Birdenbire iç parçalayan bir çığlık içimde: "Yardım et!" Kim bağırdı? Toparla gücünü, kulak ver. İnsanın yüreğinin tamamı bir çığlıktır. Dokun ki, onu duyabilesin. Birisi çekişmekte ve bağırmakta içinde senin. Ödevindir. Her an, gece gündüz, sevinçte ve üzüntüde bu Çığlığı ayırt edesin... Hislerinle ya da kısıtlayarak ayırt edesin... Nasıl uygun düşüyorsa sana bağırmakta olanın kim olduğunu bilmenin savaşını veresin. Bir yıl, beş yıl, on yıl değil; beşikten mezara kadar aramalı insan, ama ne aradığını bilmeli. Yaklaşıp uzaklaşmalı aradığından. Okyanus dalgaları üstünde bir küçük tekne gibi alçalıp yükselmeli. Yalınayak koşmalı yollarda, ayaklarını sivri taşlar kesip kanatmalı. Çöllerden geçmeli yolu, yanmalı, kavrulmalı. Sonra gözün alabildiğine ak, soğuk ülkelere düşmeli. Buzlar kırılmalı ayaklarının altında, üstüne kar yağmalı. Bir kimse bağırmakta içimizde: "Acı çekiyorum! Senin sevincinden sıyrılmak istiyorum! Bir kimse bağırmakta içimizde: "Umutsuzluğa düşmem! Kafanın üstüne kancalayıp kendimi bedenimden ayrılarak, kızgınlaşırım yeryüzünden ayrılarak, sığmam akıllara! Bir kimse ayağa kalkmakta, umutsuzca ve bağırmakta: "Soluk alamıyorum; Uçmak ufak, dar, alamıyor içine beni; insan gibi görünmekte bana, istemem onu! Yaban çığlığı işitmekte ve sarsılmaktayım. İçimde, yokuş yukarı çıkan tedirginlik bir düzene girmekte. İlk kez bütünlüklü bir insan sesinde, tüm yüzüyle dönüp bana seslenmekte...Tehlikeye düşmüş birisi içimde. Ellerini kaldırmış bana seslenmekte: “Beni kurtar!" Birisi içimde yükselmekte, tökezlemekte ve seslenmekte: "Yardım et! İç organlarını parçalayan sol çığlığı işitmezsin, merak etme...Seninle kendimi bulur, kendimi kaybederim.'' Bu iki yoldan hangisini seçeyim? Birdenbire seziyorum ki, tüm yaşamım bu karardan ötürü askıda. Evren'in tüm yaşamı askıda. Bu iki yoldan, yokuş yukarı olanı seçiyorum. Neden mi? Çünkü oraya doğru itmekte yüreğim beni...“Yukarı! Yukarı! Yukarı!" Bağırmakta yüreğim. Geliyorum. Beni çağırdığın yere geliyorum. Geliyorum. Çağırdığın yer neresiyse oraya geliyorum. Konuşmaya korkuyorum. Kanatlarla donanmışım, yüreğimin acımasız çığlığını birlikte boğmak için bağırmakta, türküler söylemekte, ağlamaktayım. Beni bu dünya tuzağına kim düşürdü? Sana rastlamak, seninle karşılaşmak için mi şu cihana yuvarlandım? Bana bu çalkantılı yüreği kim verdi? Suların bile uyuduğu bu dünyada, gece gün demeden, sana akmak için mi durulup yatışmaz oldum? Ne zaman doğdum, ne zaman büyüdüm? Dünyanın beşiğini sallayan ahenk, şu hayat durağında, payıma, senin sesini kim düşürdü? Şunu da söyle... Beni bu dünya çarkına kaptıran da kimdir? İyi değilim, katkısız değilim, sessiz değilim. Dayanılmazdır mutluluğum, mutsuzluğum. Dile dökülemez sesler ve karanlıkla doluyum...Ama sen çığlığı işitebilirsin...Işık değilim, geceyim...Ama bir ateş ki, yuvalanmış iç organlarımın arasına. Ben ışığın yediği geceyim. Burada kal....Öğlen avlusunda. Ufka bakmanın meraklısı ol. Maviye, beyaza, gündüze çalış. Taşlığı yıkamanın, asmayı budamanın, çıplak ayakla yürümenin üslubunu edin. Burada kal...Ey benim, benden derin toprağım! Ört beni...Ben seninle uykular, uykular, uykular uyudum. Sana erken sabahta, taze değdim. Meğerki göğsüne göğsümle değdim. Ettim şikayet. Yalnız değildim ki orda...O göğün altında, ormana karışan bir sabah gibi indim. Uyanık, arı, acımasız tutmaktayım aklımı...Bir alevdir insanın ruhu. Işıktan bir dildir ruh. Bedenimin karanlığını yensin diye, tükenmek bilmeden bırakırım ışığımı. Karanlığı ışık yapacak başka bir dokuma tezgâhım yok benim. Yaşamın tüm çalkantılarını, çatışkılarını, sevinçlerini ve acılarını duyarım ben yüreğimde. Sen gelmez olursun...Bir gün gelecek, kuşkusuz aydınlatacaksın yeryüzünü. Bir gün tüm Evren yangına dönüşecek. Yazdım erken başlayan günü: ''Mavidir.'' diye yazdım. Dedim ki bana, kâğıda harika şeyler sus: