Gizem, bir geyik başı gibi uzanıyor aramızda.
Boynuzlarında senin karmaşan
Bilmek istemediğim onca şey.
Buna benzer çözemediğim bir çok şey.
İki geyik ormanın kuytularında birbirine sarılmış yatıyor,
Boynuzları birbirine geçmiş...
Kırmızı bir yunusun havada sıçraması olurdu senin gülüşün,
İki geyiğin birbirine geçtiği yerde orman ışığı kırılıyor.
“Kalbin ilmini yap.” diyor bir ses.
Aortun kırmızılığı gibi, geyiğin boynunda bir kırmızı leke..
Geyiğin boynunu tuttuğum zaman elimde kalan pas lekesi,
Ya da böyle bir şey seni anlamaya çalışmak...
Seni sevdiğim zaman, kadife tüylü bir geyik ormanda su içiyor
Ya da yeşil kadife tüylü bir su akıyor
Dünya, tatsızlığı kristalleşirken kimyasal bir çözeltide,
Bileklerini de kesemezsin.
Anti-maddeye kaçmak istersin sadece.
Bazen ama bir insanla bir şey olur,
İki geyiğin sıçrayıp havada öpüşmesi gibi.
Bazı insanlarla yıllarca görüşsen de bir şey olmaz.
Ormanda bir kuş hızla dönüyordu.
Yürek denen ormanda bir kuş anormal bir hızla döner
Ve kaçmamız gerektiğini söyler bize.
Çünkü her şey çok fazladır.
Kendi etrafında nefes kesici bir biçimde dönen bir kuş,
Kendini ve etrafındakileri yaralar.
Bunun için aşkı hiç kimse, insanın kendi arkadaşları bile istemez.
Kumrular sakindir bir tek.
Seninle biz hiç kavga etmeyelim
Çünkü geyikler kavga ettiklerinde boynuzları birbirine dolanır ve ölürlermiş.
Doğuya bakan yüzünle bak bana
Ve kalbimin bir porselen gibi olduğunu hiç unutma.
Çocuk gibi olduğumu söylemiştin zaten.
Çocuk gibi yazdığımı biliyorum bu kitapta.
Bunun gibi açıklanamayan şeylerin merkezi olsun isterdim bu kitap,
Hiç kumru olamamış bir çocuk izini bırakırken, bir kumru oluş halini...
Hayır, saatleri, geyikleri anlatmıyor bu kitap.
Bir kumru oluş halini anlatıyor
Ya da bir kumru olamayış halini.
Bazen bir şey görünür gibi oluyor,
Bazen bir şey görünmüyor.
Bazen bir şey değişecekmiş gibi oluyor,
Bazen bir şey değişmiyor.
Bazen beni hep sevecekmişsin gibi oluyor,
Bazen hiç sevmemişsin gibi.
Bazen bu kitap açıklanamayan şeyleri anlatıyormuş gibi oluyor,
Bazen hep açıklanan şeyleri.
Bazen bu kitap senin gibi oluyor,
Yani, sen beni kumru yapmaya çalışırken benim kumru olamayış halimi...
Elbette senin aradığın saatleri anlatmıyor bu kitap.
Aramadığın onca saatin dehşetini anlatıyor ancak.
Fazlasıyla realist olduğum için, tek bir saate doğru ilerliyor:
Geyiklerin kavga edip, boynuzlarını açamayarak öleceği saate.
Yine de kumru masalını sürdürmeyi deneyecek bu kitap.
Çünkü kumru olamaz dediğin anda
Boynuzlarımız birbirine dolaştı ama sadece ormanda uykuda.
Bak, hala “meycır tom” çalıyor pikapta...