En derin yaralarla başlar, en derin gülücükler.
En yüksek uçurumlardan düşerken öğrenirsin uçmayı.
En derin denizlerde boğula boğula, becerirsin tek bir seferde yaşamayı.
Bilirsin ki, elma ağacı, elma verir. Erik değil.
Hayvanlara güvenebilirsin.
Çünkü aslan, aslan gibi davranır. Maymunluk etmez.
Ama insana güvenemezsin. Zira o, yüzüne gülümserken, arkasında hançer gizleyebilen tek yaratıktır.
Korkaklar sana çoğu zaman kendini sevimli gösterirler. Hep aynı kurnazlıktır bu...Çünkü korkaklar kurnazdır da...Onlar hep çok çok düşünür. Hep de şüpheli gelirsin onlara. Zaten çok düşünülen ne varsa, şüphelidir.
Tutunacak bir dal olarak gördüğün insanlar, yalnızca o dalların gölgesiydi.
Onlara uzanmaktansa, güneşin seyrini değiştirirdin.
İnsan, kendini şifalı ve sağlıklı bir sevgiyle sevmeyi öğrenmeli.
İnsan, kendisine katlansın ve orada burada sürtmesin diye.
Kalbinde ne kadar coşku olursa olsun,
Yaşamın en önemli anlarında, kendini yalnızlıkta bulacaksın.
Bilgelik şurada gizli: İyi uyumak için uyanık olmak.
Çünkü herkesle aynı şeyi gördüğünü düşünen kendi körlüğünden kuşku duymak zorunda kalmaz. Ve bu konuda hiç olmadığı kadar çok desteklerler birbirlerini.
Yukarı çıkmak istiyorsan, kendi bacaklarını kullan! Başkalarının sırtına ve kafasına oturarak kendini yukarı taşıma. Uçmayı öğrenmek isteyenin, önce ayağa kalkmayı, yürümeyi ve koşmayı, tırmanmayı ve dans etmeyi öğrenmesi gerekir. Uçmak, birden uçarak öğrenilmez.
Elmas dışarıdan tonlarca ağırlıktaki basınca maruz kaldığı için bunca serttir. Kömür basınca, zorluğa ve yontulmaya maruz kalmadığı için bu kadar yumuşaktır.
Kendine kendi iyini ve kötünü verebilir misin? Kendi istemini bir yasa gibi uygulayabilir misin? Kendi yasanın hem yargıcı hem de celladı olabilir misin?
Karşına çıkacak en kötü düşman daima sen kendin olacaksın.
Kendini mağara ve ormanda pusuya düşürmek için, sen, kendin bekleyeceksin.
Başına gelenleri değiştiremeyebilirsin. Herkesin hikayesi farklı...
Ama başına gelenlere verdiğin tepkiyi değiştirebilirsin.
Yıkılmak yerine, ayağa kalkmayı seçebilirsin mesela..
Küsmek yerine, yola devam edebilirsin.
Kaçmak yerine, anlamayı tercih edebilirsin...
Çatışmak yerine, barışmayı isteyebilirsin.
Bazen uygun bir kelimeyi bulmak için aylarca bekleyebilirsin.
Beklemesini becerenin, her şey ayağına gelir.
Yaşamın amacı nedir diye mi soruyorsun?
En ulu ve en imkânsız olana ulaşmaya çalışarak ölmek.
Ölümün yakalayamadığı tek yaşam,
Ölümden korkmayacak kadar yaşayandır.
Oksijen maskesini takmayı reddedip, bir başkasının solumasına yardımcı olmaktır bizi öldürecek olan.
İşte budur bizim en büyük zayıflığımız.
Kendimizi sevmeyi öğrenmeden, başkasını sevmeye çalışmak.
Ama en kötüsü nedir bilir misin? Tanıyamamak kendini. Kendinle birlikte şu doğayı, yeşili, maviyi tanıyamamak. Kendine dair olanları anlamadan ölmek. Sorgulamamak bir konuyu. Tabiatına hiç uğramamak. Anlamamak en muhtaç halleri....
Ölebilirler, bilmeden, koklamadan, görmeden, hissetmeden.
Sen tanı kendini, ölüm gelmeden.
En, Kaderini Sev, Çünkü Aslında Hayatın Bu, Böyle Buyurdu Zerdüşt, -Friedrich Nietzsche/ Dinle Küçüğüm- Emine Supçin/ Yaşamak Sakinlik İster- Özgür Bacaksız