
Sign up to save your podcasts
Or


Herkes bir şeye bakar. Bir denize, kediye, çocuğa, kadına, adama. En çok da birleştikleri, ayrıldıkları noktaya belki. O zaman dağınık görünen parçalar, bütünü de oluşturabilir kendi ahenklerinde de kalabilir. Söyleyeceğini usul usul anlatan Cemil Kavukçu’nun “Sessizlik” öyküsü Ses Olsun’da, yayında. Keyifli dinlemeler!
Yaşadığımız kente kişisel mirasımızla baktığımızda yaşanan değişim/dönüşüm neler hissettirir, kapıların ardında yaşanan tarihin izleri nerede saklanır? Böyle durup düşününce yaşadığımız kent, “Ne diye beni andın?” diye sorabilir. Bu karantina süreci bitip sokaklara çıkacağımız günler geldiğinde etrafa şöyle bir bakarsak Gündüz Vassaf’ın sesine daha iyi kulak verebiliriz.
Yeni kaydımız “Kendi Kentime Ağıt” şimdi Ses Olsun podcast kanallarında!
Ne sesini zamana dinletebilmiş ne de gidebilmiş Mefaret Abla. Yemediği yemekler, içmediği çaylar sofrasında. Belki bir kapı tıkırtısı belki de bir çift kanat yetecek ona. Ahmet Büke’nin incelikli bir soruyla bitirdiği öyküsü 'Sumru Bu', şimdi Ses Olsun’da!
“İlk öykülerinde başlayan yalnızlık, ihtiyarlık, intihar ve ölüm izlekleri ya da korku, onu yaşamının sonuna kadar kovalamıştır." diyor Leyla Erbil, Tezer Özlü için. Gidenlerin arkasından boşlukta tutunmaya çalışırken bir anda boşluğunda bulabiliyor kişi kendini. Tezer Özlü’nün “Kar” öyküsü, boşlukları, yalnızlığı anlatıyor. Rüyada kar görmek ölümün habercisidir derler; Özlü, öyküsünde korkulardan nasibini alan rüyalarla gerçekliği bulandırıyor.
Keyifli dinlemeler!
Söylenmeyen, bir ömür saklı kalan, dile getirilmeyen şeyler söze geliyor Yalçın Tosun’un “Ölüler Uzar” öyküsünde. Kısa ama hayat boyu birini şekillendiren tüm sesler bir anda duyulur oluyor.
Zaten siz öylece uzarken konuşacak olanlar da hep ardınızda kalanlar değil midir?
“Ölüler Uzar” öyküsüyle Yalçın Tosun Ses Olsun’da!
8 Mart için yaptığımız çağrıya gelen kayıtlara, Birhan Keskin’in Kargo şiirinden yola çıkarak ‘Silkintiotu Kayıtları’ dedik, istedik ki ortak dertlerimizin, hislerimizin, yaşantılarımızın ve isteklerimizin sesi; kırk derdimize deva olsun. Ve bu kayıtların son bölümü karşınızda!
Gündem çok hızlı değişiyor, ‘tuhaf’, ‘garip’ hissettiğimiz, korktuğumuz, kaygı duyduğumuz bu günleri, birkaç sevdiğimizin yanında, geri kalanının sesiyle ve görüntüsüyle geçiriyoruz. Yalnız olmadığımızı hatırlatmak umuduyla, Silkintiotu Kayıtları’nın 2. bölümü yayında!
8 Mart kayıtlarında gelen farklı kayıtlara, Birhan Keskin’in Kargo şiirinden yola çıkarak ‘Silkintiotu Kayıtları’ dedik, istedik ki ortak dertlerimizin, hislerimizin, yaşantılarımızın ve isteklerimizin sesi; kırk derdimize deva olsun. Bu bölümde;
Gizem Ok Uluçay, Kemal Varol-İlk Yara'yı;
Çiğdem Yüksel, Tarık Tufan-Hayal Meyal’i;
@aykaraduman, Ece Temelkuran-Bütün Kadınların Kafası Biraz Karışıktır'ı;
Gülşah Şenol, Ahmed Arif-Leylim Leylim'i;
@ulkatlarındeniz, Clarisa Estes-Kurtlarla Koşan Kadınlar'ı;
Defne Uçar, Joanne Greenberg-Sana Gül Bahçesi Vaadetmedim'i,
Esen Esengil, Marion Miller-Kendine Ait Bir Hayat'ı seslendiriyor.
Keyifli dinlemeler!
8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun! Şöyle bir dönüp bugüne ya da yakın geçmişe bakınca kutlanacak pek bir şey göremesek de ‘Varız ve ne mutlu ki bir aradayız’ diyebilmenin verdiği gücü hafife alamaz, kutlamadan geçemeyiz. 8 Mart için kadınlara yaptığımız çağrıya 21 ses döndü. Hepsi başka bir evden, belki başka şehirlerden; öykü, mektup, şiir, röportaj ve roman kesitleri Ses Olsun dedi.
Bu kayıtlara, Birhan Keskin’in Kargo şiirinden yola çıkarak ‘Silkintiotu Kayıtları’ dedik, istedik ki ortak dertlerimizin, hislerimizin, yaşantılarımızın ve isteklerimizin sesi; kırk derdimize deva olsun. Hepsine yer vermek istediğimiz için gelen kayıtları 3 bölüm halinde yayınlayacağız. İlk bölümde;
Neray Çeşme Aksoy, Birhan Keskin-Kargo’yu;
Melike Pehlivan İşler, Margaret Atwood-Nam-ı Diğer Grace’i;
Şebnem Kapukaya, Cahide Birgül-Geceye Uyananlar’ı;
Duygu Şentuna, Dilek Emir-Tek Kişilik Kahvaltı’yı;
Evrim Sayın, Zeynep Kaçar-Kabuk’u;
Çiğdem Külçür, Virginia Woolf-Kendine Ait Bir Oda’yı,
Halise İrem Tekin, İpek Atcan-Katil Kim’i seslendiriyor.
Keyifli dinlemeler!
Zor zamanlardan geçiyoruz. Bir çıkış arıyor, şu sıralar pek bulamıyoruz. Haberleri boğazımızda bir düğümle, korkuyla, kederle izliyoruz. Bunca yaşanana rağmen, hayata kaldığımız yerden devam etme zorunluluğu, hiçbir şey olmamış gibi davranmak, rahatsızlık veren ne varsa onları görmezden gelerek koşmak, koşuşturmak.. sanki içgüdümüz gibi, o kadar doğallaşmış. Oysa dönüp bir bakmak, yas tutmak, öfkelenmek, hesap sormak, insanlığımıza tekrar kavuşmak gerek. Bu karanlıktan bir çıkış olmalı; acaba nerede, nasıl?
Hakan Bıçakcı, Telaş isimli öyküsünde İstanbulluların günlük telaşlarının önemli bir parçası olan vapura yetişme macerasını anlatıyor. Çok normalmiş gibi görünen bu gündelik halimize, bir de dışarıdan bakmamızı sağlıyor.
John Berger’ın, dostu Abidin Dino’nun ölümünden sonra kaleme aldığı yazı Ses Olsun’da!
Bir arkadaşımız, dostumuz ya da sevdiğimiz bir kişiyle alakalı yazı yazmanın, ki bazen üçünü de tek bir kişiye yükleyebiliriz, zor bir yanı vardır. Bu, sadece duygularımızı süzerken değil, mahremimizi ifade etme konusunda da bizi zorlar. Onun, Portreler’de yer alan bu yazısı, bir dostun, varlığıyla neleri getirdiğinin, yokluğuyla neleri götürdüğünün bir panoramasını çiziyor.
Acı hayvani bir duygudur, diyor John Berger bu yazısında, sevginin de öyle olduğunu kim inkâr edebilir?
From the publisher's feed