
Sign up to save your podcasts
Or


Tarihî sur içi, kardeşçe yaşamın somut varlıkları olan dinî yapıların belki de en güzel örneklerinin toplandığı, açık hava müzesi özelliğinde bir bölge. Haliç kıyı kesimi Osmanlı döneminde iskâna ve yapılaşmaya açılmıştır. Günümüze değin Osmanlı yapılaşması çoğunlukla yitirilmiştir. Buna rağmen çok değerli, döneminin tanıklıklarını yapmış anıtsal yapılar mevcudiyetini sürdürmektedir. Bunların önde gelenlerinden birini Tur-i Sina Manastırı’na ait yapılar oluşturmakta. Yakınındaki Bulgar Patrikliği’ne bağlı Sveti Stefan Kilisesi, Balat yönünde ise Yusuf Şücaeddin Camii, bu birlikteliğin en güzel ve çarpıcı örnekleri.
Ünlü Kitab-ı Edvar’ın müellifi, Osmanlı’nın Kantemiroğlu adını verdiği, önce idari sistem gereği Boğdan voyvodalığının bir tür emanet-rehin prensi olarak payitahtta bulunan, daha sonra kısa bir süre Boğdan voyvodası olan Dimitrie Cantemir (1673-1723), tarihî Eflak-Boğdan, yani çağdaş Romanya ve Moldova’nın hatta Rusya’nın bilim, sanat, siyaset ve modernleşme tarihinde tartışmasız biçimde ortak ulusal-tarihsel bir değerdir. Batı dillerinde polimath Renaissance man, homo universalis vb. olarak nitelenen Türkçeye “Evrensel İnsan” şeklinde aktarabilecek bir kişilik olan ve on bir dil bildiği söylenen Dimitrie Cantemir özellikle ilk iki ülkenin tarihinde romancılıktan, haritacılığa, müzikten tarihçiliğe pek çok alanda ilklerin insanıdır. Dimitrie Cantemir, Antik Çağlardan Aristo, Rönesans döneminden Leonardo Vinci, klasik dönemden Goethe gibi dâhilerden biridir. Nitekim Paris’te Sainte-Geneviève kütüphanesinin dış duvarında diğer dünya dâhileri ile birlikte “Demetrius Cantemir” adı da yer almaktadır. Cantemir adı, doğumunun 300. yıl dönümünde UNESCO aracılığıyla bütün dünyaya duyurulmuştur. Cantemir ile ilgili yayınlar dünyada geniş bir külliyat oluşturmakla birlikte ne yazık ki Osmanlı tarihçiliğinde “Boğdan voyvodası küçük Kantemiroğlu nâm hâin-i bî-dîn” şeklinde nitelenen Cantemir’in müzik dışındaki yirmi iki yıllık İstanbul macerası ile ilgili bilgi yok denecek kadar azdır, mevcut bilgiler genellikle onun musikişinaslığı üzerinedir.
Balat, birçok şair ve yazara ilham kaynağı olmayı başarmış bir semt. Aynı zamanda da birçok sanatçıya ev sahipliği yapmış. Tarihi yarımadanın birçok muhitinde şahit olduğumuz bu zenginliği birbirinden ayrı ele almak sanırım çok doğru olmaz. Semtler sanatçılara, sanatçılar da semtlere kalıcı izler bırakmayı başarmışlardır.
1874 yılında İstanbul’u ziyaret eden Edmondo de Amicis’in, İstanbul’u anlattığı ve seyahatnameler arasında önemli bir yere sahip olan “İstanbul (Constantinopoli)” adlı eserinde Balat’ı “herkesin kendi bahtsızlığı ve fakirliği içinde yaşadığı bir semt” olarak anlatmıştır.
Altın Boynuz Haliç’in boynunda, sıralı mücevherler gibi
Fener, Balat ve Ayvansaray İstanbul’un gizli hazineleri…
Fetihten hemen sonra yoğun olarak azınlık vatandaşların yaşadığı bu semtlerde, yıllar geçtikçe çeşitlilik artmış ve Müslüman, Hristiyan ve Yahudi tebaanın yan yana ibadet edebildikleri, beraber yaşayabildikleri bir kültür mozaiği oluşmuştur. Özellikle Bizans döneminden kalan eserlerin, Tekfur Sarayı, Anemas Zindanları, Panaya Blakherna Kilisesi’nin olduğu bu bölgede çok önemli tarihî camiler de yer almaktadır. Kariye Camii, Çakırağa Camii, Ferruh Kethüda Camii gibi…
Aynı mahallede hatta aynı sokakta camii, sinagog ve kiliseye rastlamanın mümkün olduğu bu tarihî semtlerimizde iki Fransız seyyahın notlarıyla gezintiye çıkalım.
SANATIN SEMTİ: BALAT
Fatma Karaca Meşe
SPOT: Asırlardır farklı inançlara ev sahipliği yapan, tarihî evleri, renkli sokakları ve birbirinden farklı kültürlerin bıraktığı tarihi eserlerle kendine hayran bırakan Balat’ın farklı bir yüzüyle tanışmaya ne dersiniz?
Giriş yazısı: Fotoğrafçıların uğrak yeri, antikacıların gözdesi, turistlerin vazgeçilmezi olan Balat; son zamanlarda sanat etkinlikleri, galerileri ve birbirinden farklı atölyeleriyle adından söz ettiriyor. Sadece bununla da kalmıyor çocuklara ve yetişkinlere hitap eden müzeleriyle de ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Siz de yolunuz Balat’a düştüğünde keyifli vakit geçirmek istiyorsanız veya hafta sonu planlarınızı yaparken alternatif arayışındaysanız haydi gelin Balat’ın sanat hayatına yakından bakalım!
Balat Oyuncak Müzesi
Adı “Oyuncak Müzesi” olsa da burada yetişkinlerin de keyifle vakit geçireceğine eminiz! Nadir bulunan oyuncaklar, tarihî döküm arabalar, ince ince işlenen bebek evleri ve herkesin çocukluğundan bir şeyler bulabileceği hem klasik hem de popüler çizgi filmlerin sahneleriyle zenginleşen bu müze; 50 yıllık bir koleksiyondan oluşuyor. Ayrıca Türkiye’nin en büyük kurşun asker koleksiyonu da burada yer alıyor. Meraklıları için; 80’li yılların unutulmaz filmlerine ait sahnelerin diorama tekniğiyle canlandırıldığını da söylemeliyiz. Müze haftanın her günü 10:00-20:00 saatleri arasında açık. 3 yaşın altındaki çocuklar için giriş ücretsiz. Öğretmenler, 25 yaşın altındaki öğrenciler ve 4-18 yaş arasındaki çocuklar indirimli bilet hakkından yararlanabiliyor. Yetişkinler içinse bilet fiyatı 40 TL.
Balat sokaklarında dolaşmak, kafelerinde oturup birkaç bardak çay içmek herhâlde İstanbul’u gezen biri için hayattan zevk almanın en kolay yollarından biri olsa gerek. Çünkü Balat sadece bugünü değil, dünü de misafirlerine gösteren, bunu yaparken de zorlanmayan bir semt. Bunun nedeni kentin en eski yerleşim yerlerinden biri olması muhtemelen. Yüz yıllarca farklı din ve milletlerden insanlara ev sahipliği yapan Balat, bugün de yerli ve yabancı turistlerin ilgi odağı olmuş durumda. Bu yoğun ilgi bir yanda dursun, onlarca yıldan bu yana bu semtte esnaflık yapan, mahalleli veya onların deyimiyle “semttaş” olmayı hiç bırakmayan çok sayıda insan da var. Aslında Balat’ı Balat yapan işte bu yüzler, bu insanlar, bu dostluklar. Biz de, dergimiz okurları için semtin sokaklarında dolaşarak “Balat’ı dinlemek istiyorsanız ona da mutlaka uğrayın.” dedikleri kapıları bir bir çaldık ve insanlarla Balat üzerine sıcak sohbetler gerçekleştirdik.
Balat bir dönem İstanbul’un Müslüman, Hıristiyan (Rum ve Ermeni) ve Musevi topluluklarının bir arada yaşadığı en renkli semtlerinden biridir. Balat adının kökeni konusunda çeşitli görüşler mevcuttur. Bazı araştırmacılar bu ismin Rumca saray anlamına gelen “Palation” kelimesinden türetildiğini, bu semtin hemen gerisinde yer alan yamaçta bulunan Blaherna Sarayı’na yakınlığı dolayısıyla bu adla anıldığını söylemektedir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde “Balat” kelimesinin dilimize Fransızcadan geçtiği ve Orta Çağ’da, üç bölümden oluşan bir şiiri türü olarak açıklanmaktadır. Ancak Osmanlı coğrafyasında biri Didim’e bağlı bir köy diğeri ise Balıkesir’in Dursunbey ilçesinin eski adı olan iki adet Balat yerleşmesi bulunduğunu da unutmamak gerekir. Bu nedenle, ismin kökeni konusunda daha geniş bir araştırma yapılması gerekir.
Renkli mimarisi, dar sokakları ve kültürel çeşitliliğiyle bizleri cezbeden bir semt burası… 19. yüzyıldan günümüze kadar korunmuş Haliç kıyısındaki bu evler, üzerinde bulunan levhalar sayesinde tarihi ile ilgili önemli bilgiler veriyor. Balat’taki kültürel çeşitliliğin evler üzerine bıraktığı farklı izleri Sanat Tarihçisi Hayri Fehmi anlattı.
Ki bir şehr var âlemde meşhûr
Ki dirler ana Sıtanbul-ı ma‘mûr
Orada vaz‘ idüp ol şehr-bânı
Deniz üstine bünyâd itmiş anı
Bayezid-i Veli devrinde Memluk elçisi olarak geldiği İstanbul’a hayranlığını böyle dile getirmiş İbrahim İbn Bali. Onun gibi nicesini güzelliğine bende eden İstanbul, 5 asır boyunca İslam âleminin merkezi, insanlık tarihinin en yüksek kültür odağı olmuş, sürekli gelişme göstermiş, eskilerin deyimiyle mütekâmil, yani olgunlaşmış şehrin bir remzine dönüşmüştür.
Yapay zekâ (Artificial intelligence/AI) teknolojileri hayatımızı çepeçevre sarmış durumda, gün geçmiyor ki yeni bir yapay zekâ haberi duymayalım. Yapay zekâ tarafından yazılan senaryolar, yapılan resimler, ameliyatlar, hologram yapay zekâ sanatçıları, metin yazarları yaygınlaşıyor, hatta Japonya’nın Tama şehrinde ilk yapay zekâ belediye başkan adayı bile çıktı.
Transhümanizm çalışmaları ile robotlara insansı özellikler aktarılmaya başlandı. Böylece smart (akıllı) robotlar cobot (comminicatin - iletişim kuran robot)’a dönüşüyor. Gelecekte yapay zekânın insan zekâsının ötesine geçerek, medeniyeti ve insan doğasını radikal bir biçimde değiştireceğine dair bir hipotez oluştu: tekilselleşme (singularity) yani teknolojik tekillik. Bu şu demek aslında, iş yapış modeli bütünüyle değişecek.
From the publisher's feed

6 Listeners

3 Listeners