisans, Yüksek Lisans ve Doktora eğitimini, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’nde tamamlamıştır. Halen Mersin Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır. Bilim Tarihi, Bilim Felsefesi, inanç Felsefesi, Din Felsefesi ve Aşk Felsefesi üzerine akademik çalışmalarını sürdürmekte ve bu alanlarda Lisans ve Lisans Üstü düzeyinde dersler yürütmektedir. Söz konusu alanlarda birçok makale yayımlamış olmasının yanı sıra, 2009 yılında Arkeoloji ve Sanat Yayınlan’ndan Aristoteles'ten Newton'a Paradigmatik Bilim Tarihi, 201 l’de Bilim ve Metafizik Üzerine Tarihsel Bir Soruşturma, 2016 yılında Müptela Yayınlan’ndan Aşk ve Kaotik özgürlük adlı kitapları yayımlanmıştır.



    Sizi kendisine benzetmek isteyen, kendisi gibi olmaya yönelten, zorlayan, doğal olmanızdan korkan yapay insanların içinde yaşıyorsunuz.

    Teslimiyet, itaat ve korku üzerine kurulmuş, emretme, yaptırma gücüne sahip, yasaklama, itaat ettirme hakkı veya gücü olan otoriter bir çevrede yaşıyorsunuz.

    Doğal değilseniz, yapaysınız!

    Çünkü doğal bir çevrede yaşamıyorsunuz. Doğallığın değerini bilecek, sizin de doğal olmanızı isteyecek, sizi doğal olmaya yöneltecek, doğal olmaklığa özendirecek doğal insanlardan mahrumsunuz.

    İnsanı asıl değer kabul eden, özgürlük, kendini gerçekleştirme ve sevgi üzerine kurulmuş hümaniter bir çevrede yaşamıyorsunuz.

    Doğal değilseniz, yapaysınız!

    Hümaniter olmayan bir çevrede yaşadığınız için yabancılaşmışsınız.

    Otoriter bir çevrede yaşadığınız için kendinizi gerçekleştirememişsiniz.

    Kendinizi gerçekleştiremediğiniz, kendinize ait olmayan yabancı bir yaşam sürmektesiniz.

    Kendiniz olamadığınız için, öncelikle kendinize yabancısınız.

    Sadece kendinize değil, yakın çevrenize, topluma, vatandaşı olduğunuz ülkeye yabancısınız.

    Bir parçası olduğunuz doğaya, üzerinde yaşadığınız dünyaya yabancısınız.

    Bu yüzden hayata ilgisiz, lakayitsiniz.

    Bu yüzden varoluşunuza kayıtsız, bigânesiniz.

    Anlaşılamayan, karşısında güçsüz kalınan doğa ve toplum olaylarının doğaüstü, gizemli güçlere dayanılarak yapılan açıklamalarına inanıyorsunuz. Doğal olmayan, yabancılaşmış doğaüstü güçlere, kutsal varlıklara bağlanmışsınız. Olağanüstü niteliklere, güçlere sahip bu kutsal varlıklara şirin görünmek için icat edilmiş olan yabancılaşmış kurallara, kurumlara, törenlere, simgelere teslim olmuşsunuz. Gerek kendinizle, gerek çevrenizle ilişkilerinizi bu yabancılaşmış kutsal uygulama ve davranışlarla düzenliyorsunuz. Din inancı güçlü, din kurallarına bağlısınız. Dindarsınız!

    Evreni yaratan ve yöneten, vahiy yoluyla insanlara buyruklar veren bir tanrının varlığına inanıyorsunuz. Teistsiniz!

    Ya da,

    Doğal değilseniz, yapaysınız!

    4 hr 28 min
  • TÜRK İSTİHBARATI «SOĞUK SAVAS ABD VE İNGİLTERE ARASINDA TÜRK GİZLİ SERVİSİ

    Hatırlatma: Bu kitap seslendirmesi Dikkat Eksikliği Disleksi vb kitap okumayı zorlaştırmasının cehaletin bir bahanesi olmaması için hazırlanmıştır. Maddi ve manevi çıkar söz konusu değildir. Daha rahat dinlenmesi için kaynaklar ve bilimsel atıflar ve sayfa altı bölüm sonu ve de kitap sonundaki detaylı anlatımların yapıldığı bütün bölümler çıkartılmıştır.

    Egemen Bezci doktorasını İngiltere’de Nottingham Üniversitesi nde tamamladı. İngiltere Kraliyet Tarih Topluluğu’nun seçilmiş bir üyesidir. İngiltere, Tayvan, Yeni Zelanda ve İsveç’teki üniversitelerde doktora sonrası akademik çalışmalar yürütüp Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGIT) akademisi gibi kuruluşların akademilerinde güvenlik üzerine ders vermiştir. Çalışmaları Bulletin of the Atomic Scientists, New Scientist, National Interest, War on the Rocks, Routledge, Bloomsbury, Stanford University Press, Lexington ve Koç Üniversitesi Yayınları gibi akademik ve popüler yayın organlarında yer almıştır.


    Türk istihbaratının erken Soğuk Savaş döneminde göreceli zayıf taraf olan Türkiye’nin hedeflerine ulaşmak için başta Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı olmak üzere yürüttüğü istihbarat, diplomasinin iki kutuplu

    güç mücadelesi anlatısının ötesine geçtiğini gösteren önem li bir örnektir. Elinizdeki kitap işte bu araştırma için birincil kaynaklara başvurmak adına Kansas’tan Oxford’a, Varşova’dan Ankara’ya kadar uzanan uzun ve yoğun bir çalışmanın sonucunda ortaya çıktı.

    Yaklaşık on sene önce akademik dünyada yer alırken çalışmalarına başladığım ve 2019 yılında Bloomsbury Yayınevinden İngilizce orijinali yayınlanan bu kitabın, Kronik Kitap sayesinde Türkçe olarak okuyucuyla buluşması beni oldukça mutlu etti. Kitabın Türkçe baskısına vesile olan sevgili dostum Kronik Kitap editörü Can Uyar, Gizli Teşkilatlar Serisi editörü Polat Safi, kitabın çevirisi ve düzeltmeleri üzerine büyük bir titizlikle çalışan editör M. Murtaza Özeren olmak üzere Kronik Kitap ailesine teşekkür ederim.

    İlgi duyanların istifade etmeleri dileğiyle...

    7 hr 55 min
  • APTAL BEYİN

    Bu kitap bütün sosyal ilişkilerimle neredeyse aynı şekilde başlıyor; ayrıntılı ve bütünlüklü bir özür silsilesiyle.

    İlk olarak, bu kitabı okuyup da beğenmezseniz, üzgünüm. Herkesin hoşuna gidecek bir şey ortaya koymak mümkün değil. Eğer bunu başarabilseydim, şimdiye kadar çoktan dünyanın demokratik yollarla seçilmiş ilk başkanı olurdum. Ya da Dolly Parton.

    Bu kitapta işlenen, beyindeki acayip ve ilginç süreçlere ve bunların ürettiği mantıksız davranışlara odaklanan konular benim için büyüleyici. Örneğin belleğinizin egoist olduğunu biliyor muydunuz?

    Belleğin başınıza gelen olayları ya da öğrendiğiniz şeyleri doğru hatırlamaya yaradığını düşünebilirsiniz ama hiç de öyle değil. Belleğiniz çoğu zaman sizi daha iyi göstermek için depoladığı bilgiyi değiştirir ve düzenler, tıpkı okul tiyatrosunda dikilip burnunu çekmekten başka bir şey yapmayan küçük Timmy’ye düşkün annesinin, oğlunun ne kadar harika oynadığını söylemesi gibi.

    Ya da aslında stresin herhangi bir görev sırasında performansınızı yükseltebileceği bilgisine ne dersiniz? Bu nörolojik bir süreç, söylenti değil.


    8 hr 5 min
  • Aristos Yaşam Üzerine Notlar John Fowles


    Aristos, John Fowles tarafından 1964 yılında yayınlanan bir deneme kitabıdır. Kitap, "yaşam" hakkındaki notları bir araya getiriyor ve MÖ 5. yüzyıldaki Efeslilerden Herakleitos’un kaleme almış olduğu notlarından esinleniyor. Kitapta, insan özgürlüğünün çeşitli biçimleri inceleniyor ve sanatın insan için ne ifade ettiği üzerine de tartışılıyor. Aristos, insanlık tarihinin çeşitli kültürlerinden ve uygarlıklarından esinlenerek, insanın özgür irade ve kendine özgü değerler arasındaki ilişkilerin ortaya konularak, insanın kendi kaderini nasıl kontrol edebileceğini anlatmak amacıyla yazılmıştır. Aristos, insanın duygularını, bireysel tercihleri ve eylemlerini değerlendirerek, insanın özgür iradesini ortaya koymasının güzelliğini anlatmak için düşüncelerin ortaya konulmasını da amaç güder.


    6 hr 54 min
  • İnsan zihnini anlamak için, kendini aldatmayı anlayın.

    İnsan zihnini anlamak için, kendini aldatmayı anlayın.


    İnsan zihni, harika bir yapı ve sistem kümesidir. Bilinç ve eylem merkezidir. Eşsiz bir kimlik oluşturur. Bir dünya görüşü yaratır. Zengin deneyim, dünyayla olan etkileşimlerinden ortaya çıkar. Düşünüyor. Hissettiriyor. O istiyor. Doğruları kavrar ve hataları bastırır. İçgörülere ulaşır ve önyargılar üretir. Hem faydalı gerçekler hem de zararlı yanlış anlamalar onun iç içe geçmiş ürünleridir. Doğru olana olduğu kadar yanlış olana da kolayca inanabilir.


    Doğru davranışta güzelliği görebilir ve açıkça etik dışı olanı haklı çıkarabilir. Sevebilir ve nefret edebilir. Nazik ve acımasız olabilir. Bilgiyi veya hatayı ilerletebilir. Entelektüel olarak alçakgönüllü veya entelektüel olarak kibirli olabilir. Empatik veya dar görüşlü olabilir. Açık veya kapalı olabilir. Kalıcı bir genişleyen bilgi durumuna veya köreltici bir cehalet daralma durumuna ulaşabilir. Kendini kandırma ve gaddarlığıyla hem kiraya verme yeteneğindeki yaratıkları aşar, hem de onların masumiyetini ve asaletini aşağılar.


    İnsanlar kendi zihinlerinde rasyonel ve irrasyonel olanın böylesine tutarsız bir karışımını nasıl yaratabilirler? Cevap kendini kandırmaktır. Aslında insanın belki de en doğru ve faydalı tanımı “kendini aldatan hayvan” tanımıdır. Aldatma, ikiyüzlülük, safsata, kuruntu ve ikiyüzlülük, “doğal”, eğitimsiz haliyle insan doğasının temel ürünleridir. Bu eğilimleri azaltmak yerine, çoğu okul ve sosyal etki onları yeniden yönlendirerek daha sofistike, daha sanatsal ve daha belirsiz hale getirir.


    Bu sorunu daha da kötüleştirmek için, insanlar yalnızca içgüdüsel olarak kendilerini aldatmakla kalmaz, aynı zamanda doğal olarak toplum merkezlidirler. Her kültür ve toplum, tüm temel inanç ve uygulamalarında, tüm değer ve tabularında kendisini özel ve haklı görür. Halk geleneklerinin keyfi doğası, antropologları (eğer varsa) tarafından bilinir, ancak ezici çoğunluğu tarafından bilinmez.

    İnsanların ezici üstünlüğü, neye inanacaklarına özgürce karar vermemiş, daha ziyade, inançlarına sosyal olarak koşullandırılmış (beyinlendirilmiş) olmuştur. Onlar yansıtıcı olmayan düşünürlerdir. Akılları, anlamadıkları, kontrol etmedikleri ve ilgilenmedikleri sosyal ve kişisel güçlerin ürünleridir. Kişisel inançları genellikle önyargılara dayanır. Düşünceleri büyük ölçüde klişelerden, karikatürlerden, aşırı basitleştirmelerden, kapsamlı genellemelerden, yanılsamalardan, kuruntulardan, rasyonelleştirmelerden, yanlış ikilemlerden ve yalvaran sorulardan oluşur. Motivasyonları genellikle irrasyonel korkular ve bağlılıklar, kişisel kibir ve kıskançlık, entelektüel kibir ve basit fikirliliğe kadar izlenebilir. Bu yapılar kimliklerinin bir parçası haline geldi.


    Bu tür kişiler, kendilerini hemen etkileyen şeylere odaklanır. Dünyayı etnosentrik ve milliyetçi gözlerle görürler. Başka kültürlerden insanları klişeleştirirler. İnançları sorgulandığında - bu inançlar ne kadar haksız olursa olsun - kişisel olarak saldırıya uğramış hissederler. Tehdit altında hissettiklerinde, genellikle çocuksu düşünceye ve duygusal karşı saldırılara geri dönerler.


    Önyargıları sorgulandığında, genellikle kendilerini sık sık sorguya çekenleri “hoşgörüsüz” ve “önyargılı” olarak klişe hissederler. İnançlarını desteklemek için kapsamlı genellemelere güvenirler. “Düzeltilmekten”, aynı fikirde olmamaktan veya eleştirilmekten içerlerler. Yeniden uygulanmak, pohpohlanmak ve kendilerini önemli hissettirmek istiyorlar. Basit fikirli, siyah beyaz bir dünya ile sunulmak istiyorlar. Nüansları, ince ayrımları veya ince noktaları çok az anlarlar veya hiç anlamazlar.


    2 hr 49 min
  • SİYASAL İSLÂM Dinî ve Fikrî Temelleri Mehmet Zeki İşcan

    SİYASAL İSLÂM Dinî ve Fikrî Temelleri Mehmet Zeki İşcan


    Siyasal İslam sayesinde ateist ve deist nüfusun patlaması yaşandığı gibi toplum daha ahlaksız daha bencil ve saldırgan olmuştur. Artan çocuk tecavüzleri de siyasal islam'ın ne kadar tehlikeli olduğunu göstermektedir.


    Siyasal İslam kavramının ifade ettiği gerilim, son zamanlarda, İslam'ı çepeçevre kuşatmıştır. Bu durum, değer alanları içinde dinin konumunun belirsizleşmesine neden olmaktadır. Siyasal İslam, islam'ın sosyal sahadaki tayin ediciliğinin kapsamlı bir özellik gösterdiği fikri üzerine kuruludur. Bunun için İslam'ı, sık dokulu bir ideoloji olarak takdim etmektedir.

    Her şeyi belirlemek isteyen bir din anlayışının, eninde sonunda varacağı nokta, her şey tarafından belirlenen bir 'din'e ulaşmak olacaktır. İ slam dünyasında yaşanan 'din buhranı'nın arkasında yatan temel etken, bu olsa gerektir.

    Bu buhranı aşabilmenin yolu; dini, kendisi ile karıştırılan bazı kültür kollarından ayırmak ve böylece din anlayışındaki hatalardan kurtulmaktır.

    Siyasal İslam bu konuda bir referans çerçevesi oluşturabilir.

    Bu anlayışın dini ve fikri temelleri iyi okunur ve değerlendirilebilirse, dinin, nasıl maddi kalıplar içerisinde yozlaştırıldığı konusunda bir tecrübe elde edilebilir. Bu tecrübe ile, dini hayatı yeniden ihya etmek mümkün hale gelebilir. Mütevazi çalışmamızın amacı, bu canlılığın sağlanmasına katkıda bulunmaktır.

    Çalışmamızın yayın aşamasına gelmesinde Yrd. Doç. Dr. Cengiz Gündoğdu'nun teklif ve teşviklerinin payı büyük olmuştur.

    Bundan dolayı kendilerine teşekkür etmeyi, kadirbilirliğin gereği sayıyorum.

    Ayrıca çalışma odasından ve kütüphanesinden yararlanma imkanını sunan Prof. Dr. Niyazi Usta'ya da şükranlarımı sunuyorum.

    3 hr 34 min
  • 1965 Endonezya Ehli Sünnet İhvan Ensar 1 milyon müslüman 6 ayda nasıl öldürüldü - Muhsin Altun

    1965 Endonezya Ehli Sünnet İhvan Ensar selefiler verdikleri fetvalarla nasıl 1 milyon solcu müslümanı (ihsan eliaçık gibi farklı düşünen müslümanları) 6 ayda nasıl öldürüldü - Muhsin Altun


    Her türk vatandaşının zorunlu okuması ve dinlemesiş gereken bir kitaptır.


    Kadınlara öldürmeden önce defalarca tecavüz ettiler, karınlarındaki ve kucaklarındaki bebeklerini öldürdüler, akla hayale gelmeyecek işkenceler yaptılar; sağ kalanları seks kölesi olarak Kullandılar. Bütün bunları Allah için (!), cihat sevabı umarak yaptılar. Yıllar sonra araştırmacılar ve basın kendilerine mikrofon uzattığında yaptıklarını gururla anlattılar. Arada ezan okununca röportajı bırakıp camiye koştular. Kıyımın faillerinden hiçbiri mahkeme önüne çıkarılmadığı gibi aksine cezasızlık yönünde mevzuat değişiklikleri yapıldı.

    Katiller cennete gideceklerini savunuyor.


    Dindar örgütlerin rolüne değinen çalışmalar yayınlansa da dindarlığın doğası ve dindarların şiddet potansiyeli konusuna yaklaşabilen olmadı. Çünkü dindarlığın “iyi bir şey” olduğu varsayılıyordu, dindarlar hep iyi insanlardı. Aralarından bazen kötüler çıksa da onlara zaten “dindar” denemezdi, onlara “dinci” denilmeliydi.

    1 Ekim 1965 sabahı, Endonezya'nın başkenti Jakarta bir grup subayın başlattığı bir darbe girişimine sahne oldu. Gün çoktan ağarmış, işçiler ve memurlar işbaşı yapmıştı. Darbeciler ordunun üst komuta kademesinden altı generali kaçırıp öldürdüler. İşgal ettikleri radyo binasında haber spikerine zorla okuttukları bildiride, ülkenin kurucu lideri Sukamo’yu antikomünist generallerin darbesinden korumak üzere harekete geçtikleri yazıyordu. Suharto, bir günden daha kısa sürede tek kurşun atmadan darbe girişimini bastırdı.

    Sukamo yeniden ortaya çıktı. Darbecilerin karargah olarak kullandıkları hava üssünde bulunan iki sivilin itiraflarını değerlendiren ordu sözcüleri, girişimin ardında Endonezya Komünist Partisi’nin (PKI) olduğu yönünde açıklamalar yaptılar. “kökleri kazınacak” diyerek tamamlandılar.

    Ardından, ülkede 20. Yüzyılın en büyük siyasal kıyımlarından biri başladı. Ekim 1965 ile Mart 1966 arasındaki altı aylık sürede bir milyonun üzerinde insan Komünistlik suçlamasıyla öldürüldü, yaklaşık bir buçuk milyon kişi tutuklanıp cezaevlerine ya da toplama kamplarına konuldu. Partiye ve bağlantılı kuruluşlara ait kreş, okul ve üniversiteler kapatılıp mal varlıklarına ordu tarafından el konulurken bazıları dindar kuruluşlara devredildi.


    Önde gelen dindar örgütler Komünistlerin kafir/ateist/ sapkın oldukları ve onları öldürmenin ibadet sayılacağı yönünde fetvalar verdiler. Ensar adı altında örgütlenen dindar çeteler ve yatılı dini okullardan toplanan öğrenciler, ordunun dağıttığı listelere göre geleneksel silahlarla (balta, kılıç, bıçak, bambu mızrağı vs.) infazlar gerçekleştirdiler

    13 hr 58 min
  • (istihbarat bilgileri) KORKU İMPARATORLUĞU FETO Bilimsel Nesnel Sosyo Psikolojik Analiz İsmail Tokalak

    KORKU İMPARATORLUĞU FETO

    Bilimsel Nesnel Sosyo Psikolojik Analiz

    İsmail Tokalak


    "Tarih bilmek bugünü ve geleceği doğru yorumlamakla bize yardım eder" derler. Ama sanki biz geçmişten hiç ders almıyoruz, hep aynı şeyi yaşıyoruz.. Halil İnalcık, Eylül 2015


    Şunu öncelikle belirtmemiz gerekiyor; o da bu kitap, 10 sene civarında süren bir çalışma sonucunda, Gülen'in aşağı yukarı bütün eserlerini, onun hakkında yazılan çoğunluk eserin ve haberin okunup değerlendirilmesi sonucu ortaya çıkmıştır. Benim 2007'de bitirdiğim Şubat 2008'de basıma giren ve bugün piyasada pek bulunmayan Dünyayı Yönetenler ve Sistemleri adlı kitabımda Gülen'in ve Ilımlı İslam görünümü altında, Cemaat yapılanmasının ne kadar tehlikeli olduğunu, Gülen'in Yahudi lobileriyle nasıl içli dışlı olduğunu, hatta bu ADL adlı lobinin başkanı ve kanunsuz işlere bulaşan bir adam olan Abraham Foxman ve adamları ile nasıl buluştuklarını (1997,1998) en büyük Yahudi lobisi olan ADL'nin, Gülen'in 'Hoşgörü ve Diyalog' adlı kitabını İngilizce bastırıp bütün dünyaya dağıttıklarını belirtmiştim. 1 2

    1- Güliz Arslan, 'Tarihçilerin Kutbu' Halil İnalcık: 'Bu sıkıntılı devir geçecektir' (100. Yaşgünü Röportajı), Hürriyet, 13 .09.2015

    2- İsmail Tokalak, Dünyayı Yönetenler ve Sistemleri (İstanbul: Gülerboy Yay. 2008, s. 153-154)

    Aynca Dinlenmişi Diyalok'un, Vatikan emperyalist güçler tarafından yönlendirilen bir oyun olduğunu, Cemaat'in burada kullanıldığını, Cemaaat'in ABD'de CIA ile yakın ilişkileri olan Mı\nı ve Katolik dünyasında Opus Dei tarikatları ve benzerleri şeklinde örgütlendiğini yazıp, Cemaat'in türlü oyunlarla, atraksiyonlarla nasıl insanların beynini yıkayarak para topladıklarına dikkat çekmiştim.3

    Gülen ve örgütü, sistematik olarak çok gerilere gitmeden Gülen'in yazdıkları çelişkiler, saçmalıklar net olarak ortaya konulmadan, küresel sömürü sisteminin nasıl çalıştığı bilinmeden anlaşılmaz. Bu eseri yayınlamadan önce 'Küresel Sömürü'4 (2016) ve Kapitalizmin Soygun Düzeni'5 (2016) adlı oldukça hacimli çalışmaları yayınlayarak Gülen ve Cemaat'e küresel işleyiş düzeninde ne rol biçildiğinin daha kolay anlaşılması sağlandığına inanıyorum.

    15 Temmuz 2016 gecesi Gülen'ci subaylarm kanlı darbe girişiminden sonra yıllardır elimizde biriken bu bilgileri derli toplu bir şekilde yayınlamak Gülen ve Cemaat'in gerçek yüzünü, çelişkilerini, yalanlarını, kumpaslarım belgeleriyle detaylı bir şekilde ortaya koymak artık kaçınılmaz oldu.

    İsmail Tokalak, İstanbul 2016


    3- İsmail Tokalak, Dünyayı Yönetenler ve Sistemleri (İstanbul: Gülerboy Yay. 2008, s. 282-285)


    4- İsmail Tokalak, Kuramlarıyla ve Oyunlarıyla Küresel Sömürü (İstanbul: Ataç Yay. 2016)


    5- İsmail Tokalak, Kapitalizmin Soygun Düzeni: Dünyayı Soyanlar ve Metodlan (İstanbul: Ataç Yay. 2016)

    9 hr 30 min
  • (istihbarat oyunları) Ilımlı islam Eldiveni

    20. yüzyılın sömürgecilik alanındaki en büyük düşünürü, Şeytan'a bile pabucunu ters giydiren Cameron'un bu cümle si, şu anda İslam coğrafyasının dört bir tarafında akan kanın, gözyaşının ve acının en temel formülasyonudur.

    Bütün tarihi talancılıkla, soygunla, katlederek, yok ederek fakirin, yoksulun, güçsüzün elindeki lokmayı almaya adayan Batı, son yüzyılda Cameron'un formülasyonunu uygulayarak felsefesini icra etmektedir.

    Cameron, eski sömürge, eski sömürgecilik yöntemlerinin tıkandığını gördü. Sömürgecilikte başarısızlığı ve tıkanmışlığı şöyle özetledi: Bu önemli bir finans gerektiriyor. Henüz bir ey elde etmeden, çok şey harcıyorsunuz. İşgalden sonra yeni bir düzen kuruyorsunuz o ülkede... Bu süreçte de yine çok şey harcıyorsunuz. Bu harcama süreçlerinden sonra, yeni bir yönetim kuruyorsunuz. Ve yeni yönetimi kurmak, yönetmek için hatırı sayılır bir süre gerekir ve bu sürede de önemli miktarda para harcıyorsunuz. Ayrıca bu yönetimi ayakta tutmak için, bir ordu kuruyorsunuz, bu ordu ile o yönetimi ayakta tutuyorsunuz ve ülke genelinde de sükûneti sağlıyorsunuz. Bu da para demek, bütçe demek!..

    Bütün bu hazırlıklardan sonra o ülkede üretime (yani talan, gasp ve sömürüye) geçiyorsunuz...

    Bütün bunların toplamı, büyük bir külfet demektir!.

    Ayrıca bu yöntem uzun süreli de olmuyor, daha yatırdığınız sermayeye sermayeyi kurtarmadan, deşifre oluyorsunuz!..

    Ayrıca bu yöntem milliyetçi akımlar doğuruyor. İşgal ettiğiniz ülkenin çocukları gençlik çağına adım atar atmaz, sizin sarı saçlarınızı, mavi gözlerinizi fark ediyorlar... Sizin, kendilerinden olmadığınızı, ötekilerden olduğunuzu anlıyorlar.

    Bu safhadan sonra iş iyice zorlaşıyor. Bir yılda gasp ettiğiniz, talan ettiğiniz dolarların en az yarısını bu ülkede düzeni sağlamak için kurduğunuz çark tüketiyor... Geri kalan da sizi tatmin etmiyor!..

    O halde ne yapmanız lazım? Dünya da değişiyor, şartlar da değişiyor. Bu nedenle hem yöntemi hem de aparatları değiştirmek zorundasınız!..

    İşte size yeni yöntem ve yeni aparatlar:

    Baltanın sapı kendi ağacından olacak!

    • Siz artık sahneden yönetmeyeceksiniz. Sahne arkasında duracak ve ülkenin yönetenlerini yöneteceksiniz!

    Bu özet izahlardan sonra şu İslam dünyasının halini şimdi gözlerinizin önüne getirin ve fotoğrafları tek tek okuyun:

    Afganistan, Pakistan, Irak, Suriye, Katar, Yemen, Mısır, Libya, Tunus ve Afrika coğrafyasının halkı Müslüman olan toprakları!.. Buralarda Amerikan, İngiliz, Fransız... askerleri fiili olarak çatışma alanında değiller. Sahnede bir tarafta Kesnezaniyye, Minhacü'l-Kur'an, Feto var... Öbür tarafta Taliban, el-Kaide, DEAŞ, Nusra, Haşt-i Şabi, Hizbullah, Selefîler, Hûsiler var... var, var da var!..

    Kim bunlar?



    8 hr 29 min

About Öğrenmeyi Öğrenmek - Bilişsel Çarpıtma - Etik - Stoacı Yaşam

From the publisher's feed

Öğrenmeyi öğrenmek, tam öğrenme kavramının temeli ve eleştirel düşüncenin sonucudur. Bilgiye nasıl erişileceği, nasıl işlenip uygulamayla uzun dönem hafızamıza işleme hedefini öğretir. Bu denli önemli…