
Sign up to save your podcasts
Or


Bu kez, dünya futbolunun en aykırı, en hırçın futbolcularından Eric Cantona’dan bir metin okuduk. Cantona, 30 yaşında, hem fiziksel formunun hem de kariyerinin önemli bir noktasındayken futbolu bırakmıştı. Onu, hem Fransız futbolunun hem de Manchester United’ın efsanesi olarak tanıyanlar vardır.
Futbolu bıraktıktan sonra, resme ve felsefeye yoğunlaşan Eric Cantona, film de çekti. Hatta kısa fimlerinden bazıları ile almış olduğu ödüller dahi var. Bazen kimi dergilerde, kendi hayat hikayesinden hareketle yazdığı, bazen de futbolculuk günlerinden kalma anıları paylaştığı yazılara denk gelmiş olabilirsiniz.
Hafıza, aile eve özgürlük üçgeninde yazılmış güçlü bir metin olan “Özgürlük Yoksa Hayatın Anlamı Nedir?” Ses Olsun’da. Keyifli dinlemeler…
Sabahattin Ali’nin eserlerinin gerçekçi yönüne bir okur olarak tanıklık etmiş, bunu gündelik hayatımızdaki kimi örneklere benzetip kıyaslamışızdır da. Bazen bir caddeden geçerken dükkanın birinden yükselen şarkıya kulak kesilmiş, bir minibüste seyahat ederken onun şiirlerinden birinin şarkı yapılan versiyonunu iç çeke çeke dinlemişizdir. Çünkü “Aldırma Gönül” şiiri, hayatın kasvetli yönüne, yaşamın yorucu yanlarına rağmen devam edebilmenin bir izleğini sunar bize. Ya da “Çocuklar Gibi” yi her dinlediğimizde içimizde hüznü de sevinci de hissetmemiz hep mümkündür. Yazdıkları belki de bu yüzden yıllar sonra bile güncelliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir. Yaşam telvelidir çünkü, Sabahattin Ali’nin yazdıkları bize onu da işaret eder.
Bu kez onun en güzel öykülerinden biri, “Arabalar Beş Kuruşa” Ses Olsun, dedik! Öyküdeki gibi biz de seslenmek istiyoruz: “…şu dünya en azından ses edebilmene izin verebilse ne olur ki?”
Adıyla gönlümüzde taht kuran bir öykü, Artık Hiç Üzülmeyin Sokağı, Ses Olsun'da!
Nazlı Eray, Artık Hiç Üzülmeyin Sokağı adlı öyküsünde, ayrılık anındaki hisleri somutlaştırmak için bir ilişkiyi var eden müziği, mekanları, ilişki ağlarını, anıları, bilinçte veya bilinçaltında yerini bulmuş imgeleri ustaca kullanıyor. Öyle ki, fantastik öğelerle bezenmiş bu kısacık öyküyü okurken, duygulara dokunabileceğinizi sanıyor, kendinizi yaşanmışlıkla sarmalanmış buluyorsunuz.
Biz okurken şunu da düşünmeden edemedik: Ayrılığın sevdaya dahil olması, acaba, sevdayı oluşturan tüm öğelerin yapısökümünü üstlenmesinden mi geliyor?
Ses Olsun'da yeni öykümüz, dostumuz Oktay Demirci'nin seslendirmesiyle karşınızda!
Ziya Osman Saba’nın yazdığı şiirlerde çocukluk anılarına, ev-aile sevgisine, yoksul yaşamlara ve İstanbul’a sık sık rastlarız. Şiirlerini saran bu temalar, onun için bir malzeme değildir yalnızca, aynı zamanda ürettiklerini kendi yaşamından beslediğinin kanıtıdır. Yazdıklarında yaşamı sorgulaması, geçmişi anması biraz bundandır. Tüm bunlar şiirlerinde kalmaz, öykülerinde de bunu hissederiz. Onun öykülerini okurken, metinde geçen mekanlara uğrar, hiç olmazsa şöyle bir bakıp çıkarız. Bu yüzdendir, her şey tanıdık, her ses alışkın olduğumuz gibi gelir.
Bu kez onun Türkçe edebiyattaki en güzel öykülerden biri olan “Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi” Ses Olsun, dedik.
Öyküde geçen bir cümleden mülhem, “Dinlerken, güzel sevinçli şeyler düşünün!”
Onun yazdığı pek çok metinde taşraya, doğaya, varoluşsal çekişmeler içinde olan bireylere denk gelmişizdir. Edgü, bir 'an'ı anlatırken onu fazla detaya boğmadan, olduğu gibi aktarıyor. Bu çaba onun cümlelerini tesirli kıldığı gibi, cümlemizi de eşsiz bir anın parçası yapıyor.
Ferit Edgü’nün minimal öyküsü “Fal” Ses Olsun, dedik!
Fal, başkasının falını dinlerken, kendi falımızla da yüzleşme imkanı veriyor bize.
Keyifli dinlemeler!
küçük İskender’in kaleminden bir yağmur damlası hikayesi ses oldu bu hafta.
Küçük yağmur damlasının varlığını sürdürmesi, diğer su damlalarıyla bir arada olmasına bağlı. Birikintiye kavuşma çabasının; göle dönüşme, gölün deniz, denizin okyanus olma hırsından ayrıldığı yer burası. En derindeki damlalar, gözyaşları; acıların arasından sızıp, yaralara tuz basıp birleştiriyor bizleri, bir gözyaşının ardına takılıp onun birleştiğinin gözlerine bakabilmeliyiz belki bizler de.
Birikintilerimizi bulmak, kurmak, birleştirmek dileğiyle.
Adnan Özyalçıner'in öykülerinde toplumsal sorunlara sık sık rastlarız. Bazen yoksul insanlarla, bazen çocuklarla, dahası gündelik hayatın herhangi bir anında karşılaştığımız kişilerle öyküde buluşturur bizi. Bu gerçeklik okuru sadece şaşırtmaz, sarsar da. Kurmacanın gücüne bu kez ilk elden şahit oluruz çünkü.
Ülkü Tamer, Adnan Özyalçıner için "dünyasını ayrıntılarla kuran bir yazar" diyor. Bu ayrıntılı dünya, beraberinde hareketi de getiriyor. Belki bu yüzden onun öykülerini okuyan da dinleyen de bir sokağı boydan boya dolaşmış, bir evi tüm ayrıntıları ile incelemiş hissine kapılıyor.
Bu kez onun ince bir ironi, fakat aynı zamanda iyimserlik taşıyan öykülerinden biri, Bodrumdaki Hazine, Ses Olsun'da! Keyifli dinlemeler...
Sait Faik’in Türkçe edebiyattaki yerinin tarifi zor. Rus yazarlar için Gogol’un Palto’su ne ise, Türkçe edebiyat için de onun öyküleri öyle bir yere sahip, diyen de var; onu, Türkçe edebiyat ve özellikle öykü için tek başına bir kaynak olarak gören de. Her yönüyle kendine has, biricik bir yanı var onun. Nurullah Ataç’ın sözleriyle ”...bir doğru var onda: kendi doğrusu, kendi içinin doğrusu."
Sait Faik’in 'Bir İlkbahar Hikayesi', Ses Olsun’da!
Keyifli dinlemeler!
Mario Benedetti’nin, kendi ifadesiyle, 'bir takıntıya dönüşen anlaşılır olmak güdüsü', şiirleri kadar öyküleri, romanları kadar oyunları için de geçerli. O bize edebiyatın açtığı çeşitli kanallarda, uzun kulaçlar atmayı gösteriyor. Üstelik bugüne kadar hiç denemediğimiz yöntemlerle, aklımızdan pek az geçirdiğimiz düşüncelerle. Onun öyküleri hayatın hissedilen yanına denk düşüyor. Bu yüzden onu okuyan da, dinleyen de eşsiz bir deneyimin parçası oluyor.
Bu kez onun en güzel öykülerinden biri, Çirkinlerin Gecesi, Ses Olsun dedik.
Keyifli dinlemeler!
Edebiyat, kimi zaman en yaşanılası dünyanın kapılarını açıp cömertçe bizi içeri alıyor; kimi zaman yaşadığımız dünyanın katlanılmaz yanlarını gözler önüne seriyor. Konunun ağırlığı hafifleyecek diye bir şart yok, ama okunduğu an yazarla okur bir araya geliyor, yükü birlikte sırtlıyor.
Okurken, omuzlarımızda olduğu kadar yüreklerimizde ve aklımızda bir ağırlık bırakan, ama bunu birlikte kaldırmaya davet eden bir kurmacayla karşınızdayız bu kez: Beni Afiyetle Yemelerine.
Biz okurken düğümlendik. Siz de dinlerken neler hissettiğinizi yorumlarda paylaşın.
Keyifli dinlemeler!
From the publisher's feed