(Sevgili eşim Münevver’e)
Nişanlı bir kız gibidir şimdi yaz
Şimdi yağmur yağsın beklenir
Çocukluk resimlerine bakılır gibi
Renklere ad verilir durgun denize bakılarak
Ve gülümseyerek deler geceyi, Kendi zehrinde açan zambak
Şimdi sarhoşuz, mızıka çalıyoruz
Ne yazılır böyle vakitlerde insana dair?
Haydi sevişelim, sevişmek biraz devrimci, biraz tutucu
Bu temmuzun ilk günleri, hain, hınzır
Denir ki, insanın kendisidir yollara savrulan kar
Sisler arasından çıkıp gelen kuğu, Rüzgârlı bir ovaya dönüştüğünde
Dinle, Sonsuzu sonsuz yapan biziz
Bu bizdeki renk, bizdeki titreyiş
Ömür boyu sürecek en uzun gerçek
Ne demiş ilk düşünürü dünyanın?
İnsan ki, ardındadır kendi gölgesinin
Baharda bir üzünç ağacıdır dile gelecek
Issızlığa düşen imgeler gibi narlaşır,
Ayrı yollarda giden dostlar gibi,
arkada İz diye, çan sesleri bırakır
İç geçirir rüzgârda nar ve kar
Üstünden sular süzülen kadın, Göğsünde efsaneler gizler kederinden
Bu ud sesi, yeni doğan bir zaman nefesi
-Belirsiz tapınağı hayatın, görünmez tapınağı-
ağır ritimlerle mavi, Göğsünde gizden şiire doğru elma tadı:
Bir lamba ki, yanar sabaha kadar
Sonsuza uzayan gölge tek tesellisi
Ulu bir ağaç rüzgârı yazın sesi, Esiyor hafifçe
Ötede, dö minör. Korku, umutsuzluk ve acı
Tutkular kar taneleri gibi yağıyor şiire
İnsan nasıl duyarsa zor günlerde güçsüzlüğünü, Öyle duyar notalarda çınlayan yazı
-Sevgili, titrer yazla yüreklerin sırları
Seninle birlikteyiz yine, seninle ayrı
Sana pastoral bir müzik besteliyorum
Eskil duygular karışıyor havaya
Fısıldayan koruluklar, aşk masalları
Belleğin kafesini yırtıyor bu çılgın uyum
Sana pastoral bir müzik besteliyorum
Döküyor çam ağaçları düşlerini
Unutulmuş ayinler dolduruyor geceyi
Yasaklanmış masallar anlatıyor masalcı
Dokunup geçiyor menekşedeki gizli anlama
Sana pastoral bir müzik besteliyorum
Sonra bir yağmur başlıyor,
Yelden büstler kırılıyor eriyen gizlerde
Fenerler köreliyor, çarpıyor fırtına yüreğimize
Sözcükler göklerin ilk gücü, ilk çiçeği
Yazın son kalıntısı, Eski kapıların sesi gibi bahçelerde
Bu belki görüntüsüdür gerçeğin, belki değil...
İpek telini koparan kim bilir hangi çağdır
-Sevgili, bu şiirle başlayan şölen, yeryüzüne yağan ilk yağmur duasıdır