Genç bir adam bir kapıyı çalıyor. Şefkata susuz, hayata susuz.
Hapishane, dostların ihaneti, kopuşlar, yuvarlanışlar. Tenin açlığı, ruhun açlığı ve anlaşılmayan bir kalp. Koca şehirde yapayalnız. Dehasıyla yalnız, kültürüyle yalnız, ıstıraplarıylâ yalnız. Soğuk bir kış günü. Sırtında paltosu var mıydı, hatırlamıyor. Bütün hayatı vermekle geçti. Bilgisini, zamanını, kalbini. Başkalarında yaşadı, başkaları için yaşadı. Kendisinin olmayan bir dava yüzünden damgalandı. Hayatı bir delinin yazdığı hikâye. O çakalların bile içmediği bir kaynak. Karşısına çıkan kadından hoşlanmıyor. Evden hoşlanmıyor. Dekordan hoşlanmıyor. Ama o kadar yalnız ki. Sonra minnetle dolu yıllar...
Minnetle ve mihnetle, iki kutbun karşılaşması. Ben heyecandım, şiirdim, bohemdim. Karım, sakin bir yaz akşamı. Fırtmasız bir liman. İki insan birbirinden bu kadar farklı olabilirdi. Önceleri bir manastıra giriş gibiydi bu.
Uzun süren bir ıstıraptan başka bir ıstıraba, bir zilletden bir zillete geçiş gibiydi. Bütün kadınları seviyordum. Ve bütün kadınlara düşmandım. Çaldığım hiçbir kapı açılmamıştı. Kazara çaldığım tek kapı açıldı. Belki evlenmesem, bir sabah gazetesinde bir intihar haberi okurdunuz.
Yine şuh bir sonbahar günü. Bu dekor, benim kalverim.
Seni kafamdan koparıp atamadım. Kafamdan ve gönlümden. Bazen bir utanç gibi içimdesin. Bazen bir zafer gibi. Ama hatıran hep buruk, hep yaralayıcı.
Ağrı desem değil, sızı desem değil. Daha köklü, daha köksüz.
Şunu biliyorum ki, bu dünyada eğer annen yoksa, anne olabilecek herkes ve her şey, senin annen olsun istiyorsun.
Çaresiz olmak bir şey değil
Çaresizliğini kabullenmek zor geliyor insana
Halbuki gözlerim de görüyor
Kör eden bir karanlığın var senin
Avuç avuç içtiğimiz bir karanlığın var
Kahrolası zamanın ortasında,
Büyük bir fırın yanıyor besbelli
Alevleri asırlık çınarlar gibi
Şimdi bütün ihtirasların sustuğu saatteyiz
Elini sürdüğün her şey yok olabilir
Senin ölümsüzlüğüne açılan
Kollarımın bütün gücüyle vuracağım
Er geç sesimi duyuracağım sana
Başımı soğuk demirlere dayayıp
Adını söyleyeceğim mahşer gününe kadar
Dağlara güzelliğini haykıracağım
Rüzgarın söylediği bir masal gibi,
Unutmamak unutmaktan büyük sanılır.''Hiç unutmuyorum'' derler.''Hiç unutamayacağım'' derler.''Hiç unutamam'' derler. ''Unutmam'' derler.
Ve unuturlar. Unuturuz, unutursun. Hatırlamayı bile!
Muhammed'e nasıl iman ettiklerini anlıyorum.
Senin gözlerini seviyorum,
Öyle tutkulu ve ışıl ışıllar ki
Kelimelerin arkasına saklanmaya ihtiyacım yok. Maskesizim.
Yarın güneşin nasıl doğacağını,
Bizi uykudan ne zaman uyandıracağını,
Geleceğin bizim için neler hazırladığını ve daha birçok şeyi bilemiyoruz.
İnsanların içinden neler geçtiğini hiç bilmiyoruz.
Evdeyim. Dışarda yağmur yağıyor. Herkes odada.
Seni az sevmekten korkuyorum. Bir gece, sen uyuyordun.
Ya bir gün sevmezsem, dedim, ya artık sevmiyorsam? Kalbimin ağrıdığı gece. Niçin seviyordum seni? Neyini seviyordum?
O gece bir kere daha anladım: sensiz yaşayamayacağım.
Alev gibi gelişen, büyüyen bir aşk bu.
Seni, sen olduğun için seviyorum.
Acı çektiğin için seviyorum.
Hor görüldüğün için seviyorum.
Büyük olduğun için seviyorum.
Küçük olduğun için seviyorum.
Yalnızlığın için seviyorum.
Ama kuvvetli olmalısın canım benim. Benim için de kuvvetli olmalısın. Saadetimizi adım adım fethetmek zorundayız. Ne kadar garip. Seni sakin görmek kudurtuyor beni. Sükununu ihanet sayıyorum. Seni üzüntü içinde görmek çıldırtıyor beni.