Demek annesi ve babası böyle ölmüştü... Tıpkı o örümcek gibi. Onlar da tek bir leke, tek bir iz almadan mı ölmüşlerdi?
Yaşam bedenlerinden alınmadan önce, yeşil ışığın çaktığını görmüş
Ve hızla gelen ölümün sesini mi duymuşlardı?
Ne de olsa, saatler önce gördüğünüz birinin ölebileceğini düşünmezsiniz...
Bir şey söylemekten aciz, bir ona, bir ötekine bakıyordu. Ailelerini korumak için aldıkları önlemler, geleceklerini ve bunun ne kadar tehlikeli olacağını çok iyi bildiklerini, başka herhangi bir şeyin ortaya koyabileceğinden çok daha iyi kavramasına yol açmıştı.Onlara bunun kendisi için neler ifade ettiğini anlatmak isterdi. Ama yeterince önemli kelimeler bulamıyordu işte.
En önemlisi birinin kalbine dokunduğun o anmış. Gittiğinde, bıraktığın hüzünmüş ardında.
Konuşmadan oturdular öylece. Oturup, yaşananların ne kadar korkunç olduğunu düşünmekten başka yapacak bir şey bulamazlardı.
Ne çok uyuduğunu ve buna rağmen ne çok uyumak istediğini fark etti...Hâlbuki eskiden uykudan nefret ederdi. O zamanlar uyku, hayatının kıymetli anlarını çalıyordu. Yirmi dört saatte dört saat uyku, dört saatin elinden alınması demekti. Nasıl da çok görürdü uykuyu!
Çayı şekersiz içmeye başladığında, hayatından fazlalıkları ne zaman çıkarsa yaşamın gerçek tadına o zaman varacağına inanmıştı. Bazı şeylerin, yokken var olduğunu unutmuştu.
Sanki kafatasına dev bir çan yerleştirilmişti. Ve düşünceler, yankılanıp birbirine çarpıyordu. Sesi sakin kalsa da, mavi gözleri alev alev yanıyordu.
''Bana öyle geliyor ki, herkes yaşamını, bir başkasının yaşantısını mahvetmek için kullanıyor.''
-'“Namuslu insanları parmağında oynatmak çok kolaydır, Potter.Ama önemli olan hasarı onarmak değil, yakıp yıkmanın ardındaki tavrındır.''
Asıl sorun—insanların kendileri için en kötü şeyleri isteme tutkuları...Bu cinayeti ancak yitirecek bir şeyi olmayan, ama çok şey kazanabileceğini sanan biri işleyebilirdi. İlk kurbanlar, hep en suçsuz olanlardır.
'' O halde...Aslında tutsakları içeride tutmak için duvarlara ve denizlere ihtiyaçları yok. Çünkü zaten hepsi, kendi kafalarının içinde kısılmış durumdalar. Neşeli tek bir şey düşünebilecek durumda değiller.''
''-İnsanın iyi ailesi olmasa da, kendisinin iyi olabileceğini bilir...Evet... Saygı duyulacak şeyler bunlar. Ama bazıları bunu anlamaz. Bazıları her zaman bunu sana karşı kullanır. Düzenli bir kafa için, ölüm de büyük bir serüvenden başka bir şey değildir. Ölülere acıma, Harry. Yaşayanlara acı, her şeyden çok da, sevgisiz yaşayanlara.
Hazinen neredeyse, kalbin de orada olacak.
Bahtsızlıklarının namı alıp gitmiş adama denir-mutsuz diye...Çile çekmek, insana mutsuzları önemsemeyi öğretir.
Ve..İzler yararlı olabilir bazen.''
Kafasının içi olduğu gibi buz tutmuş, hissizleşmişti sanki. Ama içinde hiç mutluluk kalmamıştı ki...Bütün bunların ne kadar adaletsiz olduğu duygusu kabardı içinde, hiddetle haykırmak istedi. Konuşamıyordu, ama Hagrid anlıyordu.
"Ancak kederimizin içine gömülmemeye, savaşa devam etmeye çalışmalıyız, Harry.
Bir şeyin adından korkarsan kendisinden daha çok korkmaya başlarsın.
“Despotların ezdikleri insanlardan nasıl korktukları hakkında hiçbir fikrin var mı?''
Hepsi de çok sayıdaki kurbanları arasından bir gün mutlaka birinin çıkıp ayaklanacağının, onlara karşılık vereceğinin farkındadır!
İyiyle kötü diye bir şey yoktur, güç vardır sadece, bir de o gücü elde edemeyecek kadar zayıf olanlar...
Dünyayı değiştirmek için büyüye ihtiyacımız yok! İhtiyacımız olan gücü zaten içimizde taşıyoruz.