
Sign up to save your podcasts
Or


İstanbul, İslâm medeniyetinin göz bebeği bir şehridir. Hz. Peygamber’in iltifatına nâil olmuştur. Çokça bilinen bir Hadîs-i Şerîf’te Peygamber Efendimiz (sav): “Kostantiniyye (İstanbul) mutlaka feth olunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur!” [1]buyurmuşlardır. Bu sebeple Müslümanlar, Hz. Peygamber’in Hadîs-i Şerifi’nde belirttiği müjdeye nâil olmak için İstanbul’a akınlar düzenleyerek şehri almak istemişlerdir.
İstanbul’un 1453 Mayısında genç bir Türk sultanı tarafından ele geçirilmiş olması, hem doğu hem batı dünyasında büyük bir şaşkınlıkla karşılanmıştı. Hem Bizans tebaası hem de onu çepeçevre saran Türklerce, halk lisanına uygun “İstanbul” ve bazen “Konstantiniyye” şeklinde anılan bu tarihi başkent, İslam ve Hristiyan dünyasında farklı algılarla beslenen büyük bir hedef olarak öne çıkmıştı. Şimdi bu kentin Osmanlı Türklerince fethi, bütün algıları kökünden değiştirmiş, İstanbul merkezli büyük bir imparatorluğun doğuşu hem batı / Hristiyan hem de ilginç şekilde doğu /İslam dünyasında yeni parametrelerin zuhuruna yol açmıştı.
İstanbul’un fethinin dünya tarihi açısından oldukça önemli bir hadise olduğu konusunda herhalde pek az kişinin itirazı vardır. Yüzyıllar boyunca Doğu Akdeniz’de hüküm sürmüş olan Konstantinopolis/İstanbul merkezli Bizans İmparatorluğu 1453 yılında tarih sahnesinden çekilirken, Osmanlı Devleti için yeni bir sayfa açılıyordu. İstanbul’u başkent yapmak bir ayrıcalık olduğu kadar büyük bir sorumluluktu. Fatih Sultan Mehmet (ö. 886/1481) tahtta bulunacağı otuz yıla yakın süre boyunca İstanbul’u mamur bir Osmanlı şehri yapmak için uğraştı. Sultanın ve etrafındaki yönetici kesimin gayretleri; şehrin siyasi, ekonomik, demografik, mimari ve kültürel dokusunu dönüştürecek bir dizi uygulamaya dönüştü. Kolay olmayan bu sürecin sancılı pek çok evresi oldu. Öyle ki, İstanbul’un bir Osmanlı şehri karakteri kazanması Fatih’ten sonraki birkaç sultanın dönemini de kapsayan bir sürecin sonunda gerçekleşecekti.
Dünya tarihinde dönüm noktası olmuş İstanbul’un fethini, farklı milletlerden farkı şahsiyetler kendi bakış açılarıyla bizlere aktarmışlardır. O günlere şâhitlik eden üç seyyahın notları, fetih iklimini en canlı haliyle bizlere ulaştırıyor.
Homeros destanlarından günümüze Doğu ile Batı’yı birleştiren bir geçiş köprüsü; dönemin siyasi güç odağı Doğu Roma İmparatorluğu'nun ve daha sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olan İstanbul, iki kıtayı, iki denizi birbirine bağlayan stratejik konumu sebebiyle tarih boyunca bütün kültürlerin ilgi odağı olmuştur.
Nitekim 7. yüzyılda İslam Peygamberinin, “İstanbul mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne güzel askerdir” hadis-i şerifi doğrultusunda, İslam orduları pek çok defa İstanbul’u fethetme girişiminde bulunmuştur. 1453’te 22 yaşında bir genç olan Sultan II. Mehmet ve komutasındaki Osmanlı ordusu bu ideali gerçekleştirmiş ve Hz. Peygamber tarafından müjdelenen hedefe ulaşmıştır.
Fatih Camii ve külliyesinin mimarı Atik Sinan’dır. Külliyenin merkez yapısı tüm külliyelerde olduğu gibi camidir. Külliye içinde ve cami etrafında türbeler, kütüphane, tabhâne, medreseler, muvakkithâne, kervansaray, dârüşşifâ, çarşı, hazire ve hamam bulunmaktadır.
1557 ve 1754 depremlerinde hasar gören cami onarılır. Asıl 1766 depreminden sonra ağır hasar görerek kubbesi tamamen çöker. Sultan III. Mustafa tarafından yaptırılan cami 1771 senesinde tekrar ibadete açılır. İlk inşa edilen camiden bütünüyle farklı ve değişik bir düzende inşa edilmiştir. Örneğin kıble duvarı ileri alındığından cami harimi daha da genişletilmiştir.
Dünya’nın hâlen ayakta olup kullanılan en eski yapılarından olan “Ayasofya” “ilâhi hikmet, kudsî hikmet” mânâsında bir kelimedir. Fetihten sonra bu kudsî mâbede nasıl bakılmış, müslüman irfânı tarafından rivâyetlerle, efsânelerle veya farklı yaklaşımlarla nasıl yorumlanmış? Burada temel mes’ele târih ilminin belgeli hakîkatlerinden çok, birçok kaynakta zikredildiği üzere, müslüman idrak ve şuûrunun bu kudsî ve kadim yapıyı nasıl anlayıp, kendi kültürüne temellük ettiği hususudur. Ayasofya, müslüman idrâkinde hiçbir zaman sâdece muharref (tahrif olmuş, bozulmuş) bir dînin mâbedi, olarak kabul edilmemiş, “Allah indinde din İslâmdır. Âli-İmrân 19” âyetinin şumûlüyle, Hz. Âdem (as)’dan Hz. Muhammed Mustafa (sav)’e kadar kesintisiz devam eden ve bütün peygamberlerin dâhil olduğu ekmel bir dînin kudsî bir mâbedi olarak telâkki edilmiştir.
Peygamber Efendimizin (S.A.V.) İstanbul’un fethedileceğine dair hadisi şerifini, sahabe-i kiramdan Bişr’ül Ganevi (R.A.) rivayet etmiştir. “Kostantaniyye elbet feth olunacaktır. Onu fetih edecek komutan ne güzel komutandır. Ve bu ordu ne güzel ordudur” mealindeki bu hadisi şerif, Müslümanlar arasında çok rağbet bulmuştur.
İstanbul, Fatih Sultan Mehmet tarafından 1453 yılında fethedilene kadar İslam ordularınca on bir kere kuşatıldı. Bizans surları içinde Arap ve Müslüman mahalleleri oluştu. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesinde detayıyla anlatıldığı gibi İstanbul on ikinci seferde fethedildi.
Seslendiren : Harun Korkmaz
Neyzen: Ahmet C.Altınkaynak
Saygıdeğer İstanbullular,
Tarihin en eski yerleşim yerlerinden olan Fatih, coğrafi, sosyal, kültürel ve ticari açıdan İstanbul’un gözdesi, ünlü sanat tarihçimiz Semavi Eyice’nin tabiriyle yıldızlar kümesi içinde âdeta bir “kutup yıldızı”dır…
Farklı kültürlerin bir arada yaşamasına imkân sağlayan kentleşme anlayışı sayesinde her görüş ve inanıştan şairin, yazarın, düşünürün, tarihçinin, sanatçının yolculuğu ya Fatih’te başlamış ya da yolu Fatih’ten geçmiştir. Yüzyıllar boyunca seyyahları, tarihçileri, diplomatları, kral ve kraliçeleri âdeta bir mıknatıs gibi kendine çeken Fatih, nice şaire, yazara, edibe, ressama ilham kaynağı olmuştur.
İstanbul’da yaşamak Fatih’i yaşamaktır aslında. “Fatih’te yaşamak” denilince; Fatih cami avlusunda soluklanmak, Vefa’da boza içmek, Tahtakale’de alışveriş yapmak, Sultanahmet’te Ramazan’la buluşmak, Süleymaniye’de bayram sabahını karşılamak, Eminönü’nde denizin mavisiyle kucaklaşmak canlanır zihinlerde…
From the publisher's feed

6 Listeners

3 Listeners