Şimdi çağa uydum büsbütün.
Dans eden, koşan, işi tıkırında biri.
Ben şimdi, bedenime tutturulmuş bu yararsız bacaklarla
Dolaştıkça dünyanın külleri arasında,
Ve çektiğim acıyla uzlaşıp hayata dönerek,
Tam yeni bir çağ başlayacakken, olduğum yerde kaldım
Bir yandan hastalık bahçeleri,
Hep birden zenginleştiler
Bir günaydın diyebilselerdi benim günaydınıma,
Günlerin en aydınlığına dönüşürdü gece.
Ama her şeyin ne kadar uzakta olduğunu görebiliyorum en azından
Yıkamak işe yaramıyor....
Hiç yaralı bir inek gibi hissettin mi kendini- bir fırınla bir çayır arasındaki?
On yedi yaşındaki hamile bir ev kadınının iki gün önce aldığı yemek kitabına doğru
trans halinde yürür gibi?
Yaraları onu görünmez yapmıştır.
Bilirim neler hissettiğini
Tanrım, beni neden terkettin, Tanrı olmadığımı biliyorduysan?
Zayıf olduğumu biliyorduysan?
Hiç yalnız bırakmıyor bu taşıdığım şey.
Durup durup bir sır saklamak kendinden,
Hem de çok merak etmek...
Kafa yoruyorum bunun üzerine...Örneğin keder
Neyi kaybettim de, kederi buldum acaba?
Elinde anahtarla kapıyı açmak istiyorsun
Denizde boğulmak istiyorsun,
Minas' a gitmek istiyorsun,
Kör bir kız âşık oluyor sana.
Birden gözleri açılıyor. Hayır...Artık âşık değil sana.
Zenginin biri sarhoşken, dostluk kuruyor seninle. Ayılınca, geri çeviriyor senin zenginliğini.
Yanılan biziz. Çünkü biz ölümlüler, unutuyoruz her birimizin yapısında ne kadar su,
Ne kadar masumiyet olduğunu.
Nasıl da bel bağlıyoruz o uyduruk masallara. Soluk çiçeklere, yalancı meleklere, mavi- beyaz, mor göreneklere;, makinalara, telgraf yığınlarına, fabrikalara, lamba fabrikalarına, yasaklara, şafaklara.
Kıyafetlere bürünmüşsün gümüş bir hastalık gibi,
Evin içinde geçitler düzenliyorsun.
Yalnızca seni ilgilendiriyor bu.
Bir hayalet gibi, dönüp duruyorum zirvenin en dibinde
Gecenin yarısı bitti sayılır