
Sign up to save your podcasts
Or


Çok varlıklı olup da, cimri olan mı zengindir, orta halli olup cömert olan mı?...
Her akşam sevdiği kadına sarılıp, O’nun saçlarının kokusunu içine çekerek uyuyan mı zengindir, aşk’tan, sevgiden korkarak, kaçarak yaşayıp, suni ortamlarda, belki de hayatında bir daha görmeyeceği insanlara şampanyalar ısmarlayıp, yalnızlığına sahte pansumanlar yapan mı?...
Tüm gün çalışıp, akşam evde ayağını uzatıp, vicdanı rahat bir şekilde istirahat eden mi zengindir, kaldığı kocaman evde, işlediği günahlarla, uyumadan kabuslar gören kişi mi?...
Ne demiş Nazım Hikmet, “sevgi ne boğazda, ne mum ışığında yemek yemek, ne de pahalı bir pırlanta demek... sevgi, bir lokmada iki mutlu insan demek...”
Sevgi neyse, ve neredeyse, ‘zenginlik’ o’dur.. kanımca...
Parayı, gücü ve insanı ele aldığımız söyleşimizin son bölümü ile sizlerleyiz.
Keyifle izlemeniz, kendi zenginlik kavramınızı düşünmeniz ve eğer zenginliğiniz başka yerdeyse peşine düşebilecek cesareti ve öz sevgiyi kalbinizde bulabilmeniz dileğiyle...
Kanalımıza üye olmayı unutmayınız💸
“Az malı, parası olan değil, elinde olandan daha fazlasını ihtirasla isteyen ‘fakir’dir” demiş Seneca... Seneca’nın bu sözünü destekleyen bir araştırma da göstermiş ki, konu kişinin kendisini ne kadar varlıklı ‘hissettiği’ne geldiğinde, esas olan ne kadar parasının/malının olduğu değil, kendisini ‘ne derecede varlıklı hissettiği’... Varlıklı ve zengin olmak, bizimki gibi kalkınamamış, fakirliğin de maalesef yürek yaktığı ülkelerde, kişiye ekstra bir sorumluluk da getirir mi peki, ne dersiniz? Benim içim gidip gidip geliyor bu konuda; Bir yanım diyor ki, “tabii ki getirir, çünkü sonuçta, ‘biz evi yedik’ diye karikatür çizilmiş olan kişilerin gerçekten yaşamakta olduğu bir ülke burası...” Bir yanım da diyor ki, “çalışmış, kazanmış - umuyoruz alnının teriyle - istediğini yapar.. ister seyahatlere çıkar, ister ihtiyacından fazlasını alır, yer, atar.. sana ne, kime ne...” Değişik ve zor zamanlardan geçiyoruz. Dünya tarihine ve insanın yaradılışına bakıldığında ise, tünelin ucunda, paylaşarak, olmayana aktararak, dengeyi sağlamaya çalışarak.. sağduyuyu ön plana alarak yaşamak - maalesef - gözükmüyor... Bazıları bu duruma üzülüyor, bazılarının ise umuru değil... :) Gene de biliyoruz ki, kişi kendinden meshuldür ve Winston Churchill’in çok sade ve güzel şekilde özetlemiş olduğu gibi, “we make a living by what we get; but, we make a life by what we give.” (Kazandıklarımızla geçinir, verdiklerimizle yaşarız.) Parayı, gücü ve insanı ele aldığımız bu ikinci söyleşimizi de, en az konuyla ilgili ilk söyleşimiz kadar merakla ve keyifle izlemeniz, izlerken özgürlüğünüzü keşfedebilmeniz dileğiyle... Kanalımıza üye olmayı unutmayınız💸
Söyleşimizin ikinci bölümünde de, ülkemizin tarım uygulamalarında yapılabilecek iyileştirmeleri, sade çözümlerin hayata geçirilmesinin önündeki engelleri, hayvancılığın topraklarımıza etkilerini ve sürdürülebilirlik kavramının romantik yanlarını ele aldık...
Umuyoruz çok daha geç olmadan, uykumuzdan uyanıp, bilgilenip, bilinçlenip, en azından kendi üzerimize düşeni hayata geçirmeye başlayabiliriz.
Söyleşimizi izlerken meraklanmanız ve mucizevi topraklarımız için kendi yapabileceklerinizi keşfetmenin peşine düşerek özgürleşebilmeniz dileğiyle...🍇
‘Tarım’, sözlük anlamı itibariyle, “gerekli ve yararlı bitkileri yetiştirmek, ürün elde etmek ereğiyle toprak üzerinde yapılan çalışmaların tümü” demek. Milattan önce 10bin’den beri insanoğlu tarım yapıyor. Hayatta kalmamızın en kritik araçlarından biri, toprağı ekebilmek ve ondan verim alıp beslenebilmek. Malum, küresel ısınma ve iklim krizi söz konusu... Konunun uzmanlarına göre, şu an’da dünyanın birinci, en önemli, en kritik, en kötü sonuçları doğurabilecek krizi, bu. (Plum TV’de birkaç hafta önce yayına giren ‘İklim Krizi’ söyleşimizi izlemenizi öneririz.) Topraklar ve tarım da maalesef bu krizin en kötü etkilemekte olduğu mecralar. Hele memleketimizin, bu yedi bölgeden oluşan ‘bereketli’ topraklarımızın ve çiftçilerimizin durumu, “ah ahh” dedirtecek durumda... ‘Sürdürülebilirlik’ ne anlama geliyor peki ve tarımda sürdürülebilirlik insanları kurtarabilir mi? Hepsi ve daha fazlası söyleşimizde... Umuyoruz çok daha geç olmadan, uykumuzdan uyanıp, bilgilenip, bilinçlenip, en azından kendi üzerimize düşeni hayata geçirmeye başlayabiliriz. Söyleşimizi izlerken meraklanmanız ve mucizevi topraklarımız için kendi yapabileceklerinizi farkederek özgürleşebilmeniz dileğiyle...🍇
Lisa Feldman Barrett, “How Emotions Are Made?” (Duygularımız Nasıl Oluşuyor?) kitabında, duyguları ‘inşa ettiğimizi’ söylüyor...
Karşımazdakinin kaşına, gözüne, yüzüne, ifadesine bakarak asla o kişinin ne hissettiğini anlayamayacağımızı, zannettiğimiz şeyin bir tahminden öteye geçemeyecegini, ancak ona sorarak gerçekte ne hissettiğini öğrenebileceğimizi, ki, kişinin kendisinin bile bazen ne hissettiğiyle ilgili karmakarışık olabileceğini öne sürüyor...
Duygular ve insan psikolojisi değişik, zor, gizemli konular...
Mario Puzo, The Godfather (Baba) romanının başına, Balzac’ın şu sözünü yazmıştır: “In every great fortune, there is a crime.” (“Her büyük servetin altında bir suç yatar”.) ‘Para’ aslında, karşımızdaki kişiye olan borcumuzu ödeyeceğimize dair bir ‘makbuz’ ve değeri de, alışveriş yaptığımız kişinin elimizdekine biçtiği değere karşılık... Inka Uygarlığı zamanında para yok; iş/uğraş ile ölçülüyor, ödeniyor borç. Sonra İspanyollar geliyor ve ‘gümüş’ başka bir anlam kazanıyor... Bankalar ise İtalyan Medici ailesinin ‘buluş’u. İtalyanca ‘bank’ kelimesinin karşılığı - tam anlamı ile:) Ekonomimin temellerinden en önemlileri borç ve kredi. Kredi ise Latince ‘credo’ kelimesinden geliyor ki, ‘güven’ demek. Değişik bir tarihi var ‘para’nın ve paranın evriminin... Değişmeyen ilke ise paranın ‘güç’e tekabül ettiğine dair inanç. Bir de, parası olup kültürü olmayanın parayı ‘nasıl’ harvayacağını bilemeyeceği...:) Bazı durumlar var ki, para ve güç hiçbir işe yaramaz ama.. misal, sevgiyi satın alamazsınız parayla... Meyve sineklerini tepenize toplar; ama, gerçek sevgiyi toplayamaz... Sağlığı satın alamazsınız.. hastalık varsa imkanlar el verdiğince size iyi bakılır ama ölüm’ü yenemez misal para... Dünyanın en güzel evinde, dünyanın en güzel yemeğini yiyin, sevdiceğiniz yanınızda değilse batan güneş bir kere daha dağlar kalbinizi... Aşk’ı satın alamaz bir de para. Balzac ile başladık, Seneca ile bitirelim: “Zenginlik, hayatı sonuna kadar deneyimleyebilmektir” diyor Seneca... Keyifle izlemeniz, izlerken elinizdeki para ile satın alınamayacak şeylerin değerini bir kere daha hissedebilmeniz ve özgürlüğünüzü keşfedebilmeniz dileğiyle... Kanalımıza üye olmayı unutmayınız💸
‘İklim krizi söz konusu olduğunda, insanoğlu, içi su dolu kaynayan bir tenceredeki kurbağlar misali... Altımızdaki ateş, suyu ağır ağır kaynatmakta, ve ama henüz acı ve ağrı hissetmediğimizden başımıza bir şey gelmeyeceğini ‘zannetmekteyiz’...
Konuklarımızın ortak kanısı da, iklim krizinin aslında ‘insani bir kriz’ olduğu ve bir an önce samimi, gerçekçi ve dürüst önlemler alınması gerektiği yönünde.
Sera gazlarından karbon emisyonuna, okyanuslardan ormanlara, geri dönüşümden elektrik üretimine, israftan samimi politikalara ve tutumlara kadar birçok konuyu ele aldığımız, aralarda esprilerle, umutlarla yeşerttiğimiz söyleşimizi keyifle izlemeniz, izlerken meraklanmanız, bilinçlenmeniz ve mucizevi doğamız için kendi yapabileceklerinizi farkederek özgürleşebilmeniz dileğiyle...
Kanalımıza üye olmayı unutmayınız🍀
“Çocuklar geleceğindir. Çocuklar geleceği yapacak adamlardır. Fakat geleceği yapacak olan bu çocukları yetiştirecek analar, babalar, kardeşler hepsi şimdiden az çok aydınlatılmalıdır ki, yetiştirecekleri çocukları bu millet ve memlekete hizmet edebilecek, yararlı ve faydalı olabilecek şekilde yetiştirsinler” demiş Ata’mız... “Çocuklar insandır” demiş büyük usta Yaşar Kemal... “Çocukluğumuz memleketimizdir” demiş, çocukların şairi Ülkü Tamer... Çocukluk, en masum oluş... 17bin çocuk varmış, koruyucu aile bekleyen... Ben daha fazla bir şey yazmayayım, sizler lütfen, koruyucu aile olma ve evlat edinme yolculuğuna çıkabilme yürekliliğini göstermiş kişileri ilk ağızdan dinleyin...🙏🏻 Umarız ki, “çocuklara kanatlarını verebilmemize” vesile olsun, yaptığımız tüm işler... Kanalımıza üye olmayı unutmayınız✨
“Kelimeleri kullanmayan bir ses var.. dinle...”demiş Mevlana... Hakikati ve gerçek sevgiyi yaşamak istiyorsak, önce kendi içimizdeki yolculuğa çıkmayı gözealabilmeliyiz sanırım... İnsanın en güzel yolculuğu, kendisiyle, kendisi’ne olan yolculuğudur... Keyifle izlemeniz, izlerken özgürlüğünüzü keşfedebilmeniz dileğiyle... Kanalımıza üye olmayı unutmayınız✨
İnsan ‘kendi’ olarak mı doğar, yoksa, zaman içinde, yaşadıkça mı olur, oluşur ‘kendisi’? Kendisi olarak doğuyorsa, yaşadıkça mı acaba kaybeder yolda kendini...? 40’lı yaşlarının başında, yoğun bir iş ve aile hayatı olan bir kadın, bir gün kendini kaybettiğini farkederse ne olur peki? Sorgulama sürecinin öncesinde ve o süreç boyunca neler hisseder, neler yaşar? Bir koçla yürümek fayda eder mi, yoksa tek başına alınsa mı daha iyi, bu hayati virajlar? İnsan, bir tecrübeyi yaşarken, sadece kendisinin onu yaşadığını zannediyor, doğal olarak...:) Belki de bu söyleşi, aynı yollarda yürümekte olan bir çok kişiye yol gösteriyor olacaktır.. kim bilir... Keyifle izlemeniz, izlerken özgürleşmeniz dileğiyle... Kanalımıza üye olmayı unutmayınız
From the publisher's feed

66 Listeners

0 Listeners