
Sign up to save your podcasts
Or


İsrail ve İran, 13 Haziran'da İsrail'in saldırıları sonucunda 12 günlük bir savaşa girdi. ABD Başkanı Donald Trump'ın duyurduğu ateşkes sonucunda 24 Haziran'da taraflar saldırıları sonlandırdı.
Savaş sırasında İsrail, İran'ın gaz sahalarını, radarlarını, askeri hava üslerini, hava savunma sistemlerini, Devrim Muhafızları karargahlarını, füze fırlatıcılarını, füze depolarını, nükleer tesisleri ve nükleer fizikçilerini hedef aldı. İran Genelkurmay Başkanı, saldırılarda hayatını kaybetti.
İsrail, saldırılarında savaş uçaklarını kullandı. İlk gün Irak hava sahası üzerinden seyir füzeleri ateşleyen İsrail, ilerleyen günlerde İran hava sahasına girdi.
İran da İsrail'e karşılık olarak balistik füzeler kullandı. İsrail'de borsa merkezi, Hayfa limanı, Mossad karargahı, biyolojik araştırma laboratuvarı, askeri hastaneler ve çeşitli istihbarat birimleri hedef alındı. Saldırılar sonucunda Tel Aviv ve Hayfa'da ciddi yıkım gözlemlendi.
ABD, savaşa 22 Haziran'da doğrudan müdahil oldu. Hava Kuvvetleri’ne ait 7 B-2 casus bombardıman uçağı, 22 Haziran'da geceyarısı İran’ın Fordo, Natanz ve İsfahan nükleer tesislerine ve uranyum zenginleştirme merkezlerine saldırı düzenledi. Saldırıya, ABD’nin İran açıklarındaki denizaltılarının da Tomahawk seyir füzeleri fırlatarak dahil olduğu açıklandı.
Trump, İran'ın nükleer programının ortadan kaldırıldığını iddia etti. Kimi uzmanlar ise İran'ın nükleer programının ancak birkaç ay geriye gittiğini öne sürdü.
Diğer yandan ABD'ye yakın ve Amerika'da yaşayan İranlı kimi isimler, İran'da mevcut yönetime karşı ayaklanma çağrısında bulundu. İran'da herhangi bir sokak eylemi yaşanmazken, İsrail'de Binyamin Netanyahu hükümeti, İran'da rejim değişikliği arzuladıklarını açıkça söyledi.
İsrail-İran ateşkesini, İran’daki iç siyasi dinamikleri, Batı’nın rejim değişikliği söylemlerini ve mevcut tabloyu, Ortadoğu ve İran çalışmaları uzmanı Dr. Mehmet Akif Koç ile konuştuk.
Dr. Mehmet Akif Koç’a göre İsrail ve ABD, İran’a yönelik hedeflerine ulaşamadığı için ateşkesin ömrü uzun olmayacak:
İran’ın Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) denetçilerinin ajanlık yaptığı iddiasını değerlendiren Dr. Mehmet Akif Koç, bunun gerçeği yansıtmadığını vurguladı. Dr. Koç’a göre Mossad’a karşı ciddi bir istihbarat ve güvenlik zaafiyeti yaşayan İran, durumun üstünü örtmek için farklı bir anlatı geliştirdi:
Dr. Mehmet Akif Koç’a göre İran’a yönelik saldırılar devam etseydi, ılımlı veya şahit kanat, Devrim Muhafızları’ndaki destekçilerini konsolide ederek bir darbe yapabilirdi:
İran’ın önünde üç farklı senaryo bulunduğunu ifade eden Dr. Koç, en gerçekçi senaryonun İran’ın statükoyu korumak için çabalaması olduğunu belirtti:
İran’da seküler bir devrim ihtimalinin oldukça zayıf olduğunu dile getiren Dr. Akif Koç, özellikle seküler kesimin sayıca az olduğunu ve bürokraside kadroları bulunmadığını belirtti. Batı’nın gündeme taşıdığı rejim değişikliği söylemlerinin gerçekçi olmadığını sebepleriyle anlatan Koç, öte yandan İran’ın devlet olarak zayıflaması durumunda taşra kesiminde etnik ve mezhepsel ayrılıkçı grupların sahada kontrol elde etme ihtimalinin daha fazla olduğunu söyledi:
İsrail’in İran’daki çeşitli askeri, nükleer ve sivil tesisleri hedef alan saldırıları ile 13 Haziran’da başlayan İsrail – İran Savaşı, ABD Başkanı Donald Trump’ın sosyal medyada duyurduğu ateşkesin ardından 24 Haziran’da sona erdi.
22 Haziran'da Amerikan Hava Kuvvetleri’ne ait 7 B-2 casus bombardıman uçağı, 22 Haziran'da geceyarısı İran’ın Fordo, Natanz ve İsfahan nükleer tesislerine ve uranyum zenginleştirme merkezlerine saldırı düzenledi. Saldırıya, ABD’nin İran açıklarındaki denizaltılarının da Tomahawk seyir füzeleri fırlatarak dahil olduğu bildirildi.
Saldırıda toplam 30 Tomahawk füzesinin ve 12 adet GBU-57 ‘Devasa Delici Mühimmat’ lakaplı bombanın kullanıldığı bildirildi. Her biri 13 ton ağırlığında olan bu bombaların, yerin 60 metre altına kadar delik açabildiği iddia ediliyor.
ABD Başkanı Donald Trump, Hollanda'nın Lahey kentinde düzenlenen NATO Zirvesi’nde Genel Sekreter Mark Rutte ile bir araya geldiği toplantıda Tahran'ın nükleer programını yeniden başlatması halinde ABD'nin İran'a yeni bir saldırı başlatacağını söyledi.
Trump, ilgili soru karşısında, “Elbette” yanıtını vererek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Fakat artık bunun için endişelenmeme gerek yok. O (nükleer program) uzun yıllar boyunca olmamak üzere yok oldu ve her şey yıkıldığı için yeniden başlatılması çok zor olacak."
İran ve İsrail arasındaki ateşkesi, çatışmaların Ortadoğu’daki görünümünü, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun konumunu, İran’ın Direniş Ekseni politikasını ve Amerikan Başkanı Donald Trump’ın dış politikadaki tutumunu, gazeteci ve dış politika analisti Nalan Yazgan ile konuştuk.
İsrail ve İran arasındaki ateşkesin kırılganlığına dikkat çeken Yazgan, İsrail’in geçmişteki ateşkes ihlallerine atıfta bulundu:
Gazeteci Yazgan’a göre Trump, hem ülkesindeki savaş karşıtı MAGA kanadını hem de savaş yanlısı neocon kanadı tatmin edebilmek için İran’a tek seferlik yaptığı saldırıyı, yoğun bir propaganda ile kamuoyuna duyurdu:
Nalan Yazgan’a göre ABD Başkanı Trump hakkında Ortadoğu’da net bir olumsuz veya olumlu görüş hakim değil:
Amerikan Başkanı Donald Trump’ın zaferi sahiplenme ve başrolde olma arzusunun altını çizen Yazgan, Trump’ın Netanyahu’ya tam olarak güvenmediğini de belirtti. Ortadoğu’da Netanyahu’ya karşı tavrın İsrail halkı dahil olumsuz olduğunu kaydeden Yazgan, Netanyahu’nun popülerliğini korumak ve zaferler elde etmek için yaptığı saldırılara değindi:
Nalan Yazgan’a göre ABD Başkanı Donald Trump’ın söylediğinin tersini yapması, İran başta olmak üzere dünyadaki birçok ülkenin güvenini tamamen sarstı:
İran’ın İsrail ile savaşı tek başına yürütmeye karar verdiğini belirten Nalan Yazgan, İsrail’in ise saldırılarına tekrar devam etmeden önce İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in hayatta olup olmadığı bilgisinin netleşmesini bekliyor olabileceğini belirtti:
İsrail’in 13 Haziran’da gece yarısı İran’a yönelik başlattığı saldırılar neticesinde İran ve İsrail arasında çatışma başladı.
İsrail, İran’ın komuta kademesini, nükleer tesislerini, hava savunma sistemlerini, askeri radarlarını, doğalgaz ve petrol sahalarını ve sivil havalimanlarını hedef aldı. Saldırılarda İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bagheri, İran Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami ve en on iki nükleer fizikçi hayatını kaybetti.
İran da balistik füzeler ve dronlar ile İsrail’in komuta merkezlerini, Hayfa Limanı’nı ve askeri üretim merkezlerini vurdu. İran’ın saldırılarında 20’den fazla İsrailli öldü, 500’den fazla kişi yaralandı. Tel Aviv ve Hayfa’da ciddi yıkım gözlemlendi.
Çatışmalar devam ederken İsrail, kimi zaman günde 50 uçağı İran hava sahasına sokarak ülkenin batısındaki ve başkent Tahran'daki askeri ve idari noktaları hedef aldı. İran da İsrail'in elektrik şebekelerine ve askeri altyapısına yönelik kapsamlı füze atışları gerçekleştirdi.
22 Haziran'da ise ABD'nin İran'a yönelik hava saldırısı gerçekleşti. Amerikan Hava Kuvvetleri’ne ait 7 B-2 casus bombardıman uçağı, 22 Haziran'da geceyarısı İran’ın Fordo, Natanz ve İsfahan nükleer tesislerine ve uranyum zenginleştirme merkezlerine saldırı düzenledi. Saldırıya, ABD’nin İran açıklarındaki denizaltılarının da Tomahawk seyir füzeleri fırlatarak dahil olduğu bildirildi.
Saldırıda toplam 30 Tomahawk füzesinin ve 12 adet GBU-57 ‘Devasa Delici Mühimmat’ lakaplı bombanın kullanıldığı bildirildi. Her biri 13 ton ağırlığında olan bu bombaların, yerin 60 metre altına kadar delik açabildiği iddia ediliyor.
Trump’ın talimatıyla gerçekleştirilen Amerikan saldırısına karşın İran, Katar’daki Amerikan üslerine yönelik birkaç füze ateşledi. Trump, İran’ın misillemeden önce Amerika’yı haberdar ettiğini belirtti.
Son olarak Trump, 24 Haziran sabahında, İran ve İsrail’in ateşkese vardığını Truth Social gönderisi ile duyurdu. İran ve İsrail’in, ateşkese dakikalar kala karşılıklı son atışlarını yaptığı belirtildi.
Ancak İsrail, ilerleyen saatlerde, İran’ın ateşkesi ihlal ettiği iddiası ile Tahran’da İran ordusuna ait bir radarı vurdu.
Trump, saldırıdan önce “Netanyahu’ya durmasını söyledim” dedi. Trump’ın İsrail’i ateşkes ihlali ile suçlayan üslubu dikkat çekti.
ABD’nin İran saldırılarını, İran-İsrail çatışmasını, rejim değişikliği söylemlerini ve ABD Başkanı Trump’ın duyurduğu ateşkesi, Emekli Amiral Türker Ertürk ile konuştuk.
ABD’nin ve İsrail’in saldırıları, diplomasisi ve propagandası ile savaşı üç koldan yürüttüğü değerlendirmesinde bulunan Türker Ertürk’e göre, Reza Pehlevi’nin öne çıkarılması ve atılan adımlar, ABD-İsrail kampının İran’da rejim değişikliğini hedeflediğini ortaya koyuyor:
Türkiye’nin ulusal çıkarları açısından İran’ın yanında yer alması gerektiğini ifade eden Emekli Amiral Ertürk, konunun İran’daki rejimden çok daha fazlası olduğunu vurguladı. ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın kapatılması tehlikesini göze alamayacağını da belirten Ertürk, Rusya ve Çin’in kurduğu çok kutuplu düzen sayesinde İran’a yönelik 1991’de Irak’a yapılan senaryonun uygulanamadığını anlattı:
‘İsrail bu işten asla vazgeçmez’
İsrail’in 1973’teki Yom Kippur Savaşı’ndan bu yana geçen 50 yıllık sürecin ardından ilk defa bir savaş alanına döndüğüne dikkat çeken Türker Ertürk, ABD’nin İran’da rejim değişikliği planından vazgeçse de İsrail’in İran’ı etkisizleştirme projesinden caymayacağını kaydetti:
Türkiye’nin ABD-İsrail planlarına karşı bölge ülkeleri ile işbirliği yapması gerektiğini savunan Türker Ertürk, şunları kaydetti:
İsrail’in 13 Haziran’da gece yarısı İran’a yönelik başlattığı saldırılar neticesinde İran ve İsrail arasında çatışma başladı.
İsrail, İran’ın komuta kademesini, nükleer tesislerini, hava savunma sistemlerini, askeri radarlarını, doğalgaz ve petrol sahalarını ve sivil havalimanlarını hedef aldı. Saldırılarda İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bagheri, İran Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami ve en on iki nükleer fizikçi hayatını kaybetti.
İran da balistik füzeler ve dronlar ile İsrail’in komuta merkezlerini, Hayfa Limanı’nı ve askeri üretim merkezlerini vurdu. İran’ın saldırılarında 20’den fazla İsrailli öldü, 500’den fazla kişi yaralandı. Tel Aviv ve Hayfa’da ciddi yıkım gözlemlendi.
Çatışmalar devam ederken İsrail, kimi zaman günde 50 uçağı İran hava sahasına sokarak ülkenin batısındaki ve başkent Tahran'daki askeri ve idari noktaları hedef aldı. İran da İsrail'in elektrik şebekelerine ve askeri altyapısına yönelik kapsamlı füze atışları gerçekleştirdi.
22 Haziran'da ise ABD'nin İran'a yönelik hava saldırısı gerçekleşti. Amerikan Hava Kuvvetleri’ne ait 7 B-2 casus bombardıman uçağı, 22 Haziran'da geceyarısı İran’ın Fordo, Natanz ve İsfahan nükleer tesislerine ve uranyum zenginleştirme merkezlerine saldırı düzenledi. Saldırıya, ABD’nin İran açıklarındaki denizaltılarının da Tomahawk seyir füzeleri fırlatarak dahil olduğu bildirildi.
Saldırıda toplam 30 Tomahawk füzesinin ve 12 adet GBU-57 ‘Devasa Delici Mühimmat’ lakaplı bombanın kullanıldığı bildirildi. Her biri 13 ton ağırlığında olan bu bombaların, yerin 60 metre altına kadar delik açabildiği iddia ediliyor.
Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, 20 Haziran'da ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'la müzakere yahut askeri çatışma yönünde "iki hafta içerisinde karar alacağını" söylemişti.
Ancak bu açıklamadan yaklaşık 36 saat sonra ABD, İran’ı bombaladı.
İsrail ve İran arasında devam eden çatışmayı, ABD’nin İran’a hava saldırısını ve Türkiye’nin tutumunu, gazeteci ve yazar Mehmet Ali Güller ile konuştuk.
Mehmet Ali Güller’e göre İran, İsrail’in beklemediği ölçüde karşılık verdiği için Donald Trump, İran’a saldırarak İsrail için çıkış kapısı aralamayı hedefledi:
İran’ın ABD’ye vereceği potansiyel yanıtın ölçülü olacağını dile getiren Mehmet Ali Güller, İran’ın sorumlu bir devlet anlayışı ile dış politikasını yürüttüğünü kaydetti. Güller’e göre İran’ın iç cephesi kuvvetli olduğu için çatışmaların uzaması İsrail ve ABD’nin aleyhine olur:
Mehmet Ali Güller’e göre Amerikalı elitler, İran ve Çin politikasında nasıl bir yol haritası izleneceği konusunda bölünmüş durumda:
Rusya ve Çin’in İran’a sağladığı desteğin ve işbirliğinin kimi çevrelerce küçümsendiğini aktaran Güller, şunları söyledi:
Türkiye’nin ABD’nin adını anmadan İran’a yönelik saldırıları kınamasının samimi olmadığını ifade eden Güller, “Amerikan karşıtı olmadan İsrail karşıtı olamazsınız” dedi:
Rusya'nın önde gelen uluslararası etkinliklerinden birisi olan St. Petersburg Uluslararası Ekonomik Forumu'nun (SPIEF) yirmi sekizincisi, Leningrad savunucularının anısına ağaç dikimi etkinliği ile başladı.
Etkinliğin bu yılki ana teması 'Ortak Değerler: Çok Kutuplu Dünyada Büyümenin Temeli' olarak belirlendi.
Foruma, 140 ülkeden 20 binden fazla temsilcinin katıldığı, bilhassa özel sektörün foruma yoğun ilgi gösterdiği aktarıldı. SPIEF-2025'in iş programında, küresel ekonomik eğilimlerden ve dijital dönüşümden sürdürülebilir kalkınmaya, teknolojide liderliğe ve insani bağların güçlendirilmesine kadar çok çeşitli konuları kapsayan 150'den fazla etkinlik yer alıyor.
St. Petersburg Uluslararası Ekonomik Forumu'na ayrıca Türk şirketlerinin de ilgisi mevcuttu. Özellikle genç Türk girişimcilerin foruma yüksek katılım sağladığı belirtildi.
Türkiye ve Rusya arasındaki ticareti, ekonomik ilişkilerin durumunu, ticaretin hacmini ve yerel para birimleriyle ticaretin rolünü, Rus-Türk İş İnsanları Birliği (RİTB) Genel Müdürü Recep Haki ile konuştuk.
Türkiye ve Rusya arasındaki ticaretin genellikle domates ve doğalgaz ticareti ile anıldığını belirten Haki, günümüzde makinadan kimyaya, bilgi teknolojilerinden sağlığa kadar çok fazla alanda karşılıklı yatırımların giderek arttığını vurguladı:
Dünyadaki ticaret savaşları olarak da bilinen çekişmeye değinen Haki, üretim ve lojistik süreçlerini detaylı bir şekilde anlattı:
Türk-Rus ticaretinin yüzde 40’ının yerel para birimleriyle gerçekleştiğini aktaran Recep Haki, karşılıklı olarak kurulacak swap ve vadeli işlem altyapıları ile bu oranın artabileceğini kaydetti:
Konjonktürel gelişmeler sebebiyle bazı projelerde aksama yaşansa da Türk-Rus ticaretinin gelişmeyi sürdürdüğünü kaydeden Haki, büyük proje bağımlılığının birkaç sene içinde ortadan kalkacağını ifade etti:
Rusya'nın önde gelen uluslararası etkinliklerinden birisi olan St. Petersburg Uluslararası Ekonomik Forumu'nun (SPIEF) yirmi sekizincisi, Leningrad savunucularının anısına ağaç dikimi etkinliği ile başladı.
Etkinliğin bu yılki ana teması 'Ortak Değerler: Çok Kutuplu Dünyada Büyümenin Temeli' olarak belirlendi.
Foruma, 140 ülkeden 20 binden fazla temsilcinin katıldığı, bilhassa özel sektörün foruma yoğun ilgi gösterdiği aktarıldı. SPIEF-2025'in iş programında, küresel ekonomik eğilimlerden ve dijital dönüşümden sürdürülebilir kalkınmaya, teknolojide liderliğe ve insani bağların güçlendirilmesine kadar çok çeşitli konuları kapsayan 150'den fazla etkinlik yer alıyor.
Ceyda Karan’ın hazırlayıp sunduğu Eksen programına 28. St. Petersburg Ekonomik Fuarı'nda konuk olan Orient Electronics İş Geliştirme Müdürü Vefa Ergin, St. Petersburg Ekonomik Forumu’nun Türk iş insanları ve girişimcileri için birçok fırsat sunduğunu söyledi:
Siyaset bilimci İlber Vasfi Sel, Türk girişimcilerin de 28. St. Petersburg Uluslararası Ekonomik Forumu’na yoğun ilgi gösterdiğini belirtti ve şunları kaydetti:
Forumun Rusya ve Küresel Güney için önemini anlatan İlber Vasfi Sel, şunları söyledi:
İsrail, 13 Haziran'da saat 03.00'te bir dizi hava saldırısı başlatarak İran'ın nükleer ve askeri tesislerini hedef aldı. 200'den fazla uçağın katıldığı saldırılara, İran sahasında bulunan MOSSAD ajanları ve özel harekat operatörleri de dronlar ve füzeler ile katkı sağladı.
İsrail saldırıları sırasında İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bagheri, İran Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami ve en az altı nükleer fizikçi hayatını kaybetti.
İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine, reaktörlerine, uranyum zenginleştirme tesislerine, füze rampalarına ve füze üretim tesislerine zarar verdiği bildirildi.
Saldırılara dünya çapından kınama gelirken, İran 15 Haziran pazar günü Umman’da Amerika ile yapılacak nükleer müzakerelere katılmayacağını duyurdu. Gözler ABD’ye çevrildi.
Amerikan Başkanı Donald Trump, ABD’nin saldırılara katılmadığını söyledi ve şu açıklamayı yaptı:
“İran şimdi anlaşma yapmak zorunda. Planlanan sonraki saldırılar çok daha yıkıcı olacak. Dünyadaki en ölümcül bombaları ABD üretiyor ve İsrail’de bu bombalardan çok fazla var. Derhal anlaşma yapın.”
Trump, daha sonra yaptığı bir başka açıklamada ise "İran'a anlaşma teklif ettim, kabul etmediler. Tahran'ı derhal tahliye edin!" diyerek adeta tehditte bulundu.
İsrail'in İran'a yönelik hava saldırıları sürerken, İran da İsrail'i balistik füzeler ve kamikaze dronlarla hedef aldı. İran füzeleri, Tel Aviv'e ve Hayfa Limanı'na isabet etti. İsrail'de ciddi yıkım yaşandığı gözlemlendi.
İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını, Netanyahu’nun saldırıları neden haziranda başlattığını, ABD Başkanı Trump’ın dış politikadaki çelişen açıklamalarını ve Türkiye’ye saldırıların önceden haber verildiği iddialarını, ABD uzmanı ve araştırmacı Şanlı Bahadır Koç ile konuştuk.
İsrail ve İran arasındaki çatışmaların ne kadar süreceğinin ABD’nin tutumuna bağlı olduğunu vurgulayan Koç, mevcut durumda İsrail’in çatışmada daha kazançlı konumda olduğunu söyledi:
Şanlı Bahadır Koç’a göre İran, Hürmüz Boğazı’nı kapatacağı baskısını ve algısını oluşturarak, ekonomik istikrara önem veren Trump’ın İsrail’i durdurmasını sağlayabilir:
Şanlı Bahadır Koç’a göre Netanyahu, siyasi kariyerini kurtarabilmek için İran’a yönelik saldırıları 13 Haziran’da başlatmış olabilir. İsrail’in yeraltı nükleer tesislere yönelik komando harekatları düzenlemesi riskinin de bulunduğunu kaydeden Koç, İsrail’in Fordow başta olmak üzere uranyum zenginleştirme ve nükleer tesisleri imha etmek istediğini kaydetti:
Amerikan Başkanı Donald Trump’ın oturaklı, entelektüel ve kurumsal bir dış politika anlayışının bulunmadığının altını çizen Koç, Trump’ın genellikle en son görüştüğü güçlü isimlerin etkisinde kaldığını ve açıklamalarını bu yönde yaptığını belirtti:
Middle East Eye, İsrail’in İran saldırılarından birkaç saat önce ABD’nin Türkiye’ye bilgi verdiğini öne sürdü. İddiaya göre ABD, Suriye hava sahasındaki hareketlilik Türkiye’yi endişelendirmesin diye bilgilendirmede bulundu. Şanlı Bahadır Koç, bunun Trump’ın Türkiye’ye güvendiği ve İran ile bilgi paylaşmayacağına inandığı şeklinde yorumladı:
İsrail savaş uçakları ve karadaki Mossad ve özel harekat unsurları, gece yarısı İran'a yönelik yoğun bir saldırı başlattı.
İsrail saldırıları sırasında İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bagheri, İran Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami ve en az altı nükleer fizikçi hayatını kaybetti.
İsrail'in İran'ın nükleer tesislerine, reaktörlerine, uranyum zenginleştirme tesislerine, füze rampalarına ve füze üretim tesislerine zarar verdiği bildirildi.
İsrail'in hava saldırısına 200 savaş uçağının katıldığı, 330'dan fazla mühimmat kullanıldığı aktarıldı. Saldırılar için Irak hava sahasının kullanıldığı bildirildi. İran, Umman'daki nükleer müzakerelere katılmayacağını açıkladı ve İsrail'e karşılık verileceğini ifade etti.
Amerikan Başkanı Donald Trump, ABD’nin saldırılara katılmadığını söyledi ve şu açıklamayı yaptı:
“İran şimdi anlaşma yapmak zorunda. Planlanan sonraki saldırılar çok daha yıkıcı olacak. Dünyadaki en ölümcül bombaları ABD üretiyor ve İsrail’de bu bombalardan çok fazla var. Derhal anlaşma yapın.”
Daha önce Amerikan basını, Trump’ın İsrail’in İran’a yönelik saldırı planlarına izin vermediğini yazmıştı. Donald Trump, yaptığı basın açıklamalarında birçok defa İran’a yönelik askeri hamlelere karşı olduğunu belirtmiş ve müzakereyi savunmuştu.
Fakat ABD’nin kulislere yakın haber sitesi Axios, iki İsrailli üst düzey yetkiliyle yaptığı görüşmelerde, Trump’ın bu saldırılara yeşil ışık yaktığı iddiasında bulundu.
İsrailli yetkililerle konuşan Axios, şunları yazdı:
"Trump, sadece kamuoyuna yönelik açıklamalarda, İran’a saldırmaya karşıymış gibi davranıyordu. Fakat ikili temaslarda ve kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerde Trump, İsrail’e apaçık bir şekilde yeşil ışık yakmıştı. İsrailli yetkililer durumu böyle aktarıyor.”
Axios ayrıca İsrail’in saldırıya en az sekiz aydır hazırlandığını ifade etti. Sahadaki MOSSAD ajanları ve İsrail özel harekatçıları, İran’ın İsrail’e anında karşılık verebileceği füze rampalarına, hava savunma sistemlerine ve radarlara yönelik yoğun bir sabotaj faaliyeti düzenledi.
İsrail’in gece yarısı başlayan ve İran’ın kurmay kadrosunu, askeri tesislerini ve nükleer tesislerini hedef alan saldırılarını, İran’da rejim değişikliği söylemlerini ve İsrail’in İran saldırılarının önünü açan konjonktürel değişimi, İran ve Ortadoğu araştırmacısı Dr. Mehmet Akif Koç ile konuştuk.
Dr. Mehmet Akif Koç’a göre 7 Ekim 2023 sonrası değişen Ortadoğu konjonktürü, İsrail’in İran’ı doğrudan ve yoğun bir biçimde vurmasının önünü açtı:
Orrtadoğu’da 2003 Irak işgali ile 2023 arasında İran’ın çok ciddi bir yükseliş kaydettiğine dikkat çeken Dr. Koç, 7 Ekim 2023’ten sonra İran’ın gücünü yitirdiğini ve İsrail’in çok fazla güç kazandığını vurguladı:
Dr. Mehmet Akif Koç’a göre İran, Kasım Süleymani suikastı ve Suriye’deki büyükelçiliğine yapılan bombardımandan sonra ciddi karşılıklar veremedi ve misillemedeki yetersizlik, İran’ın caydırıcılığını kaybetmesine sebep oldu:
İran’ın nükleer silah üretimine geçmek veya ABD ile anlaşmayı kabul etmek gibi iki seçeneği bulunduğunu vurgulayan Dr. Mehmet Aki Koç, şunları söyledi:
İran’da rejim değişikliği söylemlerine değinen Dr. Mehmet Akif Koç’a göre İran’da halkın büyük çoğunluğu muhafazakar. Seküler kesimin ordu, emniyet vb. kadrolarda örgütlü olmadığını aktaran Koç, İran’da yaşanabilecek bir karışıklığın taşra bölgelerindeki azınlıklardan kaynaklanabileceği değerlendirmesinde bulundu:
Türkiye’nin Ortadoğu denkleminde İsrail, İran ve Körfez’in birbirini dengelemesini tercih ettiğini vurgulayan Dr. Koç, şunları kaydetti:
İran ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin (BMGK) daimi üyeleri ABD, Rusya, Çin, İngiltere ve Fransa ile Almanya (5+1) arasında 2015'te Tahran'ın nükleer faaliyetlerinin düzenlendiği ve denetim altına alındığı bir anlaşma imzalandı.
Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olarak adlandırılan nükleer anlaşma, Tahran'a yüzde 3,67 oranında uranyum zenginleştirme faaliyetini sürdürme ve en çok 300 kilogram uranyumu elinde tutabilme izni veriyordu.
Anlaşma, İran'a 300 kilogramın üzerindeki uranyumu uluslararası piyasada satarak karşılığında doğal uranyum alabilme imkanı tanıyordu. İran anlaşmadan önce en fazla yüzde 20 saflıkta uranyum zenginleştiriyordu.
Washington, Donald Trump'ın ilk başkanlık döneminde, 8 Mayıs 2018'de anlaşmadan tek taraflı çekilerek İran'a yeniden yaptırım uygulamaya başladı.
Tahran yönetimi, Trump döneminde General Kasım Süleymani'nin öldürülmesinin ardından ilk adım olarak 5 Ocak 2020'de nükleer anlaşmadaki tüm taahhütlerini askıya aldığını açıkladı. Bu tarihten sonra nükleer faaliyetlerini kademeli olarak artırmaya başlayan İran, özellikle Kasım 2020'de İranlı nükleer bilim insanı Muhsin Fahrizade suikastının hemen ardından Mecliste nükleer faaliyetlerin hızlandırılmasını öngören bir yasa geçirdi.
Bu kapsamda uranyum zenginleştirme tesislerine nükleer anlaşma kapsamında kullanılmasına izin verilen eski nesil santrifüjler yerine uranyumu daha hızlı zenginleştirebilen yenil nesil santrifüjleri yerleştirildi. İran Atom Enerjisi Kurumu, söz konusu yasa kapsamında 5 Ocak 2021'de Fordo'daki nükleer tesiste Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin gözetiminde uranyumu yüzde 20 saflıkta zenginleştirdiklerini açıkladı. Tahran yönetimi, Nisan 2021'de ise ilk kez yüzde 60 saflıkta uranyum zenginleştirdiğini duyurdu.
UAEA'nın İran'ın nükleer programıyla ilgili yayımladığı son raporda, Tahran'ın yüksek düzeyde zenginleştirilmiş uranyum stokunu artırmaya devam ettiği belirtildi. Raporda, İran'ın 17 Mayıs itibarıyla toplam zenginleştirilmiş uranyum stokunun da yükseldiği bildirildi. Buna göre, 3 ay önceki rapora oranla stoklarda 953,2 kilogram artış görüldü. Tahran yönetiminin yüzde 60'a kadar zenginleştirilmiş uranyum üretimini sürdürdüğü belirtilen raporda, Tahran'ın bu oranda 408,6 kilogram zenginleştirilmiş uranyum stokuna sahip olduğu ifade edildi. Buna göre de önceki rapora kıyasla İran, yüzde 60'a kadar zenginleştirilmiş uranyum üretimini 133 kilogramdan fazla artırmış oldu.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın basına sızan İran raporunu, Trump’ın nükleer müzakere stratejisini ve İsrail’in tehditlerini, Marmara Üniversitesi’nden Dr. Bilgehan Alagöz ile konuştuk.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) İran hakkındaki 31 Mayıs tarihli raporunu değerlendiren Dr. Alagöz, İran’ın nükleer bomba üretme niyetinin gözlemlendiğini aktardı:
Amerikan Başkanı Donald Trump’ın sadece İsrail’İn güvenliğini değil, trilyonlarca dolarlık anlaşma yaptığı Körfez ülkelerinin de güvenliğini öncelediğini ifade eden Dr. Alagöz, şunları kaydetti:
İran’la 2015’te varılan nükleer mutabakattaki tetik mekanizmasının, 2006-2010 arası yaptırımları doğruca geri getirebilecek şekilde tasarlandığını kaydeden Dr. Bilgehan Alagöz, İngiltere’nin bunu uygulayabileceğini belirtti:
İsrail’in İran’a yönelik ABD desteği olmadan nokta atışı saldırılar ve suikastlar yapabileceği değerlendirmesinde bulunan Dr. Alagöz’e göre, kapsamlı bir saldırı için ABD’nin askeri desteği şart:
ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD yönetiminin Suriye geçici hükümeti Ahmed eş-Şara'nın "kapsayıcı yönetimi teşvik etme ve Batı'yla ilişki kurma çabalarının kendisini hoşnutsuz militanların suikast hedefi haline getirebileceğinden endişe ettiğini" söyledi.
Büyükelçi Barrack, Al Monitor'e verdiği mülakatta Ahmed eş-Şara'nın etrafında "bir koruma sistemi koordine etmeleri gerektiğini" belirtti.
ABD'nin 8 Aralık'ta Beşar Esad'ın devrilmesinden bu yana Suriye'deki yabancı savaşçılar konusundaki ısrarını yineleyen Tom Barrack, şu ifadeleri kullandı:
"Olası düşman saldırganları daha oraya varmadan caydırmamız gerekiyor. Askeri müdahaleden ziyade ABD müttefikleri arasında yakın işbirliği ve istihbarat paylaşımı gerekiyor."
Şara ile iki kez görüşen Barrack, Ahmed eş-Şara hakkında "Parlak, kendinden emin ve odaklanmış bir adam" dedi ve şunları kaydetti:
"Bizim ve onun çıkarlarının bugün tamamen aynı olduğuna eminim, yani İdlib'de yaptığı gibi kapsayıcı, işleyen ve sert İslam değil yumuşak İslam olacak bir toplum inşa etme konusunda başarılı olmak."
Tom Barrack ayrıca mart ayında Suriye'nin kıyısındaki Alevi bölgesinde yaşanan Alevi katliamına ilişkin olarak da konuştu. Barrack, Şara ve hükûmetinin "bu koşullar altında beklenebileceği kadar iyi idare ettiğini" öne sürdü ve şu cümleleri kaydetti:
"Bu adamlara sahip oldukları kaynakları kullandıkları ve herkesin kendilerine atfedilecek yangınlar çıkarmaya çalıştığı bir zamanda soğukkanlılıklarını korudukları için gerçekten çok kredi veriyorum."
ABD'nin Suriye'ye yönelik yaptırımlarının kaldırılması için herhangi bir koşulunun bulunmadığını iddia eden Barrack, “Biz dikte etmiyoruz. Koşullar öne sürmüyoruz. Ulus inşası yapmıyoruz. Bunu daha önce de yaptık. Hiçbir zaman işe yaramadı," dedi.
Suriye’deki son gelişmeleri, ABD-İran gerilimini, Körfez ülkelerinin konumunu ve Ortadoğu’daki jeopolitik tabloyu, gazeteci ve yazar Hüsnü Mahalli ile konuştuk.
Suriye’de yabancı savaşçıların vatandaşlık almasının Türkiye’ye yönelik etkilerinin de olacağını ifade eden Mahalli, diğer yandan IŞİD kamplarının da gündemde kalacağını vurguladı. Hüsnü Mahalli’ye göre Suriye’nin yeni dönem dizaynında Türk-Amerikan ortaklığı öne çıkacak:
Hüsnü Mahalli’ye göre ABD, İran meselesinde adım atmadan önce bölgedeki müttefiklerinin tavrını değerlendirmeye alacak:
Körfez ülkelerinin Batılı emperyalist güçler ile derin bağları olduğunu aktaran Hüsnü Mahalli, diğer yandan internette çizilmeye çalışılan “zengin ve varlık içindeki Körfez” imajının doğru olmadığını vurguladı:
Suriye’de plajlarda mayonun yasaklandığını aktaran Mahalli, “Suriye’yi korkunç bir gelecek bekliyor” dedi:
From the publisher's feed

66 Listeners

67 Listeners

21 Listeners

0 Listeners

14 Listeners