Erdoğan'ın "Bazı sinyaller alıyorum, bazı iş adamlarının varlıklarını yurtdışına kaçırma gayretlerinin olduğunu duyuyorum." sözleri, 15 yıl boyunca çıkarlarını muhafaza etmek uğruna ülkede yaşananlara sessiz kalan iş dünyası için de sıkıntılı günlerin yaklaştığına işaret ediyor. "Aynı gemide olmak" kavramını artık onlar da tartışmak zorunda...
Son dönem iktidarın üzerinde en çok durduğu söylem bu....da... ne kadar aynı gemide olabiliriz? Sıkıntı yaşayana kadar kendine yandaş olmayanları görmeyen, hatta varlıklarına tahammül edemeyen bir siyasal oluşum bu söylemde ne kadar samimi olabilir?
Zarrab davası olarak başlayan ama Atilla davasına dönen yargılamada dün 'tanık' sıfatıyla 'şakımaya' başlayan Reza Zarrab, aslında 4 yıl önce hepsini hepimizin duyduğu ama duymamızın sonradan yasaklandığı şeyleri anlatıyor. En başta 'Evet, suçluyum. Rüşvet verdim.' diyerek başladığı sözlerinde; hangi partiye oy verdiğimizden dini duygularımıza kadar tüm farklılıklarımızı bir kenara koyarak düşünmemiz gereken cümleler var.
Dün hem ABD'deki Zarrab davası olarak başlayan ama sonradan Atilla davasına dönen yargılamadan hem de CHP lideri Kılıçdaroğlu'nun açıkladığı belgelerden dolayı yolsuzluk konuşmaya başladık tekrar. Ama, birini diğerinden önde tutmak büyük bir tehlike yaratabilir. Gelin konuşalım.
Bugüne kadar Reza Zarrab Davsı olarak bildiğimiz şeyde artık Zarrab yok. Yani var da... sanık olarak yok. Ve bundan sonra o davadan gelecek her haber bambaşka anlamlar taşıyacak. İyi ama onbinlerce kilometre öteden gelecek haberler bizim siyasetimizi etkileyecekse bundan nasıl bir sonuç çıkartmak gerek? Kişilerden öte sistem sorgulamasına yol açmayacaksa ne anlayacağız biz o sonuçlardan?