Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm, cehennemi de
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
Bazıları hayatı en önden seyrederken,
Kendime bir sahne buldum, oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki, okudum okudum anlamadım.
Keyfi idareye bırakılmış bir ülkede, insanın hayatını dürüstçe kazanamayacağını anladım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde
Hem kızdım, hem güldüm halime
Sonra dedim ki "Söz ver kendine"
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin.
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
Hiçbir şey tam değil. Eksik.
Ve anladım ki, hayatın kendisi -mış gibi düzende, gerçeğin bir gün geleceğine inanarak
Anladım ki gerçek, yalanın sofrasında da yer alabilecek bir yeryüzü bitkisidir ve kendinden mesul değildir.
Anladım ki, bu yalan dünyadır.
Anladım ki, evliya da olsa, alan dünyadır.
Kaçanın kurtulmadığı, şahin de olsa kanatları kıran dünyadır.
Varlığını bir vadiye bırakıp, yürümek bir gönlün yandığı yere
Şebnem olup düşmek sonra göklere...
Gün, hafta, ay, yıl derken şunu anladım,
Eskiyor ama eksilmiyor kalp ağrısı.
Ve anladım ki, her şey sevmekle başlar insanı.
Ben kimseye kötülük etmedim. Kimse hakkında kötü düşünce beslemedim. Ümitleri kırılmış bir insan olarak avunmayı içkide ve bir güzeli düşünmede buldum. Ama yeryüzünün tehlikeli varlığı karşısında kendime, kendimden ibaret bir vaha yaratmam gerektiğini bir kez daha anladım. Bazı şeyler için çabalamamam gerektiğini tekrar tekrar anladım.
Öyle bir hayat yaşadım ki,
Son yolculukları erken tanıdım
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundan, anladım.
Yirmi küsur yıllık hayatımda, birçok arkadaşlığım, dostluğum oldu. Bunların içinde gerçekten değerli dostluklarım da vardı. Ama şu anladım ki, insan önce kendisiyle dost olacak, insanın inandığı bir görevi olacak… o zaman dostluklar da daha bir anlamlı oluyor.
Biliyorum, kolay değil yaşamak,
Gönül verip türkü söylemek yar üstüne
Yıldız ışığında dolaşıp geceleri,
Gündüzleri gün ışığında ısınmak...
Şöyle bir fırsat bulup yarım gün, yan gelebilmek Çamlıca tepesine...
- Bin türlü mavi akar Boğaz'dan -
Her şeyi unutabilmek maviler içinde.
Biliyorum, kolay değil yaşamak
Bir ölünün hâlâ yatağı sıcak,
Birinin saati işliyor kolunda.
Kolay değil bu dünyadan ayrılmak.
Meğer ben ne kadar boş şeylere ağlamışım;
Kalbim hakikat diye bir ihtimale tapmış.
Ne manasız şeylere meğer bel bağlamışım;
Meğer benim peşinden koştuklarım serapmış…
Avuç avuç yuttum serinliği
İçim toz toprak olunca anladım,
Serinlik dediğim serap idi.
Tek korkum, henüz kendimi tanımamışken, yarın ölüvermek!
Çünkü hayat tecrübelerimden şunu anladım ben: Meğer benimle başkaları arasında ne korkunç bir uçurum varmış!
Nasıl eski kalemler güzelliği yazarmış,
El, dudak diye, göz diye, alın diye,
Anladım ki, onlarda bir derin özlem varmış
Özgür olduğumu o zaman anladım. Rüzgârda. Rüzgârın saçlarıma dolandığı, saçlarımı okşayıp öptüğü anda.