Yeni bir dize'yi pencereden uzatıp, güneşe doğru
Pır pır ettiğini görürsünüz ışıltılar saçarak yer yer.
Kimi kez, elinizden kaçtığı da olur; tepe, göl, koru,
Tarlalar, karşı dağlar derken bulutlara karışır gider.
Artık dilinizde bir soru:
Nerde benim düş kelebeğim, ışıktan kuşum? Neydi zoru?
Yokluğunu gidermek için ararsınız yeni bir şeyler.
Bilinmedik bir yerde, umulmadık bir gün
üstünüze bir ışık düşer, aydınlanır çevreniz bütün:
yüz güneşin hep birden at sürdüğü aynaya döner deniz.
Bir de bakarsınız, gökten aşağı bin kollu bir avize:
sayısız billuruyla parıltılar saçan o yitik dize!
Der gibidir size: Her zaman bu şiirin bir yerindeyiz!
Her sözcüğün arasından, ağaç, kor, sülün,
Serçe.. kolayca geçerim, serin, mor, yeni..
Bak, diken'in, gül'ün bütün dönemeçlerinde ayak izim var
Yolda bulduğum her şeyin tadına baktım,
Acı'nın liflerini çiğnedim;
Korkular şarap tadındaydı, hüzünler elma...
Yol değiştirdiğim zamanlar oldu.
Gök, düğüm üstüne düğüm attı geçmeyeyim diye dağın ardına.
Ne bekliyorsun? Uyak mı bekliyorsun burada, yağmur bekler gibi kaç gündür?
Bak, bulutlandı yüksekler,
İncecik bir çisenti başladı bile.
Dur, ne diye kenti çisenti'ye uydurdun?
Az sonra, her yeri bir engerek gibi sarar yağmur;
...Her yer su dolu, delik deşik.
Gideceğin yolu bulamazsın bu karanlıkta.
Uyak ararız birlikte. Gerekirse tuzak kurarız en uzak yerlere.
Bu şiirde her dize'nin çizdiği gizli eğriler üst üste gelince,
Senin yollarını birer birer düğümleyecektir,
düşünde beyaz gemiler yüzen uzak bir kimsenin uykusuna.
Bir el siler gibiyken o eğrileri var hızıyla,
ayrı bir el uzanıp ileri geri saracak seni bir mumya sarar gibi,
Öyle güzel yok olacak eski dünya
Korkular ne renktedir, düşündün mü hiç?
Ayva sarısı mı, üvez renginde mi, küf yeşili mi yoksa?
Ya senin sevinç çığlıkların?
Sülün kuyruğu, kuş yemi, serçe göğsü renginde mi?
Ben, öpe öpe bakıyorum her şeyin tadına.
Dağlar örten şu kızıl akşam sisleri, kuşku mu yoksa acı mı?
Bir sözcüğü değiştirmek istersiniz de, bozarsınız ya
Uzun bir geziye çıkıp, şu liman senin, bu liman benim gidersiniz ya;
Kimsenin bilmediği bir düşte, avuç avuç yıldız
Ya da kucaklar dolusu gül topladınız dizenizde boş kalan yere
Sizin bunca çabanıza karşın, o da ne?
Gözlerinin içinde hınzır bir gülücük,
Uzanmış kendi yerine boylu boyunca!
Bir sözcüğün içinden geçiyoruz seninle,
ufacık bir sözcüğün, yaprak gibi, kırlangıç
İlerden gelen şu çağıltıyı dinle karanlıkta:
Derin bir suyu, usta bir dalgıç gibi geçmemiz gerek...
Evet, şimdi sivri, sert taşlara sürtünerek gideceksin
Mağara gibi bir yer burası.
Gözler var, ara ara yanıp sönen...
Güç adım atıyoruz yapışkan çamura bata çıka...
Ansızın ilerde kan rengi yapraklarıyla yükselen bir ağaç,
Üzerinde bir yığın insan yüzü,
Korkma, yolun sonuna az kaldı.