Evet, aslında zorundayız.
Birkaç önceki programda idollerimizi öldürmek zorundayız dedikten sonra Keanu Reeves’i övmeye kalkışmak biliyoruz ki biraz komik oldu ama çok garip bir şekilde Keanu Reeves bir ‘anti-ünlü’ diyebiliriz. Yani son yıllarda me too ile birlikte başta sinema aleminde olmak üzere, pek çok ünlü ve itibar sahibi erkek tek tek ifşalanırken; ya da yine pek çok ünlünün bu üne ve ünün getirdiği ayrıcalıklara sığınarak etrafına kötülük saçtığına şahit olurken sadece ve sadece iyilikleri konuşulan biri Keanu Reeves. Bir tür şehir efsanesi gibi hatta.
Ayrıcalıkları ve bu ayrıcalıklarını iyiye hizmet etmek için kullanan, koca yürekli bir insan bu. Ve dünya giderek kötüye giderken, krizler çağının orta yerinde Keanu Reeves’e dair önümüze düşen her haber içimize garip bir umut dolduruyor. Başka dünyalar mümkün dedirtiyor. O yüzden ben şahsen yeni filminin geleceği ve yine son sürat internet gündemine düşeceği dönemleri iple çekiyorum ve yine o dönemlerden birindeyiz.
İyiliğin bir zayıflık, bir zaaf olarak görüldüğü bir dünyanın parçası olmak istemiyorum diye bir lafı var.
Boş laflar da değil bunlar. Yani altını doldurmadığı, imaj olarak kullandığı bir söylem değil.
Keanu Reeves mega ünlü bir oyuncu. Tabii Matrix sayesinde geniş kitlelerin tanıdığı bir isme dönüşüyor.
Bildiğimiz anlamda kariyeri 1983 yılında yer aldığı bir Coca Cola reklamıyla başlıyor. Sonra da Bill and Ted adlı bilim kurgu-komedi filmiyle hız kazanıyor. Bir kült hatta Bill and Ted. Her ne kadar absürt olsa da… O yıllarda da oyunculuğu bu absürtlük üzerinden ilerliyor. Zaman yolculuğuna çıkan ve dünyayı kurtaracak iki ergenin hikayesini anlatıyor Bill and Ted. O yıllarda da oyunculuğu bu absürtlük ya da aşırılık üzerinden ilerliyor. Hatta epey dalga konusu oluyor, hala öyle. O zamanlardaki o Bill and Ted ya da Point Break’teki karakterleri şimdi bile meme’lere konu oluyor.
90’ların ilk yıllarında da Gus Van Sant, Bernardo Bertolucci ve Francis Ford Coppola gibi yönetmenlerin filmleriyle daha da özgün bir yolda seyretmeye başlamıştı. Büyük bütçeli, anlı şanlı yapımlara geçişi de sağlam oldu: Speed ve The Devil’s Advocate sayesinde artık bir star olarak anılıyordu. The Matrix de bu star kimliğiyle önüne gelmişti.
Aslında oyunculuğu konusunda elbette söylenen çok şey var hala. İyi bir karakter oyuncusu mu? Orada argümanlar çeşitlenebilir ama o kadar dedike ki tüm rollerinde, bu sanırım her şeyin önüne geçebiliyor.
Hazırlayan ve sunan: Seden Mestan & Zeynep Naz İnansal