Allah Kelâmı Kur'ân-ı Kerîm'in Açıklamalı Meali - Ali Ünal

Allah Kelâmı Kur'ân-ı Kerîm'in Açıklamalı Meali - Ali Ünal

By Pirlanta DinleArtsBooks
Download on the App Store

Allah Kelâmı Kur'ân-ı Kerîm'in Açıklamalı Meali - Ali Ünal episodes

  • 68. Necm, Kamer ve Rahman Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali

    İnsanlar ölümden hoşlanmasalar da ölüm, dünyanın ızdıraplarından kurtulma ve insanlar için bu dünyadaki çalışmalarının ücretini almak üzere ebedî hayata geçmede bir kapıdır. Bunun yanısıra, Cenab–ı Allah’ın adaleti gibi merhameti de bütün sonsuzluğuyla Âhiret’te tecelli edecektir. Dolayısıyla, Kıyamet’in gelmesi bu açıdan bir nimet olduğu gibi, onun geleceğini bildirmek de bir nimettir. İnsanın, dünyada yaptıklarının tamamının karşılığını eksiksiz olarak göreceği inancı, onu kötülüklerden alıkoyan ve iyiliklere sevkeden bir faktördür.

    1 hr 21 min
  • 67. Kaf, Zariyat ve Tur Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali

    Kâinatta çokluk içinde birlik vardır. Bütün diğer varlıklar gibi insanlar da, pek çok bakımdan farklı farklıdırlar. Bununla birlikte, sonsuzca denebilecek çeşitliliğe rağmen, insanlar ve cinler dışında kalan bütün varlıklar aynı Rab, İlâh ve Melik olarak Bir Allah’a ibadet ve itaat ettikleri için, kâinatta asla bozulmaz ve sarsılmaz bir düzen ve âhenk söz konusudur. Dolayısıyla, kendilerine irade verilmiş ve bu sebeple seçim özgürlüğüne sahip bulunan insanlara ve cinlere de düşen, hem ferdî hem içtimaî hayatlarında yine Bir Allah’a ibadet ve itaat etmektir. Bu demek değildir ki, onlar daima aynı görüşte olacak ve aralarında düşünce ve davranış farklılığı bulunmayacaktır. Asla! Görüş ve düşünce ayrılığının gerekli olduğu pek çok saha vardır, fakat görüş ve düşüncelerin ittifak etmesi gereken sahalar da vardır. Meselâ, inanç esaslarında, Allah’a ibadette, haram ve helâl noktasında temel hükümlerde, temel ahlâkî düsturlarda ve hayatı tanzimde birtakım temel kaidelerde ittifak esastır. Bunların yanı sıra, zaman ve şartlara bağlı, dolayısıyla zaman ve şartların değişmesiyle değişen pek çok kaideler ve düsturlar da vardır. İnsan hayatının hem dünyada hem de Âhiret’teki saadeti ve insanın bilhassa ebedî hayatı kazanması adına bu değişmeyen ve değişen kaide ve düsturlar arasındaki denge çok iyi korunmalıdır.

    44 min
  • 66. Fetih ve Hucurat Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali

    Eğer gerçekten iman edip, Allah’a ve Rasûlü’ne itaatte bulunursanız, Allah, böylece Müslüman olduktan sonra yaptığınız makbul amellerin mükâfatından hiçbir şey eksiltmeyecektir. Eğer, İslâm idaresine teslimiyete devam ederseniz, bu manâda Allah’a ve Rasûlü’ne itaat içinde bulunursanız, hizmetleriniz dünyada asla karşılıksız bırakılmayacaktır.

    1 hr 7 min
  • 65. Ahkaf ve Muhammed Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali

    Allah, insanın yaratılışına pek çok duygular koymuştur. Bunların bazısı görünüşte kötüdür. Ne var ki, iyi bir eğitimle onlar faziletler haline getirilebilir. Meselâ, düşmanlık duygusu insanın kendi nefsine ve şeytana düşmanlığa, haset gıptaya, yani başkalarındaki faziletlere sahip olmaya çalışma duygusuna, öfke şecaate, yani karşısında öfkelenilmesi gereken şeylere öfkelenip, onların meşru yoldan giderilmesi için gerekeni yapmaya çevrilebilir. Önemli olan, insana verilen her duyguya, her hususiyete, onun her arzusuna meşrû hedef göstermek ve onu usulünce bu hedefe yönlendirmektir. Esasen bu duygular da bir bakıma bunun için verilmiştir ve onları faziletler haline getirme insanın mânen ve ahlâken terakkisine sebep olur. Ama onlar faziletler haline getirileceğine, eğitim bu çerçevede olacağına, duygulara, arzulara, temayüllere meşrû hedef göstermeden, eğitim adına “kıskanma, düşmanlıkta bulunma, öfkelenme!” gibi sürekli ve sadece “yap–yapma!”larla insan üzerinde gereken miktarın ötesinde bir baskı uygulanacak olursa, bu defa tam tersi bir sonuç ortaya çıkabilir.

    42 min
  • 63. Zuhruf Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali

    Doğru yol, Allah’ın Kur’ân’la ortaya koyduğu yol, hidayet de bu yolda yürümek demektir. Bu bakımdan, bu yolda gitmeyen her kim olursa olsun ve kendisini ne kadar doğru yolda sanırsa sansın, dalâlette, yani doğru yolun dışındaki yollardadır. Kur’ân, dalâlette oldukları halde, bu şekilde doğru yolda olduklarını sananları, sürekli yanlış yaptıkları halde doğru yaptıklarını zannedenleri şiddetle ikaz eder: (Ey Rasûlüm, ) de ki: “Yaptıklarıyla en çok kayba uğrayanların kimler olduğunu size haber verelim mi? Onlar, (dünya hayatını yegâne hayat edinen ve) dünya hayatındaki bütün çalışmaları, (özellikle âhiretleri hesabına) boşa giden, fakat buna rağmen güzel işler yaptıklarını zannedenlerdir.” (Kehf Sûresi/ 18: 103–104.

    34 min
  • 62. Şura Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali

    İslâm’da meşveret veya istişare o kadar önemlidir ki, Allah, Şura 38.âyetinde Sahabe’yi överken, onların işlerini aralarında istişareye dayalı yürüttüklerini belirtmektedir. Peygamber Efendimiz aleyhissalâtü vesselâm, vahiyle destekleniyordu; kendi hevasından konuşmazdı ve söylediği sözler vahye dayanıyordu. Buna rağmen O, bilhassa kamuyu ilgilendiren meseleleri meşverete havale ediyor, idarî işleri istişare ile yürütüyordu. Uhud savaşına çıkmadan önce de ashabıyla istişare bulunmuş, savaşta geçici de olsa bir mağlûbiyetin mukadder olduğunu rüyasında görmüş olmasına ve Medine içinde müdafaa savaşı verilmesini daha makûl bulmasına rağmen, Ashabın çoğunluğu şehir dışında meydan savaşı verilmesi görüşünü desteklediği için, düşmanı Uhud Dağı eteklerinde karşılamıştı. Bu savaşın ikinci döneminde yaşanan geçici mağlûbiyette, açık sahada bir meydan savaşı verilmesinin tesiri de vardı. Buna rağmen, savaşın hemen ardından gelen âyetlerde de Efendimiz’e idarî konularda istişare emrinin verilmiş olması (Âl-i İmran Sûresi/ 3: 159), vazgeçilmez bir usûl olarak istişarenin önemini ortaya koymaktadır. İstişare, hakkında kesin hüküm olmayan meselelerde hakimler tarafından da kendisine başvurulan bir metottur. Bu sebeple, kıyas ve içtihada yakın bir hususiyeti de vardır.

    42 min
  • 61. Fussilet Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali

    Başlangıçta gökler veya güneş sistemi ile yeryüzü, yayılma ve nüfuz etme, ayrıca nasıl su yerde hayat ortamını oluşturuyorsa, en başta Allah’ın yaratmasına ortam teşkil etme açısından da suya benzeyen esir maddesinden Kudret Eli’nin yoğurduğu bir “hamur” parçası halinde idi. Arşı suyun üzerinde idi (Hûd Sûresi/ 11: 7) âyeti buna işaret etmektedir. Cenab-ı Allah (c.c.), bu esir maddesinden atom ve molekülleri yarattı ve bunların bir kısmını yoğunlaştırıp katılaştırarak yeri oluşturdu. Yer bu şekilde göklerle bir arada bulunduğu ilk yaratılış maddesinden ayrıldığı zaman, gök gazlardan müteşekkil bir bulut halinde mevcut bulunuyordu. Yani, Allah (c.c.), gök ile yeri, yaratılışın ilk maddesini ayırarak aynı anda var etti (Enbiyâ Sûresi/ 21: 30). Ardından, gaz bulutu halindeki göğü yedi gök olarak tesviye buyurdu veya şekillendirdi ve dünyaya en yakın duran göğü güneş, ay ve yıldızlarla süsledi. Sonra da yeri tamamen katılaştırıp bir kabukla sardı, gök tarafından yağmurlar indirdi, yerin üzerinde dağlar var etti, nehirler akıttı ve onu hayata hazır hale getirdi (Nâziât Sûresi/ 79: 27–30). Dolayısıyla, Fussilet 11’inci âyetin başında yer alan ve kelime olarak “sonra” manâsına gelen sümme, burada zaman itibariyle değil, derece ve önem itibariyle bir sonralık ifade etmektedir.

    35 min
  • 60. Mü'min Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali

    Allah’ın âyetleri karşısında insanın büyüklenmeye asla hakkı yoktur. Bir defa, insan, Allah karşısında sonsuzca zayıftır ve dolayısıyla ona düşen, bu zayıflığını, aczini idrak ile Allah’ın sonsuz kudretine dayanmaktır. Gökler, insandan çok daha kuvvetli, şuurlu ruhanî varlıklarla doludur; yerde ise, insandan başka daha pek çok sayıda varlık vardır. Buna ve onca genişliklerine, büyüklüklerine rağmen gökler ve yer, Allah’a isteyerek teslim olmuştur, O’na boyun eğmiştir ve hiçbir sapma göstermeden O’nun emirleri istikametinde varlıklarını sürdürmektedir. Allah (c.c.), insanı yeryüzünde halife kılmıştır ve onu pek çok istidatlarla donatmıştır. Bu sebeple insan, büyük başarılara imza atabilir. Fakat, onun en büyük başarıları bile, Cenab-ı Allah’ın gökleri, yeri ve içindekileri yaratması karşısında sonsuzca sönük kalır. Dolayısıyla insan, asla başarılarıyla övünmemeli ve bunlara dayanarak Allah’ın âyetleri karşısında büyüklük taslamamalı, gönülden Allah’a teslim olup, hayatını O’nun koyduğu hükümlere göre düzenlemelidir.

    45 min
  • 59. Zümer Suresi - Allah Kelâmı Kurân-ı Kerim'in Açıklamalı Meali

    Cenab-ı Allah’ın iki kanunu veya kanunlar mecmuası vardır. Bunlardan biri, O’nun Kudret ve İrade sıfatlarından gelen, bütün eşya ve hadiselerin yaratılışı, idaresi ve tasarrufuyla ilgili olup, müsbet (pozitif) ilimlerin konusu olan kanunlardır. Diğeri ise, Din’dir. Bu kanunlardan her ikisi de itaat ister. Din’e itaat veya itaatsızlığın karşılığı kısmen dünyada, büyük ölçüde ise Âhiret’te görülür; buna karşılık, Şeriat-ı Tekviniye veya Fıtriye denilen diğer kanunlara itaat veya itaatsızlığın karşılığı ise büyük ölçüde dünyada, dinî sorumlulukla alâkalı olduğu nisbette de Âhiret’te görülür. Meselâ, sabrın neticesi başarı, tembelliğin cezası ise mahrumiyettir. Çalışma serveti, sebat ise zaferi getirir. Dolayısıyla, gerçek bir mü’min ve müslüman olmak, bu kanunlardan her ikisine de itaatten geçer. Müslümanlar, bilhassa Din’i yaşamadaki ihmallerine de ek olarak eşya ve hadiselerle ilgili kanunların gereklerini yerine getirmedikleri zaman dünyada, bu kanunlara uyan kâfirler karşısında kaybetmişlerdir ve kaybetmeye mahkûmdurlar. Buna karşılık, Allah’ın Kitabındaki vahiylerini, âyetlerini reddeden kâfirler ise, Âhiret’te mutlaka kaybedecekleri için ebedî hüsranda olanlardır.

    47 min

About Allah Kelâmı Kur'ân-ı Kerîm'in Açıklamalı Meali - Ali Ünal

From the publisher's feed

Ayetlerin Kur’an’ın bütünlüğü içindeki anlamlan açık ve anlaşılır biçimde veriliyor. Özlü bir tefsir niteliğinde bir meal çalışması. Onda, bütün kapsayıcılığı içinde imanî gerçekleri, ibadet, ahlâk,…