Şiir

Şiir

By Furkan ÖzdemirMusic
Download on the App Store

Şiir episodes

  • Nurullah Genç - Ne Dünya Ne Gözlerin

    “insan anladığı ve anlaşıldığı insanla çiçek açar”


    ●


    Kalbimizin denizleri yine bir gecenin sonuna dalgalarını getirdi.

    Ayaklarımız karaya basmadan bir saray düşlüyoruz o küçücük sinemizde.

    Gümüşten pencereler, ipekli yollarıyla. Yaklaştıkça darmadağın oluyordu saraylar.

    Gözlerimizden sayısızca kaçan ayrıntının bir lahzasında hiç göremeyeceğimiz bir sultan gelip ıslah ediyordu eline tutuşturulan sarayı. 


    Ürkek bulutlar cesur damlalar bırakıyor üstümüze.

    Sanki konacağı omuzu evvelden biliyormuşcasına.

    Sonra razı olmuyor o yağmur damlacıkları düştüğü omuza.

    Biz onu nimet sayıyoruz, kurutmuyoruz ıslandığımızı ispatlamak için.

    Razı olmamış bir yağmur damlasını taşımak fark etmiyordu hikayemizi ertelemeye.

    Sadra şifa yapıp, ruhlarımızı durulamakla meşgulüz çünkü.

    Bir gün damlayacak o razı olunmuş bir yağmur damlası sükûnet içindeki hayatımıza.


    Furkan Özdemir


    ●●●


    Şair: Nurullah Genç

    Yorum: Furkan Özdemir (ins: @hisseyab)

    Müzik: Paola

    Fotoğraf: Chris Henry

    6 min
  • Abdurrahim Karakoç - Sen ve Ben

    "Aynı saatte

     Aynı şiirde

     Aynı satırda

     Yıldızlar eşliğinde buluşalım."


    Bak kirpiğinin şu teli rüzgârda diğerine karışmış. Kavuşmuşlar birbirlerine.

    Bunu da güneş okşamış. Vakitlerim korkutmasın karanlıkta seni.
    Yüzüne ay değiyor. Ayın hilâl halinde gözlerime yansıyan küllerimi görüyorum…


    Abdurrahim Karakoç'un Sen ve Ben şiiri,

    hayırlı vakitler.


    Şair: #AbdurrahimKarakoç

    Yorum: #FurkanÖzdemir (https://www.instagram.com/hisseyab/)

    Müzik: Diriliş Ertuğrul - Ceylan

    Fotoğraf: Olga Pogodina

    3 min
  • Turgut Uyar - Acıyor

    "Eylül toparlandı gitti işte

    Ekim filan da gider bu gidişle."

    Bakmayın acıklı şiirler okuduğumuza, siz hep umutlu olun. Müjdelerimizi ellerinden tutup kırlarda koşturacağız.

    Güzel insanlar olacağız. Güzel anne babalar olacağız.
    Güzelin hasmı çok olurmuş, Yûsuf da güzeldi...


    ●


    Mutsuzluktan söz etmek istiyorum

    Dikey ve yatay mutsuzluktan
    Mükemmel mutsuzluğundan insan soyunun
    sevgim acıyor

    Biz giz dolu bir şey yaşadık

    Onlar da orada yaşadılar
    Bir dağın çarpıklığını
    bir sevinç sanarak

    En başta mutsuzluk elbet

    Kasaba meyhanesi gibi
    Kahkahası gün ışığına vurup da
    ötede beride yansımayan
    Yani birinin solgun bir gülden kaptığı firengi
    Öbürünün bir kadından aldığı verem
    Bütün ishanlarının* tarihçesi
    Bütün söz vermelerin tarihçesi
    sevgim acıyor

    Yazık sevgime diyor birisi

    Güzel gözlü bir çocuğun bile
    o kadar korunmuş bir yazı yoktu
    Ne denmelidir bilemiyorum
    sevgim acıyor
    Gemiler gene gelip gidiyor
    Dağlar kararıp aydınlanacaklar
    Ve o kadar

    Tavrım bir şeyi bulup coşmaktır

    Sonbahar geldi hüzün
    Kış geldi kara hüzün
    Ey en akıllı kişisi dünyanın
    Bazan yaz ortasında gündüzün
    sevgim acıyor
    Kimi sevsem
    Kim beni sevse

    Eylül toparlandı gitti işte

    Ekim filan da gider bu gidişle
    Tarihe gömülen koca koca atlar
    Tarihe gömülür o kadar



    4 min
  • Yavuz Bülent Bâkiler | Şaşırdım Kaldım İşte

    "Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu. Eylül'dü." - Zafer Akkaş

    Bilmem ki nemsin...

    Yeri doldurulamayan bir kale inşa ediyorum sanırım içimde. Tarihte yapılan kaleler yıkılıp gitti de bu beyhûde kaleyi yıkamadım gönül kafesimde. Kapıların ardında beklerken hangi sancının miadını dinliyorum ki gözlerim böyle alev ırmağı. Hani bakamazsın o kapının ardından ve gidemezsin de. Nasıl bir dilemma... Düşünüyorum o halde varım diyorsun ya Decartes bir şeyi unutuyorsun; düşünebiliyorsan zaten varsın ancak ben düşündüğüm hâlde yokum bunu bilmiyor kimseler. Bazı şeyleri yaşayabilseydim çok farklı olacaktı. Nereye dönsem Rabbim beni biliyor bu ferahlıktır içimi ılıtan. Güz sancılarını duymuştum, güz sancılarını ölümün arifesine benzetirdim. Cânânını kaybettikten sonra doğan evladının sevincini yaşayamamış bir baba kırıklığı.


    Şair: Yavuz Bülent Bâkiler

    4 min
  • Sohrab Sepehri - Duman Yükseliyor

    kopartılmış yapraklarımdan ibaretti hüzün

    dedim rahmet yağar ben yürürken
    gece benim ardımda
    taşıdım kara gençliğimi dağların damarında

    İsmet Özel, Yaşamak Umrumdadır.

    ●

    Duman yükseliyor yalnızlık köşemden

    Kim, nasıl haberdar olacak ki viranemden?
    Söyleyeceklerim var yanmış gönlüme
    Ne zaman sona erecek efsanem.

    Çektim elimi gecenin eteğinden

    Seherin zülüflerinden tutmak için
    Suya attım kendimi sahilden
    Lakin habersizim denizin derinliğinden.

    Duvarlardaki desenler bozuldu

    Kimse bir renk görmedi artık burada
    Hayal, gözünü dikiyor gece-gündüz
    Kalbimdeki umut resmine.

    Ayak bastığımdan beri buraya

    Kurtuldum kervanın gürültüsünden
    Aslında canım içre yanıyorum bu ateşten
    Lakin gönül vermişim bu yanışa ben.

    Karanlık çekiliyor çatılardan

    Şehrimin yoluna gülümsüyor sabah
    Hâlâ duman yükseliyor yalnızlık köşemden
    Söyleyeceklerim var yanmış gönlüme.


    Şair: Sohrap Sepehri

    Yorum: Furkan Özdemir

    3 min
  • Kemal Sayar - Sonsuza Dek Sophie

    Gözleriniz madam! Gözlerinize bakıyorum da; Sanki bir yangın yeri! Yüzünüz talan edilmiş bir imparatorluktan kalmış gibi!.. Bir şair oturmuş o iki kaşın arasına, Tüten dumana ve akan kana bakmaksızın! Aldırmaksızın (patlayan) bombalara, şiir söylüyor gibi…  Aslında aşktır en çetin meydan muharebesi. Siz koşuştururken lise bahçelerinde, Dilinizde Goethe’den yarım yamalak ezberlenmiş iki dize, Ve deri ceketinize yaslanmış yürürken yağmurda, Bir şairdim ben; kalbini büyüten dumanlı odalarda!.. Benim kalbim dumanlı odalarda büyüdü madam, yalan yok! Yalan asla olmayacak; çünkü ‘aşk’ üstümüze serpiştirip kaçan o yağmur, Bir gün sizi de ıslatacak!.. Bir gün siz de hüzünle bakacaksınız kalbimin içine, Orada yenilenmiş (yenilmiş) bir şarklıyı göreceksiniz!.. Biz şarklılar, yani Allah’a inananlar, oruç tutanlar, Ve asla konuşamayacakları kızlara aşklananlar; Hep yenildik! Farklı mağlubiyetlerden kurtuldu (kuruldu) tarihimiz!.. -Diyorum ki… Vaktin varsa bu akşam… Bizim yüzümüz kızarır madam, Söylemeyiz! Biz uzaktan sevmelerde birinciyiz. Genç kızlara başımızı çevirip bir bakmayız, Bir bakarsak, usulca elimizden kayarak; parçalanır kristal gençliğimiz!.. Biz kristal gençleriz madam, Kolayca tuz buz oluruz! -‘Eve gitsem daha iyi’… -İyi de benim o darmadağın halimi bırakıp nereye… Her gece saatlerce alıştırma yapıp da, Bir tek veda (sevda) sözü fısıldayamamanın sıkıntısını… Aşksızlıktan solan bu cismi terk edip nereye gidiyorsun(uz) madam? Merdivenlerde peşinizden koşup da, İsminizi haykıramamayı… Size bakarken; derin bir acıyla kıvrandığımı fark etmeden, nereye ha? Sophie, Rosemary, Ayşegül. Onun için üç isim seçmişti. Yukarıdaki satırlara baktı, Ve “-Ben bunun âlâsını lise yıllarında yazdıydım” diyerek iç geçirdi. Fakat nâlet olası o duygu yakasına yapıştığına göre, Bir kez daha aynı sözcükleri kullanarak; Bir öykü yazmalıydı! Onun için üç isim seçmişti, Kendisi için üç ölüm!.. Bir gün yağmur yağsa, Sırılsıklam o yağmurda ıslanacak, Ve elinde sımsıkı tutuğu bir karanfille, Gözyaşları saçlarından sızan yağmura karışacak (karışarak), Onun kapısı önünde duracaktı… Onun kapısı önünde duracak, Ve asla (zili) çalmayacaktı! O kapının önünde saatlerce ağlayacaktı. O sırada fonda ‘’In your green eyes‘’ çalacaktı!.. -Sophie! Sophie! Heyhat, Sophie gidiyordu!.. Mağrur bir prenses gibi şairin kalbinden sürgün edilmişti. Sanki hilafet ilga ediliyordu! Saltanat sefalete mahkum edilmişti!.. Tarih yeniden yazılıyordu… -Sen benim sürgünümsün Sophie! Benim ülkem dağlık ve karanlıktır. Dağların arasından bana bir yol vardır!.. O yolu yürümek zordur! Sanki bir nüfus sayımı günü!.. Sokaklar boşalmıştı (boşaltılmış). Pardesülü bir adam, sırtını asırlık ağaca vermiş, Geniş bir alanın kenarında mızıka üflüyor. Zaman zaman gözlerini uzak bir noktaya sabitleştirerek; Kendisine bir soru soruyor. Doğru cevabı bulmak için uzun uzun düşünüyor, Ve gözleri ışıldayarak cevabını mırıldanıyor; Bir gün o da gözlerindeki bu ışıltıyı fark eder Ve elini kalbine değdirdiğinde içinde deveran eden; O yoksulun aşkını tanımlar, O şarklıyı keşfederse, yazacağı ilk şiire adını verecek: ‘Sonsuza dek, Sophie’…


    Kemal Sayar  Yorum: Furkan Özdemir
    Müzik: Ahmad Pejnan

    7 min
  • Payidar Zaraman | Benazir

    Gözlerin en iyi bir şeydi benazir 

    En iyi bir şeydi 

    Fitneden fidye alırdım ben onlarla 

    Onlarla ben çok yakışıklı bir herif olurdum 

    Seviyorum seni iyisin... bunu iyi işit 

    Seviyorum seni iyisin 

    Sen cihanın bir yurdunun bir bucağında 

    Oturduğun linç edilmiş bir minderde 

    O zemberek esmerliğinle öylece durursun bu bana yeter 

    Bu bana yeter diyorum iyi işit 

    Bu bana yeter ben bundan bir kısmet alırım 

    Hükmü düşer metni kutsalın 

    Amen pouya'nın sesinden kelam dinleriz sonra 

    Neden olmasın dinleyelim benazir 

    İnleyelim lisanımızca 

    Gezmelere çıkaralım gökyüzünü 

    Ve özeti olsundur ki 

    Ölüm çok loş bir akıbettir ve politikayı zül addeder hamavet 

    Yalanın nihayeti hüsrandır tenzih ederim seni 

    Seni tenzih ederim sen ki bende bir hira hurisi 

    Çok net görüyorum seni iyisin 


    Ve bir bağ yolunda benazir 

    Bir bağ yolunda azığımda haşlanmış yumurta ve kırmızı soğan 

    İçimde ölmesine ihtimal vermediğim bir anne 

    On dört yaşında bir iyi çocuk ve bu cennete giden patika 

    Çok aheste koşuyorum seni iyisin 

    Sen iyisin ben bunu bilmişimdir 

    Bu varlık endişesinden kurtarıldığım ay ışığında aklanmış gece 

    Ve sabah ne candan karşılıyor beni 

    Elbette seni 

    Abdest almak ne ferah şeydir benazir 

    Kal ki iyileşelim 

    Kal ki bir serçenin kalbiyle vuralım nasın fikrini 

    Ve yıldızlar 

    Yıldızlar göğün göğsünde Allah'ın şarkıları gibi 

    Gözlerimi 

    Gözlerimi bir gize taşırlarken 

    Kalifiye bir acemi olarak ben 

    Bir yufka ekmek kadarım 

    Kadarımdır 

    Olabildiğince hoş oluyorum seni iyisin 


    Sen ki sabah sıfır dört sularında fena mavi bir gülsün 

    Yaşamak için en ideal mezarlıksın benazir 

    En olağanüstü hal 

    Bütün kedilerin ölsün 


    Şimdi bunca nitelikli yaralarımızla birlikte 

    Bir hayat sürmek değil bu bizimkisi 

    Bir hayat sürünmektir benazir 

    Madem ki kalbimiz göğsümüzde dölek durmuyor 

    Dölek durmuyor gözlerimiz senin karşında 

    Çıkarabilirsin onları kafeslerinden 

    Yapabilirsin bunu pekàla...olmaz sana zerre kinim 

    Sen allah büyük olduğu için güzelsin benazir 

    Ben allah güzel olduğu için çirkinim 


    Şimdi bu bağ yolunda benazir 

    Yolumdan çekilse dünya...çekilse kaygıdan yaratılmış ilahlar 

    Sırtımı berrak bir yaşanmışlığa dayasam 

    Sırtımı ve sırtımın sırrını 

    Ne ferah bir gök olsa 

    Ve ciğerlerimde nefesinden damıtılmış bir cennet ırmağı 

    Bunlar hep olmuş hep olağan hep olacak şeylerdir 


    Şimdi benazir 

    Şimdi itaat kuşanmış bir hitapla 

    Ve dahi bir inatla buyur 

    Ve inzivaya çekilmeden önce gözlerin (yani şu karşımda duran iki tanrıcık) 

    Bir tebliğ edasında...ki böyle olmasa da olur 

    Ve dahi bir sanatla buyur 

    İyisin değil mi 

    Ve bunu bütün seçkin köprüaltlarına duyur 

    Umut ki tanrının yeryüzündeki tek vekilidir benazir 

    Çok müreffeh ölüyorum seni iyisin

     

    Payidar Zaraman


    Yorum: Furkan Özdemir

    Müzik: Mohammed Esfahani-God is Closer

    5 min
  • Cahit Zarifoğlu - Mavi Gök Orada mı?

    bakıyorsun kuşlar 

    hazır 

    sokak lambaları yanık unutulmuş 

    bir kadıköy vapuru hınca hınç insan 

    çok geçmeyecek 

    martılar beyhude turlar atacak 

    kıyılar lağım konserve kutuları 

    mısır koçanları 


    sevgi aranabilir yine 

    korkusuzca say koskoca kederlerini 

    bir kuyu bulunabilir 


    aklımdan çıkmıyorsun 

    sen hala dizüstü 

    bunca anıyı besleyerek 

    sokaklarda avaz avaz konuşarak kendi kendinle 

    mektupları öpebilirsin kırmızı dudaklarınla 

    görür gibi olarak açıp baktığımı 

    bense şöyle diyorum 

    buradan bir acı kanamış boyuna 


    kuşlar hazır 

    öncü havalanmak üzre 

    şehri gelen bir mevsime bırakıyorlar 

    o vapur hala hınca hınç 

    kimbilir herbiri hangi dünyaya sağır 

    çok geçmez aradan 


    kadınlar kapı önlerinde 

    ellerinde meşalelerle 

    aydınlatırlar gelip geçen erkek suratları 

    yorgun bir sarıyla ben de 

    geçeceğim önlerinden 


    aklımdan çıkmıyorsun dedim 

    başka türlüsünü yorgunum anlatmaya 

    telefonlar yan hücrede çalışıyor 

    bense kurşunî bir dere 

    ağaçlar hayvanlar bile kaygılı 

    onu bir mersedesten indirdi kalçasına kadar açılarak 

    mavi gök orda mı 


    yapayaşlı bir rum kadın 

    her şeyde yanıp sönen bir kıyamet algısı 

    haydi koşayım diyorum belki dağılır 

    koşuyorum 

    sancağımda kendi rüzgarımla ölgün kıpırtılar 

    hayır daha sevgili daha sevimli değil 

    ne başka bir gün ne başka bir zaman 


    çok geçmeyecek aradan 

    şöyle diyeceğim 

    bulutlar açmadı 

    mavi gök orda mı?

    4 min
  • Hz.Ali'ye Mektup | Alper Gencer

    sen belki tanımazsın ama ben senin için ölürüm!

    sen beni tanımazsan ben zaten ölüyüm!

    bir Allah’a bir anneme sonsuz itimadım var

    herkes beni yarı yolda bırakıyor ya Ali

    herkes beni yarı yolda bırakıyor bu çok zor!


    sana bu mektubu pişirilmiş çamurun içerisinden yazıyorum

    ağaçların otların ortasında yaşıyorum

    cayır cayır yanan bir orman ne kadar uzun yaşar?

    Allah’ım benim yanmayan yerlerimden yangın çıkar

    yanan öd ağacının külü olmak istiyorum

    yanan bir öd ağacı gibi yanmak istiyorum

    çakmağın varsa çak tutuştur kalbimi

    kılıcın varsa çek yatıştır nefsimi

    sebebin varsa çık karıştır derdimi

    bir kez yüzün görmeye bu can kurban ya Ali


    yürüdün kınında kılıç yüreğinde aşk

    dünya atlıların hışmına uğramış gibi toz ve duman

    ortalık putlarla dolu İbrahim yorgun düşmüş olmalı

    ve bu açıdan bakınca Yakup

    kör olmakta son derece haklı

    Yusuf doğuran bir kuyum yok

    Davudi bir sesim yok Zebur söylemek için

    İsa’nın yakışıklı alnından

    kilise duvarlarına çakılan

    grotesk bir çarmıh kaldı geriye

    ve onca hikmetinden Musa’nın

    kekemelik, israil’e…

    Musa kekelerken oysa

    söze şarkılar bahşeden bir sesi vardı

    bunlar kekelerken havada

    kurşun sesleri ve çocuk çığlıkları…

    demem o ki Zülfikar’a davranan elin

    eksikliği hissediliyor şu an dünyada


    seni sırtından hançerlediler çünkü başka şansları yoktu!

    risk almayı gerektirir seninle göz göze gelmek

    seni sevmek bir insanı sevmenin iskelesidir

    bugün ne dünden bir sonraki gündür ne yarından bir önceki…

    bugün hem dünkü gündür hem yarın ve sonraki

    yani mütemadiyen seninle yaşıyor olabilmek gibi bir bahtım var

    mesela bir akşam Resul’ün evine giderken beni de uykumdan al


    insan önce annesini sever, sen önce O’nu sevdin

    O’nu sen kırıp çıkardın insanın kendini seyrettiği aksinden

    şimdi bazıları mübalağalı buluyor beni

    bazıları gülüp geçiyor ki senin

    vurduğunu cehenneme postalayan bir kılıcın vardı

    ama onları görsen ağlardın merhametten

    sen onlar için kendini ve evladını feda ettin onlar

    kendileri için senin evladının her gün başını vuruyorlar

    ben senden öğrendim ki oysa inanmak

    mesela dost için ölüme yatıp orda

    teslimiyet doğuran bir uykuya dalmaktır


    dünyaya senin gözlerinle bakmak isterdim ya Ali

    şurasında biraz vicdan olan herkesin seni sevmek borcu var

    bir puta dahi inanmanın varsa inanmakla bir alakası ki var

    insan senin Resul’e teslim oluşunla inanmayı tamamlar


    sen bana dil oldun Rahman o dile ağız

    sen bana göz oldun Mustafa göze yürek

    sen bana söz oldun Kuran o söze ayet

    bir kez yüzün görmeye bu can kurban ya Ali


    seninle en sevdiğim müştereğimiz

    ikimiz de en çok hep, hep O’nu seveceğiz

    zannımca sonumuz tam da şöyle olacak

    sen Hüseyn’in başını koyacaksın ortaya

    paramparça olacak gönül zembereğimiz

    sen Hasan’ın ağusundan taslarla sunacaksın

    musallat olmayacak nefis en-gereğimiz

    sen Fatma’nın gözlerini bizle paylaşacaksın

    hakikat söyleyecek aşk ile yüreğimiz

    senin kalbin bir abanın altında korunmuştur

    benim kalbime de yer var mı orda ya Ali?


    sen belki tanımazsın ama ben senin için ölürüm

    sen beni tanımazsan ben zaten ölüyüm

    işte gözyuvarlarımı boşalttım Zülfikar’ınla

    bunca okudum senin gözlerinle bakmak için dünyaya

    hep senin gözlerinle bakmak için ya Ali

    Resul’e

    ve Allah’a!

    7 min

About Şiir

From the publisher's feed

şiir şifâdır.

More shows like Şiir

Hayati İnanç — Can Veren Pervâneler by Ahmet Çadırcı

Hayati İnanç — Can Veren Pervâneler

1 Listeners

Şiir by Yasin Yıldız

Şiir

0 Listeners

Şiir Sever by ŞiirSever

Şiir Sever

1 Listeners

Efsunlu Şiir Sokağım by Zeynep İŞLEME

Efsunlu Şiir Sokağım

0 Listeners

Derinden Şiirler 🕊️ by TEKNO DEV

Derinden Şiirler 🕊️

0 Listeners