Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından,
Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
Yıllardır boz bulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Bilmez miyim hiç bütün bu sözler ne der ona?
Nicedir unutmuşum saymayı bile günleri
Sanki hiç kimselerin kullanmadığı bir gün kalmış bana.
Bu gönlü kırık benim, keşke bin canım olsaydı da
Her biriyle bir defa sana feda olsaydım.
Aşkına olan bağımlılığımı ayıplayan,
Sana bağımlı olmayı insanın kendi elinde sanır.
Can-ü ten oldukça, bende derd-ü gam eksik değil
Çıksa can, hak olsa ten, ne can gerek ne ten bana.
Öyle ser-mestem ki, idrâk etmem dünyâ nedir;
Ben kimim, sâki olan kimdir, mey-ü sahbâ nedir?
Gönülde bin gamım vardır ki, pinhân eylemek olmaz
Bu hem bir gam ki, il tanından efgân eylemek olmaz
Bu aşk beni ne mahvetti, ne var ki?
Kafan dursa, yazmasan da ne var ki?
Sevdiğimi yine görsem ne var ki ?
Yüzün hakkı için yemin ederim ki, ben dünyada senin yüzün gibi güzel bir yüz görmedim.
Güneş, her sabah doğudan görününce senin güzelliğin kaynağından nur alır.
Sevgilinin sırrı gönülde gizli olursa, bil ki, muradın çabuk olur.
Önüme gelen bir hayal, fanî bir güzel, gerçek sevgiliye perde olur.
Tohum toprak altına gizlenince, mes'ut yeşermiş ve tertemiz olur.
Kav isteyen var mı ki, benden alsın da, çerçöp makulesi şeyleri ateşe versin?
Senin verdiğin hastalık, başka bir hastalığın gelmesine yol vermez. Hazinen, benim fakir olmama imkan vermez.
Sen ayağını nereye bassan, topraktan bir insan baş kaldırır, hayat bulur!
Hal böyleyken, kim kendindeki bir baş için senden vazgeçer, kim sana canını vermez?
Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
Kimseler bilmesin halimi, boşver
Başımdan gözyaşım dökülsün dursun
Aldırma, ne derlerse desinler
Kalbim yerinden sökülsün dursun
Yağmurlar yerlere aksın da, dursun
Ay, gidince güneş geri doğuyor
Hasretin alev alev içime bir ân düştü
Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden
Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına
Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır
Sesini duymayanlar, girdabında boğulur
Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenîn
Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin
Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde
Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
Her damla, bir yıldızı süslüyor göklerinde
Tohumlar ve iklimler senindir
Mekânın fırçasında solmayan resim senin
Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin
Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin
Nefesinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
Aydınlığa, nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep seni içirecek
Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin