Şiir

Şiir

By Furkan ÖzdemirMusic
Download on the App Store

Şiir episodes

  • Sezai Karakoç - Çocukluğumuz

    ÇOCUKLUĞUMUZ

    Annemin bana öğrettiği ilk kelime

    Allah, şahdamarımdan yakın bana benim içimde

    Annem bana gülü şöyle öğretti

    Gül, Onun, o sonsuz iyilik güneşinin teriydi

    Annem gizli gizli ağlardı dilinde Yunus

    Ağaçlar ağlardı, gök koyulaşırdı, güneş ve ay mahpus

    Babamın uzun kış geceleri hazırladığı cenklerde

    Binmiş gelirdi Ali bir kırata

    Ali ve at, gelip kurtarırdı bizi darağacından

    Asyada, Afrikada, geçmişte gelecekte

    Biz o atın tozuna kapanır ağlardık

    Güneş kaçardı, ay düşerdi, yıldızlar büyürdü

    Çocuklarla oynarken paylaşamazdık Ali rolünü

    Ali güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar kahraman

    Ali olmaktan bir sedef her çocukta

    Babam lambanın ışığında okurdu

    Kaleler kuşatırdık, bir mümin ölse ağlardık

    Fetihlerde bayram yapardık

    İslam bir sevinçti kaplardı içimizi

    Peygamberin günümüzde küçük sahabileri biz çocuklardık

    Bediri, Hayberi, Mekkeyi özlerdik, sabaha kadar uyumazdık

    Mekkenin derin kuyulardan iniltisi gelirdi

    Kediler mangalın altında uyurdu

    Biz küllenmiş ekmekler yerdik razı

    İnanmış adamların övüncüyle

    Sabırla beklerdik geceleri

    Şimdi hiçbirinden eser yok

    Gitti o geceler o cenk kitapları

    Dağıldı kalelerin önündeki askerler

    Çocukluk güzün dökülen yapraklar gibi

    Sezai KARAKOÇ

    4 min
  • Abdurrahim Karakoç - Biraz da Kitaplar Seni Okusun

    ‘Sıradaki şarkı, bir şarkı dinleyerek bütün yaralarını iyileştirebilenlere gelsin, dedi radyodaki ses. Kısa kupkuru bir sessizlik oldu bütün galaksilerde.’ [Gökhan Özcan]

    Instagram: @hisseyab (https://www.instagram.com/hisseyab/)

    fotoğraf/photograph: http://wiberfuchs.tumblr.com/

    ►Bu şiiri sevdiklerinize iletiniz.

    Canlı bir kitapsın, yazarı Mevlâ

    Açık dur, kitaplar seni okusun.
    Yüzünde şavklansın nazarı Mevlâ
    Eğilsin mehtaplar seni okusun.

    Kasırga ol, döne döne zikir et

    Her nefese on bin misli şükür et
    Şüphe burgacında Hakkı fikir et
    Uyansın girdaplar seni okusun.

    Erisin geceler gündüze gel ki

    Kalmasın tek engel bir düze gel ki
    Secdede Rabb’inle yüz yüze gel ki
    Minberler, mihraplar seni okusun.

    ‘Ezel’in, ‘ebet’in şifresi sende

    Menfinin, müspetin şifresi sende
    Çözülsen de olur, çözülmesen de
    Sorular, cevaplar seni okusun.

    Aşktan, estetikten, ahenkten yana

    Şiir, resim, müzik imrensin sana
    Camiler, sebiller gelsin lisana
    Hayırlar, sevaplar seni okusun.

    Bedenin coğrafya, tarihtir dünün

    Ayrı ayrı sayfa saatin, günün
    Dört kapısı açık dursun gönlünün
    Âlimler, erbablar seni okusun.

    Nefret boşta kalsın, aşk ile dol da

    Işık, kılavuz ol gittiğin yolda
    Kurandan feyz alan bir mektup ol da
    Yazdığın kitaplar seni okusun.

    (Akıl Karaya Vurdu)

    Abdurrahim Karakoç

    3 min
  • Cahit Zarifoğlu - Çölde Gizli Bezginler

    Bir çiçek bahçesinde geceye durgun kalışın yağmur sıcağı gibi

    öptüm sonsuz gidişinden. Saçlarının seyriyle seni

    yolları aşklara davul çalıp çağrılmış yalnızlarla dolduran

    akrepleridir duygunun. Karanlık ordulara güneşsiz sokulan

    bunlar canlanınca ne ateş kirli taşlar ne böcek

    şakakların sıcağında kuytu bir büzülüp ölecek

    sabahsız kuşlara koşarsa durur mu evreni omuzlarında

    bahar şenlikleriyle. Sürdüren ellerini yangın borularında

    şaşkınlıkla başladı bu atlar bu savaşlar insan buluşlarından

    burda biter düğün. Gidilir mi evin soğuğuna çölün sıcağından

    gemilerimiz saklanır. Ağzımızda bir aşk kaçışı vardır buluşmaların

    saplandık tadına. Durduk alnında yüreğe vuruşların

    yollar sellere gider. Açılır parklar artık kuşlar dağılır

    bir aşkı gözyaşlarıyla bulvara çağırmak hiç keseye mi kalır

    çizildi yalnızlar. Senin gelişin ne de süvari köprünün diplerinde

    geçer üstümüzden yağmur alan donanmalar. Kürek sesleriyle

    koşu bitince aşk bir yorulmadır kaçılmaz kırbacından

    sayılır günü geçmiş anlar boşalan hangi tüfeğin arkasından

    oturur iki bakış ormanından gerilip bir masaya kollar

    uzayıp uzaya giden akrebe katlanıp zincire gelmeyen yolcular

    bu bizim sesimiz denizlere ateş gibi eller açılır ortasından

    su konuşmaz toplanmaz kuşlar. Ne kazandık yaşamamızdan

    biz harcandık anam hem kelimesiz kapandık

    sevgi ektik. Sonsuz seçtik. Beğendik. Ama toprağı kazandık

    sevinçle kaçın kurtulun ölümlerinizle. Yalnızlıkla ben kaldım

    sevindiniz işte alın koşturun. Aha size son atım…

    Cahit Zarifoğlu

    4 min
  • Attila İlhan - Üçüncü Şahsın Şiiri

    “Sessiz değilsin. Büyük bir gürültünün içindesin, duymuyorlar.” 

    ● 

    El dokuması büyük bir kilimde nahif ellerin nakış nakış işlediği o kilimleri düşündüm. Bir azar, bir sevinç, bir hüzün, akşam yorgunluğu ve yarım bırakılmış sevdaların roman olamayacak kaderi bir başkasının ayakları altına mahkum edilmişti. Hep yarım kalmışlara mı bahşedilirdi bu dokumalar en derine. Emsalini taşıyamayan gözyaşları sanki göğün kalbinden boşanırdı ipliklere. Bir çözgüde düğümlenmiş kalmış eller yanlışı da beraberinde getirirdi. Eskiler bu yanlışa hoş bir nazarla bakarak onların gönüllerine "her yanlış bir nakış" sözünü serperlermiş.  — 

    Şair: Attilâ İlhan • Üçüncü Şahsın Şiiri

    Yorum: Furkan Özdemir

    Müzik: Gelino

    3 min
  • Nurullah Genç - Gülnare

    "Kalabalık için yaratılmamıştır geceler." 

    ● 

    Günün birinde kalbinde çözülmeden kalan cevapları şimdi arama çünkü sen henüz onlarla tanışmamışsın. Kuşların kanat çırpışlarını ahraz halinle duyabilirsin. Şehirleri, insanları ve tüm varlıkları âmâ iken görebilirsin. Bu her şeyi o an yaşama meselesidir. Şu anda soruyu yaşamak cevabın içindeki hakikati bulmaktan daha elzemdir. Bir gün kendini cevabı yaşarken bulacaksın.

    6 min
  • Ahmet Telli - Özletiyor Seni Bu Yağmurlar

    Burada yağmur yağıyor

    Aralıksız yağıyor günlerdir
    Ama sen yine de şemsiyeni
    Almadan gel ilk otobüsle

    Buğulanan camlara usulca

    Yüzünü çiziyorum ki yüzün
    Bir yağmur damlası olup
    Düşüyor yapraklarına gülün

    Güller de bozamıyor bu uzun

    Karanlık sessizliğini kentin
    Anılarını yitiriyor sokaklar
    Bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları

    Tarih de kekemeleşiyor bazan

    Ki o zaman aşktır tek bilici
    Aşksa yürümek gibi bir şey
    Duyabilmek kuşların gelişini

    Anısı bizsek eğer bu kentin

    Unuttuğu türküler bizsek
    Acıyı rehin bırakıp bir güle
    Anımsatmalıyız bunları bir bir

    Sonra yürümeliyiz seninle

    Sokaklara caddelere çıkmalıyız
    Belki bir aşktır bu kentin
    Belleğini geri getirecek olan

    Burada yağmur yağıyor ama sen

    Şemsiyeni almadan gel yine de
    Özletiyor bu çılgın sağanak seni
    Sırılsıklam özletiyor biliyor musun

    Şair: Ahmet Telli
    Yorum: Furkan Özdemir

    3 min
  • Sitâre | Dilaver Cebeci

    “Çeşmek Be-zen Sitare

    Ezmen Mekon Kenâre”

    Nerden çıktın karşıma böyle Sitare

    Efsaneler dökülüyor gülüşlerinde
    Kirpiklerin yüreğime batıyor
    Telaşlı bir kalabalığın ortasında
    Ayaküstü konuşuyoruz
    Nedimin nigehban nergisleri gibi
    Üstümüzde bütün nazarlar
    Çok utanıyorum Sitare
    Dün oturup hesap ettim
    Sen doğduğun zaman
    Ben bir askeri mektepte talebeymişim
    Sen bilmezsin Sitare
    Burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tespih
    Geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu
    Her akşam dokuzda yat borusu çalardı
    Yat borusu baştan aşağı hüzün çalardı
    Bir derin uykuya atardım kendimi
    Siyah benli bir kız düşlerime kaçardı
    Bende onu alır anamın düşlerine kaçardım

    Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum

    Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
    Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

    Seninle konuşurken Sitare

    Aklıma yıldızlar dökülüyor
    Bir çaresiz Zühre oluyorsun Babil caddelerinde
    Ateş gözlü kahinler koşuyorlar arkandan
    Binlerce meşalenin ışığı kımıldıyor saçlarında
    Gökyüzü salkım salkım
    Zigguratlar tıklım tıklım
    Dönüp dolaşıp dudaklarına takılıyor aklım
    Ah benim bu akıldan sıyrılmış aklım
    Kimi gün boşlukta konacak yer bulamayan
    Kimi gün inatçı yosunlar gibi kepez diplerine yapışan aklım
    Gözlerine baktığım zaman Sitare
    Bütün çöllere ay doğuyor
    Yoldaş ediyorum kendime İmrül Kays’ı Antere’yi A’şa’yı
    En kuytu vahaları dolaşıyorum
    Hangi vahaya gitsem çadırlar sökülmüş Sitare
    Çadırla su arasında bir cılga var
    O cılgada narin ayak izlerin var
    Durgun suya düşüp kalmış gözlerin var

    Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum

    Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
    Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

    Bazan sapsarı bir benizle geliyorsun

    Yorgun çizgileri alnında uykusuzluğun
    Biliyorum içinde bir sızı var
    Bıçak ağzı gibi bir sızı var
    Bu sızıdır işte seni verimsiz kılan
    Züheyr’in Suad’ı gibi keremsiz kılan
    Kuzeyden güneye
    Güneyden kuzeye
    Heyy! Gidip geliyorum bu çöllerde
    Kureyş’in heybetli ve inatçı develeri
    Hiç aldırmadan benim esmer sevdama
    Geviş getiriyorlar ufka bakarak
    Ben kaçıp Yesrib’e sığınıyorum
    Yesrib bahane, bir kitaba sığınıyorum
    Dağda, ovada, badiyede okuduğum hep elif
    Elif diyorum Sitare, sineme elif çekiyorum
    “Ah minel aşk-ı ve halatihi..”
    Çok eski bir gerçektir bu biliyorum

    Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum

    Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
    Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

    Sinsi bir yağmur altında beraber yürüyoruz

    Ve ikimizde ıslanıyoruz
    Ben ne yağmurlar gördüm Sitare
    Ben kaç kez iliklerime kadar ıslandım
    Bilmiyorum sen kaç yaşındaydın
    Ben göğü hep bir kurşun gibi ağır
    O şehirde sırılsıklam gezerdim
    Bölük bölük insanlar boşanırdı tapınaklardan
    Tapınaklar insanları safra gibi atardı
    Sonra hepsi bir yere toplanıp bana bakarlardı
    Bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp götürdü beni
    Gidip bir Uygur çadırında göğü dinledim
    Kara bulutlar kükrerken bir Kaşkar sabahında
    Oturup Aprunçur Tigin ile seni konuştuk
    Bakışlarımı sunuyorum, tereddütsüz alıyorsun
    Gizli bir tebessümle çağırıyorum, geliyorsun
    Kaşı karam, gözü karam, saçı karam
    Umay gibi yumuşak huylum
    Nerden çıktın karşıma böyle
    Sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime
    Asya’nın bozkırlarında ordular düşüyor peşime
    Yığılıp kalmışım bu Anadolu toprağına Sitare
    Adam akıllı yorulmuşum
    Ellerin böyle olmamalıydı
    Ellerine acıyorum
    Ve kim bilir kaç zamandan beridir kalbimi öğütlüyorum
    Durup durup ıssız yerlerde
    “güçlü ol ey kalbim, güçlü ol
    Daha çok işimiz var” diyorum

    Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum

    Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
    Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

    Şair: Dilaver Cebeci
    Okuyan: Furkan Özdemir

    8 min
  • Süleyman Çobanoğlu | Tekfurun Kızı

    ben seni alamam ah holofira

    azığım tamtakır binitim nalsız

    bir belde geçerim kalacağım yok

    dostlarım bivefa düşmanım yalsız

    kolum halat değil bakracımda kum

    ben seni alamam ah holofira

    sade yoksunluktan yokluktan değil

    eline kir olsun elli üç lira

    amma ki alamam, bir uzak sevi

    gelmiş de çökmüştür taunlar gibi

    ben seni alamam ah holofira

    geç git hiç bakmadan eğlenme emi

    pusatları parlak binbaş istesin

    seni ulak, elçi, naib-i kral

    ben hoyrat söylesem el bana hoyrat

    gelip de ne derim şu dillerim lâl

    ben seni alamam ah holofira

    baban kafirine kılıç üşürsem

    hem de gece bassam, iti uykulu

    şöyle ya allah'la bohçanı dürsem

    amma ki alamam, yaradan beni

    ne ardıç, ne çınar: ufarak çayır

    koşumum gıcırdar ölmek dilerim

    bağrım kaynıyordur yüklerim ağır

    sen bir düş imişsin kuşluk çağında

    soluma tükürdüm: rabbım gafurdur

    bilesin kavuşmak yok islamlıkta

    kavuşan kısmısı ancak gavurdur.

    3 min
  • Ömer Lütfi Mete - Benim Annem Yüz Lisan Bilir

    benim annem yüz lisan bilir

    yüzü de güzel
    her bedende bir insan bilir
    sözü de güzel
    sözü de güzel
    özü de güzel
    benim annem yüz lisan bilir
    yüzü de güzel
    benim annem yüz mevsim açar
    yüzü de bahar
    kan ağlasa da gülücük saçar
    sözü de bahar
    sözü de bahar özü de bahar
    benim annem yüz mevsim açar
    yüzü de bahar
    benim annem yüz can kuşanır
    yüzü de melek
    her biri bir ömür yaşanır
    sözü de melek
    sözü de melek özü de melek
    benim annem yüz can kuşanır
    yüzü de melek

    2 min
  • Nizar Kabbani - Suyun Altından Mektup

    Dostumsan

    Yardım et senden uzaklaşayım
    Yok eğer sevgilimsen
    Yardım et senden şifa bulayım

    Bileydim aşk bu kadar tehlikelidir
    Sevmezdim
    Bileydim deniz derin bu kadar
    Açılmazdım
    Sonumu bileydim
    Hiç başlamazdım

    Özledim seni
    Öğret bana özlem duymamayı
    Öğret bana yüreğimin derinliklerinden
    Nasıl çekip koparırım köklerini sevginin
    Nasıl ölür?
    Öğret bana
    Gözlerimde gözyaşların
    Öğret bana bir kalp nasıl ölür?
    Ve nasıl intihar eder arzular

    Ermişsen
    Kurtar beni bu büyüden
    Bu inkardan
    Aşkın sanki reddediştir
    Nolur arındır beni bu inkardan

    Güçlüysen
    Çıkar beni bu ummandan
    Çünkü bilmiyorum ben yüzmeyi
    Mavi dalga gözlerinde
    Çekiyor beni derinliklerine
    Mavi..
    Mavi..
    Yok maviden başka renk
    Ne tecrübem var aşkta
    Ne de bir kayığım
    Değerliysem senin için gerçekten
    Tut elimden
    Aşığım sana baştan ayağa

    Ben suyun altında soluyorum
    Boğuluyorum,
    Boğuluyorum,
    Boğuluyorum...

    Şair: Nizar Kabbani
    Yorum: Furkan Özdemir

    5 min

About Şiir

From the publisher's feed

şiir şifâdır.

More shows like Şiir

Hayati İnanç — Can Veren Pervâneler by Ahmet Çadırcı

Hayati İnanç — Can Veren Pervâneler

1 Listeners

Şiir by Yasin Yıldız

Şiir

0 Listeners

Şiir Sever by ŞiirSever

Şiir Sever

1 Listeners

Efsunlu Şiir Sokağım by Zeynep İŞLEME

Efsunlu Şiir Sokağım

0 Listeners

Derinden Şiirler 🕊️ by TEKNO DEV

Derinden Şiirler 🕊️

0 Listeners