Bacaklarıma yabancılaştım.
Saçlarım o eski güzelliğini çoktan yitirdi
Şimdi yalnız.... bilmem neden
Zaman zaman yüzüme vuran bir utancı perdeliyor sadece.
Salınca tarakları tel tel,
Yağmur serinliğinde, incecik
Bulutlardan yüreğime kayardı.
Gözlerim kaçamak bakışlarda,
Boynum bir çocuğun pembe ağzında ürperdikçe uzardı.
Dudaklarım, öptüğüm aynalarda kaldı.
Nerelerde,ne zaman giyeceksem,
Bir eski alışkanlık işte...
Bu insan başları sıra sıra,
Camlardaki bu sürekli karanlık,
Bana bakkal dükkanlarını anımsatır hep.
İçerde boy boy konserve kutuları,
Sıralı bakkal dükkânlarını.
Korkarak alacağı malın ederinden girer içeri.
Kimi gün bir yaşlı yaşına güvenerek,
Hoyrat davranışlarda rahat,
Kimi gün, bir çocuk, ürkek mi ürkek
Terlerini silerek düşer üstüme.
Yıldım demenin de bir anlamı yok
Bu karanlık yatak odalarından,
Yıldım demenin de bir anlamı yok.
Gün ışığı, bir gün olsun geniş odalarda, çalmadı kapımı.
Yumuşacık öpüşlerle, düşlere gebe uykulara varmadım hiç.
Bir gün olsun, pembe uykularımdan,
Mavi bir erkek öperek kaldırmadı beni.
Sırtımda, karnımda büyüttüm durdum.
Cam kırıklarında uyutsam,
Uykular benim zehirli sularımdır.
Sularım dipsiz, denizim kıyısız,
En yorgun gecelerim bile uykusuz
Uykular benim en rezil korkularımdır.
Gülerim, güldüğüm çok olmuştur.
Gülüşüm, hoyrat taşlarda, incecik kırılan cam
Kendi kıyılarını döven su sesi
Bir ağacın ilkyaz eşiğinde yaprak dökmesi...
Bilene ağıt gibi oturur burda bir kadının gamsız gülmesi
Gülerim, güldüğüm çok olmuştur.
Evlerde akşamlar nasıldı?
Bir küçücük kumru kuşu büyüttüm göğsümün gizlisinde
Konduğu tüm dalları, aykırı bir rüzgâr aldı.
Evimden uzak evler üstüne,
Gerçeğini şimdi bile bilmediğim ne olmadık düşler kurdum...
Her akşam, Dalgın baktığım camlardan,
Bir gizli mutluluk sızardı ışık yerine…
Garipsi huylar edindim nicedir
Artık iyice tükenen bir ölü umuttan mıdır,
Gittikçe yoğunlaşan bu yaşlı bu yılgın yalnızlıktan mı?
Şu rezil ölüm kokusundan mı?
Söndürüp her gece ışıklarımı
-Yalancı bir aydınlığı siler gibi-
İncecik bir mum yakıyorum.
İnceden inceye eriyen mumu,
Bağırsam diyorum avaz avaz
Bir ölüm düşlüyorum ey insanlar!
Bitiyor birden bütün düşlerim
Acımasız gerçeğime çırılçıplak dönüyorum.
İnsan düşüncesinden hızlı araç yoktur, diyen Öğretmenim…
Garipsi huylar edindim nicedir
Herkesin gerçeği kendine biricik
Bir beni söyletip de, böyle kısacık
Bu yağma yürek, bu talan sevgi
Bu ucuz ten pazarını yazdığını sanan çocuk.
Herkesin gerçeği kendine acı...
Herkesin acısı kendine biricik...
Kendimden özür dilerim...
Kırmamak için kırıldığım için.
Bir dakika düşünmemi hak etmeyen şeyleri aylarca düşündüğüm için
Güçlü olmak uğruna, güçsüzlüğü yaşamayı unuttuğum için
Değişmeyecek insanları değiştirmeye çalışıp, kendimi yorduğum için.
Bittiğini kabullenmediğim şeyleri tekrar başlatmaya çalıştığım için.
Kötü insanları, inatla iyi sanmaya devam ettiğim için.
Değersiz hissettirildiğim hiçbir yerde durmayacağım
Ne kadar kötülük görürsem göreyim,
Bir daha yüzüme kapanan hiçbir kapının arasına elimi koymayacağım
Genelev Mektupları- Şükrü Erbaş