Hiçbir ayrıntıyı kaçırmak istemiyorum.
Gönlün hutbesindeki tüm kırıklarım sitem ediyor dünden arda kalan kırıklara.
Her ne hikmetse üşümeyi ve korkmayı bir arada becerip, arada bir buluta rast geliyorum. Kendimi tanımak için, kendimle yatıyorum.
Sarıp kendimi duygularımın sıcaklığına, Bazen ölüyorum kendimle.
Üç beş imge geliyor dile. Belli ki göze geldim.... derken göz göze geliyorum bilinmezlik ile.
Anlamsızlık yüklüyüm. Ben, fazlasıyla yoksunum.
Düşlerimi yiyip bitirdikten sonra geldim. Bir Akdeniz gecesinde, Ay'ı alaşağı ettim de. Kimselere görünmeden geldim.
Simsiyah oldu gözlüğünün çerçeveleri
Yine de aynı şarkını söylüyordun yıldızlara bakarken
Kendimi iknaya bir ses arıyorum: “Karşıdaki taş köprüyü geç, ikinci söğüt ağacından sola dön.
Geride bıraktığım çocukluğum orada mı hâlâ?
Gözyaşlarımı kattığım çeşmenin yanında...Kendini bırakıp gidişime mi ağlıyor?''
Gövdesinden kopmuş bir dal gibiyim.
Başucumda annem, kucağımda hırkam ve içi boş delik kolları.
Sokaklarımıza dadandılar. Kendi kendilerini dar sokaklardan Geniş caddelere, oralardan alanlara ve boş meydanlara atanları Bir bir topladılar.
Söyledikleri sözleri yazdılar, gördükleri gözlere baktılar.
Nesneler arasında dura dura, Göz göre göre nasıl da bitiverdim ben böyle?
Söylene söylene gide gele bir şeylerin değişeceğini sanmıştım.
Bir uçurumun tam kenarındayım
Tutun benim elimden n’olur.
Yaralıyım tam kalbimin orta yerinden
Görüyor musunuz sızan kanı ay ışığında?
Bir ölü, diğerine çarparak ilerler sonsuzda
Şimdilik durduğum yer, Pir Sultan’ın darağacıdır
Yağmuruna küsmüş kır çiçeklerini düşündüm
Hiç kimsenin binmediği dönme dolapları düşündüm sonra
Aysız bir gece odasında oturmuş bir şairin, Lambanın ışığında şiir yazışını düşündüm
Ve ben düşündükçe, Sessizliği yıkayan sessizlik,
Her şeyin birden anlamından boşalması,
Ve yepyeni bir anlamla dolması gibi bir şeyler oldu
Birden rüzgarların ağaç yapraklarıyla konuştuğu dille seslendi:
Yalnızlığı yerden yere vuranlar,
Kendi mezarını kendileri kazanlar,
Kendi tabutunu kendileri taşıyanlar
Kendi kendilerine yetenler,
Papatyadan tuğlalarıyla mutluluğa uzanan evler nasıl var olduysa,
Bu nasıl bir var olmaksa, işte biz var olduk
Köşesiz bir üçgenin iç açıları toplamı neyse, biz o olduk
Gün geldi, sokaklarda volta atan bir serseri olduk
Ama bize işte ne olduysa...Ne olduysak, birbirimizi tamamladık
Sokakların en ince köşelerinde ve varlığa yelken açtık O hiç bitmeyecek sandığımız yelkenlilerle.
Dinleyin beni: Bir anne ki,
Çocuğunsa gözleri şiir gördü,
Sonunda gülmesi de şiir oldu ağlaması da
Ben Bir karanlığa bir düş gibi geçeyim
Ayak izlerim görünmeden, sesim duyulmadan, kimse uyanmadan geçeyim...
Sonra yeninden ve yepyeniden biri olayım
Ben ki, hiç olmamanın ve kaybolmanın tanrısıyım
Bir zamansızlıkta intihar ederim
Ve kendi kendimi yaratırım her gece
Ama sen güzel yaşa hayatını..
Neden dersen, hiçbir şey aynı kalmıyor..
Yağan yağmurlar açan çiçekler bile başka başka oluyor.