Bir kaç kısa gün...Aynaya bakmaya pek cesaretim yok. Saçlarımın ağarmış olmasından korkuyorum.... Ve bu kalp, ah, bu o kadar ihtiyar ki. Geceleri, gözümü yummadan geçiriyorum. Uykuyu artık aramıyorum bile. Nasıl olsa bulamam. İçimde ümit uyuyalı gözüme uyku girmiyor. Artık ıstıraplar bile hep yoruldular. Bana işkence etmekten yoruldular. Halbuki göğsümün içinde ıstırapların hançerlerini taşımak, cesetlerini taşımaktan daha kolaydır. İçimde hayat yok,. İçimde ruh yok. Kaygılarım onları uzaklara kaçırdı. Denizin en az yeri bir köpüğü başlatıyor. Büyüyen bir ürpertiyim sanki. Kayıp gidiyorum üstünde sabahın. Eğilip bir taş alıyorum yerden. Fırlatıyorum denize. Ufacık bir gülüş geçiyor suyun üzerinden. Bir çocuğun gülüşü gibi. Böyledir memleketimin yoksul halkı. Bir onlarda rastladım bu cömertliğe.
Balık dedin mi, oynamaz gözleri hiçbirinin,
Tertemiz bir resim gibi bakarlar insana
Bıraksan, yıllarca bakarlar belki
Ve bu yüzden düşünmedim şimdiye kadar bir balığın ölebileceğini.
Hızar sesleri geliyor yakından,
Güneşin döndüğünü görüyorum
Çınar yapraklarının arasında yeşille sarı birlikte dönüyor
Denize düşüyorlar kırıla kırıla
Bir örtü oluyor düşündüğüm her şey
Yıllar var ki, unuttuğumu sanırdım bu örtüyü ben....
Sevgiyi bilmezdin de ondan
Sevişmeyi bilirdin yalnızca...
Birtakım sözler de bilirdin...
Niye saklamalı? En ustalıklı sözlerdi onlar. Ben sana kızamam...Kırılırım, belki küserim ama kızamam...Sen, sevgimin yeşerdiği o yersin. Sen, kalbimin en çirkin yerlerindeki o küçücük umutsun. Ben, yıllar sonra çıkıp gelsen, sana hep açık olacak evinim. Senin ihtimalin bile güzel. Sorarsın belki, anlatamam. Gülüşüne yazdıklarımı sorma bana...Söylesem şiir, yakmasam kitap olurdu. Bir masala inanmadığımı bilecek yaştayım. Merak etme. Gözlerim, kapında sana yağan iki buluttu.
Ve ben ille de sen diye canımdan geçerken,
Ayaklarının dibinde olmak vardı.
Omzuna konmaya çalışan mavi kuşu kovuyorum her seferinde. Sonra kafamı çeviriyorum aynaya karşı. Bir sevinç akıyor. Görmüyorsun.
Sen duymuyorsun için için kopan çığlıkları. Sen, uyuyorsun gecenin en güzel saatinde. Ben oturmuş bunu yazıyorum. Dokunmaya kıyabileceğim kadar olsaydın, Böyle bir ateş yanar mıydı içimde? Dokunmuyorum, sen yanma diye. Sen anlatıyorsun, ben dinliyorum. Sen susuyorsun, ben nefesini okşuyorum. Sen öylesine bir heves sanıyorsun. Ben sadece ağlıyorum. Zamana bırakıyorum seni. Ve içimde seninle ilgili olan her şeyi.
Sana bırakıyorum cesareti, yürekliliği, aşkların en güzelini.
Sana yakışan ne varsa, sana bırakıyorum.
Onca şiiri ben yazmadım. Ben okumadım onca kitabı.
Yeni bir ben doğuruyor sanki birileri.
Bıraksalar, sileceğim benden evvel yazılmış, çizilmiş ne varsa.
Ben çekeceğim tüm filmleri.
Sana yaraşır güzellikte ne varsa, ben inşa edeceğim.
Dünyayı, senin gönlün uyar şekle sokup, sunucam sana.
Tortusu bile kalmayacak umutsuzluğun,
Gelen ayrı bir sevinç olacak senden habersiz.
Olmaz olan ne varsa, olacak işte.
Çünkü sen varsın bu kahrolası düzende.
Adının geçtiği yerlerde bir sevinç,
Bir güzellik kaplıyor her yeri.
Anlatmaya kalksam, güleceksin belki.
Belki, minik bir tebessüm olacak tüm bunlar....