
Sign up to save your podcasts
Or


Netflix’te ‘New Amsterdam’ isimli bir dizi var. Gerçek hayattan esinlenilerek yazılmış olan bir kitabın, senaryolaştırılarak ekrana taşınmış hali. Orada bir nörolog ve psikiyatrist, Travma Sonrası Stres Bozukluğu (PTSD) tanısı konulmuş ve bir türlü iyileşemeyen bir hasta ile çalışırlarken, psikiyatrist, PTSD’i, “insanın, ışığı ve umudu görmesini engelleyen durum” olarak tanımlıyor...
Böyle kocaman bir rahatsızlık, Travma Sonrası Stres Bozukluğu...
Öznel bir yapısı var; iki kişi, aynı olguyu yaşadıklarında, biri travmatize olup, diğeri olmayabiliyor...
Bir kişi, ufacık bir olaydan travmatize olabilirken, daha majör olarak kabul görmüş bir olaydan travmatize olmayabiliyor...
Toplumsal travmalar ile kişisel travmalar arasında da tecrübe etme farklılıkları gözlemlenebiliyor...
Çocukluk çağında yaşanan travmaların da, yetişkinlik çağında PTSD olarak ortaya çıkması mümkün olabiliyormuş ve misal, bir uyku sorunu ile gittiğiniz uzmanınız size PTSD tanısı koyabiliyormuş...
Pınar, travma’dan bahsettiğimiz bir söyleşide, “sandalyeyi yutup, onu hazmetmeye benzer” demişti... PTSD de o sandalye ile sürekli yaşamak - sanırım...
Gılgamış Destanı’ndan Vietnam Savaşı’na varan bir perspektiften baktık PTSD’ye, Fatoş Hocamız’ın uzmanlık alanı olan bu konudaki engin bilgileri de sayesinde...
Ruhumuzu, dertlerimizi, problemlerimizi, sıkıntılarımızı, mutsuzluklarımızı.. görmezden gelmeyeceğimiz günler dileğiyle...
‘Kadın’...
Birçok kişi için, birçok farklı anlam barındıran bir durum...
Bazen kelimelerin de kifayetsiz kalabildiği bir varoluş hali...
Dört kadın, aklımız, fikrimiz, hayat tecrübemiz, görgümüz, bilgimiz.. yettiğince, ‘kadın’ı konuştuk... Konuşmaya çalıştık diyeyim.. bu kocaman konuyu... :)
Anlaştığımız yerler olduğu kadar, farklı düşündüğümüz noktalar da oldu, doğaldır ki...
Keyifle izlemeniz, izlerken özgürlüğünüzü keşfedebilmeniz, ddüşüncelerinize yenilerini ekleyebilmeniz dileğiyle...
Pınar bana bu konuyu ilk önerdiğinde, on dakikayi aşkın süre anlatmak durumunda kaldı, ne kastettiğini :))
Aslında çok rastlanan, doğal kabul edilen, alışılagelip yaşanıladuran bir durummuş meğersem...
Hayatta neler var:)
Bir kadın/erkek, erkek/erkek, kadın/kadın.. cinsel yönelimi ne olursa olsun, kendilerini ‘romantik partner’ olarak tanımlayan iki kişi, cinsellik olmadığı halde neden bir arada durur peki?
Aynı evi paylaşan iki kişiden ne farkı kalır, cinsellik olmadan yanyana yaşayan iki kişinin?
Cinsellik olmadığında, Gottman’ın deyimiyle, ‘paralel hayatlar’a geçmek an meselesi değil midir??
Cinsellik’ten ne anladığımızı netleştirerek başladık yayınımıza. ( Aylar önce çekmiş olduğumuz aynı isimli söyleşimizin link’i de altta yer almakta. )
İki psikiyatrist, bir psikolog ve bir halk insanı, cinselliğin, kişilerin romantik ilişkilerine etkisini bilimsel olarak da ele aldığımızda, dedik ki, cinselliksiz romantik ilişki’deki “romantik” kelimesi, pek de bir anlam ifade etmiyor aslında...
Tabii ki herkes istediği gibi yaşar.. yaşayacaktır da... Gönül ister ki ama, cinsellik gibi muhteşem hislere vesile zengin bir alandan, hiç kimse, öncelikle, kendini mahrum bırakmasın...
Keyifle izlemeniz, izlerken özgürleşmeniz, içinizdeki farklı derinlikleri merak edebilmeniz dileğiyle...
Kanalımıza üye olmayı unutmayınız✨
“Tanrı zar atmaz” demiş Einstein, Quantum Teorisi üzerine çalışırken... Peki ne demek “quantum”? “Quanta” ne demek? Kalbimiz bir pille çalışıp elektrik üretebiliyorsa ve ana rahmindeyken ilk oluşan organımız kalp ise, biz ne zaman kalp ve beyin arasındaki ayrılığa düşüyoruz? Yaşadıkça, şartlandıkça, yargılar biriktirdikçe, uzaklaşmakta olduğumuz özümüze nasıl yeniden kavuşabiliriz? Aslında saf sevgi bizi kuvvetli kılacakken, ne ara kendimizi korkunun kucağında ve sevgiden bunca uzaklaşmış hale getiriyoruz? Fizik’ten başlayıp, zihinde biten söyleşimizi, ilerleyen günlerde, “zihnimizi nasıl hizmetkar ederiz” üzerine konuşmak üzere sonlandırdık.. aklımızda deli sorularla...:) Sizlerin de cevaplar kadar sorularla ayrılmış olmanız, başka dünyaları merak edip onların peşine düşmeniz dileğiyle...
‘Cinsel Yönelim’ ne demektir? ‘Cinsel Kimlik’ ne demektir? ‘Biyolojik Kimlik’ ne demektir? Bir kişinin cinsel kimliği ile biyolojik kimliği uyuşmadığında ne olur? Sosyal kimliği cinsel kimlik mi belirler, biyolojik kimlik mi, yoksa ikisi de belirlemez mi?? Homoseksüellik nedir? Transseksüellik nedir? Transeksüel biri homoseksüel olabilir mi? Lezbiyen, homoseksüel midir, yoksa, sadece gay’ler mi homoseksüeldir? .. ve, daha neler neler.... Bilgi özgürleştirir diyoruz biz Plum TV’de... Keyifle, ilham alarak izlemeniz, izlerken özgürleşebilmeniz dileğiyle...
‘Yürekli olma’yı, Özüm Özbay’ın ev sahipliğinde, Arzum Akduran Köseoğlu ve Özlem Sarıoğlu ile konuştuk.
Kalbi olan herkesin yüreği var mıdır...?
Nedir yürekli olmak...?
Toplumun ‘doğru’larına uymak mıdır yürekli olmak, yoksa, kendi doğrularınla mı yaşamaktır...?
Tükenmişlik nedir? Belirtileri nelerdir? Tükenmemek için neye ihtiyacımız vardır? Depresyonu ve stres’i, tükenmişlik’ten nasıl ayırt ederiz? Bu düzen böyle devam ettikçe tükenmeme şansımız var mıdır? Hepsini ve hatta çok daha fazlasını ele aldığımız söyleşimizi, Covid 19 Pandemisi döneminde tükenmemeye baş koymuş şekilde, soluk almadan ve özveri ile çalışmakta olan Tıp Doktorları’na adıyoruz✨ İyi ki varlar, sağolsunlar, varolsunlar🧿
Bir gün bana deselerdi ki, “Türk futbolunun en önemli takımlarından birinin iki Genel Kurul üyesi ve bir psikiyatrist ile futbolu, futbolun, hem insan hem de toplum psikolojisi ve ülkelerin ekonomisi üzerindeki etkilerini, futbolun tarihçesini ve futbolla ilgili daha birçok şeyi konuşacaksın ve bir saat süren bu sohbetten çok zevk alacaksın”, ‘bu bir şaka olmalı’ diye düşünürdüm!
Halbuki, hayatı yaşadıkça insan görüyor ki, hayatta her şey mümkünmüş:)
Futbol, dünyanın en önemli ‘oyunu’ sanırım...
Sizlerin de bu söyleşiden, futboldan benim kadar az anlayan biri kadar zevk alabilmeniz, futbolun doğumundan başlayıp, ilk ligin oluşumuna, politika aracı olarak kullanılmasından tutun, kişileri nasıl etkilediğine, zamanın kritik maçlarının akıllara kazınan anlarından, George Orwell’in 1945’te yazdığı gazete makalesinin tarihe geçen satırlarına kadar.. geniş bir yelpazede ele aldığımız bu ‘olgu’nun söyleşisini merakla, keyifle dinlemeniz dileğiyle...
Günde ortalama yedi saat uyusak, iki saat yemek ve boş zamana, bir saat öz bakıma ayırsak, en azından büyük şehirler için iki saat yolda geçse, geriye kalıyor oniki saat... Bu oniki saatin ortlama sekiz ila on saati ise işte geçiyor...
İşimiz, kişi olarak kim olduğumuzu tanımlamaz; ancak, iş, insana ‘sızar’.. varlığına ‘nüfuz eder’...
Özümüz’den, kendimiz’den, kendi ihtiyaçlarımızdan, kendimizle olan ilişkimizden başlayan Gestalt yaklaşımının, tüm hayata yansıyan akışkanlığını dinlerken düşünmeniz, içinize dönebilmeniz, kendinizi bir kere daha ve belki de ilk defa keşfedebilmeniz ve kendi tadınızı çıkartmak için bir kere daha niyet edebilmeniz dileğiyle...
“Ayur” (hayat) ve “veda” (bilgi) kelimelerinin birleşiminden oluşan ayurveda, tarihi 5000 yıl öncesine dayanan kadim bir bilgi birikimi. Sine’nin aktarımıyla, “ruhunuzun yer aldığı bedeninizi, temiz ve saf tutunuz” ilkesini esas almış bir disiplin.. başka bir deyişle, bir diyet ve hayat felsefesi... Hastalıkların, bedenin dayanıklılığını azaltan bedensel ve zihinsel dengesizliklerden kaynaklandığına inanan ayurveda öğretisi için en önemli iki ilke, “dosha”larımıza (doğuştan getirdiğimiz beden tipimiz/mizacımız) uygun tutum takınmak ve sirkadyen ritimlere uymak.
From the publisher's feed

66 Listeners

0 Listeners