Asıl gündeminden medya eliyle uzaklaştırılan bir ülkeyiz biz. Günlerdir 'geldi, geliyor, kaçırmayın...' denilerek anlatılan bir doğa olayı sırasında, hayatımızın çok daha içinde olan bir ekonomik gelişmeden habersiz kalabiliyoruz mesela. Her şey olup bittikten sonra da teselliyi 'Neyse ki zam değil değişiklikmiş' cümlesinde bulup yaşantımıza devam edebiliyoruz...
Bir yandan Zeytin Dalı Operasyonu devam ederken diğer yandan öyle sözler uçuşuyor ki havada, akıl alır gibi değil. Ne Lozan'ın aslında bir kayıplar sözleşmesi olduğu kalıyor ne de 'senin ceddin benim ceddim' tartışmaları... Çünkü tarih; hurafeler bütünü gibi anlatılıyor, gerçeklikten çıkartılıyor. Zaten halkın da pek umurunda değil nasıl olsa...
Türkiye'nin gündem birbirinden sıkıntılı maddelerle doluyken hepimiz sadece 'Benden yana mısın değil misin?' sorusunun yanıtına zorlanıyoruz. Kimimiz cansiperane şekilde 'Eveeet' diye bağırırken kalanlarımızın çoğu da sessiz kalarak başına gelecekleri ötelemeyi tercih ediyor. Uçak otomatik pilotta. Ön taraflarda oturanlara servis de fena değil...
Yerlilik ve millilik kavramları o kadar önemli kıstaslar haline geldi ki; siyasetten sanata, spordan edebiyata kadar her şey bu sınırlar içine alınmaya başlandı. Hal böyle olunca da ister Afrin Operasyonu konuşun ister Kelebekler filmini, bir tarafı seçmek zorundasınız. İyi de böyle demokrasi olur mu?
Trump ile Tayyip Erdoğan arasında yapılan ve 'Ben öyle demedim- hayır öyle dedin' kavgasına dönüşen telefon görüşmesi, güvenlik kavramı üzerinden sorgulanıyor. Oysa konuşmada geçip geçmediği kesinleşmeyen '30 kilometrelik güvenli bölge' hepimizi kapsayacak mı sorusu ortada ve tartışılmaya muhtaç.