EKSEN

EKSEN

By Sputnik TürkiyeNewsNews Commentary
Download on the App Store

EKSEN episodes

  • ‘Musk, Epstein paylaşımını yaparak fevri davrandı ve sınırı aştı. Siyasi teamüllere aykırı bu. Tepki çekti’

    Tesla ve SpaceX'in sahibi ABD'li iş insanı Elon Musk, ABD Başkanı Donald Trump'a yaptığı danışmanlık görevinden ayrılmasının ardından vergi indirimi tasarısını eleştirerek sosyal medya kanalları aracılığıyla Trump'a suçlamalarda bulundu.

    Trump'ın seçim kampanyasında vadettiği vergi indirimlerinin hayata geçirilmesini amaçlayan ve Temsilciler Meclisi tarafından kabul edilerek Senato'ya gönderilen "Bir Büyük Güzel Yasa Tasarısı", Musk'ın eleştirilerinin odağı oldu.

    Trump'ın seçim döneminde ona yaklaşık 200 milyon dolarlık destek veren Musk, 20 Ocak'ta yemin ederek ABD Başkanlığını üstlenen Trump tarafından "federal israfı engelleme" hedefiyle kurulan Hükümet Verimliliği Departmanının (DOGE) başına getirildi.

    Bu süreçten sonra Musk'ın hükümet kurumlarına erişimi ve bu kurumlar üzerindeki etkisi ABD'de tartışma konusu olmaya devam etti. Musk'ın liderliğindeki DOGE, binlerce federal çalışanı işten çıkardı ve Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) dahil olmak üzere çeşitli kurumları tasfiye etti. Trump ile Musk, şubatta, Fox News kanalında kamera karşısına geçerek birbirleri hakkında övgü dolu sözler söyledi.

    Trump, Musk'a yönelik "O işleri halledebiliyor. Tam bir lider." ifadesini kullanırken Musk, "Açıkça söylemem gerekirse Başkanı seviyorum." dedi. ABD'de New Mexico, Arizona, Michigan, California, Connecticut, Hawaii, Maryland, Massachusetts, Minnesota, Nevada, Oregon, Rhode Island, Vermont ve Washington eyaletleri, şubat ayı başlarında, DOGE yöneticisi olmasının "anayasaya aykırı" olduğu gerekçesiyle Musk'a ve Trump'a dava açtı. 14 eyaletin açtığı davanın dilekçesinde Musk'ın DOGE'nin yöneticisi konumundaki görevinin "anayasaya aykırı olduğu" ifade edilerek ABD'li milyardere verilen yetki "sınırsız ve kontrol edilmeyen güç" şeklinde nitelendirildi.

    Musk, nisan itibarıyla Trump ile Oval Ofis'te kameralar karşısına geçmeyi bıraktı. Amerikan Politico dergisinin, nisan başında, konuyla ilgili bilgi sahibi ve adı açıklanmayan üç üst düzey yetkiliye dayandırdığı haberine göre, kişisel olarak Musk'ın performansından memnun olan Trump, yeniden kendi işlerinin başına dönmesinin zamanının geldiği konusunda Musk ile mutabık kaldığını öne sürdü. Musk, 7 Nisan'da CNBC'ye röportaj veren Trump'ın ticaret ve üretimden sorumlu olan kıdemli danışmanı Peter Navarro'nun kendisiyle ilgili "O bir araba üreticisi değil. O bir araba montajcısı." sözlerine, "Navarro gerçekten bir geri zekalı. Burada söyledikleri bariz bir şekilde yanlış." ifadelerini kullandı. Daha sonra Beyaz Saray'dan konuya ilişkin yapılan açıklamada, "Erkeklerin her zamanki hali." nitelemesi yapıldı. Navarro da 13 Nisan'da NBC News'in "Meet The Press" programında verdiği röportajda, Musk'ın, kıdemli danışman olarak iyi iş çıkardığını dile getirerek, "Hakkımda daha kötüsü söylenmişti. Elon ile her şey yolunda." dedi.

    Musk, 20 Mayıs'ta video konferans yoluyla katıldığı, Katar'ın başkenti Doha'da düzenlenen 5. Katar Ekonomi Forumu'nda, siyasete "yeterince para harcadığını" belirterek, gelecekte bu harcamaları "çok daha azaltacağını" söyledi.

    CBS Sunday Morning programında 27 Mayıs'ta konuşan Musk, yasa tasarısının kendisini hayal kırıklığına uğrattığını belirterek, "Açıkçası bütçe açığını azaltmak bir yana artıran ve DOGE ekibinin yaptığı işi baltalayan devasa harcama tasarısını görmek beni hayal kırıklığına uğrattı." dedi. "Özel hükümet çalışanı" sıfatıyla yasal olarak 130 gün geçici statüde çalışma hakkı olan Musk, mayıs sonunda görevinden ayrıldı.

    Musk, görevi bıraktıktan sonra Trump yönetimini, "Bir Büyük Güzel Yasa Tasarısı" dolayısıyla eleştirilerinin hedefi haline getirdi. 3 Haziran'da sosyal medya platformu X hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda söz konusu tasarıyı "iğrenç bir rezalet" şeklinde tanımlayan Musk, "Bu tasarıya oy verenler utansın, yanlış yaptığınızı biliyorsunuz." ifadelerini kullandı. Bunun üzerine Trump, 4 Haziran'da, Truth Social hesabı üzerinden Musk'ın hükümetteki görevlerini bıraktığını duyurduğu 28 Mayıs'taki X paylaşımının ekran görüntüsünü paylaştı.

    Musk, daha sonra Trump'ın X hesabı üzerinden 2013'teki "Cumhuriyetçilerin borç tavanını yükseltmesine inanamıyorum. Ben bir Cumhuriyetçiyim ve utanıyorum!" ifadelerinin yer aldığı paylaşımı alıntılayarak "Bilge ifadeler!" sözlerini kullandı.

    Trump, Musk'ın paylaşımlarının ardından Almanya Başbakanı Friedrich Merz ile Beyaz Saray'da yaptığı ortak basın toplantısında konuya ilişkin değerlendirmede bulundu. Musk'ın, eleştirdiği vergi kesintisi tasarısıyla ilgili daha önce olumlu sözler sarf ettiğini ve kendisinin yaptığı birçok şeyden övgüyle bahsettiğini kaydeden Trump, Musk'ın Beyaz Saray'dan ayrıldıktan sonra birden değiştiğini savundu. Trump, Musk'ın söz konusu tasarıya yönelik tepkisinden hoşlanmadığını dile getirerek, "Elon ile çok iyi bir ilişkimiz vardı ancak artık bu ilişkinin iyi gidip gitmediğini bilmiyorum." dedi.

    Bu sözlerin üzerine Musk, X hesabından "Bu, yanlış. Söz konusu tasarı bana bir kez bile gösterilmedi ve gece yarısı o kadar hızlı bir şekilde kabul edildi ki Kongre'deki neredeyse hiç kimse onu okuyamadı bile." ifadelerini paylaştı. Pensilvanya'daki seçimleri örnek gösteren Trump'ın, Musk'ın desteği olmadan da başkanlık seçimlerini kazanabileceği yönündeki açıklamasına tepki gösteren Musk, bu konuda ise "Ben olmasaydım Trump seçimi kaybederdi. Demokratlar, Temsilciler Meclisini kontrol ederdi ve Cumhuriyetçiler Senatoda 51-49 çoğunluğa sahip olurdu." değerlendirmesini yaptı.

    Musk, Trump'ın daha önceki hazine borç yüküyle ilgili X paylaşımlarına atıfta bulunarak, "Bu adam bugün nerede?" ve "Büyük Çirkin Yasa, bütçe açığını 2,5 trilyon dolar daha artıracak!" paylaşımlarını yaptı.

    Trump ise Truth Social hesabından dün yaptığı paylaşımda, Musk'ın paylaşımlarına ithafen "Bütçemizde milyarlarca dolarlık tasarruf yapmanın en kolay yolu, Elon'un devlet sübvansiyonlarını ve sözleşmelerini feshetmektir. (Joe) Biden'ın bunu yapmamasına hep şaşırmışımdır. Elon 'gözden düşüyordu', ona ayrılmasını söyledim. Kimsenin istemediği elektrikli arabaları satın almaya zorlayan düzenlemeyi iptal ettim, kendisi de bunu aylar önce biliyordu ama o zaman çıldırdı." ifadelerini kullandı.

    Musk ise bu sözlerin yanlış olduğunu iddia etti ve ardından gerilimi tırmandıracak başka bir paylaşımda bulundu. Elon Musk, dünkü paylaşımında "Büyük bombayı patlatma zamanı geldi. Trump, Epstein dosyalarında. Kamuoyuna açıklanmamalarının gerçek nedeni bu." ifadelerine yer verdi.

    Bunların üzerine Trump, Truth Social hesabından "Elon'un bana karşı çıkması umurumda değil, ama bunu aylar önce yapmalıydı. Bu, Kongre'ye sunulan en büyük tasarılardan biri. 1,6 trilyon dolarlık rekor bir harcama kesintisi ve şimdiye kadar verilen en büyük vergi indirimi. Bu yasa tasarısı kabul edilmezse, yüzde 68'lik bir vergi artışı ve bundan çok daha kötü şeyler olacak." değerlendirmesinde bulundu.

    ABD Başkanı Donald Trump ve Elon Musk kavgasının perde arkasını, kavganın etkilerini, Los Angeles protestolarını ve Amerika’nın gündemindeki göçmen meselesini, gazeteci Sarp Sinan Hacır ile konuştuk.

    Sarp Sinan Hacır’a göre Elon Musk’ın Trump yönetimiyle kavgası, DOGE’nin kurulmasıyla başladı. Tasarruf departmanı DOGE’nin bakanlıklara müdahalesinin tüm hükümet tarafından tepki çektiğini hatırlatan Sarp Sinan Hacır, o dönem de MAGA kitlesinin Elon Musk’ı göçü desteklediği için hedef tahtasına koyduğunu aktardı:

    ABD Başkanı Donald Trump ile Elon Musk arasındaki sosyal medya kavgasında özellikle Big Beautiful Bill konusundan gelen bir kavganın arka planda yer aldığını belirten Sarp Sinan Hacır, Musk’ın harcamaların artması ama vergilerin azalması konusuna verdiği tepki ile ilk etapta destek topladığını belirtti.

    Ancak Elon Musk’ın Jeffrey Epstein ve Donald Trump paylaşımı ile çok tepki çektiğini, fevri davrandığını ve topladığı desteği yitirdiğini kaydeden Sarp Sinan Hacır, Musk’ın neticede bu kavganın kaybedeni olduğunu sözlerine ekledi:

    ABD’de Cumhuriyetçilerin asıl hedefinin Meksika olduğuna dikkat çeken Hacır, öte yandan sınır dışı operasyonlarına da değindi. Hacır’a göre Biden döneminde daha çok sınır dışı işlemi yapıldığına dair rakamların esas sebebi, Biden döneminde çok daha fazla göçmenin sınırdan geçmesi ve geri gönderilmesiydi:

    Trump’ın Ulusal Muhafız hamlesinin önemine dikkat çeken Sarp Sinan Hacır, Kaliforniya Valisi’ne rağmen bu hamlenin yapılmasının 1965’ten beri görülmediğini belirtti:

    1 hr 25 min
  • 'Trump'ın sosyal medya gönderisi, Putin'in Ukrayna'ya vereceği karşılığı tasvip ettiği anlamına geliyor'

    ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi. ABD Başkanı Donald Trump, dün sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile 75 dakikalık bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini, iki tarafın Rusya-Ukrayna çatışmasını ve İran nükleer sorununu tartıştığını duyurdu.

    Donald Trump, "Putin ile Ukrayna’nın, Rusya'nın limanda demirlediği uçaklarına düzenlediği saldırıyı ve her iki tarafın gerçekleştirdiği diğer çeşitli saldırıları konuştuk. Devlet Başkanı Putin, havaalanlarına yapılan son saldırıya yanıt vermek zorunda kalacağını açıkça belirtti." ifadelerini kullandı. Putin’le yaptığı konuşmayı ‘iyi bir görüşme’ olarak nitelendiren Trump, “Bu iyi bir görüşmeydi ama hemen barış getirebilecek türden bir görüşme değildi” yorumunda bulundu.

    Diğer yandan, Kremlin Dış Politika Danışmanı Yuriy Uşakov aynı gün konuyla ilgili yaptığı açıklamada, iki liderin telefon görüşmesi sırasında Rusya ile Ukrayna arasındaki son müzakerelerin sonuçlarını ayrıntılı olarak tartıştığını ve müzakereleri "faydalı" olarak nitelendirdi. Ukrayna konusunda iletişime devam etme konusunda mutabık kaldıklarını bildiren Uşakov şunları kaydetti:

    "Putin, Trump'a İstanbul'da Rusya ve Ukrayna arasında doğrudan ikinci tur müzakerelerinin sonuçları hakkında bilgi verdi. Ukrayna'nın Rus sivil altyapı unsurlarına ve sivillere bilinçli olarak saldırılar düzenleyerek, bu görüşmeleri engellemeye çalıştığı vurgulandı."

    Uşakov, Rusya ve Ukrayna'nın hazırladıkları memorandum taslaklarını birbirine teslim ettiğine dikkati çekerek, "Taraflar, memorandumları analiz edecek. Ardından müzakerelerin devam edeceğini umuyoruz." dedi. Uşakov son olarak, Trump’ın ABD’de göreve gelmesinden bu yana Putin ile 4'üncü kez telefonla görüştüğünü belirtti. İki liderin bundan önceki son konuşması 19 Mayıs’ta gerçekleşmişti.

    Kiev rejiminin terör saldırılarını, yaklaşan NATO liderler zirvesini, Vladimir Putin-Donald Trump görüşmesini, Almanya’nın Taurus füzesi kararını ve ABD Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamalarını, Prof. Dr. Hasan Ünal ile konuştuk.

    ‘Amerikan derin devleti, Trump’ı Ukrayna konusunda bir faktör olarak değerlendirmiyor olabilir’

    Kiev rejiminin Rusya’daki demiryollarına ve askeri hava üslerine yönelik dronlarla gerçekleştirdiği terör saldırılarını değerlendiren Prof. Dr. Ünal, yaşanan gelişmelerin Donald Trump’ı köşeye sıkıştırdığını vurguladı:

    “Ukrayna’nın dron saldırıları, ki bunlar birer taktiksel başarıdır çünkü savaşın gidişatını tersine çevirecek stratejik başarılar değildir, eğer ki Zelenskiy’nin iddia ettiği gibi 18 aylık bir çabanın ürünüyse, o zaman şöyle bir tablo çıkıyor ortaya: 18 ay önce başlatılan bu çalışma, Trump’ın yönetime gelmesi, yeni bir politika ortaya koyması ve Putin’i barışa zorlamaya çalışma söylemlerini dile getirmesi gibi gelişmelerin Ukrayna açısından hiçbir önemi yok. Bu saldırı bana sorarsanız Putin’i sıkıştırmaktan ziyade Trump’ın durumunu zora soktu. Putin, Trump’a rahatlıkla şunu söyleyebiliyor ve geçen günkü konuşmada Putin bunu terör saldırısı olarak tanımladı ve yanıt vereceğini söyledi. Trump iki açıdan sıkıştı burada. Cephelerde üstün durumda olan Rusya’nın, acil bir ateşkese ihtiyacı yok. Bunu zaten birçok defa söylüyorlardı. Ama oturup Ukrayna ile müzakere yapmaya da ihtiyaçları yok. Ama şunu söylemiş ve yapmış oldular: Yani Trump’a, ‘Senin hatırın için oturup görüştük. Ancak bu adamlarla mantıklı bir müzakere yürütüp sonuç almamız imkansız’ demiş oldular. Ukrayna içinde hangi grubun ne yapıp ettiğinin belli olmadığını vurguladı Rusya. Olan bitenin her birinden Zelenskiy haberdar mı? Yoksa farklı devletlerin istihbaratları at mı koşturuyor? Kiev’deki neo-naziler, Zelenskiy’e baskı mı yapıyor? Veya kafasına silah mı dayıyorlar? Yani bu olaylar, Putin’e bunu doğrudan Trump’a söyleme fırsatı verdi. Bu saatten sonra Rusya, çok ağır askeri saldırılar yapabilir. Zaten Trump’ın ‘Putin karşılık vereceğini söyledi’ şeklinde Tweet atması da bunu tasvip ettiği anlamına gelir. Burada aynen bu anlam ortaya çıkar. Bir de bu üç Avrupa devletinin yani Avrupa, İngiltere ve Fransa hükümetlerinin, Amerika açısından sorumsuz görünen davranışlarının da kabul edilebilir bir tarafı yok. Acaba Amerikan derin devleti hala daha tam faaliyette mi? Trump’ın altını mı oymaya çalışıyor? Bunu niye söylüyorum? Eğer bu iş 18 aylık bir çabaysa, yani Trump iktidara gelmeden 14 ay önce Ukrayna böyle bir saldırı yapacağını söyleyerek operasyonel olarak harekete geçtiğinde, Amerikan istihbaratının bundan haberi olmadığını söylemek mümkün mü? Eğer haberdarsa, o zaman Amerikan derin devleti de, Trump’ın Beyaz Saray’a tekrar seçilmiş olmasını bir faktör olarak değerlendirmiyor. Yani önceki yönetimin buna yeşil ışık yaktığı ortada. Fakat bu konuda Trump’a danıştıklarını gösteren bir emare yok. Ukraynalılar düğmeye basacağı zaman normalde Amerikan gizli servislerinin Trump’a haber vermesi lazım. Başkan o vakit farklı bir tepki verebilirdi. Çünkü Trump, Rusya ile Kuzey Kutbu dahil birçok meseleyi görüşmek istiyor. Ukrayna’nın operasyonu da bu müzakereleri sabote ediyor.”

    ‘Bence fırtına öncesi sessizlik halindeyiz’

    Prof. Dr. Hasan Ünal’a göre Almanya’nın Ukrayna’ya tedarik etmek istediği Taurus füzeleri, Berlin’i doğrudan savaşın bir parçası haline getirebilir:

    “Kaygan bir zeminde 24 saat sonra ne olacağını tahmin etmek kolay değil. Fakat bu saldırılardan sonra zeminin çok daha kayganlaştığına ve öngörülerin zorlaştığına eminiz. Avrupalı ülkelerin tavrı da önemli. Avrupalı ülkeler bu şekilde davranarak ne yapmaya çalışıyor? Almanya, Rusya’nın içindeki her hedefi vurması için Ukrayna’ya Taurus füzeleri vereceğini söyledi. Savaşın başlangıcından önceki haftaları düşünelim. Rusya ilk defa resmen kendisini bağlayan bir açıklama yaptı. Bu Taurus füzeleri kullanılırsa, Almanya’yı savaşa girmiş kabul edeceklerini söylediler ve Berlin’i vuracaklarını belirttiler. Tabii nasıl vuracakları kendilerine ait bir konu. Fakat diplomatik açıdan muhtemelen mevzuyu BM Güvenlik Konseyi’ne götürüp Rusya’ya saldırı olduğunu söyleyecekler. Alman uzmanlar olmadan Ukraynalılar, o füzeleri ateşleyemez. Ruslar bu yüzden Almanya’yı savaşa girmiş kabul edeceklerini belirtti. Güvenlik Konseyi bu işi uzatamaz. Böyle bir senaryoda, Batı’nın kendi içindeki görüş ayrılıklarının çok derinleşmiş olduğunu bir kez daha görebiliriz. Amerika çekimser kalabilir mesela. Rusya’nın kendini savunma hakkına vurgu yapabilir. Fransa ve İngiltere, Almanya’yı destekleyebilir. Amerika aslında açıkça Rusya’ya karşı savaşa girilmesi fikrini eleştirmişti. ‘Ukrayna’da bir şey yapıp Rusya’nın karşılığına maruz kalırsanız, NATO’ya ağlayarak gelmeyin’ demişlerdi. Bence fırtına öncesi sessizlik halindeyiz. Fırtına muhtemelen önümüzdeki günlerde kopacaktır. Nasıl kopacağını bekleyip görmek lazım. Ancak aynı zamanda Trump’ın da derin devletin ne kadar faal olduğunu anlaması açısından bir fırsat verdi bu dron saldırıları.”

    ‘NATO, Rusya’yı çevreleme konusunda ortak irade ortaya koyamaz’

    NATO’nun 25-26 Haziran tarihlerinde yapacağı liderler zirvesinde Rusya’yı çevreleme planı konusunda ortak irade ortaya koyamacağını kaydeden Prof. Dr. Hasan Ünal’a göre bunun en büyük göstergesi, Trump’ın özel temsilcisi Kellogg’un Ukrayna’nın tarafsızlığı konusunda yaptığı açıklamalar:

    “Bence NATO Genel Sekreteri, görevini iyi yapamıyor. Hala daha Hollanda Başbakanı gibi davranıyor; NATO Genel Sekreteri olamadı. Amerika, Ukrayna konusunda çok farklı bir duruşu olduğunu ortaya koyuyor. Trump’ın özel temsilcisi, Ukrayna’nın tarafsız bir ülke haline dönüştürülmesi konusundaki Rusya’nın taleplerini anlaşılır bulduklarını ifade ediyor. Bu bence kelimenin tam anlamıyla yeni bir duruşun ifadesi. Bugüne kadar hiçbir Batılı yetkili, böyle bir şeyi telaffuz etmedi. Tam tersine ‘Kimin NATO’ya üye olacağına Rusya karar veremez’ tarzı laflar ettiler. Beylik laflardı bunlar. İlk defa böyle bir şeyin söylendiği bir dönemde NATO Genel Sekreteri kışkırtıcılık yapıyor. ‘Ukrayna’nın NATO süreci geri döndürülemez’ diyor. Gelecek NATO zirvesinde Rusya’ya karşı çevreleme planı yapılması gündemde. Avrupa’daki üç ülke ve bunların etrafındakiler: Yani Almanya, Fransa, İngiltere ve etraflarındaki Romanya ve Polonya, hala daha partiye devam ediyor. Şu anda öğleyi geçti ama bunlar henüz partiyi sürdürüyorlar. Güneş doğdu ama bunlar saati gece zannediyor. Böyle bir şey olamaz. Biden varken Rusya’yı çevreleyemediler. Zaten Ukrayna’nın NATO üyeliği olacak iş değil. Türkiye’den çevrelemeye yönelik hamleler beklemek komedi olur. Türkiye’nin böyle bir işe gireceğini ben düşünemiyorum. NATO içinden böyle bir karar da çıkamaz zaten.”

    ‘Tom Barrack, bizzat Dışişleri Bakanı tarafından uyarılmalı’

    Amerika’nın yeni Türkiye Büyükelçisi ve aynı zamanda Suriye özel temsilcisi olan Tom Barrack’ın Sykes-Picot, Sevr ve Lozan açıklamalarını değerlendiren Prof. Dr. Ünal, Tom Barrack’ın Dışişleri Bakanı tarafından bizzat uyarılması gerektiğini belirtti:

    “Trump’ın Ortadoğu’ya yönelik son haftalarda söyledikleri ile, Tom Barrack’ın söyledikleri arasında önemli farklar var. Büyükelçinin uyarılması lazım, Türkiye’nin aleyhine bunlar. Laf salatasına girip ‘Lozan’ diyor. Dışişleri Bakanı’nın Tom Barrack’ı bizzat çağırıp ‘Lübnanlısın, baharatlı yemek yersin ama bizde de isot var. Ağzına süreriz’ diyerek uyarması lazım. Tom Barrack iş adamı, Trump’ın arkadaşı. Bilmiyor deniliyor. O vakit müsteşarları onu uyarmalı. Böyle abuk sabuk şeyler konuşulamaz. Trump ile Tom Barrack’ın vermeye çalıştığı mesajlar arasındaki temel fark şu: Ben, Trump’ın tüm söylemlerini okudum. Trump özetle ‘Biz demokrasi götürüyoruz hikayesi ile müdahalecilikten vazgeçtik. Tüm bu politikaları çuvala doldurup çöpe attım’ diyor. Ortadoğu’ya yapılan müdahalelerin olumlu sonuç vermediğini ve tüm bu çabaların Amerika’ya ciddi bir mali yük oluşturduğunu ifade etti. Tom Barrack’ın dedikleriyle bunun arasında iki önemli fark var. Barrack, Sykes-Picot’a değiniyor, ‘Lozan’da Kürtlere haksızlık yapıldı’ diyor. Burada sınırların değiştirilmesinden bahsediyor. Ben zaten Tom Barrack’ın Sykes-Picot’u okuduğunu dahi düşünmüyorum. Zaten Ortadoğu’daki bölünme Sykes-Picot’a göre olmadı, belki Sykes-Picot ruhuyla yapıldı. Sevr zaten uygulanamadı, Atatürk sayesinde Türk milleti bunu çöpe attı. Eğer Sykes-Picot ve Sevr bir paketse, Lozan bunun tam tersi. Barrack, ‘Kürtlere haksızlık yapıldı, aksilikler oldu’ diyor. Böyle bir şey olmadı. Kimse, tüm Ortadoğu’yu ilgilendiren bir Kürt sorunu yaratmaya çalışmasın. Irak’ta var böyle bir sorun. Kürtler, Irak’a entegre edilemedi. Irak kurulduğundan bu yana böyle bir sorun var. Ne Araplar onları entegre etmeye çalıştı, ne Kürtler yönetimde yer almak için çaba sarf etti. Kendi bölgelerini istediler. İran’daki Kürtler de Türkiye’deki gibi değil. Suriye’deki sorunu ise biz kendi yanlış politikalarımızla yarattık. Tom Barrack adeta ‘Müdahaleci politikaları sürdüreceğiz. SDG müttefikimiz’ diyor. Siz SDG, YPG, PKK ile iş tutacaksanız, Türkiye de sizi iki defa uyarır. Üçüncüsünde Trump seni görevden alır, emlak işine geri gönderir. Dolayısıyla Tom Barrack’ın uyarılması lazım. Yanlış bir iş yapıyor. Trump ile tam iyi şeyler konuşmaya başladığımız dönemde adam acemilik yapmış gibi bahanelerin arkasına sığınmamak lazım. Şunu da söylemek lazım: Biz PKK, YPG, PYD diyoruz. Ama bizim bu açılım mıdır, süreç midir, ne olduğu belli olmayan hikaye ile birlikte düşünürsek, adamlar dönüp bize ‘Siz kendiniz bunları böyle konuşuyorsunuz’ derse haklılık payları elbette var. Fakat bunu ortalığın konuşması ayrı, büyükelçinin konuşması ayrı. Ortalığın konuşmasına Türkiye, devlet ağzıyla ‘1924 anayasasını tartışalım’ demiyor. Dese zaten ne iktidar ne başka bir şey kalır Türkiye’de. Buna, Türk milleti izin vermez. O yüzden kıvranıp duruyorlar. Zaten kolayca yapılabilecek bir şey olsa çoktan yaparlardı. O yüzden büyükelçinin uyarılması lazım.”

    1 hr 24 min
  • ‘Yeni Suriye ordusu, potansiyel bir bomba haline geliyor. Birkaç grubun yan yana gelip darbe yapma ihtimali yüksek’

    ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack NTV’ye verdiği röportajda gündeme ve Türkiye’ye dair açıklamalarda bulundu.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın “çok iyi bir ilişki içinde olduğunu söyleyen Barrack, “Bu Başkan’ın Türkiye ile, Cumhurbaşkanı’nız ile kurmak istediği ilişki farklı bir ilişki, stratejik değil, olay odaklı değil, işlemsel değil, Amerika’nın Avrupa’ya savunma amaçlı emir vermediği farklı bir düzeye yükseltiyor, bambaşka bir düzey... Türkiye için dünyanın en etkili bölgesi haline gelen bir bölgede en etkili olabileceğiniz bir pozisyona sahip olduğunuzu söylüyor” ifadelerini kullandı.

    İstanbul’da dün gerçekleşen Rusya-Ukrayna görüşmesine ilişkin “Toplantıda alınan kararların etkili ve güvenlik garantili olduğu anlamlı bir toplantı olması gerekiyor” diyen Barrack, “Artık Başkan Trump sabrının sonuna geldi, o çok sabırlı biri diyemezsiniz. Türkiye’nin şu anda müdahale edip ve operasyonel sorunları ortadan kaldırmasıyla liderler arasında zirve noktasında en tepede bir görüşme olabilir. Ve bu konuyu herkes için çözebiliriz diye düşünüyorum” dedi.

    Barrack, Suriye’de geçen aralıkta Beşar Esad rejiminin devrilmesinin ardından bu ülkede bulunan sekiz üssün sırasıyla beş ve üçe düşürüldüğünü, hedeflerinin bir üs dışında diğer tüm askeri üslerin kapatılması olduğunu söyledi. Ayrıca Amerikan basını ve İngiltere merkezli Suriye İnsanhakları Gözlemevi (SOHR), ABD güçlerinin Suriye’nin doğusundaki Deyrizor vilayetinde bulunan iki büyük askeri üsten çekildiğini bildirdi.

    ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Barrack, verdiği mülakatta Suriye’deki ABD varlığına ilişkin de açıklamalarda bulundu. Ortadoğu’daki tarihsel anlaşmazlıkların ve karışıklıkların Batı’nın, Doğu’nun geleceğini dikte etmeye çalışmasından kaynaklandığını dile getiren Barrack, “Bugünkü Suriye politikamız son 100 yıldaki Suriye politikasına yakın olmayacak, çünkü bunların hiçbiri işe yaramadı” dedi. Terör örgütü PKK/YPG’nin Suriye kolu SDG’nin Washington için “önemli bir müttefik olduğunu” söyleyen ABD elçisi, “Onları yeni Suriye hükümetine entegrasyona yönlendirmek çok ama çok önemli” ifadesini kullandı. Barrack, Suriye’deki ABD askerleriyle ilgili olarak da, “Askeri üslerimizin azalması da gerçekleşti. (ABD üs sayısı) 8 üsten düştük, 5, 3 ve sonunda 1’e düşecek” dedi.

    Suriye'yi "ticarete yönelik bir tuval" olarak tanımlayan Barrack, "Burada Türk şirketleri, Körfez’den gelen para, İsrail’den gelen yaratıcılık, yani mümkünse yeni bir aşiret dışı deneyim de işbirliği yapabilir" diye konuştu. Barrack, ayrıca Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) ABD'nin müttefiki olduğunu vurguladı ve şunları kaydetti:

    "Bu doğru ya da yanlış demiyorum. Ancak mesela Balfour Deklarasyonu'ndan başlayalım. Yahudi nüfusu için yeni ve özgür bir bölge yaratmanın yolunu bulmaya çalıştılar. Sonrasında Sykes-Picot'ya evrildi ki bunda da biliyorsunuz bir İngiliz ve bir Fransız bir araya gelip inanılmaz aşiret ve dinsel hiziplerin olduğu bir bölgeyi alıp Osmanlı İmparatorluğu'nu bölmenin bir yolunu bulmaya çalışıyordu. Osmanlı İmparatorluğu için işleyen bir sistem vardı ama aşiretler, dinler varken bunların etrafını yapay sınırlar çizemezsiniz. Ama Sykes-Picot bunu yaptı."

    Konuşmasının devamında Sevr Anlaşması ve Lozan Anlaşması'nı da işaret eden Barrack, "Tabii ki Kürtlerle ilgili olan bir dizi başka aksiliğe yol açtı. Çünkü Batı herkese aynı toprakları 3 farklı zamanda vaat etmişti. Bu kafa karışıklığı nereden ortaya çıkıyor, bu karışıklık batının doğunun geleceğini dikte etmesinden dolayı ortaya çıkıyor. Çünkü doğuda fosil yakıtlar vardı ve bizim de fosil yakıta ihtiyacımız vardı yani amaç buydu" ifadelerini kullandı. Suriye'deki duruma da değinen Barrack, "Herkes için bir tuvaliniz var, yeni bir ticari alan olarak önümüzde bir tuval var. Burada Türk şirketleri, Körfez’den gelen para, İsrail’den gelen yaratıcılık, yani mümkünse yeni bir aşiret dışı deneyim de işbirliği yapabilir" diye konuştu.

    Suriye'deki duruma da değinen Barrack, "Herkes için bir tuvaliniz var, yeni bir ticari alan olarak önümüzde bir tuval var. Burada Türk şirketleri, Körfez’den gelen para, İsrail’den gelen yaratıcılık, yani mümkünse yeni bir aşiret dışı deneyim de işbirliği yapabilir"diye konuştu.

    ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın açıklamalarını, Suriye-İsrail denklemini, Suriye’deki yabancı savaşçıları ve Türkiye’nin konumunu, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi'nden Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu ile konuştuk.

    Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu’na göre Suriye artık Ortadoğu gündeminin merkezinde. ABD’nin yeni Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın Katar ve Suudi Arabistan ile ilişkilerine de dikkat çeken Atlıoğlu, bölgedeki ülkelerin Barrack’ın açıklamalarını yakından takip ettiğini kaydetti:

    Suriye’nin mevcut durumda en büyük problemlerinden birisinin Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ile birlikte hareket etmiş yabancı cihatçılar olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Atlıoğlu, özellikle bu grupların tek merkezde toplanmasının oldukça zorlu bir süreç olacağına değindi. Atlıoğlu’na göre bu gruplar kontrol altına alınamazsa, askeri darbelere kadar gidebilecek istikrarsızlık süreçlerinin yaşanması muhtemel:

    ABD’nin Suriye’nin Golan Tepeleri’ni tamamen İsrail’e vermesini arzuladığını vurgulayan Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu’na göre, Suriye geçici hükümeti başkanı Ahmed eş-Şara’nın henüz İsrail’e karşı bir politika yürütecek gücü de mevcut değil:

    Türkiye’nin 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesiyle birlikte Suriye sahasında etkinliğini artırdığına dikkat çeken Doç. Dr. Atlıoğlu, diğer yandan Türkiye’nin yatırımlarının Ahmed eş-Şara’yı endişelendirebileceğini belirtti. Suriye’nin ekonomik darboğazdan kurtuluş reçetesi olarak sunduğu serbest piyasa ekonomisinin daha ciddi sorunlara yol açabileceğine dikkat çeken Atlıoğlu, şunları kaydetti:

    1 hr 25 min
  • ‘ABD, Suriye için adı konulmamış bir Irak modeli düşünüyor’

    ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barrack NTV’ye verdiği röportajda gündeme ve Türkiye’ye dair açıklamalarda bulundu.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın “çok iyi bir ilişki içinde olduğunu söyleyen Barrack, “Bu Başkan’ın Türkiye ile, Cumhurbaşkanı’nız ile kurmak istediği ilişki farklı bir ilişki, stratejik değil, olay odaklı değil, işlemsel değil, Amerika’nın Avrupa’ya savunma amaçlı emir vermediği farklı bir düzeye yükseltiyor, bambaşka bir düzey... Türkiye için dünyanın en etkili bölgesi haline gelen bir bölgede en etkili olabileceğiniz bir pozisyona sahip olduğunuzu söylüyor” ifadelerini kullandı.

    İstanbul’da dün gerçekleşen Rusya-Ukrayna görüşmesine ilişkin “Toplantıda alınan kararların etkili ve güvenlik garantili olduğu anlamlı bir toplantı olması gerekiyor” diyen Barrack, “Artık Başkan Trump sabrının sonuna geldi, o çok sabırlı biri diyemezsiniz. Türkiye’nin şu anda müdahale edip ve operasyonel sorunları ortadan kaldırmasıyla liderler arasında zirve noktasında en tepede bir görüşme olabilir. Ve bu konuyu herkes için çözebiliriz diye düşünüyorum” dedi.

    Barrack, Suriye’de geçen aralıkta Beşar Esad rejiminin devrilmesinin ardından bu ülkede bulunan sekiz üssün sırasıyla beş ve üçe düşürüldüğünü, hedeflerinin bir üs dışında diğer tüm askeri üslerin kapatılması olduğunu söyledi. Ayrıca Amerikan basını ve İngiltere merkezli Suriye İnsanhakları Gözlemevi (SOHR), ABD güçlerinin Suriye’nin doğusundaki Deyrizor vilayetinde bulunan iki büyük askeri üsten çekildiğini bildirdi.

    ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Barrack, verdiği mülakatta Suriye’deki ABD varlığına ilişkin de açıklamalarda bulundu. Ortadoğu’daki tarihsel anlaşmazlıkların ve karışıklıkların Batı’nın, Doğu’nun geleceğini dikte etmeye çalışmasından kaynaklandığını dile getiren Barrack, “Bugünkü Suriye politikamız son 100 yıldaki Suriye politikasına yakın olmayacak, çünkü bunların hiçbiri işe yaramadı” dedi. Terör örgütü PKK/YPG’nin Suriye kolu SDG’nin Washington için “önemli bir müttefik olduğunu” söyleyen ABD elçisi, “Onları yeni Suriye hükümetine entegrasyona yönlendirmek çok ama çok önemli” ifadesini kullandı. Barrack, Suriye’deki ABD askerleriyle ilgili olarak da, “Askeri üslerimizin azalması da gerçekleşti. (ABD üs sayısı) 8 üsten düştük, 5, 3 ve sonunda 1’e düşecek” dedi.

    Suriye'yi "ticarete yönelik bir tuval" olarak tanımlayan Barrack, "Burada Türk şirketleri, Körfez’den gelen para, İsrail’den gelen yaratıcılık, yani mümkünse yeni bir aşiret dışı deneyim de işbirliği yapabilir" diye konuştu. Barrack, ayrıca Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) ABD'nin müttefiki olduğunu vurguladı ve şunları kaydetti:

    "Bu doğru ya da yanlış demiyorum. Ancak mesela Balfour Deklarasyonu'ndan başlayalım. Yahudi nüfusu için yeni ve özgür bir bölge yaratmanın yolunu bulmaya çalıştılar. Sonrasında Sykes-Picot'ya evrildi ki bunda da biliyorsunuz bir İngiliz ve bir Fransız bir araya gelip inanılmaz aşiret ve dinsel hiziplerin olduğu bir bölgeyi alıp Osmanlı İmparatorluğu'nu bölmenin bir yolunu bulmaya çalışıyordu. Osmanlı İmparatorluğu için işleyen bir sistem vardı ama aşiretler, dinler varken bunların etrafını yapay sınırlar çizemezsiniz. Ama Sykes-Picot bunu yaptı."

    Konuşmasının devamında Sevr Anlaşması ve Lozan Anlaşması'nı da işaret eden Barrack, "Tabii ki Kürtlerle ilgili olan bir dizi başka aksiliğe yol açtı. Çünkü Batı herkese aynı toprakları 3 farklı zamanda vaat etmişti. Bu kafa karışıklığı nereden ortaya çıkıyor, bu karışıklık batının doğunun geleceğini dikte etmesinden dolayı ortaya çıkıyor. Çünkü doğuda fosil yakıtlar vardı ve bizim de fosil yakıta ihtiyacımız vardı yani amaç buydu" ifadelerini kullandı. Suriye'deki duruma da değinen Barrack, "Herkes için bir tuvaliniz var, yeni bir ticari alan olarak önümüzde bir tuval var. Burada Türk şirketleri, Körfez’den gelen para, İsrail’den gelen yaratıcılık, yani mümkünse yeni bir aşiret dışı deneyim de işbirliği yapabilir" diye konuştu.

    Suriye'deki duruma da değinen Barrack, "Herkes için bir tuvaliniz var, yeni bir ticari alan olarak önümüzde bir tuval var. Burada Türk şirketleri, Körfez’den gelen para, İsrail’den gelen yaratıcılık, yani mümkünse yeni bir aşiret dışı deneyim de işbirliği yapabilir"diye konuştu.

    ABD’nin Ankara büyükelçisi ve Suriye özel temsilcisi Tom Barrack’ın açıklamalarını ve Amerika’nın 47. Başkanı Donald Trump’ın Suriye politikasını, Emekli Kurmay Albay Ünal Atabay ile konuştuk.

    Ünal Atabay’a göre Trump, Çin’e odaklanmadan önce Ortadoğu’da ABD’nin içinde bulunduğu tüm meseleleri halletmek istiyor:

    ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın açıklamalarının üç ana başlıkta ele alınabileceğini vurgulayan Emekli Kurmay Albay Atabay, özellikle ABD’nin Türkiye ve İsrail ilişkilerine önem vereceğini belirtti:

    Suriye’deki Uygur savaşçıların Suriye ordusuna entegre edilmesi ve 84. Tümenin kurulması konusunun ABD’nin ve Çin’in ortak çıkarı olduğunu ifade eden Ünal Atabay, şunları kaydetti:

    Tom Barrack’ın açıklamalarının özellikle YPG konusunda ABD’nin politikasını açıkça ifade ettiği değerlendirmesinde bulunan Emekli Kurmay Albay Atabay, Amerika’nın Suriye’nin kuzeydoğusu için adı konulmamış bir Irak modeli düşündüğünü aktardı:

    Barrack’ın “ortak düşman” vurgusuyla İran’ı kastediyor olabileceği yorumunu yapan Ünal Atabay, Türkiye’nin İsrail-İran çatışmasına temkinli yaklaşması gerektiğini belirtti:

    1 hr 25 min
  • ‘Finans elitlerinin ekonomik darboğazdan çıkma yöntemi savaşlardır’

    Rusya Savunma Bakanlığı Kiev rejiminin 1 Haziran'da Murmansk, İrkutsk, İvanovo, Ryazan ve Amur bölgelerindeki hava üslerine yönelik FPV İHA kullanarak terör saldırısı düzenlediğini açıkladı. Askeri havalimanlarına yönelik saldırıların püskürtüldüğünü açıklayan Rus Savunma Bakanlığı, açıklamasında şu cümlelere yer verdi: Yangınlar söndürüldü. Askeri personel veya siviller arasında can kaybı yok. Terör saldırılarına katılanlardan bazıları gözaltına alındı."

    Ukrayna tarafı, söz konusu saldırı için bir buçuk senedir hazırlık yapıldığını belirtti. “Ağ” adı verilen Ukrayna istihbarat servisi (SBU) operasyonu için Rusya’ya kaçak yollardan FPV dron parçaları sokulduğu, bunların prefabrik inşaat malzemeleri içerisinde saklandığı ve tamamen sivil kamyonlar tarafından askeri havaüsleri yakınlarına taşındığı bildirildi. Kiev rejimi lideri Vladimir Zelenskiy, söz konusu terör saldırısını bizzat yönettiğini itiraf etti ve Ukrayna’nın Ağ Operasyonu ile 40’tan fazla Rus savaş uçağını pistlerin üstünde vurduğunu iddia etti.

    Ancak bağımsız kaynaklar, hasar alan uçak sayısının uydu görüntüleri ve Ukrayna’nın paylaştığı FPV dron görüntüleri aracılığı ile inceleme imkanı buldu. Bağımsız kaynaklar, Ukrayna’nın iddialarını yalanladı ve birçok havalimanında saldırıların püskürtüldüğünü, Rus Hava Kuvvetleri’ne ait yalnızca 10 adet uçağın çeşitli şekillerde maddi zarar gördüğünü öne sürdü.

    Ukrayna’nın terör saldırıları, 1 Haziran’ı 2 Haziran’a bağlayan gecede de devam etti. Rus hava savunma güçleri, İngiliz yapımı 2 adet Storm Shadow uzun menzilli füzenin, ABD üretimi 4 adet JDAM güdümlü füzenin ve çeşitli tiplerde 316 İHA’nın düşürüldüğünü açıkladı. Rusya’nın cephe hattından uzak bölgelerine gerçekleştirilen saldırıların, Almanya’nın bu sene göreve başlayan Başbakanı Friedrich Merz’in “Ukrayna’ya verilen silahların kullanım menziline ilişkin tüm sınırlamaları kaldırdık” açıklamasından sonra gerçekleşmesi dikkat çekti.

    Diğer yandan Rusya'da iki tren kazası meydana geldi. Kursk Bölgesi’ndeki Trosna-Kalinovka karayolunun 48. kilometresinde yük treninin üstüne köprü çöktü. Trenin makinisti yaralandı.

    Öte yandan Bryansk Valisi Bogomaz, Bryansk bölgesinin Vıgoniçskiy bölgesindeki bir köprünün Klimov – Moskova seferini yapan yolcu treninin üzerine çöktüğünü duyurdu. 7 kişi hayatını kaybederken, 69 kişi yaralandı.

    Rusya Soruşturma Komitesi, Bryansk ve Kursk bölgelerindeki demiryollarında meydana gelen patlamaların terör saldırısı olarak sınıflandırıldığını bildirdi.

    Rusya’ya yönelik kolektif Batı’nın desteklediği Kiev Rejimi tarafından gerçekleştirilen terör saldırıları, 2 Haziran’da İstanbul’da gerçekleşen Rusya-Ukrayna müzakerelerinin ikinci turundan bir gün önce yaşandı. Saldırıların zamanlaması, kimi uzmanlar tarafından provokasyon olarak nitelendirildi.

    Rusya ve Ukrayna heyetleri arasındaki görüşmelerin ikinci turu, 2 Haziran'da İstanbul'da Çırağan Sarayı'nda yapıldı. Moskova'dan yapılan açıklamalara göre 16 Mayıs'taki görüşmelerde masada bulunan Rus heyeti, bugün de 'aynı kadroyla sahaya çıktı. Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Vladimir Medinskiy'in başkanlık ettiği Rus heyetinde Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Galuzin, Genelkurmay Başkanlığı Ana İstihbarat Dairesi Başkanı İgor Kostyukov ve Savunma Bakan Yardımcısı Aleksandr Fomin yer aldı.

    16 Mayıs'taki görüşmelerin ardından açıklama yapan Rus müzakere heyetinin başkanı Medinskiy, Dolmabahçe Çalışma Ofisi'ndeki görüşmenin sonucundan genel olarak memnun olduklarını ve Ukrayna'yla teması sürdürmeye hazır olduklarını belirtmişti. Medinskiy, Ukrayna'yla 1000'e 1000 esir takası yapılması konusunda anlaşma sağladıklarını da duyurmuş ve bu süreç 23-24-25 Mayıs'ta gerçekleştirilen üç aşama sonucunda eksiksiz olarak tamamlanmıştı.

    2 Haziran'da gerçekleşen Rusya-Ukrayna müzakerelerinin ikinci turunda açılış konuşmasını, Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan yaptı. Fidan, konuşmasında şunları söyledi:

    "Saygıdeğer katılımcılar, bugünkü toplantımızda iki ülkenin ateşkese dair koşullarını ve perspektiflerini değerlendirmeye devam etmeyi hedefliyoruz. Aynı zamanda insani mülahazalarla savaş esirlerinin değişimi sürecini bir adım daha ileri taşımayı amaçlıyoruz. Liderler toplantısı için gerekli hazırlıkları da ele almayı öngörüyoruz. Düzenli görüşmelerin yapılmasını, taraflar arasında güvenin tesisi açısından değerli görüyoruz."

    Bir buçuk saat süren görüşmelerden sonra taraflar, Çırağan Sarayı'ndan ayrıldı. Ria Novosti'ye konuşan bir Türk yetkili, görüşmelerin olumsuz bir şekilde sonuçlanmadığını belirtti. Görüşmelerin bir buçuk saat sürdüğü ve Rusça gerçekleştirildiği aktarıldı.

    Müzakerelerin ikinci turunda gündemde barış planları ve tarafların hazırladığı belgeler de vardı. Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve baş müzakereci Vladimir Medinskiy, belgenin Rus heyetinin eline önceden geçtiğini belirtti. Kiev’in mutabakatına göre, toprak meseleleri ancak tam bir ateşkes sağlandıktan sonra görüşülecek. Temas hattı, müzakerelerin başlangıç noktası olarak belirleniyor. Daha önce Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Ukrayna ile önerilen müzakerelerin amacının, ihtilafın temel nedenlerini ortadan kaldırmak ve Rusya'nın çıkarlarını güvence altına almak olduğunu belirtmişti.

    Müzakerelerin sona ermesinin ardından Rus heyetinin başındaki isim, Rusya Devlet Başkan Yardımcısı Vladimir Medinskiy basın toplantısı düzenledi ve şu açıklamalarda bulundu:

    "Ukrayna, Rusya'nın çözüme ilişkin memorandumunu inceleyecek ve cevap verecek. Rusya, Ukrayna'ya cephenin bazı bölümlerinde 2-3 günlük 'somut ateşkes' teklif etti. Ukraynalı askerler, belirli kesimlerde ateşkes teklifini kısa süre içinde inceleme sözü verdi. Moskova ve Kiev, komutanların askerlerinin cenazelerini teslim alabilmesi için bazı kesimlerde ateşkes konusunda anlaşmaya vardı. Rusya ve Ukrayna, en kapsamlı esir takası konusunda anlaşmaya vardı. Taraflar, 25 yaş altındaki savaş esirlerini ve ayrıca ağır yaralı ve hasta esirleri takas edecek. Rusya ayrıca gelecek hafta Kiev'e tek taraflı olarak 6 bin Ukrayna askerinin cenazesini teslim edecek. Moskova ve Kiev, siyasi kararlar olmadan ağır yaralı askerlerin takası için komisyon kuracak. Rusya, çatışmalar nedeniyle zor durumda kalan 339 çocuğun adının yer aldığı bir listeyi Ukrayna tarafından teslim aldı. Rusya'nın kaçırdığı tek bir çocuk yok, sadece Rus askerlerinin kurtardığı çocuklar var. Rusya, çocukların ebeveynleri ve yasal vasilerinin bulunması halinde çocukları Ukrayna'ya iade edecek."

    Rusya'ya yönelik terör saldırılarını, Batı'nın silahlanma açıklamalarını ve Ukrayna krizindeki son gelişmeleri, gazeteci ve yazar Hasan Erel ile konuştuk.

    Rus askeri hava üslerine yönelik saldırıların arkasında İngiltere’nin olabileceğine dikkat çeken Hasan Erel, ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen hafta Rusya’ya yönelik tehditlerini hatırlattı:

    Avrupa’daki birçok liderin küreselci sermaye gruplarının eski çalışanları olduğuna dikkat çeken Erel, bu grupların bir lobi oluşturduğunu ve Rusya ile doğrudan savaşmayı arzuladığını belirtti:

    Avrupa’nın savaş ekonomisi için 800 milyar euro bütçe hedeflediğini hatırlatan Hasan Erel’e göre finans elitleri, ekonomik gerilemeden kurtulmak için savaşları büyütmeyi hedefliyor:

    Batı’nın Karadeniz’de çatışma halini sürdürmeyi hedeflediğini vurgulayan Erel, Moldova’nın yeni bir Ukrayna olabileceği uyarısında bulundu:

    1 hr 24 min
  • ‘Rusya ve Ukrayna müzakerelerinin İstanbul’dan başka bir yerde yapılması mümkün değil’

    Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Moskova'da yaptıkları görüşmenin ardından iki ülkenin Ukrayna meselesi ve ikili ilişkilerle ilgili tutumlarını ortaya koymak için kameraların karşısına geçti.

    Lavrov, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in dün Fidan'la yaptığı görüşmede, Rus-Türk işbirliğini engellemeye yönelik dış girişimlere rağmen Moskova'nın ortak projeleri hayata geçirmekte kararlı olduğu mesajını verdiğini söyledi.

    Lavrov, "Bugün, Rusya-Türkiye ortaklığını güçlendirme konusundaki karşılıklı ilgimizi, özellikle Batı'nın bu ilişkilere suni olarak gayrimeşru zorluklar çıkarmaya çalıştığı koşullarda Rusya ve Türkiye gibi ülkeler arasındaki ilişkilerde kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sorunları çözmek ve etkileşim alanlarını genişletmek için çalışmaya hazır olduğumuzu teyit ettik" ifadelerini kullandı.

    Rusya'nın Türkiye'ye Ukrayna çözümündeki desteği için minnettar olduğunu kaydeden Lavrov, müzakerelerin başarısının çatışmanın temel nedenlerini ortadan kaldırmanın mümkün olup olmadığına bağlı olduğunun altını çizdi.

    Ukrayna'yla müzakerelerin olası ikinci turu hakkında da konuşan Lavrov, "Rusya-Ukrayna müzakerelerinin ikinci turuna gelince, eğer bana sorarsanız, ben yine Türk dostlarımıza başvururdum. İstanbul çok güzel" diye konuştu.

    Suriye’deki gelişmeleri, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Moskova ziyaretini, Türk-Rus ilişkilerini, Türk-Amerikan yakınlaşmasını ve İstanbul’da devam etmesi arzulanan Rusya-Ukrayna müzakerelerini, uluslararası ilişkiler uzmanı Prof. Dr. Emin Gürses ile konuştuk.

    ‘Batılı ülkeler Türkiye’yi, Suriye’deki ayak işleri için kullandı’

    Prof. Dr. Emin Gürses’e göre Suriye’de ABD, attığı adımları çok ince bir şekilde planlamış durumda. Suriye’nin resmen birkaç parçaya bölünmese dahi idari bölgeler adı altında tıpkı Lübnan gibi bölündüğünü kaydeden Gürses, Türkiye’nin 2011’de Suriye İç Savaşı’nda Özgür Suriye Ordusu’na verdiği desteği hatırlatarak, “Gidişat sürerse Türkiye bunun faturasını ödeyecek” dedi:

    Türkiye’nin dış politika rotasının ABD’ye doğru kırıldığını hatırlatan Prof. Dr. Gürses, bu sebeple Türkiye’nin Çin’in inşa etmeyi planladığı Karadeniz demiryolu hattı projesinde de duraksadığını belirtti. Gürses ayrıca Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Rusya ziyaretinin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın doğrudan talimatı ile gerçekleştiğini ifade etti:

    Almanya’nın Baltık bölgesine asker göndermesini değerlendiren Prof. Dr. Emin Gürses’e göre Almanya’nın dış politikasını doğruca İngiltere ve ABD belirliyor. Avrupa halklarında Amerikan karşıtlığının “aşırı sağ” olarak yaftalanan partilere oy olarak yansıdığının altını çizen Gürses, şunları kaydetti:

    Batı’nın Rusya-Ukrayna müzakerelerini Vatikan’da sürdürme önerisinin mantıklı olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Gürses, Türkiye’nin Rusya ile ilişkileri sebebiyle görüşmelere ev sahipliği yapmayı sürdüreceği değerlendirmesinde bulundu:

    1 hr 25 min
  • ‘Suriye’de gidişat federalizme doğru gidiyor gibi gözüküyor’

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye geçici hükümetinin başkanı Ahmed Şara ile 24 Mayıs'ta bir araya geldi. Dolmabahçe Çalışma Ofisi'nde basına kapalı gerçekleştirilen görüşme yaklaşık bir buçuk saat sürdü. Görüşmenin ardından heyetler, yemekte bir araya geldi.

    ABD ve AB'nin Suriye'ye yönelik yaptırımları kaldırma kararından sonra Türkiye'ye ilk ziyaretini gerçekleştiren Şara'ya, yaptırımların kaldırılmaya başlanmasının Türkiye tarafından memnuniyetle karşılandığını ifade eden Erdoğan, Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunarak, ülkenin ve ordunun tek bir merkezden idare edilmesinin önemli olduğunu kaydetti.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, İsrail'in Suriye topraklarındaki işgal ve saldırganlığının kabul edilemeyeceğini, Türkiye'nin buna her platformda karşı çıkmaya devam edeceğini belirtti. Türkiye ile Suriye ikili ilişkilerinin ve işbirliğinin enerji, savunma, ulaştırma başta olmak üzere her alanda gelişmeye devam edeceğini belirten Erdoğan, Türkiye'nin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da komşuluk ve kardeşlik hukukunun gereğini yerine getireceğini ifade etti.

    Suriye geçici hükümeti başkanı eş-Şara da yaptırımların kaldırılmasındaki kritik destek ve emekleri için Cumhurbaşkanı Erdoğan'a teşekkürlerini sundu.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan'a görüşmede, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı İbrahim Kalın, Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, Cumhurbaşkanı Dış Politika ve Güvenlik Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Sefer Turan eşlik etti.

    Öte yandan ABD'nin yeni Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, 25 Mayıs'ta sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Sykes-Picot anlaşmasına atıfta bulundu. Barrack, ABD’nin Suriye’nin bölünmesine karşı olduğunu, bir asır önce “Batı’nın emperyal kazançlar için” Ortadoğu’yu “hayali sınırlara” böldüğü Sykes-Picot anlaşması gibi bir girişimden yana olmadığını, bölgede Türkiye, Körfez ülkeleri ve Avrupa ile beraber yol almak istediğini öne sürdü.

    Tom Barrack, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

    “Batı, bir asır önce haritalar, manda yönetimleri, çizilmiş sınırlar ve yabancı yönetimler dayattı. Sykes-Picot Suriye’yi ve daha geniş bir bölgeyi barış için değil emperyal kazanç için böldü. Bu hata nesillere mal oldu. Bunu bir daha yapmayacağız. Batı müdahalesi dönemi sona ermiştir. Gelecek, bölgesel çözümlere, ortaklıklara ve saygıya dayalı bir diplomasiye aittir. Başkan Trump’ın 13 Mayıs’ta Riyad’da yaptığı konuşmada vurguladığı gibi, 'Batılı müdahalecilerin Ortadoğu’ya uçarak nasıl yaşanacağı ve kendi işlerinizi nasıl yöneteceğiniz konusunda dersler verdiği günler geride kaldı.' Suriye’nin trajedisi bölünmüşlük içinde doğdu.”

    Suriye’deki gelişmeleri, ABD’nin yeni Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack’ın “Sykes-Picot” açıklamasını, Türkiye’nin Suriye politikasını ve ABD Başkanı Donald Trump’ın etkisini, Emekli Büyükelçi Ahmet Süha Umar ile konuştuk.

    ABD Başkanı Donald Trump ile birlikte özellikle Avrupa ve Ortadoğu’da diplomasinin adeta sil-baştan yürütüldüğü yorumunda bulunan Emekli Büyükelçi Umar, Ortadoğu’ya ciddi bir belirsizliğin hakim olduğunu belirtti:

    Ahmet Süha Umar’a göre Suriye’deki gidişat, Türkiye’nin lehine gözükmüyor. Umar özellikle Türkiye’nin Suriye’deki politikasının, ulusal çıkarlarına aykırı gelişmelere sebep verdiği eleştirisini dile getirdi:

    ABD’nin yeni Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın sözlerini değerlendiren Umar, özellikle ABD Başkanı Donald Trump ve Tom Barrack’ın paralellik gösteren ve tarihsel bilgi eksikliği içeren söylemlerine dikkat çekti. Ahmet Süha Umar’a göre ABD, Türkiye’nin çıkarlarını gözetmediği sürece, Barrack’ın Amerika’nın Suriye Özel Temsilcisi olarak görevlendirilmesi, Türkiye’nin lehine olan bir durum değil:

    ABD’nin politikalarının, Amerikan etkisini kırabileceğini ve bunun olumsuz yansımasının da İsrail’e olabileceğini aktaran Ahmet Süha Umar, Türkiye’nin ise izlediği politikanın doğru olmadığı değerlendirmesinde bulundu:

    1 hr 24 min
  • ‘ABD bu ateşkesi, İsrail’i kapsamadığı halde kabul etti. Husiler, İsrail’i vurmaya devam ediyor’

    Hamas'ın İsrail'e yönelik 7 Ekim 2023'te düzenlediği Aksa Tufanı harekatından sonra İsrail, Gazze'yi işgal etme kararı aldı. Aradan geçen bir buçuk yılın ardından 55 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti. Ölenlerin en az 10 bininin çocuk olduğu bildirildi.

    Yemen'de bulunan ve "Husiler" olarak da bilinen Ensarullah hareketi, İsrail saldırılarına karşın Kızıldeniz'de İsrail'e ait yahut İsrail'e yardıma giden gemilere yönelik askeri angajman uygulayacağını ve füze ile dron saldırılarını kullanarak gemilerin geçişine engel olacağını ilan etti.

    Bir buçuk senedir devam eden Kızıldeniz krizi sebebiyle, Babülmendep Boğazı'ndan geçişlerde ciddi bir düşüş yaşandı. Özellikle İsrail'e yardım eden Avrupa Birliği ülkelerinin gemileri Ümit Burnu'na dönmek zorunda kaldı. Navlun ve konteyner nakliye fiyatlarında üç kat kadar artış yaşandı.

    Bu süreçte Avrupa Birliği, Aspides Harekatı'nı ilan etti fakat hava savunma kalkanı ile gemileri korumayı başaramadılar.

    ABD ise hem bir önceki başkan Joe Biden, hem de şimdiki Başkan Donald Trump dönemlerinde askeri harekat icra etti.

    Biden, Husilerin silah sevkiyatına yönelik birkaç hava saldırısı gerçekleştirdiyse de harekatın önceliği hava kalkanı oluşturarak gemilerin güvenliğini sağlamaktı. Trump ise Husilerin savaşçılarını, füze rampalarını ve lider kadrosunu doğrudan hedef alacağını bildirdi.

    Harekat sırasında ABD Başkanı Donald Trump, kendi sosyal medya hesabından, 70 kişilik bir Husi savaşçı grubunun vurulduğuna dair dron görüntülerini dahi yayınladı. Husiler ise ABD'nin mart ayında başlayarak mayıs ayına kadar devam eden saldırılarında 100'den fazla sivilin hayatını kaybettiğini söyledi.

    ABD'nin yüksek tempolu hava harekatlarına karşın, Husilerin gemilere yönelik atışlarında düşüş yaşansa da, durum tamamen son bulmadı. Ayrıca Husiler, hipersonik füzelerle İsrail'in Ben Gurion havalimanı ve Hayfa Limanı dahil çeşitli noktalarını vurmayı sürdürdü. Bu durum, Pentagon'un hedefine ulaşamadığı ve Husilerin operasyonel kabiliyetini ortadan kaldıramadığı şeklinde yorumlandı.

    Harekat sırasında ABD'ye ait 20'den fazla MQ-9 Reaper İHA düşürüldü. Adedi 50 milyon doları geçen bu İHA'lar, Yemen'in dağlık ve karmaşık coğrafyasında, hava kuvvetlerinin ihtiyacı olan istihbaratı karşılamak için riskli alçak uçuşlar yapmak durumunda kalıyordu.

    Husiler ise on ile kırk bin dolar arasında değişen mühimmatlar ile ABD donanmasına karşı çatıştı.

    ABD'nin sürekli iniş ve kalkış icra eden pilotları ve pist kontrolü sağlayan uçak gemisi personellerinin hataları sebebi ile iki F-18 savaş uçağı kaza kırıma uğradı. Giderek artan operasyonel maliyetler, ABD-İran nükleer müzakereleri, harekatın hedefine ulaşamaması ve mühimmat stoklarının tükenmesi sebebiyle Amerika ve Husiler arasında ateşkese varıldı.

    İki taraf da zafer ilan ederken, İsrail ateşkesin dışında bırakıldı. Bu durum dünya çapında dikkatleri üzerine çekti.

    ABD’nin Yemen’e yönelik aylardır süren saldırılarını, Kızıldeniz’deki krizi, ABD-Husi ateşkesini ve son tabloyu, savunma ve güvenlik politikaları uzmanı Suat Delgen ile konuştuk.

    Husiler ve ABD arasında 5 Mayıs’ta varılan ateşkese İsrail’in dahil edilmediğinin altını çizen Delgen, ABD’nin İsrail’i kapsamayan bir ateşkesi kabul etmesinin jeopolitik açıdan dikkat çekici olduğunu vurguladı:

    ABD’nin Yemen’e karşı yürüttüğü harekatın aylık maliyetinin bir milyar doları bulduğunu hesaplayan Suat Delgen, bunun sürdürülebilir olmadığını ifade etti:

    Suat Delgen’e göre ateşkes, iki tarafın da kendi kamuoyuna yönelik telkinde bulunabileceği bir kazan-kazan formülü taşıyor. ABD’nin özellikle F-35 kaybından da çekindiğini aktaran Suat delgen, Hindistan’a ait Fransız üretimi Dassault Rafale jetlerinin düşürülmesini hatırlatarak bu tür kayıpların ciddi prestij kaybına sebep olduğunu belirtti:

    Yemen’de Husilere yönelik AB’nin ve ABD’nin farklı harekatlar yürütmesinin NATO içindeki vizyon farklılığını gözler önüne serdiğini kaydeden Delgen, diğer yandan ABD ve Rusya arasındaki diplomatik temasların da istikrar yönünde katkısı olmuş olabileceği değerlendirmesinde bulundu:

    Türk Deniz Kuvvetleri’nin Kızıldeniz’deki faaliyetlerinin Somali açıklarında sondaj faaliyeti ve deniz haydutluğu ile mücadele biçiminde olduğunu aktaran Suat Delgen, Türkiye ve Husiler arasında bir çatışma durumunun hiç yaşanmadığını ifade etti:

    Delgen’e göre İsrail’in ateşkes kapsamının dışında tutulması, Trump ve İsrail arasında yaşanan gerilimi gözler önüne seriyor:

    1 hr 25 min
  • 'ABD artık savunma hattında. Altın Kubbe projesi bunu gösteriyor. Asıl hedef ise Avrupa, Ortadoğu ve Pasifik pazarı'

    ABD Başkanı Trump, 175 milyar dolarlık "altın kubbesini" açıkladı.

    Trump, "Altın Kubbe'yi resmen duyurmaktan memnuniyet duyuyorum. Uzay tabanlı sensörler ve önleyiciler de dahil olmak üzere yeni nesil teknolojileri kara, deniz ve uzayda konuşlandıracak son teknoloji ürünü bir sistem olacak." şeklinde konuştu.

    Söz konusu sistemin kendi görev süresi bitmeden hayata geçirileceğini, dolayısıyla 3 yıl gibi bir sürede sistemin işler hale gelmesini beklediklerini kaydeden Trump, sistemin inşasının toplam maliyetinin yaklaşık 175 milyar dolar olacağını belirtti. Trump, "Kanada da bizi aradı ve bunun bir parçası olmak istiyorlar, bu yüzden onlarla konuşacağız. Onlar da korunmak istiyor." dedi.

    "ABD'nin birçok füze savunma sistemine sahip olduğunu, ancak bu tür bir kapsayıcı savunma sistemine her zaman ihtiyacı olduğunu" anlatan Trump, daha önceki bazı başkanların da bu tür bir savunma mimarisi yapmak istediklerini, ancak teknolojik olarak bugün bunun mümkün hale geldiğini söyledi.

    "Altın Kubbe tamamen inşa edildiğinde, dünyanın herhangi bir yerinden hatta uzaydan bile fırlatılan füzeleri önleme kapasitesine sahip olacak. Bugüne kadar inşa edilmiş en iyi sisteme sahip olacağız." diyen Trump, daha önce İsrail'in "Demir Kubbe" sistemini üretmesine yardım ettiklerini de hatırlattı.

    Trump, "Bugün ise bundan çok daha ileri bir teknolojiye sahibiz. Hipersonik füzeler, balistik füzeler ve gelişmiş seyir füzeleri de dahil olmak üzere hepsi havada imha edilecek." ifadesini kullandı. ABD Başkanı, sistemin inşası için bu mali yılda ilk etapta 25 milyar dolarlık bir bütçe ayıracaklarını, sonraki mali yıllarda da planlanan diğer harcamaları yapacaklarını kaydetti.

    Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning ise, Pekin'de düzenlenen olağan basın toplantısında sorulan soruya verdiği yanıtta, Trump'ın Altın Kubbe projesine dair görüşlerini dile getirdi. ABD'nin "Altın Kubbe" ile küresel, çok katmanlı, çok boyutlu ve sınır gözetmeyen bir füze savunma sistemi yaratmayı amaçladığına dikkati çeken Mao, yörüngede kurulması planlanan tespit ve takip sistemleri dahil ülkenin muharebe kabiliyetini atmosferin dışına taşımayı hedeflediğini belirtti.

    Mao, projenin saldırgan bir karakterinin olduğunu ve Dış Uzay Sözleşmesi'nin barışçı kullanım ilkesiyle çeliştiğini vurguladı.

    Projenin uzayı savaş alanına dönüştürme ve uzayda silahlanma yarışını başlatma riskini artırdığını, ayrıca uluslararası güvenlik ve silah kontrolü sistemlerini zayıflatacağını belirten Mao, "Bu, ABD'nin kendi güvenliğini her şeyin üstünde tuttuğu bir başka 'Önce Amerika' projesinden ibarettir. Herkes için tam güvenlik ilkesini ihlal etmenin yanı sıra, küresel stratejik dengeyi ve istikrarı da tehdit edecektir." dedi.

    Mao, Çin'in projeden kaygı duyduğunu vurgulayarak, ABD tarafına, küresel füze savunma sistemleri geliştirme ve konuşlandırmaya son verme, büyük ülkeler arasında stratejik güveni güçlendirme ve küresel stratejik istikrarı koruma çağrısında bulundu.

    ABD Başkanı Donald Trump'ın 175 milyar dolarlık Altın Kubbe füze kalkanı projesini, jeopolitik arka planını ve uzayın silahlandırılması tartışmalarını, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı'ndan Dr. Barış Adıbelli ile konuştuk.

    Dr. Barış Adıbelli’ye göre füze ve çip üretim kapasitesi düşük olan ABD’nin, müttefikleri olmadan Altın Kubbe projesini hayata geçirmesi zor gözüküyor:

    Dr. Barış Adıbelli’ye göre Amerikan Başkanı Trump’ın asıl hedefi, Altın Kubbe projesini Avrupa’ya, Ortadoğu’ya ve Pasifik’e pazarlamak. Dünyada bir Rusya, Çin ve İran tehdidi algısı yaratarak silah satışları ile ABD ekonomisini canlandırmanın ana hedef olduğunu vurgulayan Adıbelli, Trump’ın Altın Kubbe projesinin asıl hedefinin Amerikan müttefikleri olduğunu aktardı:

    ABD’nin tarihsel revizyonist yaklaşımla jeopolitiğini belirlediğini kaydeden Dr. Adıbelli’ye göre Avrupa da tarihten kültürel olarak değil, siyasete yansıyan bir kibir ve nefretle besleniyor:

    Uzayın barışçıl kullanımını öngören 1967 tarihli sözleşmenin artık günümüzde ABD tarafından dikkate alınmayacağını kaydeden Dr. Adıbelli, İsrail gibi ABD müttefiki ülkelerin sürekli olarak uluslararası sözleşmeleri ihlal ettiğini hatırlattı. ABD’nin ortaya koyduğu projenin rant amacı güttüğünü vurgulayan Dr. Adıbelli, Türkiye’nin de “Çelik Kubbe” projesini hatırlatarak, dünyada adeta bir füze kalkanı savaşları dönemi başladığını belirtti:

    1 hr 24 min
  • ‘Suriye’yi beş parçaya bölecek planın ilk adımlarının atıldığını görüyoruz’

    Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Suriye'ye yönelik ekonomik yaptırımların kaldırılmasına karar verildiğini bildirdi.

    Kallas, Brüksel'de yapılan AB Dışişleri Bakanları Toplantısı'nın ardından sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Bugün Suriye'ye uyguladığımız ekonomik yaptırımları kaldırma kararı aldık." mesajını paylaştı. "Suriye halkının yeni, kapsayıcı ve barışçıl bir Suriye inşa etmesine yardımcı olmak istiyoruz." ifadesini kullandı ve AB'nin Suriye halkının yanında olmaya devam edeceğini belirtti.

    Suriye'de geçici hükümetin dışişleri bakanlığı ise şu ifadelere yer verildi: "Yaptırımlar, amaçlarına ulaşıldığında yeniden gözden geçirilmelidir. Bu adım, AB'nin hem hukuki hem diplomatik anlamda yapıcı angajmana ve Suriye'nin istikrara, insan haklarına ve ekonomik kalkınmaya dayalı bir geleceğe geçişine verdiği desteği ortaya koymaktadır."

    Yaptırımların kaldırılmasının Avrupa'da yaşayan Suriyelilere ülkelerine yeniden yatırım yapma ve geri dönerek yeniden inşa sürecine katkıda bulunma fırsatı sunacağına işaret edilen açıklamada, Suriye ile Avrupa arasındaki siyasi ve güvenlik işbirliğinin derinleştirilmesi için de önemli bir zemin oluştuğu belirtildi. Suriye geçici hükümetinin yeni dönemde Avrupalı şirketler ve yatırımcılarla işbirliğini güçlendirmeye hazır olduğu ifade edilerek, ekonomik toparlanmayı ve sürdürülebilir kalkınmayı destekleyecek uygun ortamın hazırlanacağı vurgulandı.

    Suriye geçici hükümetinin dışişleri bakanlığının açıklama metninde ayrıca şu cümleler yer aldı:

    "Avrupa uzun süredir insani yardımları, mültecilere ev sahipliği ve adalet ilkesine bağlılığıyla Suriye halkının yanında olmuştur. Bugün Suriye'nin ihtiyacı, daha fazla dost ve ortak, daha az engeldir. Gerçek işbirliklerine ihtiyaç duyuyoruz. Bu ilişkinin insani yardımdan öteye taşınarak gerçek bir ekonomik ve siyasi ortaklığa dönüşmesini umuyoruz."

    Diğer yandan 13 Mayıs'ta Körfez turu kapsamında Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'a giden ABD Başkanı Donald Trump, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman ile yaptığı görüşmeler neticesinde Suriye'ye yönelik yaptırımları kaldırma kararı aldığını ilan etmişti.

    ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise, "Eğer yaptırımlar kaldırılmasaydı, Suriye'de tam ölçekli bir iç savaş başlayabilirdi" dedi. Rubio'nun açıklaması, Türk medyasında tartışma yarattı.

    NATO ise "Acil Müdahale 2025" tatbikatına start verildiğini duyurdu. Tatbikata çeşitli ülkelerden 12 bin askeri personel katılırken, tatbikatın Yunanistan, Arnavutluk, Bulgaristan, Kosova, Karadağ, Slovakya, Hırvatistan ve Kuzey Makedonya'da yapılacağı bildirildi. Amerika Birleşik Devletleri önderliğinde yapılan tatbikatta dikkat çeken bir husus ise, Yunanistan'ın Dedeağaç şehrinde yapılacak tatbikatta Türkiye'nin yer almıyor oluşu.

    Suriye'ye yönelik yaptırımların kaldırılması karşılığında Ahmed eş-Şera'ya Batı tarafından verilen ödevleri, Suriye'deki silahlı grupları, Türkiye-İsrail diyalogunu ve Suriye'deki gelişmelerin Türkiye'ye yönelik yansımalarını, Prof. Dr. Mehmet Yuva ile konuştuk.

    Prof. Dr. Mehmet Yuva’ya göre, Suriye geçici hükümeti başkanı Ahmed eş-Şera’nın “coğrafi idari bölgeler” açıklaması, aslında Suriye’de bölünmenin başlangıcını işaret ediyor. ABD, İngiltere, Fransa ve İsrail gibi güçlerin Suriye’de merkezi ve güçlü bir hükümet istemediğini dile getiren Prof. Dr. Yuva, Ahmed eş-Şera’nın bu konuda da, yabancı savaşçılar konusunda da gereken adımları atıp atamayacağı sorusunun hala daha güncel olduğunu kaydetti:

    ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun “Suriye’de haftalar içinde iç savaş çıkma riski vardı” dediği ve yaptırımların kaldırılmasını savunduğu konuşmayı ele alan Prof. Dr. Yuva, şunları kaydetti:

    NATO'nun 12 bin askeri personelin katılımı ile Yunanistan'ın Türk sınırında yer alan ve Türk azınlığın da yaşadığı Dedeağaç bölgesinden başlayarak, Kuzey Makedonya, Kosova, Karadağ, Hırvatistan, Bulgaristan, Arnavutluk ve Slovakya'da yapacağı acil askeri müdahale tatbikatına Türkiye'nin davet edilmediğini anımsatan Prof. Dr. Mehmet Yuva, bunun Türkiye’ye bir mesaj olduğunu belirtti.

    ABD destekli Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) birliklerinin Tenef’ten kalkarak Suriye’nin kritik öneme sahip Humus vilayetinde yer alan iki askeri üssü ele geçirdiğini de sözlerine ekleyen Prof. Dr. Yuva, şunları söyledi:

    1 hr 25 min

About EKSEN

From the publisher's feed

Ceyda Karan, Eksen’le her gün RS FM'de. Eksen'de Rusya'dan Avrupa'ya; Amerika'dan farklı bölgelere kadar pek çok noktadaki sıcak gelişmeler masaya yatırılıyor.

More shows like EKSEN

Kendine İyi Davran by Beyhan Budak

Kendine İyi Davran

66 Listeners

Merdiven Altı Terapi by Deniz Dülgeroğlu

Merdiven Altı Terapi

67 Listeners

Trend Topic by Podbee Media

Trend Topic

21 Listeners

SEYİR HALİ by Sputnik Türkiye

SEYİR HALİ

0 Listeners

Geri Dönüyoruz by Socrates Dergi, Mahir Ünsal Eriş, Töre Sivrioğlu

Geri Dönüyoruz

14 Listeners