Gerçek gazetesi

Gerçek gazetesi

By GerçekNewsPolitics
Download on the App Store

Gerçek gazetesi episodes

  • DİP Bildirisi: İş, Aş, Hürriyet! Kurucu meclis için genel grev!

    DİP Bildirisi: İş, Aş, Hürriyet! Kurucu meclis için genel grev!

    Emekçi halk için geçinmek dünden daha zor, yarın bugünden de zor olacak. Erdoğan’ın asgari ücrete enflasyonun üzerinde zam vadetmesi bu gerçeği değiştirmez. Zira ekonomi zincirlerinden boşanmış bir enflasyon rotasına girmişken, TÜİK’in kimsenin inanmadığı yüzde 19’luk enflasyon oranının üzerinde verilecek rakamların hızla eriyeceği, kaşıkla verilenin kepçeyle alınacağı çok açık. İktidarın küresel tedarik zincirlerinde yer kapma ve ihracata dayalı büyüme iddiasının ardında, ülkedeki emek gücünü ucuzlatmak ve emperyalizme ülkeyi bir ucuz emek cenneti olarak sunmak vardır. İşçi sınıfı örgütlü değilse, ücretlerini ve sosyal haklarını toplu sözleşmelerle geliştiremezse, üretimden gelen gücünü ve grev silahını gereğince kullanamazsa enflasyon karşısında ücretlerinin erimesine mani olamayacaktır. Şimdiden açlık sınırı 3200 liraya ulaşmış durumdadır. Ayrıca adaletsiz vergi sistemi ile asgari ücretliyi dahi üst dilime sokan gelir vergisiyle yapılan zammın bir kısmı geri alınmakta, işsizlik sigortası fonu için yapılan kesintiler de teşvik ve destek adı altında sermaye tarafından yağmalanmaktadır.

    Emekçi halkın mücadelesi haklı ve meşrudur! İstibdad bir provokasyon rejimidir!

    İşçi sınıfının ve emekçi halkın bu gidişata karşı öfke duymasından ve tepki göstermesinden daha doğal bir şey yoktur. Bu tepkiler istibdad rejimi tarafından provokasyon olarak yaftalanmakta, istibdadın polisi sokak gösterilerine saldırtılmaktadır. İktidarın özel affıyla dışarı salınan faşist mafya babaları, yaptıkları açıklamalarla tepki gösteren emekçi halka aba altından sopa göstermektedir. İstibdadın polisi sokaklardadır, faşist çeteler sırasını beklemektedir. İktidarını sürdürmek için kardeş kavgasını körüklemekten çekinmeyenler tepki gösteren halkı provokatör olmakla suçlayamaz. İstibdad rejimi bizzat bir provokasyon rejimi olduğunu kanıtlamıştır.

    Hak verilmez alınır! Ayrı gayrı yok, birleşik işçi cephesi için ileri!

    İşçi sınıfı ve emekçi halk bu yüzden tepkisini göstermeden öfkesini içine atıp oturmamalıdır. Tam tersine, bu olan biten işçi sınıfına ve emekçi halka öfkesini örgütlü ve kitlesel biçimde ortaya koymak için hazırlanması yolunda bir işarettir. Ayrı gayrı demeden, sendika, konfederasyon, örgütlü örgütsüz ayrımı yapmadan Birleşik İşçi Cephesi’nde birleşmek tek yoldur! Her grev her işçi direnişi ekmek ve hürriyet mücadelesinin bir ocağıdır! İşçi mücadelelerinde kenetlenelim! Güç verelim güç biriktirelim! Metal işçilerinin MESS’le büyük hesaplaşması yaklaşıyor! MESS’i ezelim, sermayenin iktidarının, istibdadın üstüne yürüyelim! Asgari ücret, 3600 ek gösterge, EYT, vergide adalet ve emekçi halkın nice yakıcı talebi söz konusu olduğunda hakkımızı vermeyeceklerini ya da kaşıkla verdiklerini kepçeyle geri alacaklarını unutmamalıyız! Hak verilmez alınır! Haklarımızı almak ve korumak için güçlerimizi birleştirmek ve örgütlenmek zorundayız!

    İşçi sınıfının üretimden gelen gücü devreye sokulduğunda, tüm emekçi halk, işçi sınıfının örgütlü güçlerinin başını çektiği bir genel grev etrafında birleştiğinde bu gücün karşısında kimse duramaz! İşçi sınıfı kendi kaderini eline almalı ve memleketin kaderine el koyarak emekçi halkı etrafında birleştirmelidir. Sömürücü azınlığın çıkarları üzerine inşa edilmiş bir istibdad rejiminin mümessili olan Erdoğan ve hükümeti, nüfusun emekçi çoğunluğunun kaderini eline almasıyla istifa ederek sahneden çekilmek zorundadır. İstibdadın memlekete vurduğu zincirleri kıranlar bir işçi-emekçi hükümetiyle emekçi ve ezilen çoğunluğa iş, aş ve hürriyeti getirecektir.

    Ayrı gayrı yok! Birleşik İşçi Cephesi var!

    Kırk katıra da kırk satıra da hayır! Emeğin gücüyle emekçi halkın çözümüne!

    Zincirsiz Kurucu Meclis için genel grev!

    Kahrolsun işçi ve emekçi halk düşmanı istibdad! Kahrolsun emperyalizm! Yaşasın hürriyet!

    8 min
  • Türk ve Yunan milliyetçileri eserinizle gurur duyun: Ege’de Amerikan işgali, Suriye’de Amerikan savaşı!

    Türk ve Yunan milliyetçileri eserinizle gurur duyun: Ege’de Amerikan işgali, Suriye’de Amerikan savaşı!

    Türk ve Yunan milliyetçiliği, Ege ve Doğu Akdeniz’de bir paylaşım mücadelesine hız verdi. Donanma gemileri karşı karşıya geldi, savaş uçakları it dalaşına girdi, iki ülkenin yöneticileri de üst perdeden birbirlerini suçladılar. Sonunda ne mi oldu? İki kardeş halkı birbirine kırdıran emperyalistler kazandı. Mavi Vatan doktrini büyük bir milli dava olarak pazarlandı. Özünde ise durum başkaydı. Türkiye Libya’daki İhvancı hükümetle 2019 yılı sonunda deniz yetki anlaşması imzaladı. ABD ve İngiltere, Libya’da Türkiye’yi İhvancı hükümetle savaşmakta olan General Hafter’i destekleyen Rusya’yla karşı karşıya getirdiği için bu hamleyi destekledi. 2020 yılının başında Bahar Kalkanı operasyonu ile Türkiye ve Rusya İdlib’te de savaşa tutuşuyordu. Mavi Vatan’ın rengini denizin değil NATO bayrağının mavisinden aldığı ortaya çıkıyordu.

    Yunan milliyetçileri maliyeyi Alman sermayesine topraklarını Amerikan ordusuna teslim etti!

    Yunanistan milliyetçileri hemen harekete geçtiler. Ege ve Doğu Akdeniz’de dengeyi sağlamak için onlar da aynı kapıya gittiler. ABD’ye yeni askeri üsler verdiler. ABD’den ve Fransa’dan milyarlık savaş uçağı, savaş gemisi siparişlerinde bulundular. Türkiye emekçi halkının gençleri Suriye’de Amerikan savaşında can verirken, ekonomik kriz içindeki Yunanistan’da emekçi halktan esirgenen kaynaklar emperyalistlere aktarılıyordu. Gelinen aşamada Yunanistan ABD ve Fransa’yla yeni askeri işbirliği anlaşmalarına imza attı. ABD’ye yeni askeri üsler açıldı. Ege’deki Sykors (İskiri) adasını da ABD’ye vereceklerdi de Amerika yeter dedi. Yine de Yunanistan milliyetçileri memnun! Ekonomik krizle ülkenin maliyesini Almanya’ya teslim ettikten sonra topraklarını da Amerikan işgaline açtılarsa ne olmuş! Türkiye’ye karşı “Avrupa’nın nükleer gücü Fransa’yı yanımıza aldık” diyorlar. “ABD, Türkiye’ye F-35 vermediği gibi F-16 bile satmıyor ama biz hem F-35’leri aldık hem de Fransa’dan Rafale uçakları getirttik. Ege’de denge Yunanistan lehine değişti.” diye böbürleniyorlar.

    Türk milliyetçisi AKP-MHP’nin tezkeresi yeni bir Amerikan savaşı için!

    Şimdi dengeyi sağlama sırası Türk milliyetçilerinde. Erdoğan, büyükelçileri istenmeyen adam ilan ederken, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar basına F-16 satın almak için teknik çalışmaların yapıldığına dair haber servis ediyor. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “F-16 vermezseniz Rus uçağı alırız” diye blöf yaparken, ordu ÖSO çetelerini teyakkuza geçirmiş Rusya’nın himayesindeki Tel Rıfat’a operasyon yapmaya hazırlanıyor. Emperyalistler de AKP iktidarına nasıl iş yaptıracaklarını biliyorlar artık: “Bırakın istediği gibi konuşsun nasıl olsa sonunda bizim istediğimizi yapıyor!” Meclisten geçirdikleri tezkere terörle mücadele adı altında Türkiye’yi Rusya’ya karşı savaştırma planına yakılan yeşil ışıktır. Erdoğan Biden ile son görüşmesinde Afganistan’da işgal ihalesini üstlenmişti. Taliban erken davranınca plan suya düştü. Şimdi yeni bir Biden görüşmesi öncesi Erdoğan yine bir emperyalist ihaleye talip oluyor. Ne tesadüf! Tezkerenin çıktığı gün bir Amerikan askeri heyeti F-35 konusundaki ihtilafın çözümü için Ankara’ya geliyor.

    Emperyalizme karşı halkların kardeşliği!

    Türk ve Yunan milliyetçileri eserinizle gurur duyun. Kışkırttığınız ırkçılık yüzünden her iki ülkede de emperyalist boyunduruk güçleniyor. Milliyetçiliğin emperyalist işbirlikçisi yöneticilerin taktığı bir maske olduğu ortada. Ege’nin iki yakasını bir araya getirecek olan ve Doğu Akdeniz’i barış denizi yapacak olan Türk ve Yunan halklarının kardeşliği ve anti-emperyalist mücadelede ortaklaşmasıdır.

    4 min
  • Yılmaz Tan: Krizden fırsata: emekçinin çözümü

    Krizden fırsata: emekçinin çözümü

    Geçtiğimiz yıldan bu yana, bir türlü önü alınmayan salgının da etkisi altında, küresel tedarik zincirlerinde yaşanan darboğazlar, artan emtia ve enerji fiyatları, taşıma maliyetlerindeki artışlar enflasyonu körüklüyor. Gerek artan enflasyon eğilimi gerekse de yavaşlayan büyüme hızı dünya ekonomisinin ne ölçüde kırılgan bir zeminde ilerlediğini gözler önüne seriyor. Kriz dinamiklerinin şiddetlendiği böylesi bir dönemde sınıf mücadeleleri de şiddetleniyor. Başta metal sektörü olmak üzere birçok sektörde patronlar kendi yol açtıkları krizi fırsata çevirmeye ve faturayı işçilere yıkmaya çalışıyorlar.

    Örneğin dünya otomotiv sektöründe çip krizinin (buna magnezyum gibi diğer girdileri de eklemek gerek) etkisiyle 2021 yılında hedeflenenden yaklaşık olarak 7-8 milyon daha az aracın üretileceği tahmin ediliyor. Bunun otomotiv firmaları açısından ciddi bir kâr kaybı anlamına geleceği ortada. Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada, özellikle otomotivi de kapsayan metal sektöründe patronlar “ne yapalım, tedarik zincirleri krizde” gerekçesi ile bazı fabrikalarında üretime ara veriyorlar. Ya işçi çıkarıyorlar ya mevcut işçilerini kısa süreli çalışma ödeneği ile izne gönderiyorlar ya da toplu sözleşmelerde işçilerden daha düşük ücretler ve fazla mesai talep ediyorlar. Örneğin 2021 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki yıla göre satışları yüzde 72 oranında artan (!) ünlü Alman otomobil firması VW’nin yöneticisi, geçenlerde yapılan yönetim kurulu toplantısında firmanın uluslararası rekabet gücünü koruyabilmesi için yaklaşık 30 bin işçiyi işten çıkartması gerektiğini belirterek, geleceğe dönük niyetlerini açıkça ortaya koydu. Opel firması ise 2022 yılına kadar Almanya’daki fabrikasını kapatma ve söz konusu fabrikada çalışan 1.300 işçiyi kısa çalışma ödeneği ile evine gönderme kararı aldı. Türkiye’de de rekor kârlar elde eden Renault firmasında çip krizi bahanesi ile işçilerin ücretlerinde kesintiye gidildiği belirtiliyor (Evrensel, 20. 10. 2021). Bir Renault işçisi haklı olarak “pandemi sürecinde canımız pahasına gece gündüz demeden fazla mesaiye kalarak çalıştık. Yaşanan tedarik sorununun sorumlusu biz değiliz” diyerek tepki göstermiş.

    Metal sektöründe MESS ile yapılacak sözleşme öncesi meseleye doğru yaklaşımın bu olduğunu belirtmek gerekir. Çiplerde ve diğer girdilerde yaşanan darboğazların asıl sorumlusu patronların kendileridir. Evdeki hesabın çarşıya uymamasının, bu darboğazın nedeni,  patronların daha fazla kâr elde etmek, üretim maliyetlerini kısmak için “tam zamanında üretim” sistemini benimsemiş olmalarıdır. Bu sistemde işler adeta pamuk ipliğine bağlı bir şekilde yürütülmekte, nerdeyse sıfıra yakın emniyet stokuyla ve daha az işçiyle üretim yapılmaktadır. Zincirdeki en ufak bir aksaklık firmaların talebi karşılayamamasına yol açtığı gibi, tüm zinciri de durma noktasına getirebilmektedir. Uluslararası düzeyde planlamanın ve koordinasyonun olmadığı, kaynakların dağılımının kör piyasa güçlerine teslim edildiği dünya ekonomisinde herhangi bir sektörde arz ve talebin örtüşmesi zaten tesadüflere bağlıdır. Yıllardır birçok sektörde fazla kapasite yaygındır; buna şimdi bir de tedarik zincirinde darboğaz eklenmiştir. Burada tercih ve sorumluluk emekçilerin değildir.

    Emekçilerin elinin güçlü olduğu bu koşullarda hem istihdamın korunması hem de eriyen ücretlere karşı mücadelenin başarıya ulaşma olasılığı başka ülke deneyimlerinin de gösterdiği gibi oldukça yüksektir. Yeter ki yürütülen tüm bu pazarlık ve grev süreçlerinde hem ülke içinde hem de uluslararası düzeyde ana firmalarınki ile yan sanayi/tedarikçi firmaların işçileri arasında dayanışmayı örgütlemeyi ve sendika yönetimlerini işyeri komitelerinde doğrudan işçilerin katılımı sonucunda alınan kararlar doğrultusunda denetlemeyi ihmal etmeyelim.

    6 min
  • Enflasyon ve hayat pahalılığına karşı MESS taslakları güncellensin! Fabrikalar greve hazırlansın!

    Enflasyon ve hayat pahalılığına karşı MESS taslakları güncellensin! Fabrikalar greve hazırlansın!

    MESS grup toplu iş sözleşmesi görüşmeleri devam ediyor. Henüz ücret ve sosyal haklarla ilgili kısımlara gelinmedi fakat istenen ücret zammı her gün erimeye devam ediyor. İktidar faiz indirimine giderek bilinçli bir şekilde emekçi halkı enflasyon ve hayat pahalılığının dayanılmaz yükü altında eziyor. Örneğin açıklandığı gün 173 dolara denk düşen Birleşik Metal-İş sendikasının zam talebi döviz kurundaki yükselişten sonra 153 dolara kadar geriledi. Benzer bir durum yüzde 29,57’lik zam taslağıyla masaya oturan Türk Metal için de geçerli. Yıllık enflasyonun resmi olarak bile %20’ye dayandığı, bağımsız araştırma kuruluşlarının ise %44,7 gibi resmi rakamları ikiye katlayan rakamlar açıkladığı bir ortamda emekçi halkın sofrasındaki ekmek her gün küçülmektedir. Metal işçileri fabrikalardan taslağın güncellenmesi talebini dile getirmektedir. Bu talebin bir an önce gerçekleştirilmesi ve taslağın güncellenmesi gerekmektedir.

    Fabrika komiteleri talepleri güncellemek için toplanmalı

    En büyük kazanımın sağlandığı ilk 6 aylık zam talebi ile sözleşme sürecinde ücretlerimizin erimesine karşı en önemli silahımız olan 6 aylık enflasyon farkları maddelerinin memleketteki mevcut durum dikkate alınarak güncellenmesi gerekiyor. Var olduğu yerlerde fabrika komiteleri bu gündemle acilen toplanmalı ve sendikalarına ilk 6 ay için yeni taleplerini iletmelidir. Fabrika komitelerinin olmadığı Türk Metal fabrikalarında ise işyeri temsilcileri, UET sözcüleri ve her türlü temsil mekanizması taslağın güncellenmesi için devreye sokulmalıdır. Adım adım fabrika komitesi tipi örgütlenmeler inşa edilmelidir. Geçmişte yüksek zam oranları “gerçekçilik” bahanesi ile tırpanlanıyor, komitelerden özellikle daha “gerçekçi” zam oranları talep etmeleri isteniyordu. Metal işçileri kendi gerçeklerini göz önünde bulundurarak, geçinebilmek açısından gerçekçi olan yeni taleplerini hazırlamalıdır.

    Vergi zulmüne son! Vergi maddesi kırmızı çizgi olmalı!

    Yine Birleşik Metal-İş sendikasının taslağında bulunan vergi diliminin %15’te sabitlenmesi maddesi de son gelişmeler ışığında kesinlikle geri adım atılmaması gereken bir maddedir. Bu madde önceki dönemlerde de taslağa eklenmiş fakat göstermelik kalmaktan öteye gitmemiştir. Vergi dilimi %15’e sabitlendiği takdirde yıllık ortalama %6’lık doğrudan kazanç sağlanmaktadır. Emekçilerin sırtındaki vergi zulmünün her sene daha da ağırlaştığı göz önüne alınırsa bu oranın ileriki yıllarda artma olasılığı da vardır. Bu sebeple vergi dilimi maddesi de aynı 3 yıllık sözleşme gibi bir grev maddesi olarak kabul edilmeli ve kesinlikle geri adım atılmamalıdır. 3 yıllık sözleşmenin reddi MESS’te sendikaların ortak kırmızı çizgisi olduğunda patronlara geri adım attırılmıştır. Türk Metal de taslağına bu maddeyi eklemelidir. Vergi dilimi adaletsizliğine karşı sendikaların tek bir ağızdan işçilerin bu yakıcı talebini dayatması gerekmektedir. Yıl sonuna doğru zaten enflasyon karşısında eriyen ücretlerin bir de vergi dilimi yüzünden doğrudan azalması kabul edilemez!

    MESS’i dize getirmek için tek yol: Greve hazır ol!

    Son olarak belirtmek gerekiyor ki taslakta istenen rakamlar önemli olmakla beraber çok istemek çok alınacağı anlamına gelmemektedir. Geçtiğimiz dönemlerde istenen rakamların yaklaşık yarısının alınmış olması metal işçilerinde “ne istersek yarısını alırız, o yüzden fazla isteyelim” algısı yaratmamalıdır. Metal işçisi ne kadar çok isterse değil ne kadar çok mücadele ederse o kadar çok alacaktır. Taslakta güncelleme gerekmektedir. Güncelleme olsa da olmasa da metal işçileri grev iradesini ortaya koymalı ve fabrikalar bir an önce greve hazırlanmalıdır. MESS’i dize getirmenin, hakkımız olanı almanın tek yolu budur.

    5 min
  • Sungur Savran: Faşizm mi, devrim mi?

    Faşizm mi, devrim mi?

    Tarihin belirli dönemleri vardır ki, hiçbir şey normal gitmemeye başlar. Kurulu düzen sarsılır, güçlü politik partilerin altı boşalır, toplumun hiçbir yanı dikiş tutmaz. Dünya ve Türkiye son on küsur yıldır tam da öyle bir dönemden geçiyor. Böyle dönemlerde “aman fincancı katırlarını ürkütmeyelim” tarzı politika belki ilk an sonuç verir gibi görünse bile gerçekte çok kısa sürede iflas eder. Hem sendikal alanda hem siyasi alanda. İşçi sınıfının hakları, çıkarları ve nihai olarak kurtuluşu için mücadele edenler açısından da böyledir bu. Dolayısıyla, dönemin ihtiyaçlarına cevap verebilmek, sorunların cesurca üzerine gitmek, en zor dönemlerde ayakta kalmaya ve en büyük olanaklardan yararlanmaya hazır olmak gerekir. Böyle dönemler uç çözümlerin geçerli olduğu dönemlerdir. “İdare-i maslahat”, “ortayolculuk”, “hadi gel bir çare bulalım”cılık işe yaramaz.

    Ekim ayı dünyada bunun yeniden örneklerini sergiledi. İşçi sınıfının en büyük düşmanı olan faşist hareketin son yıllarda dünya çapında fevkalade bir yükseliş yaşadığı kimse için sır değil. 2021 yılı bu bakımdan herkese derslerle dolu gelişmelere tanıklık etti. 6 Ocak’ta yılı açan, demokrasisinde böyle bir sarsıntı 250 yıldır yaşanmamış ABD’de Trump’a bağlı bir güruhun parlamentoyu basması oldu. Sonra 21 Nisan’da Türkiye’de değil Fransa’da bir askerî muhtıra geldi: 200 civarında subay, en başta generaller, “darbe yaparız, iç savaş çıkarırız, binlerce kişiyi öldürürüz” diye muhtıra verdi. Eylül ayında Hindistan’da yıllardır azınlık Müslümanlara saldıran Hindu çoğunluğun faşist hükümeti, bu sefer komünistlere saldırarak niyetlerinin işçi sınıfını ezmek olduğunu açık etti.

    Ama en önemlisi İtalya’da yaşandı. Gerçeği bu kadar açıklıkla ortaya koyan bir ülke örneği az görülür. Faşizmi 1920’li yıllarda dünyaya ilk tanıtan ülke olan İtalya’da en az on yıldır bu akım yeniden çok ciddi bir gelişme gösteriyor. Gerçekgazetesi, her alanda olduğu gibi burada da gerçeği hep yazdı. Bugün kendini bir ölçüde gizlemeye çalışan türden iki faşist parti kamuoyu yoklamalarında birlikte %40’tan fazla oyla ülkenin en büyük iki partisi görünüyor! Ayrıca daha küçük ve daha saldırgan olanları var. Ama sol ve sendikal hareket, bu hareketlere “popülist” dedi, hep görmezlikten geldi.

    Anlamazlıktan gelmeyin! Kısacası, “ortayolculuk” tutmuyor, “idare etme” yaramıyor, bunlar işçi sınıfının savunma mevzilerini yıkmaya çalışıyor. Biz de onların anladığı dilden cevap vermeye hazırlanmaya mecburuz.

    Bu hayal mi? “Kardeşim, herkes kendi dar çıkarı peşinde, kendi işine gücüne bakıyor, kimsenin mücadele etmeye mecali yok” mu diyeceksiniz? Gözlerinizi bu kez Afrika’ya, Sudan’a çevirmenizi öneririz. Ekim ayı sadece İtalya’da faşist saldırıyı getirmedi. Sudan’da 2018-2019 yıllarında bütün yoksullar ayağa kalktı, “yeter” dedi, devrim dedi. 30 yıllık bir diktatörü yıktılar. Bu bile büyük işti, ama onlar devam etmek istediler. Silahlı kuvvetler çıktı önlerine, bir asker-sivil ortaklılığıyla devrimi durdurdu. Ama iki yıl sonra aynı silahlı kuvvetler sivilleri tasfiye ederek yönetimi yeniden kendi eline almaya yöneldi. O zaman devrim de yeniden ayağa kalktı. Sudan halkı askerî diktatörlük ilanına karşı boyun eğmiyor, her gün sokakları inletiyor. Bir haftadır teslim olmadı.

    Bu son yıllarda tek değil ki. Sadece bizim coğrafyamızda, 2011’den beri Mısır, Tunus, Bahreyn, Yemen, sonra 2019’da Cezayir, Lübnan, Irak, İran devrimci ayaklanmalar yaşadı. Yani hava devrim kokuyor aynı zamanda.

    Öyleyse “faşizmi yenecek kuvveti nereden bulacağız?” diye karalar bağlamamalı. Devrimlerin gücü bize yeter. Geleceğimizi hangisinin ele geçireceği her bir işçinin sınıfının tarafını ne ölçüde tutacağına bağlıdır, son tahlilde. Haydi o ihtimali yükseltmeye. İşçi sınıfı her işini gelişkin aletlerle yapan bir sınıftır. Faşizme karşı devrim kazanacaksa, emekçi halk iktidar olacaksa, bir işçi sınıfı partisi şarttır.

    5 min
  • Armağan Tulun: Ekim devriminin kalbi Putilov fabrikası ve yarının Putilovları

    Ekim devriminin kalbi Putilov fabrikası ve yarının Putilovları

    7 Kasım, 1917’de, kapitalizmin insanlığı içine sürüklediği emperyalist dünya savaşının yıkımının yaşandığı bir dönemde Rusya’da işçilerin masaya yumruğu vurmasıyla patlak veren, savaşın gidişatını da, tarihin akışını da değiştiren Ekim devriminin yıldönümü. Ekim devrimi ile birlikte Bolşeviklerin önderliğinde kurulan yeni işçi iktidarı Rusya’yı derhal savaştan çekmiş, Ekim devriminin izinden ondan bir yıl sonra patlak veren Alman devrimi zafere ulaşamasa bile Almanya’nın savaştan çekilmesi ve Birinci Dünya Savaşı’nın sona ermesi ile sonuçlanmıştır. Ekim devrimi, sadece milyonlarca asker ve sivilin öldüğü bir emperyalist paylaşım savaşını sona erdirmesi bakımından bile dünya tarihine damga vurmuş, Rusya’nın sınırlarını aşmıştır. Dahası o dönemde Türkiye’de Millî Mücadele ve başka topraklarda mazlum halkların emperyalizme karşı mücadeleler, Ekim devriminin ürünü olan Sovyet devletinin desteği ile, ondan güç olarak başarıya ulaşmıştır.

    Ekim devriminin kalbinin attığı merkezlerden birisi Petrograd’da (bugünkü adıyla Petersburg) bulunan 30 bin işçinin çalıştığı bir metal fabrikası olan Putilov fabrikasıydı. O fabrika başka fabrikalarla birlikte Bolşeviklerin örgütlülüğünün en yüksek olduğu, stratejik önemde bir fabrikaydı. Daha 1905 devriminde Putilov fabrikasının işçileri grevleriyle Çarlık rejimini sarsmıştı. 1917’de devrimden önce Lenin, Putilov Fabrikası Komitesi’ne sesleniyor, iktidarın nasıl ele geçirileceğine dair işçilere konuşmalar yapıyordu. İşte o işçiler, 1917’de askerlerle birlikte devrime katıldılar. Elde silah, iktidarın Sovyetlere, yani işçi ve köylülere devredilmesini talep ettiler. Devrimden sonra fabrikanın adı “Kızıl Putilov” olarak değiştirildi.

    Yarının devriminin, işçi sınıfını bir kez daha iktidar olarak tarih sahnesine çıkarak devriminin anahtarı, yeni Putilov’lar yaratmakta yatıyor. Çünkü 104 yıl önce olduğu gibi, bugün de tarihin akışını değiştirecek olan güç işçi sınıfıdır. Devrimci İşçi Partisi, bu güce güveniyor. 104 yıl önce Ekim devriminin topraklarında işçi sınıfı, Rus çarının istibdad rejimini devirdikten sonra önce Ekim devrimine giden günlerde karşı devrimci darbe tehdidini püskürtüp sonra da doğru anda ileriye atılarak iktidarı aldı. Bu, Bolşevikler işçi sınıfının öncüsünü örgütleyebildiği, işçi sınıfının öncüsü disiplinli bir parti olarak Bolşevik Partisi’nde örgütlendiği içindir. Ekim devrimi, devrime önderlik edecek bir partinin inşasının devrimin zaferi için kaçınılmaz olduğunu göstermiştir. Devrimci İşçi Partisi, işte bu yüzden, işçi sınıfının mücadelesini zafere ulaştıracak bir önderliğin inşası için çalışıyor. Dün muzaffer olan devrimlerde olduğu gibi başta metal olmak üzere kilit önemdeki fabrikalarda mevzilenmenin, o stratejik mevzilerde derinleşmenin önemini bu temelde savunuyor. “Daha fazla işçi, daha fazla mevzi” şiarıyla yeni bir atılım için var gücüyle mücadele ediyor.

    Kapitalizmin çelişkileri, bugün insanlığı bir kez daha açlıkla, yoksullukla, sermayenin kâr hırsı nedeniyle insanları canından eden salgın hastalıklarla, dünya savaşı tehlikesi ile karşı karşıya getirmiş durumda. İşçi sınıfı ve emekçi halk, birçok ülkede, insanlığa barbarlıktan başka hiçbir şey vadetmeyen bu düzene karşı ayağa kalkıyor, mücadele ediyor, yolunu arıyor. Kapitalizmin çelişkileri, sosyalizmin yeniden ayağa kalkmasına olanak tanıyor. Adeta yeni ve daha ileri Ekim devrimlerinin çağrısı tüm dünyada yankılanıyor. Bugün hakları için mücadele eden işçiler, elbet bu çağrıya kulak verecek. Bugün örgütlendikleri fabrikaların adının önüne, yarının muzaffer devrimlerinden sonra “Kızıl” kelimesini de ekleyecek.

    5 min
  • Levent Dölek: Hükümetten emekten yana bütçe isteyen sendikaların önce kendi bütçeleri emekten yana olmalı

    Hükümetten emekten yana bütçe isteyen sendikaların önce kendi bütçeleri emekten yana olmalı

    Mecliste 2022 bütçe müzakerelerinin başlamasıyla sendikalardan haklı olarak “sermayeye değil, emekçiye bütçe” talebi geldi. Türk-İş milyonlarca işçi ve emekçinin kanayan yarası olan vergi dilimi sorununu gündeme getirdi ve gelir vergisi oranlarının düşürülmesini talep etti. DİSK ise çok daha somut bir talep yükseltiyor. Asgari ücret ve tüm ücretlerde asgari ücrete denk düşen kısım için gelir vergisi sıfırlansın diyor. Ayrıca DİSK de emekten yana bütçe istiyor ve “pembe tablolar çizmeyi alışkanlık haline getiren siyasi iktidarı uyarıyor”, iktidarı “2022 bütçesi ve asgari ücreti belirlenirken ‘geçinemiyoruz’ diye haykıran halkın ekmeği için somut önlemler almaya” çağırıyor.

    Talepler doğru ve yerinde. Ama yine de bir sorun var. Sendikalar bu talepleri hükümetten istemekten fazlasını yapabilecek durumda. Her iki konfederasyon da birçok işletmede toplu sözleşme yapıyor. Bu sözleşmelerde gelir vergisi yükünü hafifletmek ve patronun üstlenmesini sağlamak mümkün. Örneğin Türk-İş’e bağlı Petrol-İş sendikasının yaptığı Trelleborg sözleşmesinde 1.000 lira tutarında bir iyileştirme yapıldı. MESS grup sözleşmesi süreci başladı. DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş’in sözleşme taslağında yüzde 15’i aşan gelir vergisi ödemelerinin işveren tarafından karşılanması talebi var. Türk Metal de Türk-İş’in çağrısı doğrultusunda taslağını revize ederek bu talebi sahiplenmeli.

    Yine geldik eğri oturup doğru konuşmamız gereken yere. Türk-İş’in durumu trajikomik. Türk Metal’den beklentimizi yükseltecek bir neden göremiyorum. Ama DİSK tarafından bir hareket gelirse, fabrikalardan baskı olursa durum başka olacaktır tabii. Peki DİSK taleplerinin gerçekten arkasında duracak mı? Yoksa daha önceki dönemlerde olduğu gibi MESS sözleşmesinde yine vergi meselesini pazarlıkta ilk feda edilecekler arasına mı koyacak? Şimdiden enflasyonun altında kalmış olan zam talepleri revize edilecek mi? Yoksa gerçekçilik masalları mı devreye sokulacak?

    Elbette ki esas mesele bu talepleri dile getirmek sözleşme taslaklarına koymak değil. Bunları almak için nasıl bir hazırlık ve örgütlenme yapılacağı önemli. Burası da zurnanın zırt dediği yer! Hükümetten emekten yana bütçe talep eden sendikalarımız kendi bütçelerini emek mücadelesinin gereklerine göre düzenliyor mu? Tek Gıda-İş dışında direnişçi grevci işçiye 3 bin lira para vererek, işçinin aidatlarıyla biriken fonları, işçinin bütçesini yine işçi mücadelesine harcayan var mı? Otellerde mi grev çadırlarında mı alınacak işçinin hakkı? Direnişçiye, grevciye para verirsek işçi patronla anlaşmaya yanaşmaz, direnişler grevler bitmez diyen kafa nasıl bir kafadır?

    Her kavgada olduğu gibi sınıf kavgasında da yenmek de var yenilmek de… Ama örneğin MESS’e karşı greve hazırlık yaparken “siz grev derseniz sendikanız tüm gücünüzle arkanızda olacak” dediğinizde, “Birleşik Metal’in fonları yetmezse DİSK var” dediğinizde mi kazanma ihtimaliniz artar yoksa “iyi düşünün para mara yok” dediğinizde mi? Sözleşmenin stratejik fabrikalarında Türk Metal örgütlü, bunu biliyoruz. Ama DİSK ve Birleşik Metal hangi tutumu aldığında o stratejik fabrikalarda hareket yükselir, Pevrul Kavlak hangi durumda işçinin taleplerini almak konusunda daha fazla sıkışır?

    Cevaplar belli. Yapılacaklar belli. Hükümetten emekten yana bütçe talep edenler önce işçinin aidatlarından oluşan sendikaların bütçesini işçi mücadelesi için seferber edecek. “Hak verilmez alınır” ise bu yapılacak. Mesele sözleşmelerdeki üç beş liralık kazanımlar değil, örgütlü gücüyle, üretimden gelen gücüyle hakkı için mücadele eden işçi ülkenin de kaderine etki edecek gücü elde eder. Ekmek ve hürriyet ancak bu şekilde kazanılır.

    6 min
  • Başyazı: Pankartlara, bayraklara, dağa, taşa “Hak verilmez alınır!” yazmanın zamanı (Kasım 2021)

    Pankartlara, bayraklara, dağa, taşa “Hak verilmez alınır!” yazmanın zamanı

    Kasım’da mecliste bütçe tartışmaları… Aralık’ta asgari ücret pazarlıkları… İki perdeli tiyatro. Başı da sonu da belli. 3600 ek gösterge bu yılın bütçesinde yok. EYT’lilerde bilmem kaçıncı kez Erdoğan talimat verdi ama yine somut bir adım yok. Seçime kadar beklentileri yükseltmek derdindeler. Asgari ücrette de en fazla pansuman yaparlar. Gerçek enflasyonun yüzde 44 olduğu yerde TÜİK yüzde 19 resmi enflasyon açıklarken yapacakları zam oranının işçinin kaybını dahi karşılamayacağı belli.

    İktidardakilerin işçinin emekçinin derdine derman olmak gibi bir dertleri yok. Niyetleri olsa Demirören’den 750 milyon dolar kredi borcunu tahsil ederler, patronların vergi borçlarını silmekten vazgeçerler, devlet bütçesinden müteahhitlerin kasasına giden hortumu keserler. Yabancı sermayeye, gelin burada işçi çok ucuz diye reklam kampanyası yapmazlar.

    Erdoğan esiyor gürlüyor ama patronlara hiç dokunmuyor! Patronlar dokunsanız ağlayacak haldeler. İstanbul Sanayi Odası Başkanı bir demeç vermiş dokunmadan ağlamış: “Huzur ve sadakatle çalıştırdığımız işçiyle aramıza enflasyon girebiliyor. Son günlerde sanayicinin çok kazandığı ve bu kazancı da çalışanla paylaşması gerektiğine dair bir söylem dolaşıyor. Bu söylem çok tehlikeli.” Patronlar biliyor, Erdoğan zengini sever… Zenginin halinden anlar.

    Erdoğan ve iktidarı, ekonomide pansumanla, din ve inanç sömürüsüyle, hamasetle oy peşinde. Yıllarca halktan alıp patronları ve yandaşlarını besledi ve hâlâ halktan kendisine sadakat beklemekte. Sınıf mücadelesinin yükselmesi en büyük korkuları. Bu yüzden tüm söylem ve eylemleriyle kardeş kavgasını körüklemekte. Oysa kardeş kavgasını önlemenin tek yolu sınıf mücadelesini yükseltmekte.

    Patronlar da Erdoğan gibi işçiden emekçiden sadakat bekleme yüzsüzlüğünde. İşçi emekçi için ise artık bıçak kemikte. Yaraların pansumanla kapanacak durumu yok. Kimsenin iktidarın vaatlerine kanacak da patronların timsah gözyaşlarına acıyacak da hali yok. “Çalıştırdığımız işçiyle aramıza enflasyon girdi” diyen İSO başkanını korkutan dalga dipten yüzeye çıkıyor. Direnişlerden grevlerden yükselen sloganlar arşa çıkıyor: İşçiler açken patronlara huzur yok! Patronların iktidarı için de öyle…

    TÜSİAD’ı, MÜSİAD’ı TOBB’u hepsi bir yandan ağlıyor bir yandan da muhalefete mesaj verip Erdoğan’a aba altından sopa göstermeyi ihmal etmiyorlar. Kılıçdaroğlu da 29 Ekim filmi yayınlıyor. Vehbi Koç’un Ankara ahalisinin çatılarındaki kiremitleri ucuza toplayıp meclisi kazıklayarak zengin olma hikayesini milli kahramanlık olarak pazarlayıp selamını çakıyor. Değil mi ki onlar da zengini sevenlerden, zenginin halinden anlayanlardandır… Hem çalıyorlar hem de minnet bekliyorlar.

    İşçi ve emekçinin, patronlardan, patronların iktidarından ve dahası patronların muhalefetinden de bekleyeceği bir şey yoktur. İşçiden emekçiden patronlara da patron partilerine de sadakat beklemeyin boşuna. İşçi emekçi çoluğuna çocuğuna, ailesine, komşusuna, birlikte çalıştığı iş arkadaşına sadakat gösterecek! Sınıfını bilecek sınıfına sahip çıkacak. Sömürücüler, parababaları, asalaklar sizden bir şey bekleyen sizin gibi olsun! Pankartlara, bayraklara, dağa, taşa “Hak verilmez alınır!” yazmanın zamanıdır. Hakkımızı söke söke alacağız! Direnişse direniş! İşgalse işgal! Grevse grev! Siyasetse siyaset: Sınıf siyaseti!

    4 min
  • Sungur Savran: Devrimci İşçi Partisi’nin (diyalektik) sıçrayışı
    Devrimci İşçi Partisi’nin (diyalektik) sıçrayışı
    Lenin 1902’de Ne Yapmalı?’yı kaleme aldığında, proletarya partisi için hedefi, gayet keskin bir biçimde (partinin parasıyla yaşamak anlamında değil, hayatını devrime adamak anlamında) bir “profesyonel devrimciler örgütü”nün inşası olarak koyuyordu. Bir yıl sonra geveze aydınları kaybetmek istemeyen Menşeviklerden tam da bu yüzden ayrıldı, Bolşevik Partisi’nin farklılığı böylece belirginleşti. Ama 1905 yılında ülkede muazzam bir devrim patlak verince, Lenin bu sefer döndü ve geçmişte savunduğu profesyonel devrimcilerle kavga etmeye başladı: “parti komitelerini işçilere açın”!
    Lenin’in diyalektik düşünüşünü anlayamayanlar, hele Bolşevik Partisi’ni kötülemek de istiyorlarsa, dünyada ve Türkiye’de, “bakın Lenin bile daha sonra fikrini değiştirdi, siz hâlâ Ne Yapmalı?’da çakılıp kalmışsınız” dediler. Rosa Luxemburg’un “aşağıdan sosyalizm”i olarak adlandırdıkları, aslında kendilerine özgü ve bir ölçüde liberal bir parti modelini savunmaya başladılar.
    Anlayamadıkları, Lenin’in 1905’te “profesyonel devrimciler örgütü”nden vazgeçmediği, 1902-1903’teki adımını bir sıçrayışla yeni bir düzeyde diyalektik olarak tamamladığıydı. Lenin, Marx’ın bize büyük harf D ile bir diyalektik kitabı bırakmadığını, ama Kapital’in diyalektiğini bıraktığını söyleyen devrimciydi. Marx’ın Kapital’inin diyalektiğinin sayısız biçiminden biri de kapitalist üretim tarzının tarihte önce bir biçim olarak yükseldiği, daha sonra bu biçimin içeriğini kendine uygun hale getirdiği idi. Lenin’in parti kavrayışı da işte bu biçim/içerik diyalektiği üzerinde yükseliyordu.
    Tarihin gördüğü en güçlü ve en kurnaz hâkim sınıf olan burjuvazi karşısında, her türlü “demokratik kamuoyu” baskısına direnmeyi, düzenin her türlü rüşvetine hayır demeyi, devletin her türlü manevra ve baskısına karşı kahramanca, evet kahramanca direnmeyi temel düsturu haline getiren, disiplinli, demokratik merkeziyetçi, arı gibi çalışan ve kendini her koşulda muhafaza etmeye hazır bir parti gerekiyordu. Bunu işçilerin devrime ve sosyalizme kazanılmasını beklemeden, hatta gerekirse sınıf mücadelesinin durgunluk döneminde inşa etmeye başlamak gerekliydi. İşte bu biçimdi, partinin bir çerçeve, bir kap, bir taşıyıcı olarak inşasıydı.
    Devrimci İşçi Partisi, 1989-91’den beri uluslararası düzeyde ve Türkiye’de sosyalizmin ve Marksizmin itibarının 1848’de Komünist Manifesto’nun yayınlanmasından beri en düşük düzeyde olduğu bir dönemde taş taş üzerine konularak inşa edildi. Hayatını devrime adamakta kararlı olanlar, gelip geçici hevesini alıp gidenlerden ve geveze aydınlardan ayrıştı. Şimdi son yıllarda işçi sınıfı içinde mevzilenme stratejisinin ve onu izleyerek benimsenen halklaşma yönelişinin sayesinde, bu devrimci biçim artık işçi sınıfı özüyle doluyor. DİP 6. Kongresi ile birlikte gerçek anlamıyla bir işçi partisi haline gelmenin temelini atmıştır. Henüz alçakgönüllü bir ölçekte ama bambaşka bir zeminde, kendi tarihinde artık yeni bir çağa hazırlanıyor.
    Bu partinin önderliği artık ikinci kuşaktır, üçüncü kuşaktan militanlar şimdiden o önderlik kadrosuna ekleniyor. Bu partinin taşıyıcıları artık üçüncü kuşaktır, parti yakında dördüncü kuşağı içine almaya hazırlanacaktır. En önemlisi, kongre delegelerinin önemli bir bölümü şimdiden sanayi proleterlerinden oluşmuştur.
    Önümüzdeki yıllarda fabrikalarında, tersanelerinde, başka işyerlerinde verdikleri mücadele içinde öncü işçi haline gelmiş olan çok sayıda işçiyi kazanarak, Devrimci İşçi Partisi, diyalektik sıçrayışını tamamlayacaktır. O zaman yeni bir diyalektik yasasının hükmünü beklemeye geliyor sıra: Niceliğin niteliğe dönüşümü başarıldığında bu parti Türkiye işçi sınıfını iktidara taşımaya hazır hale gelmiş olacak demektir.
    6 min
  • Devrimci İşçi Partisi 6. Kongresi: İşsize iş! Herkese aş! Emekçi halka hürriyet!
    Devrimci İşçi Partisi 6. Kongresi: İşsize iş! Herkese aş! Emekçi halka hürriyet!
    Bağımsız sınıf siyasetinde, anti-emperyalizmde, enternasyonalizmde ısrar, stratejik mevzilenmede derinleşme, işçileşmede atılım!
    Devrimci İşçi Partisi, 6. Kongresi’ni son derece yoğun bir örgütlenme ve mücadele pratiği içerisinde, tüm birimlerinde ön tartışmalarını tamamlayarak, genç ve proleter nitelikli bir delegasyonun katılımıyla başarılı bir şekilde gerçekleştirdi. Devrimci İşçi Partisi “Sınıf içinde mevzilen, emperyalizmi ve istibdadı yen!” şiarıyla yürüttüğü örgütlenme ve inşa faaliyetinde, işçi sınıfının öncüsünü örgütlemekte, başta stratejik önemdeki metal sektörü olmak üzere fabrikalarda mevzilenmekte, emekçi mahallelerinde halklaşmakta önüne koyduğu hedefleri bir bir hayata geçirerek 6. Kongre’ye ulaştı. Dünyada ve Türkiye’de sol hareketlerin kimlikçilik bataklığına battığı, pusulasını kaybettiği, pandemi ve baskı ortamı içinde geri çekildiği bir dönemde DİP, işçi sınıfına güvenerek, sınıf siyasetinde ısrar ederek, sınıf içinde mevzilenerek geri adım atmak şöyle dursun ileriye doğru bir atılım gerçekleştirdi.
    Zorluklar geri çekilmenin gerekçesi değil daha fazla mücadele etmenin vesilesidir!
    İstibdad rejimi en baskıcı özellikleriyle halkın üzerine çullanırken Devrimci İşçi Partisi, siyasal faaliyetini işçi sınıfının ve emekçi halkın bağrında kesintisiz olarak sürdürdü. Pandemi sürecinde, devlet halkla birlikte siyaseti de evlere tıkmaya çalışırken, Devrimci İşçi Partisi hastanelerde en ön safta savaşan sağlık emekçilerinin, hem virüse hem de kapitalizme karşı savaşmakta göreve hazırız diyen gençliğin, tabur tabur kelle koltukta fabrikalara gönderilen işçilerin, evde kalamayanların partisi oldu. DİP ne istibdadı ne de pandemiyi geri çekilmenin gerekçesi yaptı, örgütlenmeyi ve mücadeleyi yükseltmenin bir vesilesi kıldı. Bu zemin üzerinden DİP 6. Kongresi “stratejik mevzilenmede derinleşme ve işçileşmede atılım” kararını alarak, “daha fazla işçi, daha fazla mevzi” şiarıyla yeni bir atılım için kolları sıvamış bulunuyor.
    Sınıf siyaseti Öncü İşçi Komiteleri ve Emekçi Halk Komiteleri ile yükselecek!
    Emekçi kadınlar en öne!
    NATO’dan çık NATO’yu yık!
    Yaşasın işçilerin birliği halkların kardeşliği!
    Sömürü düzenini tamir etme çöpe at! Zincirsiz Kurucu Meclis için ileri!
    Bağımsız sosyalist odak, birleşik işçi cephesi!
    “İşçi sınıfı enternasyonalizmi insanlığın kurtuluşu olacaktır!”
    “Ya sosyalizm ya barbarlık!”
    İşçi sınıfının dünya partisinin inşası için mücadeleye devam!
    Bütün ülkelerin işçileri birleşin! Dünyayı yerinden oynatacağız!
    Devrimci İşçi Partisi, insanlığın kurtuluşu için çıktığı yolda, Marx ve Engels’in Komünist Manifesto’da yazdığı ve sınıf mücadeleleriyle tarihe kazınan “bütün ülkelerin işçileri birleşin” şiarını ilke edinmiştir. Bugün bu şiar grevlerde direnişlerde omuz omuza veren işçilerin “işçiler birlik olsa dünya yerinden oynar” şarkılarında yükseliyor. Fabrikalardan, işyerlerinden, emekçi mahallelerinden mücadeleyi yükselteceğiz, teker teker patronlara karşı başlayan mücadeleyi sınıf olarak sermayeye karşı bir mücadeleye dönüştüreceğiz, ekmek için verilen mücadeleyi hürriyet mücadelesiyle bütünleştireceğiz! Mücadelemizin hedefi işçi sınıfının devrimci siyasi iktidarıdır! Mücadelemizin menzili sosyalist dünya devrimi, sınıfsız ve sömürüsüz bir dünyadır!
    16 min

About Gerçek gazetesi

From the publisher's feed

Sermayenin yalanlarına karşı işçi sınıfının gerçekleri