
Sign up to save your podcasts
Or


Süheyl Ünver’in Hayatından Kısa Çizgiler
Prof. Dr. Ahmed Güner Sayar
Ülkemizin kültür ve irfan hayatına yayınladığı eserleri, arşivi, hocalığı ve sohbetleri ile unutulmayacak katkılarda bulunan Ahmet Süheyl Ünver, doğumu itibariyle Fatihlidir. Onun nazarında, Fatih semti ya da Suriçi, İstanbul’un gözbebeğidir. Aynı kapsama alanına sahip hiçbir yer, Fatih kadar sinesinde tarihi köşe taşlarına, cami, mescit, çeşme, “nimel ceyş” mezarları (İstanbul’un fethinde, Suriçi’nde şehit düşen kutlu askerlerin mezarları), kabirler ve tekkelere sahip değildir. Yahya Kemal (Beyatlı) Bey’in “sende doğan” diye tavsif ettiği İstanbul’da, özellikle Suriçi’nde doğanlar, bir tarih madeninin üzerinde dünyaya geldikleri için ayrıcalıklıdırlar. İnsana kişisel tarihinin bir ikramı olan bu ayrıcalığın şuurunda olanları da birer has İstanbullu olarak görmek yanlış olmasa gerektir.
Prof. Dr. Abdullah Uçman
Edebiyat Tarihçisi
Yıl 1968… Ekim ayının son günleri, çünkü 1 Kasım’da üniversiteler açılıyor. Edirne’de Ekrem Aktaş ağabeyimiz vasıtasıyla tanıştığımız tuhafiyeci Ahmet Turan’ın ön ayak olmasıyla Kıztaşı’nda, eski Komünizmle Mücadele Derneği binasında bir nevi pansiyoner olarak kalıyorum. Burada benimle beraber kalan başka kimler var: İstanbul Üniversitesi Arap-Fars Bölümü talebesi İzmirli Abdülkadir Özcan, Hukuk Fakültesi talebesi Urfalı Davut Doğan, Tıp Fakültesi talebesi Manisalı Mehmet Özdemir, Galatasaray Kimya Mühendisliği talebesi Adıyamanlı Celâl Demir ve yine Hukuk talebesi Edirneli hemşehrim Fahri Babalı.
İstanbul’u, hatta Fatih’i bile tam olarak tanımadığım için derslerimin olduğu günler Kıztaşı’ndan Saraçhane-Şehzadebaşı-Vezneciler üzerinden Edebiyat Fakültesi’ne gidip geliyorum. Hafta sonu arkadaşlarımla beraber birkaç defa Fatih Camii’ne gidip geldiğimizi hatırlıyorum, fakat Fevzipaşa Caddesi’nin Edirnekapı’ya doğru uzanan bölümü henüz bizim için meçhul, meçhul olduğu kadar da muamma…
Beşir Ayvazoğlu
Roma devrinde Mése adı verilen ve Ayasofya’dan başlayıp Edirnekapısı’na kadar uzanan, iki tarafı üzeri örtülmüş sütunlarla çevrili protokol yoluna Osmanlı devrinde Divanyolu deniyordu. Fatih devrinden itibaren, sarayda salı günleri sabah namazından sonra toplanan Divân-ı Hümâyun üyelerinin toplantı bittikten sonra saraylarına ve konaklarına “âlây-ı vâlâ” ile giderken kullandıkları yol olduğu için bu adı alan caddenin bazı bölümleri, 1865 Hocapaşa yangınından sonra Keçecizâde Fuad Paşa başkanlığında kurulan Islâhât-ı Turûk Komisyonu tarafından genişletilirken birçok yapı acımasızca yıkılmış, bazıları da hoyratça kesilerek tanınmaz hale getirilmişti.
SEVGİSİZ YAKLAŞTIĞINIZ HER ŞEY GAYRİMEŞRUDUR”
Söyleşi: Pelin Avcı – Fotoğraf: İhsan İlze
Hat ve Ebru sanatçısı Fuat Başar, ömrünü sanata nakşetmiş ustalardan biri…
Birleşmiş Milletler (BM) Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü UNESCO’nun “Yaşayan İnsan Hazineleri” arasında yer alan Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü sahibi büyük usta, kendisini “kıdemli çırak” olarak tanımlıyor.
Küçük Ayasofya’daki atölyesinde ebru sanatından başlayıp bilimden teolojiye, tıptan evrene, uçsuz bucaksız bir düşünce dünyasında arayışlarını sürdüren Başar’ın anlattıkları, merak ve sevgiyle tasarlanmış bir hayatın özeti gibi…
Tıp fakültesinden hat ve ebruya uzanan ilginç bir süreç var yaşamınızda, nasıl karar verdiniz böyle bir değişime?
İSTANBUL’UN 7 TEPESİNİ SAYABİLİR MİSİNİZ?
“Yedi Tepe İstanbul” diyerek bu güzel şehre atfettiğimiz tanımların sembolü olan tepeler, İstanbullular için yaşamlarının bir döneminde; okulda, evde ya da işde, mutlaka bir sohbette, yedisini birden sayma maharetini göstermek için gizliden bir iddia konusu olagelmiştir. Kimi sona kadar doğru sayar yedide Çamlıca Tepesi’ni ekler, kimi daha baştan Pierre Loti Tepesi diyerek hakkıyla yanıt veremeceğini açık eder.
İlk önemli bilgi: İstanbul’un yedi tepesinin tamamı Fatih’tedir.
İstanbul Film Festivali Çevrimiçi Gösterimleri
2020’de birçok yeniliğe ve başarıya imza atan İstanbul Film Festivali, yıl boyunca çevrimiçi ve fiziki olarak gerçekleştirdiği toplam 176 film gösterimiyle Türkiye’nin dört bir yanından 190 binin üzerinde izleyiciye ulaştı.
Festival, 2021’de de izleyicisinden uzak kalmamak için filmonline.iksv.org adresinde çevrimiçi gösterimlerine devam ediyor. İstanbul Film Festivali 2021 Çevrimiçi Gösterim Programı kapsamında nisan ayına kadar her hafta sonu üç farklı film gösterime girecek ve programlar yine saat 21.00’da başlayacak.
Bünyamin Topçuoğlu
Ayasofya-i Kebîr Camii İmam ve Hatibi
لَتُفْتَحَنَّ القُسطَنْطِينِيَّةُ فلنعمَ الأميرُ أميرُها ولنعمَ الجيشُ ذلك الجيش
“Konstantiniyye (İstanbul) elbet bir gün fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne güzel askerdir. ''
Resullah (s.a.v) övgüsüne mazhar olmuş bir şehir, bir komutan, bir ordu. Bu kutlu müjdenin muhatabı olan ve fetihle birlikte "Fatih" unvanını alan Fatih Sultan Mehmet Han, fetihten sonraki ilk cuma olan 1 Haziran 1453'te cuma namazını Ayasofya'da kıldı. Bu mübarek caminin kıyamete kadar müminlerin secde, dua ve niyazlarıyla ihya olması için vasiyette bulundu.
Ayasofya'ya verilen değer, Osmanlı döneminde de artarak devam etti. Osmanlı döneminde padişahlar Ayasofya'ya çok kıymet verdiler, "Fethin Sembolü" olan Ayasofya'nın korunup yaşatılması için hiçbir fedakârlıktan kaçınmadılar. Çünkü biliyorlar ki camiler Yüce Allah’ın evleri, İslam’ın en belirgin sembolleridir. Bununla birlikte yüklendikleri eğitim fonksiyonuyla da yüzyıllardır Müslümanların dini, milli ve ahlaki eğitiminde çok önemli merkezler olmuşlardır. Ayasofya bu yönüyle de bünyesinde barındırdığı medreseleriyle, kütüphaneleriyle ilmin, eğitimin merkezi haline gelmiştir.
Dr. Eyüp Sabri Kala
Hukukçu
Fetihle birlikte Fatih, İstanbul’u hızla yeniden yapılandırmaya başlamıştır. İstanbul nahiyeler ve bunların altında mahalleler şeklinde idari birimlere ayrılmıştır. Bu nahiye ve mahallelerin hemen tamamı vakıflar tarafından kurulan vakıf eserler etrafında şekillenmiştir. Bu durum, Fatih’in İstanbul’un yeniden yapılanmasını vakıflar üzerinden planladığının göstergesidir.
Prof. Emeritus Dr. Mustafa Erdik İnşaat Mühendisi
Yaklaşık 15 yüzyıldır ayakta duran ve yapılışından itibaren 8 yüzyıl süreyle dünyanın en büyük kubbeli mekânı olan Ayasofya, tarihinde birçok depremde hasar görmüş, ana kubbesi bir defa tamamen ve iki defa kısmen yeniden inşa edilmiş ve taşıyıcı yapısı çeşitli dönemlerde yapılmış tamir ve takviyeler ile ayakta kalmayı başarmıştır. Yapıda malzeme özelliklerinden, inşaat hızından ve geçmiş depremlerin etkilerinden kaynaklanmış izleri ve büyük deformasyonları görmek mümkündür.
Dr. Ali Rıza Özcan
Hat Sanatı Uzmanı
“Bir Elif çekti yine sîneme canân bu gece” demiş şair. 19. asrın en büyük hattatlarından biri de ulu mabet Ayasofya’nın sinesine öyle bir Elif çekmiştir ki, boyu 5 metre 60 cm’dir.
“Elif”i sîneye kim çekmiştir diye merak ederseniz, merakınızı 1 metre 70 santim ölçüsüyle dünyanın en büyük imzası giderir: “Ketebehu es-seyyid el-hâc Mustafa İzzet imâm-ı sanî el-emirü’l-mü’minîn Abdülmecid Hân 1265” (Bu yazıyı mü’minlerin emiri Abdülmecid Han’ın ikinci imamı Mustafa İzzet yazdı.1849)
From the publisher's feed

6 Listeners

3 Listeners