
Sign up to save your podcasts
Or


Kaç kez yeniden başladın?
Yeni yıl, yeni ay, pazartesi, yeni bir diyet, yeni bir karar…
Her seferinde aynı cümle:
“Bu kez farklı olacak.”
Peki ya sorun yeniden başlamak değilse?
Belki her seferinde yalnızca davranışı değiştirmeye çalışıyor, ama o davranışın arkasındaki aynı iç sesleri, aynı ihtiyaçları ve aynı alışkanlık sistemini değiştirmeden yeni bir başlangıç yapıyoruz.
Bu bölümde şunları konuşuyoruz:
Çünkü senin ihtiyacın bir kez daha yeni bir diyet ya da yeni bir başlangıç değil.
Eski sistemi yeni bir kararla tekrar başlatmak yerine, sistemi değiştirmeyi öğrenmek.
“Bu kez gerçekten yapacağım.”
Bunu kaç kez söyledin?
Başlıyorsun.
Bir süre çok iyi gidiyor.
Sonra hayatın temposu değişiyor, motivasyon azalıyor ve bir bakıyorsun eski düzen yeniden ortaya çıkmış.
Sonra da kendine şu cümleyi söylüyorsun:
“Ben yine sürdüremedim.”
Peki ya sorun sende değilse?
Belki yeterince istemediğin için değil.
Belki iraden zayıf olduğu için değil.
Belki de değişmeye çalışırken yalnızca motivasyonuna ve bilgine güveniyorsun.
Çünkü ne yapacağını bilmekle, zorlandığın anda bildiğini uygulayabilmek aynı şey değil.
Bu bölümde motivasyonun değişim sürecindeki yerini, alışkanlıkların neden yalnızca kararla değişmediğini ve bir davranışı sürdürülebilir hale getirmek için neden tekrar, çevre, destek ve geri bildirime ihtiyaç duyduğumuzu konuşuyoruz.
Ve belki de en önemli soruya bakıyoruz:
“Tek başıma yapamıyorsam, gerçekten bende bir sorun mu var?”
Belki bu kez yeniden başlamanın anlamı kendine daha fazla yüklenmek değil.
Kendini yalnız bırakmadan değişmeyi öğrenmek.
“Daha az yemek istiyorum.”
“Kilo vermek istiyorum.”
“Akşamları kendimi kontrol etmek istiyorum.”
“Yemek hakkında bu kadar düşünmek istemiyorum.”
Peki bütün bunların altında aslında ne istiyorsun?
Belki kilo vermek, daha az yemek ya da tatlıyı bırakmak senin asıl hedefin değil. Belki bunların arkasında kendine yeniden güvenmek, zihninde daha fazla alan açmak, bedeninin içinde daha iyi hissetmek ve kendinle sürekli mücadele etmeden yaşamak var.
Bu bölümde hedef ile ihtiyaç arasındaki farkı konuşuyoruz.
“Ben bunu neden istiyorum?” sorusunu birkaç katman aşağıya taşıdığında, yeme davranışınla ilgili hedefinin altında nasıl bir hayat arzusu olduğunu keşfetmeye başlıyoruz.
Ayrıca çok önemli bir ayrımı ele alıyoruz:
Kendini kontrol etmek mi istiyorsun, yoksa kendine güvenmek mi?
Çünkü;
“Bunu yememeliyim.”
ile
“Ne yapacağımı seçebilirim.”
aynı şey değil.
Bu bölümde kendine şu soruları sorabilirsin:
• Yemekle ilgili değiştirmek istediğim şey ne?
• Bunu değiştirebilseydim hayatımda ne farklı olurdu?
• Kilo verdiğimde ya da yeme davranışımı değiştirdiğimde aslında nasıl hissetmek istiyorum?
• Yemekle ilgili düşünceler hayatımda daha az yer kaplasaydı açılan zihinsel alanı neyle doldururdum?
• Ben aslında nasıl bir hayat yaşamak istiyorum?
• Kendimle nasıl bir ilişki kurmak istiyorum?
Çünkü bazen gerçek hedefimiz bir yiyeceği bırakmak değildir.
Hayatımızı yeniden genişletmektir.
Ve yeniden başlamak, kendine bir kez daha “Bu sefer kesin yapacağım.” demek yerine, nereye gitmek istediğini yeniden hatırlamak olabilir.
🎧 Yeniden Başlamak | Eylül Serisi — Bölüm 2
Bu bölüm, yeme davranışını değiştirmek isteyen ama hedefinin arkasındaki gerçek ihtiyacı ve arzuyu daha net görmek isteyenler için.
Eylül geldiğinde hepimiz biraz “yeniden başlama” moduna giriyoruz.
“Bu dönem artık…”
Daha düzenli besleneceğim.
Spora başlayacağım.
Ertelemeyeceğim.
Kendime daha iyi bakacağım.
Bu kez gerçekten devam edeceğim.
Peki sonra neden yine bırakıyoruz?
Belki sorun yeterince istememek, iradesizlik ya da disiplin eksikliği değildir.
Belki sen bir şeyi değiştirmeye çalışırken, içeride başka bir şey sürekli eski düzeni korumaya çalışıyordur.
“Ben böyleyim.”
“Yine beceremeyeceksin.”
“Daha disiplinli olmalısın.”
“Nasıl olsa bozacağım.”
“Önce tamamen hazır olmalıyım.”
Bu bölümde, yeniden başlama döngüsünün arkasındaki yıkıcı iç seslere bakıyoruz.
İç ses nedir?
Her düşündüğümüz şey gerçekten bizim seçimimiz midir?
Kendimize baskı yapmakla sorumluluk almak arasındaki fark nedir?
Ve belki de en önemlisi: Değişmeye çalışırken zihnimiz bize ne söylüyor?
Bu bölüm senden yeni bir hedef koymanı istemiyor.
Tam tersine, bir süreliğine hedef koymayı bırakıp içeride olup biteni fark etmeye davet ediyor.
Çünkü bazen değişimin ilk adımı daha çok çabalamak değil;
kafamızın içinde zaten uzun zamandır konuşan şeyi ilk kez gerçekten duymaktır.
Bir sonraki bölümde ise bir adım daha aşağıya ineceğiz:
“Daha az yemek, daha disiplinli olmak, kontrolü kaybetmemek…”
Bunlar gerçekten istediğimiz şeyler mi?
Yoksa bunların altında başka bir ihtiyaç mı var?
🎧 Dinle ve bu kez yeniden başlamadan önce kendine başka bir soru sor.
Bir ilişkinin bitmesi gerektiğini biliriz.
Bir kararın doğru olduğunu biliriz.
Ne yapmamız gerektiğini aklımızla biliriz.
Ama yine de özleriz, öfkeleniriz, korkarız, üzülürüz.
Çünkü duygular mantığın dilini anlamaz.
İlişkiler Üzerine Diyaloglar’ın bu bölümünde Mehmet Altuğ Ersoy ile kitabındaki “Söz Geçmeyen Duygular” yazısından yola çıkarak, neden duygularımıza söz geçirmek istediğimizi ve neden bunun çoğu zaman mümkün olmadığını konuşuyoruz.
Duygular kendiliğinden ortaya çıkıyor. Onlara “şimdi kork”, “şimdi ağla”, “şimdi kıskan” dediğimizde bunu yapamıyoruz. Peki o zaman duygularımızla ne yapacağız?
Sohbet ilerledikçe konu duygusal yemeye geliyor.
Akşam kendimizi yine yemek yerken bulduğumuzda ilk sorumuz çoğu zaman:
“Ne yedin?”
Oysa belki daha önemli soru:
“O gün ne oldu? Ne hissettin?”
Çünkü bazen yemek açlığı gidermekten çok, hissetmek istemediğimiz bir duygudan uzaklaşmanın yolu haline gelebiliyor.
Peki duyguyu bastırmak yerine onunla kalmayı öğrenebilir miyiz?
Bir duygunun hemen geçmesini beklemek yerine, onu aceleye getirmeden dinlemek neyi değiştirir?
Ve belki en önemlisi:
Duygularımıza söz geçirmek zorunda mıyız, yoksa önce onlara kulak vermeyi mi öğrenmeliyiz?
Bu bölümde duygular, ilişkiler, ayrılık, bilinçdışı süreçler ve duygusal yeme arasındaki bağlantıya birlikte bakıyoruz.
İlişkiler Üzerine Diyaloglar’ın bu bölümünde Mehmet Altuğ Ersoy ile Kendilik Bilgisi üzerine konuşuyoruz.
Kendilik bilgisi nedir? Kendimiz hakkında bildiklerimiz gerçekten bilgi mi, yoksa zaman içinde değişebilen varsayımlar ve inançlar mı?
Peki arzularımız değiştiğinde neden kendimizi tutarsız hissediyoruz? On yıl önce istediğimiz bir şeyi bugün artık istemememiz, değiştiğimiz anlamına mı geliyor?
Sohbetimizde ayrıca gerçek ihtiyaçlarımızla başkalarının bize sunduğu arzuları nasıl ayırt edebileceğimizi, kendimizle barışmanın ve hatalarımıza tolerans gösterebilmenin neden önemli olduğunu konuşuyoruz.
Çünkü belki de kendini bilmek, “Ben buyum” deyip kendimize bir etiket yapıştırmak değil.
Bugünkü kendimizi ve neye dönüşmek istediğimizi merak etmeye devam etmek.
Bizi koruyan davranışlar ne zaman bizi sınırlayan prangalara dönüşür?
İlişkiler Üzerine Diyaloglar’ın bu bölümünde Mehmet Altuğ Ersoy ile “Prangalar” yazısından yola çıkarak, geçmişte işe yarayan savunmaların bugün ilişkilerimizi, kararlarımızı ve davranışlarımızı nasıl etkileyebileceğini konuşuyoruz.
“Ben zaten böyleyim” dediğimiz bazı davranışlar gerçekten kişiliğimiz mi, yoksa yıllardır kullandığımız otomatik savunmalar mı?
Ve yeme davranışını değiştirmeye çalışırkende kafamızın içinde konuşan, vazgeçiren, erteleyen, mükemmeliyetçi ya da kendimizi suçlayan sesler prangaalrınız olabilir mi? Bölümü bu gözle dinlemenizi öneririm.
Mehmet Altuğ Ersoy ile ilişkilerden yola çıkıyor, Ceylan Ulusoy olarak sohbeti davranış değişikliği meselesine taşıyoruz.
Bir ilişkiyi "düzeyli" yapan nedir?
Düzeyli bir ilişki kurmak, sadece karşımızdaki insanın davranışlarıyla mı ilgilidir? Yoksa önce bizim nasıl bir insan olduğumuzla mı başlar?
İlişkiler Üzerine Diyaloglar'ın bu bölümünde Mehmet Altuğ Ersoy ile "Düzeyli Bir İlişki" yazısından yola çıkarak, düzeyli insan olmanın ne anlama geldiğini ve ilişkilerimizi hangi davranışlarımızın daha nitelikli hâle getirdiğini konuşuyoruz.
Düzeyli olmak ne demektir?
Bir insan ilişkide kendi düzeyini nasıl yükseltir?
İlişkiyi düzeyli hâle getirmek için karşı taraftan ne beklemeli, kendimizden ne beklemeliyiz?
Olgunluk, nezaket, sınır, sorumluluk ve kendilik bilgisi bir ilişkinin niteliğini nasıl değiştirir?
Ve belki de en önemli soru:
Bir ilişkiden daha fazlasını beklemeden önce, biz o ilişkinin içinde nasıl bir insan oluyoruz?
Mehmet Altuğ Ersoy ile ilişkileri yalnızca romantik ilişkiler üzerinden değil; insanın kendisiyle ve hayatıyla kurduğu bağ üzerinden konuşmaya devam ediyoruz.
Bir karar verdikten sonra başkalarının ne düşüneceğini düşünüyor musun?
Yaptığın şeylerin doğru olup olmadığını sürekli kontrol ediyor musun?
Bu bölümde Mehmet Altuğ Ersoy ile birlikte onay ihtiyacının kökenlerini konuşuyoruz.
Çocuklukta sürekli eleştirilmek ya da değerlendirilmek yetişkinlikte nasıl bir iç sese dönüşüyor?
Onay ihtiyacı neden ilişkilerimizi etkiliyor?
Sevilmek ile onaylanmak arasındaki fark ne?
Ve sürekli kendini değerlendiren bir zihin neden yemekle rahatlamaya çalışabiliyor?
Bu bölüm; onay ihtiyacı, özdeğer, eleştirel iç ses ve duygusal yeme arasındaki ilişkiyi ele alıyor.
Bir ilişkiyi gerçekten bitiren şey sevginin tükenmesi midir?
Yoksa görülmemek, duyulmamak ve sürekli düzeltilmek mi?
Bu bölümde Mehmet Altuğ Ersoy'un "Kırmızı Kartlar" yazısından yola çıkarak ilişkilerde eleştiri, onay eksikliği, suskunluk ve geri çekilme üzerine konuşuyoruz.
İnsan neden anlatmayı bırakır?
Sürekli eleştirilen biri zamanla ne hisseder?
Anlaşılmamak sinir sistemimizi nasıl etkiler?
Ve gün boyunca kendini tutan insanlar neden akşam saatlerinde yemekle rahatlamaya çalışır?
Bu bölüm; ilişkiler, iletişim, eleştiri, duygusal regülasyon ve duygusal yeme arasındaki görünmeyen bağlantıları keşfetmeye davet ediyor.
From the publisher's feed

65 Listeners