Bir sabah tanıdık bir şehre giderken,
Sıcak ve dost şeyler düşünür insan
Tanıdık bir yatak bekler sizi
Bir çocuk yüzü gülümser anılardan
Bir sabah, tanıdık bir şehre giderken,
Hüzünlü, tuhaf şeyler düşünür insan
Kendisinin de değiştiği duygusundan
Sıkılmış bir limondan, son birkaç damlayı çıkarmaya çalışır gibi,
Uzanan birkaç kişi- soğuk güz güneşinin altında
Ve artık, yaklaşan güzün, ilk serin solukları havada
Kendimi yalnız hissetmeliyim böyle bir yerde, değil mi?
Ne yalnız, ne hüzünlüyüm oysa...
Kah hüzünler üşüştü yüreğime.
İç geçiren bir kadın gibi, inip kalkıyor denizin göğsü
Güneş, bulutları ve toprağı başladı ısıtmaya
Ben terli bir çarşaf gibi bırakıp geride yorgun geceyi,
Hazırlanıyorum yeni bir güne,
Yeni bir yürekle başlamaya
Toroslar, kartondan kesilmişçesine yükseliyor
Hep bir ağızdan uyanıyor kuşlar
Bu dupduru sessizlikte, bir sonsuzluk duygusu doluyor içine insanın
Hiçbir şey, görkemli olamaz kocaman bir göğün altında
Engin bir denizin birleşmesi kadar...
İnsan, vücudu gibi tanımalı yurdunu
Biz, kara zamanların insanlarıyız...
Bugünkü dünyada yaşayanlar!
İnsanı kaybettik, onu aramalıyız.
Umutsuz olmamak gerektiğini biliyorum bu acımasız gecede
İçinde yaşadığımız bu toplum öldürdü bizi
Çarpıntılarla hırpalanan yüreğimiz, dayanamayıp parçalandı sonunda
Uzak zamanlar yaşandı insanlar bu topraklarda.
İnsanlar birbirinin kanını içti bu topraklar için
Kimimiz toprak oldu çoktan
Kimimiz yenik düştü kavgada
Kimimiz, bir hayat kuramadık
Güneşli yirmilerden geçtik
Kederli, bungun günlerim var benim..
Gün olup, geçeceksiniz siz de...
Ama ben herkes için istemekteyim özgürlüğü
Halkım için değil sadece...
Çünkü vatan olmazsa, can da olmaz
İnsan, vücudu gibi tanımalı yurdunu
İnsan, çocuğu gibi tanımalı halkını
Bizim gücümüz, bu koskocaman dünyada, yalnız olmamaklığımızdır
Anladık ki, kabahatimiz kendimizi unutmaklığımızmış.
Yüreklilik belirli bir sillenin rengi
Anladık ki bir kez daha, bunca yol yürümüş olsak da bu dünyada,
En az, o ilk noktadaki kadar muhtacız Tanrı'ya- Hiç bir şey muhtaç olmayana
Zafere giden yolda, hiçbir engel tanımayacaktır-birliğimizden doğan kuvvet
Anlaşılmazdı da aynı zamanda. Neden öfkelendiler bize?
Niye daha açık konuşmadılar ki bizimle?
Sorun bizim kulaklarımızdaysa, neden kötü işiten kulaklar verdiler ki bize?
Kulaklarımızda çamur varsa, pekâlâ! Kim koydu çamuru oraya?
Biz ki, boş yere gerilmişiz
Yıldızların amansız çarkına,
Ve boş yere sızlamış kemiklerimiz...