
Sign up to save your podcasts
Or


ÇOCUKLUĞUMUZ
Annemin bana öğrettiği ilk kelime
Allah, şahdamarımdan yakın bana benim içimde
Annem bana gülü şöyle öğretti
Gül, Onun, o sonsuz iyilik güneşinin teriydi
Annem gizli gizli ağlardı dilinde Yunus
Ağaçlar ağlardı, gök koyulaşırdı, güneş ve ay mahpus
Babamın uzun kış geceleri hazırladığı cenklerde
Binmiş gelirdi Ali bir kırata
Ali ve at, gelip kurtarırdı bizi darağacından
Asyada, Afrikada, geçmişte gelecekte
Biz o atın tozuna kapanır ağlardık
Güneş kaçardı, ay düşerdi, yıldızlar büyürdü
Çocuklarla oynarken paylaşamazdık Ali rolünü
Ali güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar kahraman
Ali olmaktan bir sedef her çocukta
Babam lambanın ışığında okurdu
Kaleler kuşatırdık, bir mümin ölse ağlardık
Fetihlerde bayram yapardık
İslam bir sevinçti kaplardı içimizi
Peygamberin günümüzde küçük sahabileri biz çocuklardık
Bediri, Hayberi, Mekkeyi özlerdik, sabaha kadar uyumazdık
Mekkenin derin kuyulardan iniltisi gelirdi
Kediler mangalın altında uyurdu
Biz küllenmiş ekmekler yerdik razı
İnanmış adamların övüncüyle
Sabırla beklerdik geceleri
Şimdi hiçbirinden eser yok
Gitti o geceler o cenk kitapları
Dağıldı kalelerin önündeki askerler
Çocukluk güzün dökülen yapraklar gibi
Sezai KARAKOÇ
‘Sıradaki şarkı, bir şarkı dinleyerek bütün yaralarını iyileştirebilenlere gelsin, dedi radyodaki ses. Kısa kupkuru bir sessizlik oldu bütün galaksilerde.’ [Gökhan Özcan]
Instagram: @hisseyab (https://www.instagram.com/hisseyab/)
fotoğraf/photograph: http://wiberfuchs.tumblr.com/
►Bu şiiri sevdiklerinize iletiniz.
Canlı bir kitapsın, yazarı Mevlâ
Kasırga ol, döne döne zikir et
Erisin geceler gündüze gel ki
‘Ezel’in, ‘ebet’in şifresi sende
Aşktan, estetikten, ahenkten yana
Bedenin coğrafya, tarihtir dünün
Nefret boşta kalsın, aşk ile dol da
(Akıl Karaya Vurdu)
Abdurrahim Karakoç
Bir çiçek bahçesinde geceye durgun kalışın yağmur sıcağı gibi
yolları aşklara davul çalıp çağrılmış yalnızlarla dolduran
bunlar canlanınca ne ateş kirli taşlar ne böcek
sabahsız kuşlara koşarsa durur mu evreni omuzlarında
şaşkınlıkla başladı bu atlar bu savaşlar insan buluşlarından
gemilerimiz saklanır. Ağzımızda bir aşk kaçışı vardır buluşmaların
yollar sellere gider. Açılır parklar artık kuşlar dağılır
çizildi yalnızlar. Senin gelişin ne de süvari köprünün diplerinde
koşu bitince aşk bir yorulmadır kaçılmaz kırbacından
oturur iki bakış ormanından gerilip bir masaya kollar
bu bizim sesimiz denizlere ateş gibi eller açılır ortasından
biz harcandık anam hem kelimesiz kapandık
sevinçle kaçın kurtulun ölümlerinizle. Yalnızlıkla ben kaldım
Cahit Zarifoğlu
“Sessiz değilsin. Büyük bir gürültünün içindesin, duymuyorlar.”
●
El dokuması büyük bir kilimde nahif ellerin nakış nakış işlediği o kilimleri düşündüm. Bir azar, bir sevinç, bir hüzün, akşam yorgunluğu ve yarım bırakılmış sevdaların roman olamayacak kaderi bir başkasının ayakları altına mahkum edilmişti. Hep yarım kalmışlara mı bahşedilirdi bu dokumalar en derine. Emsalini taşıyamayan gözyaşları sanki göğün kalbinden boşanırdı ipliklere. Bir çözgüde düğümlenmiş kalmış eller yanlışı da beraberinde getirirdi. Eskiler bu yanlışa hoş bir nazarla bakarak onların gönüllerine "her yanlış bir nakış" sözünü serperlermiş. —
Şair: Attilâ İlhan • Üçüncü Şahsın Şiiri
Yorum: Furkan Özdemir
Müzik: Gelino
"Kalabalık için yaratılmamıştır geceler."
●
Günün birinde kalbinde çözülmeden kalan cevapları şimdi arama çünkü sen henüz onlarla tanışmamışsın. Kuşların kanat çırpışlarını ahraz halinle duyabilirsin. Şehirleri, insanları ve tüm varlıkları âmâ iken görebilirsin. Bu her şeyi o an yaşama meselesidir. Şu anda soruyu yaşamak cevabın içindeki hakikati bulmaktan daha elzemdir. Bir gün kendini cevabı yaşarken bulacaksın.
Burada yağmur yağıyor
Buğulanan camlara usulca
Güller de bozamıyor bu uzun
Tarih de kekemeleşiyor bazan
Anısı bizsek eğer bu kentin
Sonra yürümeliyiz seninle
Burada yağmur yağıyor ama sen
“Çeşmek Be-zen Sitare
Nerden çıktın karşıma böyle Sitare
Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Seninle konuşurken Sitare
Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Bazan sapsarı bir benizle geliyorsun
Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Sinsi bir yağmur altında beraber yürüyoruz
Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
ben seni alamam ah holofira
azığım tamtakır binitim nalsız
bir belde geçerim kalacağım yok
dostlarım bivefa düşmanım yalsız
kolum halat değil bakracımda kum
ben seni alamam ah holofira
sade yoksunluktan yokluktan değil
eline kir olsun elli üç lira
amma ki alamam, bir uzak sevi
gelmiş de çökmüştür taunlar gibi
ben seni alamam ah holofira
geç git hiç bakmadan eğlenme emi
pusatları parlak binbaş istesin
seni ulak, elçi, naib-i kral
ben hoyrat söylesem el bana hoyrat
gelip de ne derim şu dillerim lâl
ben seni alamam ah holofira
baban kafirine kılıç üşürsem
hem de gece bassam, iti uykulu
şöyle ya allah'la bohçanı dürsem
amma ki alamam, yaradan beni
ne ardıç, ne çınar: ufarak çayır
koşumum gıcırdar ölmek dilerim
bağrım kaynıyordur yüklerim ağır
sen bir düş imişsin kuşluk çağında
soluma tükürdüm: rabbım gafurdur
bilesin kavuşmak yok islamlıkta
kavuşan kısmısı ancak gavurdur.
benim annem yüz lisan bilir
Dostumsan
From the publisher's feed

1 Listeners

0 Listeners

1 Listeners

0 Listeners

0 Listeners