''Teşekkür ederim.'' Telefonu kapattım. Kulübeden çıkınca, gözlerimle tumturaklı lakırdıların sahibi olan yalan virtüözünü aradım. Yok. Pudraşeker gibi serpiştiren karın altında, küresel ısınmaya sebep olabilecek bir doğal afet. Bir sigara yakıp, peşinden caddeye kadar yürüdüm.
Mezarlığın veda mektubu gibi kısa patikalarından, ölümün özenle hazırlanmış tek kişilik yataklarına varıyoruz. Boş bir mezarın kıyısında duruyorum. Aşağıya bakınca başım dönüyor. Ölümün kör karanlığı, gözümü alıyor. Moron değilseniz, böyle bir gezegende iyi olunamayacağını bilirsiniz.
Ruhuma yayılan esenlik, gönlümü sarmalayan vecd, içimi kaplayan huşu, gözlerimi koruyan aynalı gözlük ve dizlerime inen hermuda şort ile; ense yaparak ıssızlığa mukayyet olan bir korkuluk; kurumaya bırakılmış kilden bir heykel; ipini koparmış bir kukla gibiydim.
Aşık olunca hayatın anlamına yaklaştığımızı zannederek mantığın sınırlarından dışarı çıkarız. Mantıksız kafa, mesnetsiz umutlarla dolup taşar. En büyük sevinçler 24 ayar yanılgılardan doğar. Cinayet kurbanlarının yüzde 79’u, tanıdığı biri tarafından öldürülür. Zamanaşımına uğramış belirsizliğin ortasında mayışıyorum.
Çinlilerin çok eskiden Afrikalılardan öğrendiği bir atasözü der ki ''Portakalın doğusu batısı yoktur.'' Sanırım, her an her şey olabilir anlamına geliyor bu söz. Bilirsin, meseleleri konuşarak halletmek iyidir, fakat ortalığı kan gölüne çevirmenin zevki de bambaşkadır.
Fikirler, düşüncelerden doğmaz. Bilginin asıl fonksiyonu, duygularımızı değiştirmesidir. Zihniyet, hissiyata tâbidir. Hatırlamak bir refleks, unutmak ise bir sanattır.
Uzaklar hiç bu kadar yakından saldırmamıştı. Dikensiz bir kaktüsün bitkisel yalnızlığı içindeydim. Herkes bilir ki raylar hiçbir zaman rahat uyunabilecek bir yatak olmamıştır. Yaralılar ya da ölüler için bile.
İsterim ki, bu hileli aşlara hiç lüzum kalmasın. Benim onu aç karnına sevdiğim gibi sevsin beni. Midesi aşkla kasılacağına, kalbi aşkla çarpsın. Aşk yalnızca sağlam vücutlu ve tok karınların mı tekelinde? Yalvarırım "Hayır" deyin!.."
Şüphe, oyuncak mı gerçek mi, boş mu dolu mu olduğunu kestiremediğiniz, sağa sola bakınan bir tabanca gibidir.
Bildiğim bir şey varsa, ölülere verilen hediyeler bile bumerang gibidir, mutlaka geri döner.
"Bence" dedi ''Kişi gerçekse adının gerçek olması gerekmez." O, kainatın anahtar deliğinden bana göz kırpan bir melek gibiydi.
Yüzüne iki numara büyük gelen gözlerinde, yıldızlardan ihraç edilmiş renkler yansıyordu.
Beni hayat ile ölüm arasındaki ince çizgide tutuyordu.
Terk edilmiş bir okyanusta baş başa kalmış iki balık gibi sarhoşuz.
Şebnem içimde, kum saatindeki toz şeker gibi senin sevgin birikiyor. Millerce öteden, varlığın başımı döndürüyor.
Şebnem...adının geçtiği her cümle nasıl da güzelleşiyor. Ona yalan söylemek, hatalarla dolu hayatımdaki en büyük hata idi.
Bakışların, cennetin eşiğinde sorulan bilmeceler gibiydi Şebnem.
Tamam, aşk ile mantığın yolları ayrılalı çağlar oluyor.
Tamam, aşk sadece kör değil, aynı zamanda aptaldır.
Tamam, aşk kişinin kendini aldatmasıyla başlar
Ve başkalarını aldatmasıyla sona erer.
Tamam, aşk hayal gücünün zekayı yere sermesidir.
Tamam, aşk sonsuzluğa heveslendirirken imkansızlığa hapseder.
Ama ben bu mucizevi aldanışa, hayırlı anormalliğe, sigortalı dengesizliğe hazırdım.