4 gün süren duruşmaların ardından bugün Cumhuriyet Davası'nda mahkemenin ara kararı açıklamasını bekliyoruz. Geçen 4 gün; her biri diğerinden daha saçma iddiaların tek tek çürütüldüğü ve son olarak Ahmet Şık'ın 'ithamı' ile bir gazetecilik manifestosu haline gelen dava bugün bitiyor. Peki neden hiçbirimiz gönül rahatlığıyla -hukukun evrensel normları gereği- tahliye kararı çıkacağından emin konuşamıyoruz? Gelin bugün bunu tartışalım.
Yarın hepimizin merakla ara kararını duymayı beklediğimiz Cumhuriyet Davası, dün Ahmet Şık'ın yaptığı savunma (daha doğrusu kendi söylemiyle ithamla) fiilen sona erdi. Çünkü; ilk anından son dakikasına kadar sadece ve sadece gazeteciliğin yargılandığı davada Ahmet; hem meslek onurunu hem de aydın namusunu herkesin gözünün içine baka baka savunarak, korkunun bilgiyi yenemeyeceğini ispatladı.
Bir zamanlar Erdoğan tarafından 'bir belagat sanatıdır' diye savunulan öfke artık AKP içinde de tartışılan bir tavır haline geldi. Gelin, Ankara'dan taze kulis bilgileriyle de destekleyerek, gerilim politikasının nasıl parti içi bir sorun haline geldiğini konuşalım bu sabah.
Cumhuriyet gazetesinin; yazar, çizer ve yöneticilerinin yargılandığı dava Türkiye'nin hukuk tarihine geçti. Bilirkişisinden iddianamesine kadar pek çok kara mizah unsuru barındıran davada yapılan savunmalar hem bugünün tarihi yazılırken, hem de gazeteciliğin evrensel tarihinin yazımı sırasında maalesef bir utanç vesikası olacak...
Bugün, basında sansürün yasaklanmasını üzerinden 109 yıl geçmişken 9 aydır hürriyetlerinden yoksun olan gazeteciler ilk kez hakim önüne çıkacak. cümlenin neresinden tutsanız elinizde kalıyor değil mi? Kötü bir şaka gibi adeta... ama değil. Bugün İstanbul'da Çağlayan Adliyesinde ne karar verilirse verilsin, utanan gazeteciler olmayacak. Çünkü gazetecilik suç değildir. 109 yıl önce de değildi bugün de değil... ve bazılarına kötü haber: Gazeteciler yarın da olacak!