Bir kente, bir insana nasıl başlanır?
Takvimlerden düşmekte olan soluk bir pazartesiye?
Mor karanfillere, taş basamaklara...
Yeşil bir su akıyor gecenin içinden,
Umutsuz bir ilişki değildir gökyüzü.
Bir güvercin kadar hafif kelimelerle konuşalım isterseniz
Kıyasıya mutluluklar dileyelim birbirimize
Ama sonra herkes döksün kimliklerini ve sıfatlarını ortaya
Çünkü hayatı temizleyeceğiz.
Anlatacaklarım hepinizi ilgilendiriyor:
Hiçbiriniz kaçınamazsınız söyleyeceklerimden,
ben yanan bir bulut parçası olayım, siz de yıldızlar
ışıldatın yeryüzünü. Rüzgarı yıkayalım.
Hızla akıyor yaşamım güneşe doğru.
Duvar yazıları, duvar resimleri, hayatın en çıplak şiiri.
Çırılçıplak bir kentin içinde çırılçıplak yüzler.
Bir bakışta tanırsınız onları:
Toprağından sökülüp atılmış ağaçlar gibi
Sigaradan düşen bir kül gibidir onlar:
Ama bir bıçak kadar keskindir gözleri.
Bir davulun derisi kadar gergin yaşamımız. Ve
karlar altında kalan bir mücevher kadar soğuk belki kalbin.
Rüzgarlara ve acıya hükümlüsün.
Acısız ve sevdasız gidilecek bir yol yok.
Saat kaç olursa olsun. Umut vardır.
Dikkat! Hazin bir aşkın başlangıcıdır belki de bugün.
Hazin de olsa bu aşk, karanlık da olsa umut, inan bana
kesindir! Hayatı yıkayacağız.
Dudaklarımda lacivert bir tango.
Ben mi yüzüyorum hüzünler denizinde?
Gece ılık. Ve kalbim kanıyor galiba.
Küçük bir çocuğun oyuncak torbasına doldurulmuş evler.
Kocaman camlı pencereleri merakla bakıyorlar bana.
Bulutları kesen bir terziyim ben.
- Peki ama, yıldızların nerede?
Bir ton yıldızla geleceğim sana yine,
Takacağım yıldızları bir bir saçlarına.
Mavi bir mektup yazmak istiyorum memleketime.
Mavi bir şiir... Tarçın koksun her kelimesi.
İmbat rüzgarları uçursun a'ları, a'sız bir şiir olsun.
Ama tuzlu serseriliğim benim, eksik olmasın.