
Sign up to save your podcasts
Or


Almanya Başbakanı Olaf Scholz, 19 Ekim’de İstanbul’a geldi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü. İkili görüşmelerde Türkiye’ye Eurofighter satışı gibi savunma sanayisi alanında işbirliği, Gazze’deki İsrail saldırıları, Ukrayna krizi ve Avrupa’ya yönelik mülteci göçü meseleleri ele alındı.
Basın toplantısında soruları yanıtlayan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin kapılarının Suriyelilere, Lübnanlılara ve bu topraklardaki Türkmenlere sonuna kadar açık olduğunu ifade etti.
Erdoğan’ın açıklamalarından sonra, akıllara Geri Kabul Antlaşması geldi. Almanya’da AFD’nin oylarında adeta patlamaya sebep olan ve Olaf Scholz’un kurduğu üçlü koalisyon hükümetinin toplam oy oranını yüzde 10’a kadar gerileten göç krizi gündem oldu. Türk basınında, Türkiye’nin Almanya’daki göçmenleri alıp almayacağı tartışma konusu oldu.
Öte yandan Alman basını, Olaf Scholz’un Türk ve Suriyeli göçmenler konusunda Türkiye ile Almanya’nın işbirliği yapabileceğinin sinyalini verdi.
Almanya Başbakanı Olaf Scolhz’un İstanbul ziyaretini, Recep Tayyip Erdoğan – Olaf Scholz ikili görüşmesini, basın toplantısındaki açıklamaları, Türkiye’ye Eurofighter satışını, Türkiye-AB ilişkilerindeki engelleri ve Almanya’nın Türkiye’den göç konusundaki beklentilerini, gazeteci ve siyaset bilimci Erdal Tekin ile konuştuk.
Almanya’da göç krizi sebebiyle AFD’nin giderek popülerleştiğini ve merkezi siyasi partilerin çözümsüzlükle suçlandığını kaydeden Erdal Tekin, bu sebeple Olaf Scholz’un ziyaretinin Alman halkı tarafından da dikkatle takip edildiğini aktardı:
Olaf Scholz’un Türkiye ziyaretinin, Almanya’da siyasetin ana gündemi haline gelen göç konusu sebebiyle kritik öneme sahip olduğunun altını çizen Erdal Tekin’e göre, Türkiye’ye 250 milyon euro değerinde silah satımının onaylanması da Türkiye’ye yönelik bir jest olarak yorumlandı:
Almanya’ya yönelik en yoğun göçün Türkler yahut Türkiye üzerinden giden Afrikalı ve Ortadoğulu kişiler tarafından gerçekleştirildiğini belirten Erdal Tekin’e göre Scholz, göç konusunda Türkiye ile yaptığı görüşmeleri Geri Kabul Antlaşması’na dayandırdı. Almanya’nın Türkiye’ye bu meseleye ilişkin ne teklif ettiğinin bilinmediğini vurgulayan Tekin, bunun ancak yaşanacak gelişmelerle ortaya çıkacağını söyledi:
Almanya Başbakanı Olaf Scholz’un, göç konusunda Türkiye’den istediğini aldığını belirten Tekin, diğer yandan Türkiye-AB ilişkileri önünde hala daha Kıbrıs ve Doğu Akdeniz gibi ciddi meselelerin bulunduğunu da hatırlattı:
Rusya'nın Kazan kentinde 22 Ekim'de başlayacak ve üç gün boyunca sürecek olan 2024 BRICS Zirvesi, aynı zamanda Rusya'nın dönem başkanlığında gerçekleşiyor.
Otuzdan fazla ülkenin katılacağı zirvede insani, ekonomik, mali, idari ve diğer alanlarda girişimler görüşülecek. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in zirve kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dahil tam 17 liderle ikili görüşme gerçekleştireceği de Kremlin tarafından açıklandı. Putin'in İran lideri Mesud Pezeşkiyan ile kapsamlı stratejik ortaklık konusunu ele alacağı bildirildi.
Rusya Devlet Başkanı Danışmanı Yuri Uşakov, zirvede BRICS'e katılmak isteyen birçok devletin bulunacağını kaydetti. Rusya'nın bugüne kadarki en büyük dış politika etkinliklerinden birisi olması beklenen BRICS 2024 liderler zirvesinde, BRICS'e yeni üyelerin kabulü için net kriterlerin belirlenmesi ve ortak ülkelerle çeşitli formatlarda işbirliği yapılmasının sağlanması da ana konulardan birisi olacak.
BRICS'te dikkat çeken bir diğer husus ise BRICS Pay ödeme sisteminin demo tanıtımının yapılacak olması.
Kazan’da düzenlenecek BRICS liderler zirvesinin önemini, çatışmaların gölgesinde çok kutuplu dünya arayışını, BRICS’in devletlerin dış politikasına etkisini ve Türkiye’nin devlet bazında BRICS’e yaklaşımını, uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Hasan Ünal ile konuştuk.
BRICS’in giderek güçlenen bir kuvvet ve çekim merkezi haline geldiğini vurgulayan Prof. Dr. Ünal’a göre, Avrupa’nın BRICS’i küçümseme eğiliminin altında, Batı’nın kendisi dışında hiçbir şeyin önemli olmayacağına dair kesin inancı yatıyor:
BRICS’in en başta Batı’ya karşı çıkabilecek güçte veya potansiyelde ülkeler tarafından oluşturulduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ünal, bugün BRICS’e duyulan ilginin temel sebebinin Ukrayna krizi olduğunu belirtti. Prof. Dr. Hasan Ünal’a göre Batı’nın Ukrayna’da çuvallaması ve Rusya’ya karşı tüm planlarının başarısız olması, dünyadaki diğer devletlere de Batı’dan bağımsız dış politika üretme imkanı tanıdı:
BRICS’in geliştirdiği ve SWIFT’e alternatif olması beklenen BRICS Pay ödeme sistemine değinen Prof. Dr. Hasan Ünal, ABD’nin küresel tekelinin kırılmasındaki en büyük adımlardan birinin, devletler için finansal özgürlüğün sağlanması olacağını vurguladı. Donald Trump’ın dolarsızlaşan ülkelere gümrük vergisi tehdidini de yorumlayan Prof. Dr. Ünal’a göre, her türlü çabaya rağmen Amerika son hamlelerini yapıyor:
Türkiye’nin BRICS’i kamuoyuna anlatımında birtakım eksiklikler bulunduğunu kaydeden Prof. Dr. Ünal, BRICS başvurusunda Avrupa Birliği mevzusunun ortaya konulmasının doğru bir tutum olmadığını belirtti:
Devletlerin dış politikada çok yönlü hareket etmesi gereken yeni bir döneme girildiğinin altını çizen Prof. Dr. Ünal, Türkiye’nin her türlü uluslararası konuyu “pazarlık” meselesi haline getiren dış politika yaklaşımını eleştirdi. Prof. Dr. Hasan Ünal’a göre bu durum, Türkiye’nin inandırıcılığını zedeleyebilir:
Tahran’da suikasta uğrayan İsmail Haniye’nin yerine Hamas’ın siyasi bürosunun başına geçen Yahya Sinvar, Gazze’de İsrail ordusuna karşı girdiği çatışmalar sırasında hayatını kaybetti.
Gazze’nin Refah bölgesinde üç kişilik bir Hamas timini tespit eden İsrail mekanize birlikleri, tank ve dron desteğiyle Hamas savaşçılarının yer aldığı bir apartmana saldırı düzenledi. Saldırı esnasında yüzü maskeli ve ağır yaralı Hamas üyelerinden birisinin, gözetleme dronunu sopa fırlatarak kovduğu görüldü. İsrail askerleri, kendilerine el bombası atan ve canlı ele geçirilmeyi reddeden maskeli ve ağır yaralı Hamas savaşçısını tank atışıyla vurarak öldürdü.
Molozları inceleyen İsrail ordusu personelleri, cesetteki maskeyi kaldırınca Hamas’ın siyasi büro lideri Yahya Sinvar’ı ölü olarak ele geçirdiklerini anladı.
Sinvar’ın üzerinden AK-47 piyade tüfeği, hücum yeleği, cephane, naneli şeker, Kur’an-ı Kerim ve tespih çıktı. Sinvar’ın son anına kadar çatışarak öldüğü, İsrail ordusunun görüntüleriyle sabitlendi.
İlk etapta cesedi DNA testi için götüren İsrail birlikleri, test sonuçları pozitif çıkınca Yahya Sinvar’ı öldürdüklerini duyurdu. Hamas, Sinvar’ın ölümünü yaşanan olayın ertesi günü resmen ilan etti.
Filistinlilerin kaldığı bir mülteci kampında doğan ve hayatının 20 yılını İsrail hapishanelerinde geçiren Sinvar, Hamas’ın askeri kanadında önemli bir figürdü. 7 Ekim 2023’teki Aksa Tufanı operasyonunun planlamacılarından birisi olarak kayıtlara geçen Sinvar, diğer yandan istihbarata karşı koyma faaliyetleri kapsamındaki sert tutumuyla da tanınıyordu.
Sinvar’ın ölümünün ardından ABD Başkanı Joe Biden başta olmak üzere birçok Batılı lider, Gazze’de ateşkes ve bilhassa İsrailli esirlerin serbest bırakılmasını içeren esir takası konularını gündeme getirdi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise, “Hamas yok olana kadar savaş devam edecek” mesajını verdi.
Sinvar’ın ölümünden sonra Hamas’ın siyasi bürosunun başına Halid Meşal’in geçebileceği iddiaları, Arap basınında yer aldı.
Gazze’deki gelişmelerin yanı sıra, İsrail devlet televizyonu Kann’a göre Netanyahu ve Biden arasında, İran’a yapılacak misilleme konusunda tam mutabakat sağlandı. The Times’ın iddiasına göre ise İsrail’İn saldırısı, İran Devrim Muhafızları’nı hedef alacak ve saldırının ana amacı, İran’da rejim değişikliğine zemin hazırlamak olacak.
Yahya Sinvar’ın ölümünü, Sinvar’ın ölmesinden sonra gündeme gelen ateşkes ve esir takası çağrılarını, yaşananların Lübnan cephesine etkilerini ve İsrail’in İran’a yönelik olası misillemesinin bağlı olduğu hassas küresel dengeleri, gazeteci ve yazar Musa Özuğurlu ile konuştuk.
Yahya Sinvar’ın hayat hikayesinin bir mülteci kampında başladığını ve İsrail hapishanelerinde 20 yılı aşkın süre kaldığını belirten Özuğurlu’ya göre, Yahya Sinvar’ı diğer Hamas siyasi büro liderlerinden ayıran şey, çatışma sahasında aktif olmasıydı. Yahya Sinvar’ın İzzettin Kassam Tugayı üyeleri için adeta bir idol olduğunu aktaran Özuğurlu, Yahya Sinvar’ın başarılı bir askeri planlamacı olduğuna dikkat çekti. Öte yandan Musa Özuğurlu’nun değerlendirmesine göre Yahya Sinvar’ın ölümü, Hamas’ın askeri kabiliyetlerine bir ölçüde darbe vurmuş olabilir:
Yahya Sinvar’ın son anına kadar İsrail ordusu ile çarpışarak öldüğünün altını çizen Özuğurlu, bir önceki Hamas siyasi büro şefi İsmail Haniye ile Sinvar arasındaki farka dikkat çekti. Musa Özuğurlu’ya göre Filistin halkı için Sinvar’ın ölüm anı bir kahramanlık hikayesi fakat buna karşılık İsrail de Hamas’ın her bir üyesini öldüreceklerinin mesajını vererek psikolojik harp yürütmeye çalışıyor:
Yahya Sinvar’ın Hamas’ın askeri kanadında önemli bir figür olduğunu ve savaş konusundaki tutumunun radikal olduğunu ifade eden Özuğurlu’ya göre, Sinvar’ın yerine geçecek isim daha diplomatik bir figür olabilir. Sinvar’ın ölümünün Hamas içindeki dengelere etkisini de yorumlayan Özuğurlu, Hamas’ın Hizbullah gibi çatışmalara tam gücüyle devam edip edemeyeceği konusunun ancak zamanla anlaşılabileceğini kaydetti:
Musa Özuğurlu’ya göre Yahya Sinvar’ın ölümünden sonra Hamas’ın siyasi bürosunun başına geçmesi beklenen isimlerden birisi Halid Meşal. Meşal’in Türkiye ile de yakın ilişkileri bulunduğunu anımsatan Özuğurlu, bu durumda esir takası gibi arabuluculuk faaliyetlerinde Türkiye’nin adının geçebileceği değerlendirmesinde bulundu:
Yahya Sinvar’ın ölümünün Lübnan cephesinde değişikliğe yol açacak bir etken olmadığını belirten Özuğurlu, Hizbullah’ın ve güney Lübnan’daki çatışmaların gidişatının yine yalnızca Hizbullah’a ve İsrail’in savaşına bağlı olduğunu vurguladı:
İsrail’in İran’a yapacağı olası misillemeyle ilgili gelişmeleri yorumlayan Özuğurlu, misilleme faktörünün sadece Netanyahu’ya bağlı olmadığının altını çizdi. Musa Özuğurlu’ya göre İran’ın da karşı misilleme yapacağı hesaba katılırsa, İsrail’in küresel aktörlerin desteğini alması gerekiyor:
Suriye'nin kuzeyinde ÖSO bünyesindeki El-Cebhet El-Şamiye'ye (Şam Cephesi) bağlı olan Sukur el-Şamal (Kuzey Şahinleri) grubu, Suriye Milli Ordusu'nun kurduğu müşterek kuvvete katılmayı reddetti. ÖSO grupları arasında çıkan çatışmalar sonucunda Suriye Milli Ordusu'na bağlı Sultan Murad Tugayı, Sukur el-Şamal grubunun karargahlarını bastı. Sukur el-Şamal komutanları teslim olurken, grubun dağıtıldığı ve Şam Cephesi ile bağının kesildiği duyuruldu.
Özgür Suriye Ordusu ve Suriye Milli Ordusu’na bağlı silahlı grupların ve İdlib’teki Heyet Tahrir el-Şam gibi terör örgütlerinin askeri hareketliliğindeki artış, Suriye ordusunu alarma geçirdi. Suriye ordusuna bağlı onlarca zırhlı araç, kamyonet, uçaksavar, makineli tüfek, havan ve top, olası temas hatlarına sevk edildi. Suriye ordusunun, olası bir terör kalkışmasına yahut çatışma riskine karşı güvenlik tedbirlerini sıkılaştırdığı bildirildi.
Suriye’de hareketlilik sürerken, İsrail ordusunun Gazze’de tanklarla vurduğu bir binada, Hamas siyasi büro şefi Yahya Sinvar’ın cansız bedenine ulaşıldı. Naaş üzerinde yapılan DNA testi sonucunda İsrail, cansız bedenin Yahya Sinvar’a ait olduğunu duyurdu. Sinvar’ın üzerinde hücum yeleği ve tüfeği ile çatışarak öldüğü ve İsrail ordusunun bu konuda nokta atışı bir bilgisinin olmadığı açıklandı.
Hamas siyasi büro lideri Yahya Sinvar’ın ölümünü, İsrail’in Golan Tepeleri civarında askeri hareketlilik gerçekleştirdiği iddialarını, Suriye’nin kuzeyinde ÖSO grupları arasındaki çatışmaları, Ankara-Şam normalleşme sürecini ve Şam’daki İran varlığını, Suriye’de yaşayan gazeteci Sarkis Kassargian ile konuştuk.
İsrail’in Hamas’ın yeni siyasi büro lideri Yahya Sinvar’ı öldürmesinin, Hamas’ın askeri kapasitelerine de darbe vurabileceği değerlendirmesinde bulunan Kassargian, İsrail birliklerinin Lübnan’daki Meys el Cebel’i ele geçirmesinin de sahadaki stratejik dengeleri değiştireceğini kaydetti:
İsrail’in Suriye’ye yönelik bir cephe açacağına dair iddiaları değerlendiren Kassargian, İsrail ordusunun Gazze ve Lübnan’daki varlığı sebebiyle bunun teknik olarak mümkün olmadığını kaydetti. İsrail’in bölgeye girdiği yönündeki haberlerin asılsız olduğunu ve bunun Golan Tepeleri’ndeki hatta konuşlu BM gözlem gücü UNDOF tarafından rapor edilmediğini aktaran Sarkis Kassargian, Rus birliklerinin de bölgeden çekildiği yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını vurguladı:
Sarkis Kassargian’a göre Suriye’nin kuzeyindeki ÖSO grupları arasında yaşanan çatışmaların, Suriye’nin diğer bölgelerine sıçrama riski var:
Türk basınında yer alan “YPG-Şam görüşmesi” iddialarını yorumlayan Kassargian, soruyu doğrudan Mazlum Abdi’ye yönelttiğini ve böyle bir görüşme gerçekleşmediğine yönelik yanıt aldığını aktardı:
Suriye’nin Türkiye ile normalleşme konusunu ana gündem maddesi olarak görmediğini aktaran Kassargian, Şam ve Ankara arasındaki fikir ayrılıklarının bu konuda önemli rol oynadığını belirtti:
İran’ın Suriye’deki varlığının azalmaya başladığını kaydeden Şam’ın asıl hedefinin Körfez başta olmak üzere Arap ülkeleri ile ilişkilerini geliştirmek olduğunu söyledi:
Güney Kore’nin, Kuzey Kore’yi hedef alan ve Ukrayna krizi ile ilgili suçlayan açıklamalarından sonra ilişkiler kopma noktasına geldi.
Donald Trump’ın girişimiyle 2018’de bir araya gelen Kuzey ve Güney Kore, ABD’nin Güney Kore ve Japonya ile kurduğu üçlü ittifak girişimi sebebiyle tekrar karşı karşıya geldi.
Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ve Güney Kore'nin o dönemki başkanı Moon Jae-in, 2018'de bir araya gelmişti. 1953’ten beri ilk kez yaşanan bu gelişme sonrasında Kuzey Kore ve Güney Kore arasında normalleşmenin sağlanması için bir dizi mutabakat zaptı imzalanmıştı. Kuzey Kore, barış süreci boyunca kıtalararası balistik füze programını ve nükleer silahlanmayı bırakacağını taahhüt etti. ABD askerlerine ait Kore Savaşı’ndan kalma naaşlar, ABD’ye gönderildi. Buna karşılık ABD, Güney Kore ile askeri tatbikatlarına son verdi.
Fakat Trump sonrası seçilen Joe Biden döneminde askeri tatbikatlar tekrar başladı. Güney Kore ile askeri ilişkileri geliştiren Biden, silah satışını artırdı. Bunun sonucu olarak Güney Kore, 2021 yılında Kuzey Kore’yi tekrar “düşman ülke” statüsünde gördüğünü ilan etti.
Öte yandan bu yıl ekim ayında Kuzey Kore de anayasa değişikliğine giderek barış sürecini ortadan kaldırdığını ve Güney Kore'yi düşman devlet olarak tanıdığını duyurdu. Kuzey Kore, iki ülke arasındaki barış sürecinin sembolü olan yolları ve demiryollarını havaya uçurdu.
Tayvan lideri Lai Ching-te ise Tayvan’ın “bağımsız” olması gerektiğine vurgu yaptı. Açıklamasında Çin ve Tayvan’ın “iki ayrı ülke” olarak var olabileceğini öne süren Lai Ching-te, Çin’in tepkisini çekti. Çin Halk Cumhuriyeti, Tayvan adasını “ablukaya” alacak şekilde, savaş gemilerinin ve 140 savaş uçağının katılımıyla jet hızında bir askeri tatbikat düzenledi.
Kuzey ve Güney Kore arasındaki gerilimi, Japonya’daki yeni başbakanın politikalarını, Tayvan’ın bağımsızlık çıkışını, Kuomintang’ın açıklamalarını ve Çin’in askeri tatbikat yanıtını, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi’nden uluslararası ilişkiler uzmanı Dr. Barış Adıbelli ile konuştuk.
Kuzey ve Güney Kore arasındaki gerginliğin arkasında ABD’nin son dört yılda izlediği politikaların yattığını ifade eden Adıbelli, Joe Biden’ın görev süresinin sona ermesi ve eski Japonya Başbakanı Kishida’nın istifa etmesi sebebiyle rüzgarın tersten eseceği değerlendirmesinde bulundu. Donald Trump döneminde iki Kore arasında birleşme rüzgarının estiğini hatırlatan Dr. Barış Adıbelli, şimdiki süreçte Kuzey Kore’nin sembolik yolları patlattığını ve barış sürecini resmen ortadan kaldırdığını belirtti:
ABD’de seçim süreci yaklaşırken Asya-Pasifik politikalarında değişim yaşanabileceğini vurgulayan Dr. Barış Adıbelli, diğer yandan Ortadoğu ve Ukrayna krizleri sebebiyle ABD’nin dikkatini Tayvan’a yöneltemediğini kaydetti. Adıbelli’ye göre Tayvan’ın açıklamalarına karşılık Çin sert bir askeri tatbikatla, oldukça hızlı bir yanıt verdi:
Dr. Adıbelli’ye göre Çin, Tayvan Adası çevresindeki tatbikata, olası bir Tayvan provokasyonu ihtimali sebebiyle önceden hazırlık yapmış olabilir. Tayvan’ın “bağımsızlık” çıkışının ana amacının Batı’nın dikkatini çekmek olduğunu kaydeden Adıbelli, mevcut durumda Batı’nın Tayvan’a beklediğini veremeyeceğinin altını çizdi:
Japonya’daki mevcut siyasi dengelerde kayma yaşandığını belirten Dr. Barış Adıbelli, yeni Başbakan Shigeru Ishiba’nın, Shinzo Abe politikalarını terk etmeye meyilli olduğunu aktardı. Adıbelli’ye göre Japonya, yeni dönemde Pasifik’te Güney Kore ve ABD ile hareket etmekte zorlanabilir:
Dr. Adıbelli’ye göre Trump seçilirse, Asya’da etkin olmak isteyen ABD’nin Afganistan’a geri dönmesi gerekecek. Amerika’nın Asya’da etkinliğini artırmak için gözünü Orta Asya bölgesine diktiğine dikkat çeken Adıbelli, Afganistan ve ABD ilişkilerinin takip edilmesi gerektiğini vurguladı:
İran’ın İsrail’e yönelik 1 Ekim’de gerçekleştirdiği balistik füze saldırısının üzerinden iki hafta geçti. ABD merkezli Washington Post gazetesi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Amerikan Başkanı Joe Biden’ın, İran’a verilecek yanıt konusunda mutabakata vardığını aktardı. Washington Post’un iddiasına göre İsrail, İran’ın nükleer tesislerini ve petrol sahalarını değil, askeri hedeflerini vurmayı taahhüt etti.
İsrail Başbakanlık Ofisi resmi X hesabı üzerinden Washington Post’un haberini alıntılayarak “Nihai kararı İsrail verecektir” dedi. İsrail yönetiminden gelen bu mesajı üzerine brent petrol varil fiyatı tekrar 74 doların üzerine çıktı.
İsrail ve İran arasındaki gerilim sürerken Pentagon, THAAD balistik füze savunma sisteminin, Amerikan personeli tarafından opere edilmek üzere Tel Aviv’e gönderileceğini açıkladı. THAAD sisteminin balistik füzelere karşı patlayıcı harp başlığı kullanmadığı, mühimmatın kinetik güç ile balistik füzelere çarparak havada imha ettiği belirtildi.
Öte yandan İsrail’in Gazze’de çocukların sığındığı çadırlara yaptığı saldırılar sonucunda en az 20 sivilin öldüğü aktarıldı.
Lübnan cephesinde ise çatışmalar şiddetlendi. İsrail ordusu, daha önceleri sınırdan 30 kilometre kadar uzaklıkta bulunan Litani Nehri güneyindeki köyler için yaptığı çağrıyı, bu defa sınırdan 60 kilometre uzaklıktali Avali Nehri için yaptı. İsrail, 25 köyün boşaltılarak Avali Nehri kuzeyine gidilmesi gerektiğini aksi halde hava operasyonlarında sivillerin zarar göreceğini belirtti.
İsrail Başbakanı Netanyahu, en az 4 UNIFIL personelinin yaralandığı ve 15 tanesinin bir çeşit kimyasal madde veya gazdan etkilendiği olaylar hakkında açıklamalarda bulundu. Netanyahu, UNIFIL’i “uyardıklarını” öne sürerek, çatışma bölgesini terk etmedikleri için zarar gördüklerini söyledi.
Diğer yandan Lübnan’da artan çatışmalar sebebiyle ABD, vatandaşlarına ülkeyi derhal terk etme çağrısında bulundu.
Ortadoğu’daki çatışmaları, bölgesel savaş tehdidini, İngiltere ve Amerika’nın planlarını, İsrail’in doğalgaz sahası hedeflerini ve İran’da rejim değişikliği çabalarını Prof. Dr. Emin Gürses ile konuştuk.
Prof. Dr. Emin Gürses’e göre İngiltere, ABD ve İsrail, Ortadoğu’da oluşan “puslu havayı” kullanarak İran’a yakın direniş gruplarını ortadan kaldırmayı planlıyor:
Netanyahu’nun İran’a yönelik söylemlerinin, George W. Bush’un Irak’a yönelik söylemlerine paralellik gösterdiğine dikkat çeken Emin Gürses’e göre İngiltere’nin Doğu Akdeniz’deki üsleri, İsrail'in güvenlik politikasına uygun biçimde kullanılıyor:
Prof. Dr. Emin Gürses’e göre İran halkı, Şah’ın oğlunu istemiyor. Amerikan seçimlerine kadar İsrail ve İran arasındaki çatışmaların savaşa dönüşmeyeceğini kaydeden Gürses, Netanyahu’nun İran’da rejim değişikliği planı için öncelikle Devrim Muhafızları’nı tasfiye etmeleri gerekeceğini ifade etti:
BRICS zirvesinin kritik öneme sahip olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Gürses, Uzakdoğu Asya’da dolar dışındaki para birimleri öne çıkarsa Amerikan hegemonyasına darbe vurulacağının altını çizdi:
Türkiye’deki anayasa tartışmalarını değerlendiren Gürses uyarılarda bulundu:
Rusya’ya karşı Ukrayna’nın silahlandırılmasını ve savaşa kışkırtılmasını Ortadoğu’ya paralel şekilde yorumlayan Prof. Dr. Gürses, Rusya’nın Avrupa’da meşgul edilmesi ile ABD’nin Suriye’deki hedeflerine ulaşmayı arzuladığını kaydetti:
Prof. Dr. Gürses’e göre Arap devletlerinin birçoğu için Filistin meselesi ana gündem başlığı değil:
İsrail’in Gazze ve Lübnan açıklarındaki doğalgaz yataklarını ele geçirmeyi hedeflediğini dile getiren Prof. Dr. Emin Gürses, gerekirse Netanyahu ve ekibinin yargılanabileceğini ama İsrail devletinin bu hedeften vazgeçmeyeceğini belirtti:
Batı’nın yasakçı yaklaşımına değinen Gürses, dünyaya dayatılan “demokratik kapitalizm” modelinin tehdit ve baskıyla devam ettiğini vurguladı:
İsrail’in İran’a yönelik misillemesi konuşulurken, Lübnan’ın güneyine yönelik yeni hava saldırıları gerçekleştirildi.
İsrail savaş uçaklarının yaptığı bombardıman neticesinde Lübnan’da hayatını kaybedenlerin sayısının iki bini, yaralananların ise on bini geçtiği bildirildi.
İsrail askerleri, Lübnan’ın güneyinde yer alan ve 2006 yılındaki savaştan sonra Lübnan generali Mişel Süleyman tarafından dikilen anıtı devirip, göndere İsrail bayrağı çekti.
Hizbullah ise İsrail ordusuna yönelik bir dizi operasyon gerçekleştirdiğini duyurdu. Sınır geçen İsrail mekanize birliklerine yönelik pusular kurulduğunu ve İsrail piyadelerinin roketlerle hedef alındığını açıklayan Hizbullah, İsrail’in çok sayıda zaiyat verdiğini kaydetti.
Bir diğer saldırı ise İsrail’in kuzeyindeki Golani Üssün’e gerçekleştirildi. Hizbullah’a ait kamikaze İHA, Golani Üssü’nün yemekhanesini vurdu. İlk belirlemelere göre 4 İsrail askeri ölürken, 60’tan fazlası yaralandı. İsrail Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi’nin saldırıdan birkaç saat önce üssü ziyaret ettiği fakat saldırı sebebiyle yaralanmadığı bildirildi.
İsrail haber ajansı Kann News, Binyamin Netanyahu’nun ABD Başkanı Joe Biden ile İran’a yönelik misilleme konusunda anlaştığını, güvenlik kabinesine son bilgileri paylaştığını kaydetti. İsrail’in misillemeyi ne zaman ve ne şekilde yapılacağı bilinmiyor.
Öte yandan Pentagon, THAAD balistik füze savunma sisteminin İsrail’e sevk edileceğini açıkladı. THAAD sistemini doğrudan Amerikan askerlerinin kontrol edeceği ve bu yolla İsrail’in İran’a karşı savunmasının güçlendirileceği belirtildi.
Lübnan’ın güneyini geçen İsail askerleri ile BM Barış Gücü UNIFIL arasında ise uluslararası çapta yankı uyandıran bir kriz yaşandı. İsrail tankları, UNIFIL karakollarının kapılarını kırdı, gözetleme kulelerine ateş açtı. UNIFIL, dört personelinin yaralandığını açıklarken, en az 15 barış gücü askerinin ise bir çeşit kimyasal tarafından etkilendiğini ifade etti. İspanya ve İtalya başta olmak üzere dünya çapında birçok ülke, İsrail’in Mavi Hat’ta yer alan UNIFIL personeline yaptığı saldırıları kınadı.
İsrail ise, UNIFIL karakolları yakınlarında Hizbullah tünelleri bulunduğunu öne sürerek, UNIFIL’in bölgeden tamamen çekilmesini talep etti.
İsrail’in artan Lübnan saldırılarını, Gazze’deki olayları, UNIFIL personeline ve karakollarına yapılan saldırıları ve Lübnan’daki iç siyasi durumu, Gazeteci Nalan Yazgan ile konuştuk.
Lübnan’da devletin kapasitesinin ötesinde bir iç göç dalgası yaşandığının altını çizen Nalan Yazgan’a göre, Beyrut’un güneyi ve Lübnan’ın güneyi adeta Gazze’ye dönmüş durumda:
Hizbullah’ın Golani Üssü’ne yaptığı kamikaze İHA saldırısına atıfta bulunan Nalan Yazgan, İsrail’in ağır bombardımanına karşın Hizbullah’ın da karşılık vermeyi sürdürdüğünü vurguladı. İsrail’in Gazze katliamlarının da Lübnan cephesine rağmen sürdüğünü anımsatan Yazgan, Aksa Hastanesi saldırısına değindi:
İsrail’in UNIFIL personelinin çekilmesi yönündeki ültimatomlarını ve UNIFIL karakollarına yaptığı saldırıları değerlendiren Nalan Yazgan, BM Barış Gücü personelinin ateş açma yetkisi bulunmadığının altını çizdi. UNIFIL personellerinin kimilerinin gaz maskeleri olduğu halde bir çeşit kimyasaldan etkilendiğini aktaran Yazgan’a göre saldırıların artması durumunda UNIFIL’in Mavi Hat’tan çekilmesi gündeme gelebilir:
BM Barış Gücü UNIFIL’in her iki tarafın da ihlallerini raporladığını kaydeden Yazgan, hem İsrail’in hem de Hizbullah’ın BMGK 1701 sayılı kararı çeşitli şekillerde ihlal ettiğini belirtti:
Nalan Yazgan’a göre Hizbullah, lider kadrosuna yediği ağır darbelere rağmen sahada İsrail’e karşı aktif ve kararlı bir şekilde mücadele edebiliyor. Hizbullah’ın adeta bir “gölge liderlik” tarafından idare edildiğini vurgulayan Yazgan, Hizbullah’ın tarihinde de liderlerine suikastlar yapıldığını ve örgütün bu tür durumlara karşı “B planı” bulundurduğunu aktardı:
Lübnan’da iki yıldır hükümet kurulamadığını ve cumhurbaşkanı seçilemediğini hatırlatan Yazgan, Hizbullah’ın onayını almayan bir adayın BMGK 1701 sayılı kararı uygulayamayacağı değerlendirmesinde bulundu:
Axios’un aktardığına göre İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve ABD Başkanı Joe Biden arasındaki telefon görüşmesinde, İran’a yönelik yapılacak saldırı konusunda neredeyse uzlaşıya varıldı.
İsrailli yetkililerin olumlu bir havada olduğunu kaydeden Axios, Beyaz Saray kaynaklarının ise “doğru yönde ilerlendiği” şeklinde açıklamada bulunduğunu aktardı.
Pentagon, bu haftanın başında yaptığı açıklamada, İsrail’in “İran tarafından doğrudan saldırıya uğradığını” ifade etti ve misillemenin nasıl olacağına dair nihai kararı İsrail’in vereceğini söyledi.
Açıklamalardan sonra ABD’nin, İran’a yönelik saldırıya ne ölçüde destek vereceği merak konusu oldu.
Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri’ne bağlı savaş, tanker ve bombardıman uçaklarının, gerekli personellerle birlikte Ortadoğu’daki askeri üslere sevkiyatı hız kesmeden devam ederken, İsrail Güvenlik Kabinesi de gece toplantısı gerçekleştirdi.
Toplantıda Netanyahu’ya ve Savunma Bakanı Gallant’a, İran’a misilleme için yetki verilmedi fakat Yom Kippur öncesinde kabinenin tekrar toplanabileceği mesajı verildi.
Ortadoğu’da yaşanan gelişmeleri, İsrail’in misilleme tehdidi altında gelişmeleri, Körfez ülkeleri ve İran arasında devam eden diplomatik teması, Çin Halk Cumhuriyeti’nin girişimlerini ve BRICS’in attığı adımları, gazeteci ve yazar Gökhun Göçmen ile konuştuk.
İsrail’in İran’a yönelik olası misillemesini değerlendiren Gökhun Göçmen, Yom Kippur Savaşı’nın yıldönümünde saldırının gerçekleşebileceğini zira İsrail için sembolik bir tarih olduğu değerlendirmesinde bulundu:
Gökhun Göçmen’e göre İsrail’in nihai amacı, ABD’yi tüm gücüyle çatışmalara dahil etmek ve İran’ı yok etmek:
Gökhun Göçmen’e göre Çin, dolaylı ve doğrudan adımlarla Filistin meselesinde çözüm aramayı sürdürüyor. İran-Suudi barışının dahi Filistin meselesine olumlu yansımaları olduğunu belirten Göçmen, Çin’in Filistinli 14 direniş grubunu bir araya getirmesinin, ortak bir devlet yapılanması anlayışının gelişmesi açısından önemli olduğu değerlendirmesinde bulundu:
Çin’in girişimlerinin özellikle iki devletli çözüm alanında etkili olduğunu kaydeden Göçmen, Avrupa başta olmak üzere birçok ülkenin, Filistin’de bütüncül bir devlet yapısı görmeyi arzuladığını aktardı:
Gökhun Göçmen’e göre Çin her ne kadar diplomatik kanalları zorlamış olsa da İsrail barış istemeyen bir hükümet tarafından yönetiliyor. İsrail’in ABD’nin her türlü desteğini aldığının altını çizen Göçmen, İsrail’in Hizbullah’ın Litani Nehri kuzeyine çekilmesi dahil hiçbir barış önerisine kulak asmadığını ve sınırlarını genişletmeyi hedeflediğini vurguladı:
Çin’in İsrail’in olası misillemesi sebebiyle Körfez’de arabuluculuk ettiği barış denklemini kaybetmek istemeyeceğini belirten Göçmen, barış atmosferinin Suudi Arabistan – Husiler çatışmasında dahi etkili olduğunu hatırlattı:
BRICS’in Filistin ve Ukrayna krizleri başta olmak üzere birçok alanda siyasi bir aktör olarak hareket ettiğini kaydeden Gökhun Göçmen’e göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da katılacağı Kazan zirvesiyle birlikte BRICS, Türkiye’nin gündeminde daha kapsamlı biçimde yer alacak:
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve ABD Başkanı Joe Biden telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmeden sonra Beyaz Saray’da yapılan açıklamada, ABD’nin İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının ve İran’a yönelik olası misillemesinin desteklendiği vurgulandı.
Pentagon ise İsrail’in “İran tarafından doğrudan saldırıya uğradığını” ifade etti ve misillemenin nasıl olacağına dair nihai kararı İsrail’in vereceğini söyledi.
Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri’ne bağlı savaş, tanker ve bombardıman uçaklarının, gerekli personellerle birlikte Ortadoğu’daki askeri üslere sevkiyatı hız kesmeden devam etti. ABD basınına göre Amerikan Hava Kuvvetleri’nin, aralarında ileri teknoloji F-22 savaş uçaklarının da bulunduğu en az üç filoyu Ortadoğu’daki üslere konuşlandırması bekleniyor.
Tansiyon yükselirken, İsrail güvenlik kabinesi de toplanma kararı aldı. Toplantıda, İsrail Başbakanı Netanyahu’ya ve Savunma Bakanı Gallant’a, İran’a misilleme için yetki verilmesi gündemde.
Diplomatik ve jeopolitik çekişmeler sürerken, İsrail’in Gazze, Lübnan ve Suriye saldırıları sürdü. Lübnan’da iki binden fazla kişinin öldüğü ve iki haftayı geçen İsrail saldırılarında son olarak Hizbullah’ın lider kadrosundaki isimlerin hedef alındığı öne sürüldü.
Beyrut’taki Hizbullah mühimmat depoları ve yakıt depoları da İsrail savaş uçakları tarafından hedef alındı. Saldırılarda sivillerin de öldüğü ve yaralandığı kaydedildi.
Hizbullah kanadı ise kara harekatı düzenleyen İsrail ordusuna ait en az üç Merkava tankının, güdümlü tanksavar füzeleri ile hedef alındığını aktardı. İsrail ordusunun kara harekatının başlamasından bu yana en az 20 ile 30 arasında askerinin öldüğü bildirildi.
İsrail tarafı ise Lübnan güneyinde ilerlediğini belirterek, BM Barış Gücü personelinin bulunduğu alana doğru ilerlediklerini açıkladı.
İsrail’in olası İran misillemesini, İran Dışişleri Bakanı Arakçi’nin Körfez ziyaretlerini, İran’ın angajman politikasını, İran ile ilgili nükleer silah iddialarını ve Türkiye’nin çatışmaların tırmandığı Ortadoğu’da üstlenebileceği arabuluculuk rolünü, gazeteci ve yazar Ramazan Bursa ile konuştuk.
İran Dışişleri Bakanı Arakçi’nin yaptığı Körfez ziyaretlerinin özünde üçüncü ülkeler aracılığıyla ABD ile kurulan müzakereyi yürütme amacı taşıdığını aktaran Ramazan Bursa, bu görüşmelere paralel olarak İsrail’in misilleme kararını konuşması sebebiyle İsrail’in savaş riskini artırdığını kaydetti:
İran’ın çatışmaları tırmandırmak yerine BM sözleşmesinin 51’inci maddesine dayanarak kendisine yönelik saldırılara karşılık verme politikasını izlediğinin altını çizen Ramazan Bursa, İsrail’in Haniye suikastı ve İran içindeki sabotajlar dahil birçok saldırıyı resmen üstlenmediğini de sözlerine ekledi:
Ramazan Bursa’ya göre ABD ve İsrail, ateşkes konusunda oyalama taktiği izleyerek İran’ı kandırdı ve misillemenin gecikmesine sebep oldu:
İran’ın nükleer silah elde etmesinin bir caydırıcılık statüsü yaratacağına yönelik çağrıların İran içerisinde giderek arttığını vurgulayan Ramazan Bursa, henüz Hamaney’in bu yönde bir açıklamada bulunmadığını ve fetva yayınlamadığını kaydetti:
Batı basınında yer alan İran’ın nükleer silah test ettiği iddialarını değerlendirne Bursa, bu tür iddiaların Batı medyasında konuşulduğunu ve daha önceki dönemlerde de sıklıkla dile getirildiğini hatırlattı:
Ramazan Bursa’ya göre İran, Türkiye’nin Ortadoğu’da ve özellikle Gazze’de yürütmeyi istediği arabuluculuk rolüne karşı değil. Türkiye’nin girişimlerinin İsrail tarafından engellendiğine dikkat çeken Bursa, İsrail’in arabulucu olarak sadece Mısır ve Katar’ı istedğini belirtti:
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve ABD Başkanı Joe Biden telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede İsrail’in İran’a yapacağı misilleme ele alındı.
Pentagon, İsrail’in “İran tarafından doğrudan saldırıya uğradığını” ifade etti ve misillemenin nasıl olacağına dair nihai kararı İsrail’in vereceğini söyledi.
Amerikan Hava Kuvvetleri’ne ait savaş uçağı filolarının Ortadoğu’ya sevkiyatı devam etti. Pentagon, ilerleyen günlerde yeni filoların da Ortadoğu’ya sevk edileceğini kaydetti.
İsrail’in İran’a yönelik bombardımanı beklenirken, Lübnan ve Suriye vuruldu. İsrail’in Lübnan saldırılarında ölü sayısı 2 bini geçti. Suriye’de ise başkent Şam’da, İran büyükelçiliğine yakın bulunan bir apartman hedef alındı. Saldırıda sivil ölümlerin olduğu kaydedildi. İsrail, saldırıda Hizbullah’ın sevkiyattan sorumlu birimini ve İran’ın Kudüs Gücü’ne bağlı komuta kademesini hedef aldığını öne sürdü.
İran, İsrail misillemesi sırasında İsrail’e destek vermesi halinde Körfez Arap ülkelerinin de hedef haline gelebileceği uyarısında bulundu.
İran’ın Körfez ile ilişkisini, Hizbullah’ın etkisini, ABD’nin tutumunu, İsrail’in olası İran misillemesini ve yaşananların Türkiye’ye etkisini, uluslararası ilişkiler uzmanı Dr. Gökhan Çınkara ile konuştuk.
İsrail’in 7 Ekim’den beri ana hedefinin Hizbullah’ı Litani Nehri’nin kuzeyine sürmek olduğunun altını çizen Dr. Gökhan Çınkara, İsrail’in BMGK 1701 sayılı karardaki ısrarına değindi. Arap Baharı sonrası süreçteki öne çıkan aktörlerin adeta tasfiye edildiği değerlendirmesinde bulunan Çınkara’ya göre, Hizbullah da İsrail’in bu yöndeki faaliyetlerinin hedefi haline geldi:
Dr. Gökhan Çınkara’ya göre Körfez ülkeleri, Hizbullah’ın zayıflamasından ve İran’ın darbe almasından rahatsız değil:
Bölgedeki enerji kaynaklarının da etkisiyle diplomaside yeni anlayışlar geliştiğini belirten Çınkara, Suudi Arabistan’ın ve Körfez ülkelerinin Ortadoğu’daki konjenktür içerisinde yüksek maliyetleri kaldıramayacağını ifade etti:
Lübnan’daki Şiilerin tutumunun ABD’nin bölgeye nüfuzu konusunda etkili olacağını aktaran Çınkara, diğer yandan Trump’ın seçilmesi halinde sert bir müdahale yaşamak istemeyen İran’ın temkinli diplomasi yürüttüğü görüşünde:
Dr. Gökhan Çınkara, İsrail’in Ukrayna tutumu sebebiyle Rusya ile ilişkilerinin pozitif yönde seyrettiği değerlendirmesinde bulundu:
Dr. Çınkara’ya göre Lindsey Graham’ın İsrail’e giderek Macron’u hedef alması, ABD’de her iki siyasi partinin de İsrail’in arkasında durduğunu gösteriyor:
İsrail’in İran’a yönelik karşılığının nükleer veya petrol tesisleri üzerinde yoğunlaşması ihtimali bulunduğunun altını çizen Çınkara, Donald Trump’ın ve İsrailli siyasilerin de nükleer yapıları hedef gösterdiğini kaydetti. Dr. Çınkara’ya göre Ortadoğu’daki siyasi iklim, Suudi Arabistan’dan sonra İran’da da değişim rüzgari esebileceği şeklinde okunabilir:
Türkiye’nin Filistin konusundaki tutumu sebebiyle İsrail ile ilişkilerini düzeltmesinin kolay olmayacağını vurgulayan Dr. Gökhan Çınkara, somut bir kazanım olmadan İsrail ile normalleşmenin Türkiye’nin itibarına zarar vereceğini belirtti:
Suriye konusunda başlıca aktörlerin statükodan yana bir tavır takındığı değerlendirmesinde bulunan Dr. Çınkara’ya göre Türkiye, bu durumu Suriye ile ilişkilerini düzeltmek için kullanabilir:
From the publisher's feed

66 Listeners

67 Listeners

21 Listeners

0 Listeners

14 Listeners