Bahar mı gül mü güz mü? ilk görüşte gülmeye başlamıştı
Biraz dalgın sesi, titrek
Selam vermemiştim oysa...Belki de kırdım istemeyerek
Yüzü sonbahar, hüznü güneşe benziyordu
Gülüşü birden bire geldi, beklemiyordum
Keskin bir bıçak gibi saplandı aklıma...Hep böyle cana yakın mı bakar acaba?
Hangimiz hangimize huzursuz bir elveda gibi duruyoruz şimdi bu gölgenin içinde?
Uzak bir deniz kenarında oturmuş efkar yakıyordum
Karanlık tutmuştu yolları
Kim bilir kimin boynundaydı kolları
Sakallarımı uzatmış, durup durup uzakları dinlemiştim
Belki de bir zehirli göz tarafından zehirlenmiştim
Rüyada bana görünenler olmasa
Beni uykuya götürenler olmasa
Tekrar nasıl dönerim ben kendime?
Telefonu geldi aniden, dilinde kelimeler bir şeyler söylüyordu
Dilinde kelimeler....Silerek, bilmeyerek bir şeyler söylüyordu gülerek
Uyanıktım, yatağımda oturuyordum
İstanbul mışıl mışıl uyuyordu.
Nerede dans etmişti? Gözleri dolu muydu? Yoksa düşleri dolu muydu?
Neyse...Neyse, bunları düşünmek istemiyordum
İstediğim gibi olmadı hayat
Meseleyi anlatmaya gerek olmamasıydı
Akın var akın, içimden akın
Beni güneşe götürüp yakın...
Güneşe varamayanlar,
Eli elimdeydi ''yaşamak sevmekten geçer'' diyerek
Belki de sevdim isteyerek....Uykuya dalan bahçeyi uyandırmadan geçti yağmurlu güz,
Kışı atlatamadı, toprakla kucaklaştı sokağın yaşlıları. Beklemek ve görmek. Birbirinin benzeri sözler,
Gelip geçen insan suretleri,
Birbirine karışan yüzler ve sesler. Aklım kumsal iken, ben toz paresi
Çıktıkça yükseğe, alçalır oldum.. Düşündüm...Derdimin nedir çaresi? Susarak konuşmak... Sonunda buldum...Yolları ardında bırakan mevsimler, batan gemi ve karanlık sularda sürüklenen ruhum ve bütün soruların toplamı ve özeti olan.
Muslukta su var,. Akar, biliyorum...Kalemde mürekkep yazar. Bulutlar yer arar yağmak için kendine
Göğsümden geçerdi göç yolları kuşların. Yaşadım mı, düş mü, hayal mi....Ne kadar uzak. Yolları yorgun düşüren yolcuydum ben eskiden. Herkes kendi gözünde büyütüp seyrederken kendini
Sığındım yalnızlığın göğsüne, odalara sığmazken yalnızlığım. İçimin kırılıp dökülmüş camlarından sızan bir soğuk rüzgâr,
Yolları yorgun düşüren yolcuydum ben eskiden
Herkesin bir vazgeçilmezi var ya,
Her yere birlikte götürdüğü takvimsiz, saatsiz vakitlerde dökülüp saçılan ortalığa.
Ben sarıp sarmalayıp kendimi yalnızlığa,
Taşıdım acıyı, küçültüp sığdırdım
Şimdi çıkıp gitsem, oturur sedire bekler beni
Evden eve taşınırken yıpranmış, hatırası karanlık hayaller,
Yüzünde iri bir gözyaşı, üzgün çocukluğum.
Bazen belirip -sisler arasında- durup bakıyor bana
– ben bunu daha önce yaşamıştım duygusu-
Uzansam kaçıp kaybolacak,
Bir daha ne zaman, nerede ne olacağımızı ikimiz de bilmiyorduk.
Belki yeni başlayacaktık,
Belki hiç başlamayacaktık... Belki de başlayıp bitirmiştik
Sen ki, çiçekleri toplamayan güzelim
Ve ben ki, buruk ve kavruk yaşı bir adamım artık
Öyle güzeldim ki senle, çiçeklerden çok...
Anladım ki, bir daha düşünde bile göremez işler-Düşlerin gördüğü işleri...