Hiç sen bir su değirmeninin içini dolaştın mı?
Yamulmuş duvarlar, tavana yakın ufacık pencereler
Karşıda beyaz torbalara doldurulmuş unlar…Bir de bakıyorsun, yaman esmiş rüzgâr, savrulmuş yapraklar…Ya o seslere ne dersin?
Her köşeden ayrı ayrı makamlarda çıkıp da, kulağa hep birlikte kocaman bir dalga halinde dolan seslere?
Derenin akışını dinleyerek sahil boyunca ilerlerken durulacağımı umuyordum. Güçlü yaşamı içinde tabiat, insanı umursamaz belki. Bilhassa bunun için, onun karşısında huzura kavuşur insan. Ama nehrin bana hiçbir yararı dokunmadı...Benim içimdeki uğultu, onunkinden çoktu çünkü.
Kavak ağaçlarında esen kış rüzgarı gibi uğuldar
Ve mütemadiyen, dönen tahtadan çarklar gıcırdar
Ben çok eskiden böyle bir değirmen görmüştüm adaşım, ama bir daha görmek istemem.
Önce dişlerimiz döküldü, sonra saçlarımız...Arkasından birer birer arkadaşlarımız. Yaşamak A’ dan Z’ ye kadarmış. Zaman testeresi bir kere değmeye görsün yaşam ağacına....Biçiverir ansızın.
Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup, can vererek beni ödüllendirse, aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim. Ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm.
Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı yitirdiğimi düşünürdüm. Gözyaşlarımla gülleri sular, vücuduma batan dikenlerinin acısını hissederek dudak kırmızısı taç yapraklarından öpmek isterdim. Tanrım, bir yudumluk yaşamım olsaydı…
Bazen hesaptan kitaptan anlamaz Tanrı
Bol bol uyu kıyısında şu ırmağın, bu ırmağın,
Hangisi alıp götürüyorsa rüyalara seni; ne yap yap rüya gör, bol bol rüya;
Rüyalarında yitir kendini...
Rüya göremiyorsan, otur şu ağacın ya da bu ağacın altında, rüya tasarla
Hangisinin kökleri göğe uzanıyorsa...
Yine de sığmazsa kafan evlere,
Kuyunu sırtına vur, kırlara açıl,
Dağa taşa yazı yazmayı bırak,
Kendi kendine konuşmayı da;
Tanrının rüzgârlara, yağmurlara,
Ve yalnızlara öğrettiği kelimelerle.
Vedanın saati belli olmaz. Her ölüm, erken ölümdür. Ne kadar yaşarsan yaşa,
sevdiğin kadardır ömrün. Neyi seviyorsan, odur asıl yaşam.
Gelme ölüm! Ürün verecek yaştayım
Çocuklara kanat verirdim. Uçmayı kendi başlarına öğrenmelerine olanak sağlardım. Yaşlılara ölümün yaşlanma ile değil, unutma ile geldiğini öğretirdim.
Ey insanlar! Sizlerden ne kadar da çok şey öğrenmişim. Tüm insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim. Yeni doğan küçük bir bebeğin, babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkûm ettiğini öğrendim. Sizlerden çok şey öğrendim. Ama bu öğrendiklerim pek işe yaramayacak. Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim. Mutsuz bir şekilde…
Öyle bir yağmur ki, elmas sertliğinde yağacak,