Karakışta bahar kendine özgü mevsimdir
Günbatımında donuklaşsa da sonsuzdur,
Erimeyle donma arasında, ruhun öz suyu titrer
Ne de yaşayan şeylerin kokusu.
Ama zamanın söz erdiği değil
Nerededir yaz, düşlenemeyen?
Umarsız bir kral gibi gece gelseydin,
Neden geldiğini bilmeyerek gündüz gelseydin,
Niye geldim diye ne düşündüysen,
Yalnız kabuğudur, kapçığıdır anlamın
Ki amaç, yalnız o amaca ulaşılınca anlaşılır
O da ulaşılırsa...İsterse hiç amacın olmasın
Ya da tasarladığın son’ un ötesindedir amaç,
Dünyanın da ucudur, bazıları deniz mağaralarında,
Ya da karanlık bir gölde, bir çöl ya da bir kentte,
Buradan gelseydin,
Saparak istediğin yola, başlayarak istediğin yerden,
İstediğin zamanda ya da istediğin mevsimde,
Hep aynı olacaktı: Savmak zorunda kalacaktın duygu ve düşünceyi
Burada gerekmez doğrulaman,
Eğitmen kendini, ya da merak gidermen ya da haber yayman.
Ve ölüler neyi söylemediyse hiç, yaşarken, anlatabilirler sana, ölüyken: Haberleşir ölüler ateş diliyle, değil yaşayanların diliyle.
Yaşlı bir adamın yenindeki kül
Yanan güllerden kalan külün tümüdür.
Havada asılı kalan tozlar öykünün bittiği yeri gösterir.
Üç durum vardır ki çok kez benzer görünürler ama bambaşkadırlar,
Bağlılık kendine, şeylere ve kişilere;
Ölüm nasıl benzerse, hayata benzer öbürlerine
Başlangıç dediğimiz çoğunlukla son’ dur
Ve sona erdirmek başlangıç yapmaktır
Son, yola çıktığımız yerdir.
Her cümlecik ve her cümle bir son ve başlangıçtır,
Ve herhangi bir eylem, bir adımdır idam kütüğüne, ateşe, denizin gırtlağına
Ya da okunamayan bir taşa:
Bak, ayrılıyorlar, ve biz onlarla gidiyoruz.
Biz doğarız ölülerle:
Bak, dönüyorlar, ve bizi de getiriyorlar.