16 Nisan referandumunda kullanılacak 'evet' oylarının şu anda ne kadar düşük seviyede olduğunu görmek için kampanyada kullanılan dile ve unsurlara bakmak yeterli olacaktır. İş getirilip insanın yaratılışına kadar dayatıldı. Peki neden? Gelin konuşalım.
Referandum öncesi mağduriyet yaratma girişimlerinin tamamı sonuçsuz kalınca yani yurt içindeki mağduriyet yetmeyince ithalata yönelmek dışında seçenek kalmadı sanırım. Ancak bu proje tutmaz. Neden mi? Gelin konuşalım.
Almanya'ya yönelik tepkiler giderek sertleşirken son ve en ağır çıkış Cumhurbaşkanından geldi. Erdoğan'ın kullandığı' benzetme kuşkusuz Almanya'dan aynı tonda tepki görecek ama gelin biz bu yıl yurttaşlarımızın ciddi bir nüfus ağırlığına sahip olduğu 3 Avrupa ülkesinde yapılacak seçimleri de hatırlayarak konuşalım: Böyle bir dış politika anlayışı olabilir mi?
Almanya ile yaşanan gerilimin gelip dayandığı nokta 'hukuk' oldu. "Benden özgürlük istiyorsun ama kendi ülkende demokrasiyi umursamıyorsun" şeklinde özetlenebilecek çıkış korkarım ki sadece bununla kalmayacak. Önümüzdeki günlerde Türkiye'deki hukuk ihlalleri AB'nin de ağırlıklı gündem maddesi olursa şaşırmamalıyız. Gelin konuşalım.
Devlet Bahçeli'nin Twitter üzerinden Başbakan Binali Yıldırım'a yönelik paylaşımları aslında referandum için kurulan beraberliğin ne kadar kırılgan olduğunu da gösteriyor. Oysa Türkiye için bu kadar önemli bir tercihin arefesinde çok daha kuvvetli gerekçelere ihtiyacı var 'evet' dedirtilmeye çalışılan kitlenin. Gelin konuşalım.