Ey mana güneşi; doğ! Gönül evini bir kere daha nurlarla doldur, dostları sevindir, düşmanları kahret!
Tepenin arkasından çık; nurunla adî taşları la'l yap! Bir kere daha kuru koruğu oldur, üzüm haline getir!
Ey güneş! Bağı bahçeyi, ovayı yaylayı, dağı bir kere daha yeşert, onlara yeşil elbiseler giydir; her tarafı hurilerle doldur!
Ey aşıklar hekimi, ey göklerin çırağı; aşıkların elinden tut, hastaya çare bul!
Böyle ay yüzlü bir sevgilinin bulutlar altında kalması insafa sığmaz! O ay yüzden, bir an içinde bulutu uzaklaştır!
Lutfunla, can gibi oldum; kendimden gizlendim, kendimi kaybettim! Ey varlığı benim gözlerimden silinen, gizlenen; ey benim varlığımda gizlenen sevgili!
Bana kıvılcımlar gibi gülmeyi öğreten güzel, tatlı gülüşü ile dünyayı cennete çevirdi!
Gerçi ben yokluktan hoş gönüllü ve gülerek doğdum ama, aşk, bana bir başka çeşit gülmeyi öğretti!
Dünyayı nurlarla doldurmak istiyorsan, yüzünden elini çek
Dünyayı karanlıklar içinde bırakmak istiyorsan, yüzünü ört!
Ağlasa aşık, ayrılık ateşiyle inlese
Gözlerinden akan yaş yerine kan olup, cefa dağının tozlarından giyinse
Kızgın çöllerde dolaşsa, üryan olup
Her ne kadar gülseler haline o giryan olup,
Sevdiğinden muhabbet olmazsa,
Kimseler derdine derman edemez imkan olup....
Her gece üzüntü keder ve ayrılığa misafir olup,
Verseler cihanın mülkünü,
Avnî köyün terk etmez başına sultan olup...
Muma bak ki, senin meclisinde ağlayıp baştan çıkar
Aşkının yolunda sabah kadar sâdık olduğum,
Gün gibi âşikârdır ey ay gibi parlayanım sana
Bir bakışın kudreti bin lisanda yoktur
Bir bakış bazen şifa bazen zehirli oktur...
Bir bakış bir aşığa neler neler anlatır
Bir bakış bir aşığı saatlerce ağlatır.
Bir bakış bir aşığı aşkından emin eder
Sevişenler daima gözlerle yemin eder...
İçimdeki dertler ile yaş dolu gözlerim senin için ağlasa,
Gözyaşlarıma gâlip gelir, aşikâr olurdu gizli sırlarım sana....
Sen güzellik tahtında, bense senin uğrunda ayaklar altında...
Bari açık duran yakam, göğsümdeki yarıkları haber versin sana
Eziyetinle Avnî’nin gözünü gönlünü harap etme...
Zira gözüm gönlüm, mücevherler sunar sana
Herkesin var bir kimsesi...
Kimsesizlik kimsem oldu...
Dinsin artık hicranın cana
Kimse aradığım yollar, Kimsesiz kimselerle doldu
Canımın içinde can gibi örtünerek, kendini gizleyerek akıp gitmedesin! Ey bağımın, bahçemin aydınlığı; Sen, benim salına salına yürüyen selvimsin!
Mademki gidiyorsun, ey canımın canı! Bensiz gitme, bedensiz gitme!
Ey gözümün nuru; gözümden çıkma, ayrılma!
Ben bugün kimsesiz kaldım ey kimsesizler kimsesi!
Ben, sedefe benzerim; beni kırdıkları zaman gülerim! Bir rahatlığa, bir üstünlüğe ulaşınca gülmek, ham kişilerin işidir! İnsan olan, kırılıp ezildiği zaman güler!
Yağmur yağarken gülmek, şimşeğin adetidir!
Beni, başsız, ayaksız bir hale getirdin; elimi ayağımı aldın! Beni uykudan, yemek yemeden, su
Bir an oluyor, beni dağa götürüyorsun; bir an oluyor, bahçeye götürüyorsun; bir an daha oluyor, gözlerim açılsın diye, beni ışığın dibine götürüyorsun!
Başı dönmüş canıma güzellerin baktıkları gibi hoş bir bakışla bakarsan, öyle bir güç kazanırım ki, yedi kat göğü de yırtarım, yedi büyük denizi de aşarım!