
Sign up to save your podcasts
Or


Dünya üzerinde birçok yerde, kent kültürünü oluşturan unsurlar arasında tarih ve sanatın yanı sıra spor da önemli ve geniş bir yer tutuyor. İncelendiği zaman, bazı ülkelerin belirli spor dallarında ne kadar öne çıktığı rahatlıkla görülebiliyor. Mesela Maradona, Pele ve Ronaldo gibi üst düzey oyuncular, dünya futbol tarihinde, dikkatleri kendilerinin yanı sıra ülkelerine de çekmeyi başardı. Öte yandan 3 milyon nüfusu olan Jamaika, Usain Bolt’un başarısıyla atletizm tarihine isminin altın harflerle yazdırdı. Halterde kırılamayan rekorların sahibi Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu Naim Süleymanoğlu da Türkiye’yi en güzel şekilde temsil etti. Yüzmeden buz patenine, jimnastikten boksa sayısız dünya şampiyonu çıkaran Almanya, Rusya ve ABD’de onlarca sporcusuyla dünyaya adını duyurdu.
Özellikle futbolla endüstrileşen dünya sporunda, ülkeler ve kulüpler yetenekli genç isimleri spora kazandırabilmek için alt yapılarına ciddi yatırımlar yapıyor. Ülkemizde de son yıllarda sportif altyapının önemi daha iyi anlaşıldı. Sporu şehir kültürünün bir parçası olarak yaşatan Fatih, ülkenin amatör sporlarının başkenti olarak genç sporcuları yetiştirmeye devam ediyor. Bugün 57 mahallesiyle İstanbul’un en büyük ilçelerinden biri olan ilçede, tam 70 spor kulübü, amatörleri farklı dallarda sporla buluşturuyor.
Çok Yaşa Karagümrük
Osman Altunterim
Hikayesi aslında İstanbul’un öz hikayesidir. Bizans’ın kara surlarına komşu bir ana kucağı gibidir Karagümrük. Yüzlerce yıldır dünyanın her yerinden göç edenleri kucaklayan İstanbul’a, atalarımızın, dedelerimizin ilk adımını attığı yerdir.
İçindeki samimiyet de bu sosyolojiden kaynaklanır tam olarak. Karagümrük sadece bir semt, Karagümrükspor da sadece bir futbol takımı değildir. Bu özelliği ile onlarca etnik, sosyal, kültürel çeşitlilik ve inanç farklılığına rağmen, havasını soluyan, suyunu içen herkesi birbirine benzetir.
Karagümrük, tüm renkleri bir arada barındırsa da dışarıdan kırmızı siyah görünür. Fatih’in bu müstesna semtini diğerlerinden ayıran ve halihazırda daha da popüler olan şüphesiz Karagümrükspor’dur.
Karagümrükspor, 1926 baharında Muhtar Bey ve etrafında toplanan gençlerle Karagümrük İdman Yurdu adıyla faaliyetlerine başlar. Semt, Osmanlı’dan bu yana “Tulumbacılar” olarak bilinen İstanbul itfaiyecilerine ev sahipliği yaptığından, takım rengi olarak alevleri temsilen kırmızı, dumanı temsilen siyah seçilir. Bu seçim kulübün adeta ruhuna işleyecek, yıllar içinde yaşanan büyük olumsuzluklara rağmen karanlıktan aydınlığa bir ateş gibi parlayarak çıkacak, ortalığı duman kapladığında bile yolunu kaybetmeden, pes etmeden, yok olmadan devam edecektir.
Bâb-ı Âli ve Tarihi Yarımada
Doğan HIZLAN
Uzun yıllar yaşadığınız bir semti bir yazıda anlatmak mümkün değil. Gerek gazetelerde gerek yayınevlerinde çalışırken hiç kuşkusuz o semtin başka nimetlerinden de yararlanıyorsunuz.
Cağaloğlu gazetelerin ve yayınevlerinin bulunduğu bir semtti. Üstelik müzeleri de düşünürsek buranın önemini, İstanbul’daki yerini saptamış oluruz. Gündüzleri Sirkeci civarında lokantalarda mutlaka bir dostuma rastlardım. Yokuş’tan aşağı inerken ya da çıkarken gene bir çok kişiyle selamlaşırdım. Yalnız İstanbul’da yaşayan yazarlar değil Ankara’dan gelenler de benim çalıştığım yerlere uğrarlardı.Çünkü en rahat görüşülebilecek yer buradaki idarehanelerdi.
Tarihi yarımadada bir çok buluşulacak, konuşulacak yerler vardı. Bunların başında rahmetli Çelik Gülersoy’un yaptırdığı Soğukçeşme Sokağı’ndaki Yeşil Ev gelirdi, şimdi orada İstanbul Kütüphanesi var. Gerek Türk İslam Eserleri gerek arkeoloji müzelerinde etkinliklerin yanı sıra belli günlerin kokteylleri de verilirdi. Arkeoloji Müzesi’nin bahçesinde de yazın oturulurdu. Topkapı Sarayı Müzesi’nin içinde Aya İrini’de de İstanbul Müzik Festivali’nde önündeki bahçede konuşmalar yapılır, oraya gelen yabancı sanatçıların CD’leri satılırdı. Öğle yemeğine çıkar, yokuş aşağı inerken yeni çıkan kitaplara bakardım, alacaklarıma karar verir dönüşte de onları alırdım.
Yazı: Hüseyin Kıyak
19.yüzyılın son çeyreği ile 20’nci yüzyılın ilk yarısından biraz fazlasının tanığı olan; hafızası, çalışkanlığı, eserleri ve kişilik yapısıyla döneminin en önemli aydınlarından İbnülemin Mahmud Kemal İnal, bugün de temel başvuru kaynağı olan eserleriyle, hakkında yapılan çalışmalarla yaşamaya devam ediyor.
Yazar, tarihçi, edebiyat tarihçisi, müzeci ve mutasavvıf olarak 33 yıl boyunca Osmanlı Devleti’nde çeşitli mevkilerde görev yapan Mahmud Kemal, hizmetlerini Cumhuriyet döneminde de sürdürdü. Süleymaniye Camii külliyesinde “Evkaf-ı İslamiye Müzesi” adıyla Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nin kuran İbnülemin, güçlü sosyal ilişkileriyle bir ilim, kültür, sanat mekânı olan ünlü konağında entelektüel fikir ve ilim dünyasına yeni kapılar aralamaya çalıştı. Biyografik eserlerin yanı sıra son dönem Osmanlı şairleri, müzisyenleri, sadrazamları, hattatları hakkındaki kitaplarının yanı sıra şiir, roman, hikâye alanlarında da eser verdi.
“HER ŞEY FEVKALADE”
Resim yapan bir müzisyen, fotoğraf sergisi açan bir roman yazarı, seramik çalışan ünlü bir ressam, beste yapan bir mimar, mobilya tasarlayan bir tiyatro oyuncusu… Sanatın bir dalında şöhret sahibi olmuş veya belli bir alanda eser verdiği bilinen sanatçıları, sanatın başka bir kolunda üretim yaparken gördüğümüzde çoğunlukla şaşırıyoruz. İster istemez yoğunlaştığı alanla kıyaslıyoruz. Halbuki sanatçılar bu yönelimleriyle, sanatın çok yönlülüğünü, disiplinlerarası çalışmalara elverişli olduğunu, dalların birbirini beslediğini ve tetiklediğini ortaya koymuş oluyor. Bu sanatçılardan biri de Faik Kırımlı.
Çini sanatında ‘ustaların ustası’ olarak bilinen, çini sanatını arşivlerin dehlizlerinden çekip çıkaran ve yeniden hak ettiği itibarı geri kazandıran, 16. Yüzyılda kullanılan İznik/ Mercan Kırmızısı’na en yakın tona uzun uğraşlar sonucu ulaşan Faik Kırımlı, aynı zamanda gravür sanatçısı ve ressam.
Seyyahların Gözünden FATİH
ŞEHİRLERİN SULTANI İSTANBUL
Mesud AKYÜZ
İnsanlık tarihinin görmüş olduğu en büyük üç imparatorluğa (Roma, Doğu Roma ve Osmanlı) ev sahipliği yapmış, her daim gözlerin üzerinde olduğu, tarihte birçok milletin hayallerini süsleyen şehir…
Kuruluşu M.Ö. 657’ye dayanan bu büyülü şehir, Roma İmparatorluğu ile tarih sahnesinde kendini göstermeye başlamış, Doğu Roma İmparatorluğu ile serpilmiş ve tüm dünyanın ilgi odağı haline gelmiş ise de “Şehirlerin Sultanı” unvanına Osmanlı Devleti ile kavuşmuştur. Peygamber Efendimizin övgüsüyle mukaddes bir şehir haline gelen İstanbul, Fetihten sonra Müslüman Türklerin sembol şehri olmuştur. Tarih boyunca yaklaşık 35 farklı isim ile anılmış (Byzantium, Antonina, Konstantinopolis, Aleksandra, Kuşta, Tekfuriye, İslambol, Dersaadet…) olan bu şehir, Asya ile Avrupa’nın vuslata erdiği, içinden boğaz geçen güzel insanların yurdu olarak tanımlanmıştır.
50 YILDIR HABERCİ
Söyleşi: Tuba Karaçorlu
Dünya üzerinde neredeyse ayak basmadık toprak bırakmayan bir düş gezgini… Merak duygusunun peşinden gitmekle başlayan, bilgi edinip aktarmayla devam eden bir hayat hikayesi…
Farklı kültürlere, farklı yaşamlara ortak olan, insanın hayatta kalma mücadelesine, savaşlara tanıklık eden belgeselci, fotoğrafçı ve haberci Coşkun Aral…
1977 yılında adını dünyaya duyurmaya başlayan Aral, kendisini yalnızca bir savaş muhabiri olarak değil, bilgi taşıyan meraklı bir gezgin olarak tanıtıyor. 50 yıla yaklaşan habercilik ve savaş fotoğrafçılığında edindiği tecrübeyi, farklı coğrafyalara dair anılarını, kişisel arşivinden özel görüntüleri ve ilginç bilgileri, kendi düşlerinin gezgini olmak isteyenlerle paylaşıyor.
Fatih’teki çocukluk anılarından savaşlarda yaşadığı unutulmaz olaylara, bir kaç insan ömrüne sığacak yaşam serüvenini usta isimden dinledik.
Her Dönemin İzi
Zeyrek’te Buluşuyor
Merve Akbaş
Rus ressam Alexis Gritchenko 20. yüzyılın başında iki sene kaldığı İstanbul’u sokak sokak gezip resimlerken, mahallelerin, sokakların hikâyelerine de yakından şahitlik etmiş.
Gritchenko o günlerin İstanbul’unu şöyle anlatıyor:
“Suriçi İstanbul, mor bir kilime benziyor. Bir müezzin minarenin tepesinden yumuşak bir sesle ezan okuyor. Sayısız küçük ev üst üste binmiş. Kafesler, cumbalar, asmaların sardığı bir sütun altında taraçalar. Yer yer yeşil ağaçlar. Ufukta sayısız serviden oluşan siyah bir yele ve daha ilerde, minarelerin beyaz gövdeleri, selatin camiler gökyüzünde haşmetli beyazlıklarını yansıtıyorlar.”
SONSUZ KÜTÜPHANE
Kübra Kuruali Yaşar
Fetihle birlikte Osmanlı bir cihan devletine dönüşmeye başlarken, İstanbul hem devletin idari merkezi hem de bir kültür merkezi olacak şekilde imar edilir. İşte o günlerde şehrin kültür müesseselerinin de temelleri atılır. İlk olarak Pantokrator Manastırı’nın üst katındaki papaz odalarında Zeyrek Medresesi kurulur. Ardından Ayasofya’da öğretime başlanır. Beyazıt’taki Eski Saray aynı zamanda şehrin ilk kütüphanesini de barındırır. Fatih Sultan Mehmed, Manisa’dan Edirne Sarayı’na götürdüğü kitaplarını, Eski Saray’ın tamamlanmasıyla İstanbul’a naklettirir. Ayasofya’da, Mahmud Paşa Külliyesi’nde, derken Fatih Külliyesi ile birlikte Semâniye medreselerinde kütüphaneler açılır.
SALGINLA GELEN
Prof. Dr. Kemal Sayar
Yarattığımız uygarlık insanın insanla, insanın tabiatla bağını kesti ve bizi boş, anlamsız bir evrende kazazedeler haline getirdi. Kovid salgınından çok önce başlayan bir bencillik salgını bizi bir “Felaketler Çağı”nın eşiğine getirip bırakmış bulunuyor. Virüs salgını bizi en çok yarattığı belirsizlikle vurdu. Benliklerimizin ölümsüz olduğuna dair o ebedi yanılsamanın, hakikatin aynasında parçalandığı bir andayız. Faniliğimiz karşısında savunmasız ve çırılçıplağız. Koronavirüs krizi bizi uykularımızdan sesliyor. Aşina ve güvenli olan, artık yabancı ve tehditkâr. Sevdiklerimize sarılamıyoruz bile.
From the publisher's feed

6 Listeners

3 Listeners