Aidiyet benzerlikte olur zannederdim. Aidiyet için kendimizden vazgeçiyoruz. Benzemeye çalışıyoruz, sevgi, güven ve kabul görebilmek için. Ait olma duygusunu yaşayabilmek, kollanmak, biz diyebilmek için. “Biz” diyebilmek için “ben”den özgünlüğümüzden vazeçiyoruz çoğu zaman. Ve ancak çok yorulduğumuzda, uğraşmak ve çabalamak bizi sadece kendimizde uzaklaştırıp mutsuzlaştırdığında belki de kendimizi seçecek adımı atabiliyoruz. Çok yüksek bir fatura ödüyoruz kendimizden vazgeçerek. Ama her kalp kırıklığı ile biraz daha gözümüz açılıyor. Hazırsak kendimizi, özgürlüğümüzü seçmeye başlayabiliyoruz. Özgün olmayı seçebiliyoruz.
Aidiyet benzerlikte değil, kişinin sunduğunda oluyor, var oluşunun anlamında oluyor. Hem kişinin kendisi için hem de etrafı için. Bazılarımız benzemek için değil farklı olmak ve değişimi getirmek için buradayız. Ve biz kendimiz oldukça bütünü oluşturuyoruz. İyi ki hepimiz başkayız. İyi ki hepimzi hayatın farklı bir ucundan tutuyoruz. Çünkü ancak öyle bütünü oluşturabiliriz. Bir yapboz düşünün. Bütün parçaları ve üzerinde olan resim farklı. Hepsi farklı ve farklı olarak birbiriyle bütünü oluşturuyorlar. Bir yapboz parçasının başka bir parçaya benzemeye çalıştığını düşünün hem şeklen hem de üzerindeki resimle, o zaman bütüne ulaşamayız bütün resmi yaratamayız. Her parçanın kendisi olması lazım farklılığıyla onu o yapanla. Ancak biz biz olduğumuzda bütünü oluşturuyoruz birlikte bütüne gidiyoruz
Varoluşumuzun anlamı sizde, siz olmakta. Sen olabilecek kadar özgür olmak. Ve bu yapbozdaki özgünlüğünle var olmak. Olduğun sen bütüne hizmet ediyor ve sen sen oldukça bu yapboz, bu resim, biz tamamlanıyoruz. Hadi sen de sen ol, şu resmi tamamlayalım.