Ben böyle olsun istememiştim.
Ya senden çok uzak olmalıydım.
Aramızda aşılmaz engeller olsun istiyordum.
Büyük dağlar, derin denizler olsun istiyordum.
Sana gelmeye gücüm yetmemeliydi.
Çaresizliğimin bütün hıncını mesafelere yüklemeliydim...
Dağda yanan bir çoban ateşi gibi,
Ve senden çok uzaklarda olmalıydım...
Biliyorum, güzelliğin yeraltı nehirlerine benzer.
Biliyorum, bir sır gibi güzelsin.
Hani anlatılmaz duygular vardır,
Hani şarkılar vardır sevip söyleyemediğimiz,
Şiirler vardır unuttuğumuz,
Aşina çehreler vardır hani zaman zaman hatırlayamadığımız...
İşte sen o kadar güzelsin.
Ve ben o kadar karanlıklar içindeyim ki;
Şunlar ellerindir diyorum, tutamıyorum,
Şunlar gözlerindir diyorum, bakamıyorum...
Düşün, kahrımdan ölmeliyim artık,
İnanmak var olmaktır, bilirsin.
İnandığımız şeyler için yaşayalım.
Nice sabahlar, nice aydınlıklar,
Gelecek nice iyi günler için yaşayalım.
Sen sarı gülleri seversin,
Sarı karanfilleri seversin,
Sarı bir dünyayı seversin.
Ben sende olan bütün renkleri seviyorum...
Yoksa, hiçbir şey önemli değil dünyada,
Ne zulümler, ne kavgalar,
Ne günler, ne geceler hiçbiri önemli değil, sen yaşadıkça.
Ve yaşamak hiçbir zaman bunca güzel olmayacak.
Bir kalbim var; et, kan, sinir.
İki gözüm var, seni görür.
Şimdi söyle bana bütün çirkinliğimi,
Kötülüklerimi yüzüme vur.
Çaresizliği suratıma bir tokat gibi indir.
Yanağımda beş parmağının izi kalmalı.
Sonra geç karşıma, olanları unutalım.
Her şeye yeniden başlayalım.
Yeniden yaşayalım geçmiş, gelecek bütün yılları.
Bütün kederleri ve sevinçleri paylaşalım.
Sana sevinç düşsün, bana keder.
Benim ellerimde kanlı diken yaraları,
Senin ellerinde kanlı güller.
Bir gemi demir alıyor olmalı.
Belki bir adam ölüyor, ne biliyorsun?
Belki de bir sona yaklaşıyoruz;
Çaresizliğimize, zavallılığımıza