YSK 'beklenen' kararını 'beklendiği' şekilde verdi ama bu karar ortada açık bir hukuksuzluk olduğu gerçeğini değiştirmeyecek. Yine de ortada çok ciddi bir tehlike var: Tartışmanın farklı gündem maddeleri içinde kaybolup gitmesi.
YSK'nın açıklamadan çok 'açıklamama' olarak adlandırabileceğimiz gerekçeli kararı, referandum üzerindeki şaibeyi ortadan kaldıramadı. Üstelik; Cumhurbaşkanının çok sevdiği futbol üzerinden verdiği örnekle 'hakemin maça etkisini' çok net şekilde gösterdi bize. Peki yapılan itirazlar bir şeyi değiştirecek mi? Gelin konuşalım...
Referandumun ardından elimizde kalan en net şey hukuksuzluk. Üstelik bu öyle bir hukuksuzluk ki, sadece biz değil bütün dünya gördü. AGİT'in önraporunda da belirtildiği gibi YSK'nın mühürsüz oy pusulalarıyla ilgili -henüz yazılı bile olmayan- kararı evrensen hukuk kurallarının çok dışında.
Ve buna karşı 'Geçti Bor'un pazarı...' diye karşı çıkmak, işi oldu bittiye getirmek dışında bir anlam ifade etmiyor.
Referandum sonuçları net bir bölünmeyi olduğu kadar açık bir hukuksuzluğu da gösterdi. Ana muhalefet partisi liderinin 'cılız' ifadelerle 'anlatır gibi yaptığı' bu hukuksuzluk da, Türkiye'de hukuk ihtiyacı gibi siyasette yeniliğe de ihtiyaç olduğunu gösteriyor.
'Utangaç seçmen' kavramının siyasi literatürümüze girmesi ilginç bir gelişme ama daha önemlisi dün akşam canlı yayında Devlet Bahçeli'nin sözleriyle öğrendik ki sadece seçmen değil, Genel Başkanlar da utangaç olabiliyormuş. O kadar ki, açıkça söylemeden bile açıkça söylemek mümkünmüş. Nasıl mı? Gelin konuşalım.