Diyanet İşleri Başkanlığı bir kez daha ve evet yine bir saçmalıkla gündemde. Gelin bir biraz farklı bakalım ve soralım: Laik olduğu anayasasında yazan bir ülkede böyle bir kuruluşa gerçekten ihtiyaç var mıdır?
Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül arasında başlayan gerilimin gerekçesi çok net ama Erdoğan açısından bakıldığında kullandığı ağır sözleri analiz etmek gerekiyor. Ve elbette bir de 'demokrasi bloku' olarak nitelendirebileceğimiz insanların, Başkan adaylığı konusunda çözümsüzlükle korkutulmasını... Sahi, Erdoğan'ın karşısına çıkacak aday kim olmalı?
Bir yılı daha devirdik... ve hem bitirdiğimizi hem de umutla beklediğimizi konuşma zamanı şimdi. Gelin; 2017'nin en önemli olaylarını ve 2018'in muhtemel gelişmelerini dertleşerek konuşalım, bir Z raporu alalım birlikte...
Abdullah Gül'ün KHK çıkışı(!) nedeniyle üzüldüğünü ifade eden Erdoğan, sözlerinin devamında söyledikleriyle aslında başka bir duruma da işaret ediyor. Türkiye, Başkanlık seçimi için dar bir çerçeveye hapsedilmeye çalışılırken bütün bu gelişmeleri hafıza tazeleyerek konuşmakta fayda var.
Pazar sabahı yayınlanan KHK tartışılmaya devam ederken Başbakan Binali Yıldırım yapılanı 'boş konuşmak' olarak değerlendirdi ve sorumlusu olarak da muhalefet partilerini gösterdi. Peki; sadece siyasiler tarafından değil, hukukçular, sanatçılar, bilim insanları ve sıradan yurttaşlar tarafından da korkutucu bulunan bu KHK'yi sadece siyaset ögesiymiş gibi gösterme çabası neden?
Pazar sabahı yayınlanan KHK ile yaratılan toplumsal endişe herkeste karşılık buldu. Kimi umutsuzca ve aslında yapılmak isteneni bal gibi anlamasına rağmen savunmaya çalıştı kimi ise bunun birlikte yaşam kültürüne vuracağı büyük darbeyi kendi meşrebince anlattı. Oysa her konuda ayrışmak mümkün olsa bile hukukun üstünlüğü asla tartışılamayacak ortak payda olmak zorunda.