EKSEN

EKSEN

By Sputnik TürkiyeNewsNews Commentary
Download on the App Store

EKSEN episodes

  • 'Almanya'da yeni hükümet bir silahlanma hükümeti'

    Almanya'da Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) Partisinin Genel Başkanı Friedrich Merz, Federal Meclis'te ikinci tur oylamada başbakan seçildi.

    Friedrich Merz, bugün ilk tur oylamada 310 milletvekilinin desteğini alsa da başbakan seçilmesi için gereken 316 oya ulaşamamıştı.

    Sarayda düzenlenen törende Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier, Merz’e "başbakanlığa atama" belgesini verdi. Steinmeier, Merz'i tebrik ederek başarılar diledi. 69 yaşındaki Merz, törenin ardından yemin etmek için Meclis'e döndü.

    Bakanlar da atama belgelerini alarak hükümeti oluşturdu.

    Ancak Merz, Almanya'nın 2. Dünya Savaşı sonrası dönemde, parlamentoda ilk oylamada başbakan seçilemeyen ilk siyasetçisi oldu. Daha önceki tüm başbakanlar, parlamentoda ilk turda oylamayı geçerek yemin etmiş ve göreve başlamıştı.

    Yaşanan gelişmeler, CDU/CSU (Hristiyan Demokratlar) ve SPD (Sosyal Demokratlar) arasındaki koalisyonun ne kadar sağlam olduğu konusunda dünya çapında soru işaretleri yarattı.

    Almanya’nın yeni başbakanı Friedrich Merz’i, dış politika söylemlerini, ilk turda parlamentoda seçilememe sebebini, Türkiye’ye bakış açısını ve Almanya’daki siyasi ortamı, Almanya’da yaşayan gazeteci ve yazar Osman Çutsay ile konuştuk.

    Osman Çutsay’a göre Almanya’da, Hitler’in iktidara gelişiyle sonuçlanan Weimar döneminin tekrarlanması korkusu giderek yayılıyor:

    Almanya’nın Federal Cumhuriyet tarihinde yani 2. Dünya Savaşı sonrasında hiçbir zaman parlamentoda ilk turda başbakanın seçilememesi hadisesinin yaşanmadığına dikkat çeken Çutsay, üç yıldır üst üste resesyonda olan Almanya’nın sıkıntılarının katlanarak arttığını ifade etti Çutsay ayrıca Merz’in Taurus çıkışına atıfta bulunarak, Olaf Scholz’un en azından Ukrayna’da askeri maceracılığı dizginlediğini ve fren işlevi gördüğünü kaydetti:

    Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier’in Brüksel’de yaptığı silahlanma açıklamasının tehlikeli olduğunun altını çizen Çutsay, Almanya’nın Merz hükümetinin bir silahlanma hükümeti olduğu kadar bir erken seçim hükümeti de olacağı değerlendirmesinde bulundu:

    Osman Çutsay’a göre Almanya gerçekten silahlanmaya yönelirse, kısa vadede sanayide toparlanma yaşansa dahi o silahlar bir gün mutlaka kullanılacak:

    Almanya’da öne çıkan Prusya vurgusunun bir gericilik emaresi olduğunu ifade eden Osman Çutsay, diğer yandan Almanya’nın yeni Dışişleri Bakanı olacak olan Johann Wadephul’un Rusya ile ilgili sözlerinin ise dünyada eşi benzeri görülmemiş derecede düşmanca olduğunu kaydetti:

    Almanya’nın Türkiye’ye yönelik dış politikasında süreklilik sağlanacağını ve değişiklik beklemediğini aktaran Çutsay, Almanya’nın Türkiye’nin Batı ile ilişkilerinde oynadığı kritik role vurgu yaptı:

    1 hr 24 min
  • 'Ahmed eş-Şara silahlı grupları kontrol mü edemiyor yoksa güç gösterisi mi yapıyor?'

    Suriye'nin başkenti Şam'ın kırsalında, nisan ayının son günlerinde Şam'a bağlı silahlı gruplar ve Dürziler arasında çatışmalar çıktı. Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) ile iltisaklı cihatçı gruplar, Dürzilerin dini liderlerine ait olduğunu iddia ettikleri bir ses kaydı yayınladı. İddiaya göre ses kaydında, Dürzi dini liderler Hz. Muhammed'e hakaret eden ifadeler kullandı. Bunun üzerine HTŞ iltisaklı gruplar, ellerine aldıkları kılıçlar ile video çektiler ve Dürzilere yönelik katliama girişeceklerine dair tehdit mesajları yayınladılar.

    Bu gerilimin ardından kısa sürede silahlı çatışmalar başladı. Şam'a bağlı güvenlik güçlerinin müdahalesine karşın birçok kişinin hayatını kaybettiği aktarıldı. HTŞ iltisaklı cihatçı gruplar, çeşitli sosyal medya uygulamalarından yayınladıkları videolarda, esir aldıkları Dürzi erkekleri infaz edeceklerini beyan etti. Bölgeden birçok infaz edilmiş ceset görüntüsünün gelmesi de ayrıca tepki çekti. Şam hükümeti, Dürzi grupları "yasadışı" olarak tanımladı fakat cihatçı grupları bu tanıma sokmadı. Dürziler ve Şam arasında bir uzlaşıya varılmasında anlaşma sağlansa da, çatışmalar sırasında özellikle İsrail'in Hama, Humus ve Şam'daki Suriye askeri üslerini vurması, buna ek olarak Şam'daki başkanlık sarayının hemen dibine bomba bırakması ve helikopterlerin Süveyda'ya inerek İsrail yanlısı birkaç Dürzi savaşçıyı tahliye etmesi, tartışmaları tekrar alevlendirdi.

    Şam'a bağlı kimi gruplar, Dürzileri İsrail ile işbirliği yapmakla itham etti. Ancak Süveyda'daki Dürziler, İsrail'in Filistin işgalini ve Suriye işgalini protesto ederek bu iddialara karşı çıktı. Son olarak bölgedeki Bedevi aşiretler ile Süveyda'daki Dürziler arasında da silahlı çatışmalar yaşanması sonucunda, Süveyda'daki Dürzi dini liderler ve Şam arasında uzlaşı için tekrar temas sağlandı. Beşar Esad döneminden kalma Dürzi asayiş güçlerinin polis olarak Süveyda'da yeni hükümete entegre edilmesi kararlaştırıldı. Diğer yandan Şam'daki Dürzi grupların elindeki silahların toplanmaya başlandığı açıklandı.

    İsrail’in Suriye’deki saldırılarını, Filistin-Lübnan-Suriye hattında yaşananların bölgedeki jeopolitik etkilerini, Şam’daki geçici hükümetle Dürziler arasındaki çatışmaları ve İsrail’in müdahalesini, Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi’nden Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu ile konuştuk.

    7 Ekim 2023’te tırmanan ve İsrail’in katliamları ile devam eden Gazze’deki çatışmanın Lübnan’a ve Suriye’ye sıçraması neticesinde iki ülkede de yaşanan değişimleri değerlendiren Doç. Dr. Atlıoğlu, Direniş Ekseni’nin ve İran’ın gücünün ciddi ölçüde azaldığını belirtti. Özellikle Suriye’de rejim değişikliği ve Lübnan’da yeni hükümetin kurulmasıyla Direniş Ekseni’nin zayıflamasının paralel geliştiğine dikkat çeken Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu, şu cümleleri kaydetti:

    Eski El-Nusra cephesinin devamı olan Heyet Tahrir el-Şam’ın Suriye’de hükümet kurma çabaları ile birlikte azınlıklarda ciddi bir kaygı yaşanmaya başladığını vurgulayan Doç. Dr. Atlıoğlu’na göre, HTŞ ve Dürziler arasındaki çatışmalarda, aktörlerin güçlerini ortaya koyma isteği öne çıktı:

    Şam’daki geçici hükümetin başkanı Ahmed eş-Şera’nın silahlı gruplar üstünde ne kadar kontrolü olduğunun sorgulanması gerektiğini ifade eden Doç. Dr. Atlıoğlu, diğer taraftan Şara’nın Dürzilere güç gösterisi yapmak istemiş olabileceği ihtimalinin de kuvvetli olduğunu kaydetti. Dürzilerin de uzlaşmaya uzak olmadığını ancak bölgedeki Bedevi aşiretleri ile sorunlar yaşadığını aktaran Atlıoğlu, şu ifadeleri kullandı:

    Şam’ın sürekli olarak Dürzileri İsrail ile işbirliği yapmakla suçladığını aktaran Atlıoğlu, öte yandan bu konuda net bir delil olmadığını da belirtti. Atlıoğlu’na göre İsrail, Suriye’ye müdahale edebilmek için Dürzilerin koruyuculuğunu üstlenmeye çalışıyor:

    Suriye’deki azınlık grupların yüzlerce yıldır beraber yaşadığına dikkat çeken Doç. Dr. Yasin Atlıoğlu, HTŞ’nin geçici hükümetiyle birlikte artan mezhepçi gerilimin Suriye için ciddi sorunlar doğurabileceğini kaydetti:

    1 hr 24 min
  • 'ABD Rusya'yı deviremedi ve çok kutupluluk kaçınılmaz bir gerçek oldu'

    ABD Hazine Bakanlığı, ABD ile Ukrayna arasında "ekonomik ortaklık" anlaşması imzalandığını duyururken, anlaşmanın bugüne kadarki askeri ve finansal desteği karşılığında ABD'ye Ukrayna'nın doğal kaynaklarına erişim imkanı sağlayacağı belirtildi.

    Açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump'ın liderliğinde Hazine Bakanlığı ve ABD Uluslararası Kalkınma Finansmanı Kurumu'nun (DFC), program yönetimini tamamlamak ve bu önemli ortaklığı ilerletmek için Ukrayna ile çalışacağı aktarıldı.

    ABD Hazine Bakanı Scott Bessent da konuya ilişkin değerlendirmesinde, Trump'ın Rusya-Ukrayna arasında kalıcı bir barışın sağlanmasına yönelik çabalarına işaret etti.

    Bessent, "Bu anlaşma Rusya'ya, Trump yönetiminin uzun vadede özgür, egemen ve müreffeh bir Ukrayna'yı merkeze alan bir barış sürecine bağlı olduğunu açıkça göstermektedir." değerlendirmesinde bulundu.​​​​​​​

    Söz konusu anlaşmanın, bugüne kadarki askeri ve finansal desteği karşılığında ABD'ye Ukrayna'nın doğal kaynaklarına erişim imkanı sağlayacağı belirtildi.

    Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev, "mineral anlaşması" olarak da bilinen bu mutabakat hakkında, sosyal medya platformu Telegram'da yaptığı açıklamada, “Trump sonunda Kiev rejimine Amerikan yardımlarının bedelini maden kaynaklarıyla ödetti” dedi.

    Küresel krizleri, ABD'nin tıkanan Ukrayna girişimlerini, Trump-Zelenskiy mineral anlaşmasını, Suriye'deki gelişmeleri ve Türkiye'nin Suriye'den bu noktadan sonra atabileceği adımları, Prof. Dr. Hasan Ünal ile konuştuk.

    ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna’da çatışmaları durdurma yönünde attığı adımların karşısındaki en büyük engelin Avrupa olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ünal, Avrupalı ülkelerin Ukrayna’ya verdiği finansal ve askeri desteğin bekleneni ve tahminleri aştığını dile getirdi:

    Amerikan Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Çin ile ilgili söylemlerini değerlendiren Prof. Dr. Ünal’a göre ABD’nin Çin’i ekarte etmesi mümkün gözükmüyor. ABD ordusunun gerçekleştirdiği askeri simülasyonlara atıfta bulunan Ünal, Amerikan ordusunun hiçbir senaryoda Çin’e karşı konvansiyonel bir çatışmayı kazanamadığına dikkat çekti:

    ABD’nin İran’a askeri müdahalesi ihtimalini ‘çılgınlık’ olarak tanımlayan Prof. Dr. Hasan Ünal, şunları kaydetti:

    Beşar Esad’ın devrilmesi ile birlikte Suriye’de Türkiye’nin değil, İsrail’in kazandığının altını çizen Prof. Dr. Ünal, Türkiye’nin Suriye’de neler yapabileceğini ve bu adımları nasıl atabileceğini anlattı:

    1 hr 25 min
  • ‘Hindistan’ın söylemleri ve eylemleri, İsrail ile paralellik gösteriyor’

    Pakistan istihbaratı, Hindistan'ın "her an saldırabileceğini" iddia etti.

    22 Nisan'da ihtilaflı Keşmir bölgesinin Hindistan kontrolündeki bölgesinde bombalı saldırı sonucunda 26 kişi hayatını kaybetmişti. Hindistan hükümeti, saldırı sebebiyle Pakistan'ı "teröre destek vermekle" suçladı ve "her türlü adımın atılacağını" kaydetti.

    Hindistan, terör saldırısının sorumlularından iki kişinin Pakistan uyruklu olduğunu belirtti. Daha sonra Hindistan, Indus Vadisi Anlaşması'nı askıya aldığını duyurdu. Anlaşmaya göre Hindistan, Pakistan'a su akışını kesmeyecekti. Uzmanlar, bu hamlenin Pakistan'ın suya erişimini yüzde 70'e kadar azaltabileceğini ve ciddi bir sorun yaratabileceğini belirtti.

    Pakistan ise suyun tamamen kesilmesinin savaş sebebi sayılacağını duyurdu ve sınır anlaşmasının artık geçerli sayılmayabileceğini ifade etti. Taraflar karşılıklı olarak hava sahalarını kapattı ve Hindistan-Pakistan sınırının tamamına; yani ihtilaflı Keşmir bölgesi ve diğer tüm sınır noktalarına doğru askeri yığınak başladı. Sosyal medyada, Pakistan ve Hindistan ordusunun topçu sistemlerini, savaş uçaklarını, helikopterlerini, tanklarını ve zırhlı araçlarını sınır bölgesine taşıdığına dair videolar paylaşıldı.

    25 Nisan’dan itibaren ise her gece Pakistan ve Hindistan orduları, sınır hattı boyunca çatışmaya girdi. Çatışmalarda makineli tüfek, güdümlü tanksavar füzeleri ve topçu sistemlerinin kullanıldığı bölge kaynakları tarafından aktarıldı. Diğer yandan Pakistan ordusu, 29 Nisan’da Hindistan’a ait iki adet küçük gözlem İHA’sı düşürdüğünü duyurdu.

    Bölgede tansiyen yükselirken, Hindistan medyası, Başbakan Nerandra Modi'nin, Hint Silahlı Kuvvetleri'ne "Tam yetki" verdiğini bildirdi. Habere göre Hindistan Başbakanı Modi, Hindistan ordusuna “Gerekli yanıtı vermek için emir beklemeksizin harekete geçmesi” konusunda tam yetki verdi.

    Son olarak Pakistan Enformasyon Bakanı Ataullah Tarar, Hindistan’ın “Her an saldırabileceğini” belirtti ve şunları kaydetti:

    Pakistan ve Hindistan, 1947, 1965, 1971 ve 1999 yıllarında savaşmış ancak Keşmir bölgesi ile ilgili iki taraf da net bir sonuç elde edememişti. Ayrıca iki ülke de nükleer silah sahibi devletler arasında yer alıyor.

    Pakistan-Hindistan gerilimini, Keşmir’deki terör saldırısını, iki ülkenin açıklamalarını, Asya jeopolitiğini ve gerilimin arka planını, Kütahya Dumlupınar Üniversitesi’nden Dr. Barış Adıbelli ile konuştuk.

    Türkiye-Pakistan ilişkilerinin 1954’ten beri üst seviyede devam ettiğini anımsatan Dr. Barış Adıbelli, Hindistan’ın bu ilişkiden rahatsız olduğunu söyledi:

    Dr. Barış Adıbelli’ye göre Pakistan ve Hindistan’ın nükleer güç olması aynı zamanda nükleer çatışma riskini düşürüyor. Belucistan’daki terör eylemlerine de dikkat çeken Adıbelli, Pakistan Başbakanı’nın Ankara ziyareti sırasında Keşmir’de terör saldırısı gerçekleşmesinin dikkat çekici olduğunu belirtti:

    ABD’nin Hindistan ile örtülü şekilde sürtüştüğünü vurgulayan Dr. Adıbeli’ye göre Çin ve Rusya’nın bölgedeki ortaklıkları da önemli bir faktör. Hindistan’ın iç meselelerinin tehlikeli bir noktaya doğru evrildiğini ifade eden Adıbelli, özellikle din temelli nefretin Hindistan’da ciddi sorunlara yol açabileceğini söyledi:

    Dr. Barış Adıbelli’ye göre Hindistan’ın aşırı sağ çıkışlaır, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün bütünlüğünü de sarsıyor. İngiltere’nin bölgedeki etkinliğine dikkat çekne Adıbelli öte yandan karmaşık denklemde Şeyh Hasina ve Bangladeş meselesinin de etkili olduğunu vurguladı:

    Hindistan’ın Keşmir saldırısı sonrası yaptığı açıklamaların, İsrail’in 7 Ekim 2023 sonrası yaptığı açıklamalarla paralellik gösterdiğine dikkat çeken Dr. Adıbelli, bölgede yaşanabilecek bir çatışmanın durdurulamayacağı uyarısında bulundu:

    1 hr 25 min
  • ‘Irak’ın kuzeyinde de benzer bir süreç yaşandı. Şimdi Milli Savunma Bakanı, PKK yerine SDG diyor’

    Suriye Kürtleri Ulusal Konseyi (ENKS) ve Türkiye tarafından terör örgütü PKK'nın Suriye kolu olarak tanımlanan Demokratik Birlik Partisi (PYD) öncülüğünde Kürt siyasi grupları, 26 Nisan'da Kamışlı'da toplandı. Yaklaşık 400 temsilcinin katıldığı konferansa, Türkiye'den, Amerika'dan ve Avrupa'dan gözlemciler de katıldı. Türkiye'den ayrıca DEM Parti temsilcileri de konferansa katıldı.

    Iraklı Kürt liderler ve diğer Kürt temsilcileri de konferansta yer aldı.

    AFP'ye konuşan PYD elebaşlarından Eldar Halil, Suriye'deki Kürt partilerinin, Beşar Esad'ın devrilmesinin ardından ülkenin geleceği için ortak bir vizyon sunmayı amaçladıklarını söyledi. Halil, Kürtler ülkenin önemli bir bileşeni olduğu için "Suriye'nin geleceği için bir çözüm ve proje önerisi sunmaları gerekir" dedi. Halil, federalizm konusunun "masadaki önerilerden biri" olduğunu da sözlerine ekleyerek, Türkiye'nin ve Şam'daki geçici hükümetin "üniter yapı" kırmızı çizgisine adeta meydan okudu.

    Yine Türkiye tarafından terör örgütü elebaşı olarak tanımlanan ve kırmızı kod ile aranan Şahin Cilo kod adlı Mazlum Abdi, konferansın "bölücü" nitelikte olmadığını iddia etti ve "adem-i merkeziyetçilik" vurgusu yaptı.

    Konferansın sonuç bildirisinde, Suriye'deki Kürtlerin haklarının anayasal olarak tanınması için Şam ile müzakere etmek üzere ortak bir Kürt heyetinin oluşturulması kararı alındığı belirtildi.

    Diğer taraftan sonuç bildirgesinde, Suriye'nin üniter yapısına aykırı ifadelere yer verildi. Özellikle Kürtçenin Suriye'de resmi dil olarak tanımlanması talebi dikkat çekti. Bildiride ayrıca Kürtçenin, Arapça ile birlikte Suriye'nin resmi dili olarak tanınması talep edildi.

    Öte yandan Şam yönetimi ile Dürziler arasında çatışmalar tekrar alevlendi. Suriye güvenlik güçleri ile Dürziler arasında silahlı çatışmalarda çok sayıda ölü ve yaralı olduğu ifade edildi.

    İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, “Tanrı'nın yardımı ve şu anda savaşmaya devam eden silah arkadaşlarınızın cesareti ile Suriye parçalandığında, Hizbullah ağır bir yenilgiye uğradığında, İran'ın nükleer tehdidi ortadan kaldırıldığında, Gazze Hamas'tan temizlendiğinde ve yüz binlerce Gazzeli diğer ülkelere göç ettiğinde bu kampanyayı sona erdireceğiz” dedi.

    İsrail kaynakları, İsrail ordusunun gerektiği takdirde "Şam'a girmeye hazır olduğunu" açıklayarak işgali Suriye başkentine kadar genişletme tehdidinde bulundu.

    Suriye’de 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesiyle oluşan tabloda gelinen son noktayı, Kamışlı’daki Kürt konferansını, İsrail’in işgalini genişletme adımlarını, ABD-İsrail-SDG ittifakını ve Türkiye’nin konumunu, gazeteci ve dış politika yazarı Mehmet Ali Güller ile konuştuk.

    Mehmet Ali Güller’e göre 8 Aralık’ta Şam’da Beşar Esad yönetiminin devrilmesi ve HTŞ öncülüğünde geçici hükümet kurulması, en çok ABD ve İsrail’in işine yaradı:

    Mehmet Ali Güller’e göre “Beşar Esad, İsrail’e karşı koymuyordu” söylemleri gerçeği yansıtmıyor. İsrail’in hava gücü ile 2024 Kasım ayının sonunda başlayan Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) kalkışmasına destek verdiğini ve Esad’a desteğe gelen İran güçlerini vurduğunu aktaran Güller, Ahmet eş-Şera yönetiminin İsrail ile normalleşme sinyallerini işaret etti. Güller’e göre Şam’ın İsrail’i resmen tanıması durumunda Filistin davası ciddi bir darbe alacak:

    İsrail’in Suriye’de kendisini garanti altına almak için Dürziler ile komşu olmak istediğini ve HTŞ’yi sınırından uzak tutmak istediğini ifade eden Mehmet Ali Güller’e göre, İsrail’in Şam yönetimini zayıflatmak için izlediği paralel yol ise Suriye’nin kuzeydoğusunda federatif bir Kürt oluşumunu desteklemek. Güller ayrıca Ahmet eş-Şera ve Mazlum Abdi arasındaki anlaşmanın da SDG/PYD’nin federatif emellerini vurguladığını kaydetti:

    Fırat’ın doğusunda özerk bir yapının Türkiye tarafından kabul edilip edilmeyeceği sorusunu yanıtlayan Güller, Kuzey Irak’taki süreci hatırlattı. Türkiye’nin “kırmızı çizgi” dediği Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ni daha sonra tanıdığını ve resmen ilişki kurduğunu vurgulayan Güller’e göre, Suriye’nin kuzedoğusundaki yapı için PKK/YPG söyleminden kopulması ve SDG ifadesinin bakanlık düzeyinde kullanılması, yeni bir kabullenmeyi işaret ediyor olabilir:

    Ortadoğu’da bölgesel bir barışın ABD-İsrail tarafından kışkırtılan etnik bölücülük ve çatışmalar ile sağlanamayacağının altını çizen Mehmet Ali Güller, ABD ve İsrail ile ittifak yapan etnik yapıların gelecekte başka meselelerde kurşun asker muamelesi göreceğini belirtti:

    Batı’nın yaptırımları birer emperyalist silah olarak kullanarak Suriye’den taviz kopardığını ifade eden Güller, şu ifadeleri kaydetti:

    1 hr 24 min
  • 'PYD öncülüğündeki konferansın arkasındaki aktörler ABD ve Fransa'

    Suriye Kürtleri Ulusal Konseyi (ENKS) ve Türkiye tarafından terör örgütü PKK'nın Suriye kolu olarak tanımlanan Demokratik Birlik Partisi (PYD) öncülüğünde Kürt siyasi grupları, 26 Nisan'da Kamışlı'da toplandı. Yaklaşık 400 temsilcinin katıldığı konferansa, Türkiye'den, Amerika'dan ve Avrupa'dan gözlemciler de katıldı. Türkiye'den ayrıca DEM Parti temsilcileri de konferansa katıldı.

    Iraklı Kürt liderler ve diğer Kürt temsilcileri de konferansta yer aldı.

    AFP'ye konuşan PYD elebaşlarından Eldar Halil, Suriye'deki Kürt partilerinin, Beşar Esad'ın devrilmesinin ardından ülkenin geleceği için ortak bir vizyon sunmayı amaçladıklarını söyledi. Halil, Kürtler ülkenin önemli bir bileşeni olduğu için "Suriye'nin geleceği için bir çözüm ve proje önerisi sunmaları gerekir" dedi. Halil, federalizm konusunun "masadaki önerilerden biri" olduğunu da sözlerine ekleyerek, Türkiye'nin ve Şam'daki geçici hükümetin "üniter yapı" kırmızı çizgisine adeta meydan okudu.

    Yine Türkiye tarafından terör örgütü elebaşı olarak tanımlanan ve kırmızı kod ile aranan Şahin Cilo kod adlı Mazlum Abdi, konferansın "bölücü" nitelikte olmadığını iddia etti ve "adem-i merkeziyetçilik" vurgusu yaptı.

    Konferansın sonuç bildirisinde, Suriye'deki Kürtlerin haklarının anayasal olarak tanınması için Şam ile müzakere etmek üzere ortak bir Kürt heyetinin oluşturulması kararı alındığı belirtildi.

    Diğer taraftan sonuç bildirgesinde, Suriye'nin üniter yapısına aykırı ifadelere yer verildi. Özellikle Kürtçenin Suriye'de resmi dil olarak tanımlanması talebi dikkat çekti. Bildiride ayrıca Kürtçenin, Arapça ile birlikte Suriye'nin resmi dili olarak tanınması talep edildi.

    Suriye'nin Kamışlı kentinde PYD ve ENKS öncülüğünde toplanan Kürt Ulusal Konferansı'nı, konferansın ortak bildiri metnini, Şam'ın tepkisini ve Suriye sahasındaki güncel durumu, Emekli Kurmay Albay Ünal Atabay ile konuştuk.

    Suriye sahasında yer alan birçok aktörün kendine ait ajandası olduğunu ve Suriye’de 1. Dünya Savaşı sonrası başlayan emperyalist rekabetin bugün de devam ettiğini vurgulayan Ünal Atabay, Suriye sahasındaki durumu şu ifadelerle özetledi:

    Kamışlı’da düzenlenen Kürt Ulusal Konferansı’nın arkasında ABD ve Fransa’nın yer aldığını ifade eden Atabay, Batı’nın Şam-YPG çatışması çıkartarak YPG’ye uluslararası meşru koruma sağlamayı amaçladığını kaydetti:

    Türkiye’nin Suriye’de üniter yapıyı en başından beri savunduğunun altını çizen Atabay, Kamışlı’daki konferansın ise aksi bir istikameti işaret ediyor olabileceği uyarısında bulundu. Atabay’a göre Kürt Ulusal Konferansı ile birlikte ilk defa birbirine küs olan Kürt grupları tek çatı altında toplanmayı başardı:

    Emekli Kurmay Albay Ünal Atabay’a göre YPG/SDG/PKK, Şam’daki merkezi hükümeti tanımadıklarını konferansta resmen ilan etti. Ortak bildirideki ifadelere ve bayrak sembolizmine atıfta bulunan Atabay, Türkiye’nin gerektiğinde kendi çıkarlarını korumak için askeri güce başvurabilecek konumda olduğunu belirtti:

    1 hr 25 min
  • ‘Amerikalılar, bütüncül bir Suriye yerine federatif bir Suriye istiyor’

    ABD TEmsilciler Meclisi üyesi Cory Mills ve Marilyn Stutzman, Suriye'nin başkenti Şam'a geçen hafta sürpriz bir ziyarette bulundu. Amerikan heyetine, Suriye-Amerika Barış ve Refah Koalisyonu temsilcileri de katıldı.

    Doksan dakika süren görüşmelerden sonra Bloomberg'e konuşan ABD Temsilciler Meclisi üyesi Cory Mills, Suriye geçici hükümeti başkanı Ahmed eş-Şara'ya, ABD Başkanı Trump'ın yaptırımların kaldırılması için öne sürdüğü şartları iletti. Diğer yandan kimyasal silahların tamamen imhası, yabancı terör grupları ile mücadele gibi konular da ele alındı. Mills ayrıca Ahmed eş-Şara'nın İbrahim Anlaşmaları'na ilgi duyduğunu belirtti ve "Doğru koşullar sağlanırsa eş-Şara, bölgesel barışa katkı sunmaya hazır" ifadelerini kullandı.

    Öte yandan ABD-İran nükleer müzakerelerinin üçüncü ayağının da Umman'da gerçekleştirileceği belirtildi. ABD, İran'ın tüm nükleer projesine müdahale etmek isterken, İran uranyum zenginleştirme ve silah üretme konularında taviz verebileceğini fakat sivil nükleer teknolojisine müdahale ettirmeyeceğini vurguluyor.

    Diğer yandan The New York Times, ABD'nin Suriye'deki üç askeri üssünü kapatacağını ve 600 askerini geri çekeceğini iddia etti. New York Times'ın haberine göre ABD, Suriye'de 2 bin olan aktif personel sayısını bin 400'e düşürmeyi planlıyor.

    ABD Başkanı Donald Trump'ın Körfez turu öncesi Ortadoğu'daki durumu, İbrahim Anlaşmaları'na yapılan vurguyu, ABD heyetinin Suriye ziyaretini ve ABD-İran nükleer müzakerelerini, Orta Doğu, Avrasya ve Asya-Pasifik Araştırmaları Merkezi (ODAP) Kurucu Direktörü Dr. Ali Semin ile konuştuk.

    ABD Başkanı Donald Trump’ın geçen yıl seçim kampanyası boyunca dünyadaki çatışmaları bitirme sözü verdiğini hatırlatan Dr. Semin, 20 Ocak’ta koltuğa oturan Trump’ın özellikle Ortadoğu politikasının bunun tam tersinde seyrettiğini vurguladı. Trump’ın İsrail’e gönderdiği yüksek miktarda silah ve mühimmata dikkat çeken Semin, ABD Başkanı’nın Körfez turunda da ABD lehine maddi çıkar sağlayacak görüşmelere odaklanacağını ifade etti:

    ABD Başkanı Donald Trump’ın Türkiye’ye yönelik övgülerine temkinli şekilde yaklaşılması gerektiğini dile getiren Dr. Ali Semin’e göre, Trump’ın YPG/PKK/SDG meselesini dile getirmemesi dikkat çekici bir detay. Trump’ın Suriye’de Türkiye’nin hassasiyetlerini dile getirmediği sürece bu konuda temkinli bir tavır alınması gerektiği değerlendirmesinde bulunan Semin, diğer yandan Donald Trump’ın Ortadoğu turunun ana odağı olan Körfez ülkelerini tekrar İbrahim Anlaşmaları’na dahil ederek İsrail’in güvenliğini pekiştirmek istediğini vurguladı:

    ABD’nin Körfez Arap ülkeleri üstündeki etkinliğini korumak için İran gibi bir unsurun varlığına ihtiyaç duyduğu değerlendirmesinde bulunan Dr. Ali Semin, 1979 İran İslam Devrimi ile birlikte Arap ülkelerinin tehdit algısının İsrail’den İran’a kaydığını ifade etti. Dr. Semin’e göre müzakereler sonuç vermezse masadan kalkıp saldırı yolunu seçecek olan taraf ABD olacak:

    ‘Amerikalılar, bütüncül bir Suriye yerine federatif bir Suriye istiyor’

    Türkiye-İsrail ilişkilerinin çatışmasızlık diyalogu ekseninde devam ettiğini belirten Dr. Semin, diğer yandan Suriye’de geçici hükümetin de İsrail ile ilişkileri koparmak istemediğini belirtti:

    1 hr 24 min
  • ‘Almanya’nın yeni koalisyon programı militarist ve teknokrat bir yapıda. Programda Türkiye başlığı dikkat çekiyor’

    Almanya'da 23 Şubat'ta gerçekleştirilen genel seçimler sonrasında koalisyon görüşmelerinde son aşamaya gelindi.

    Friedrich Merz'in başbakan adayı olduğu Hristiyan Demokratlar (CDU/CSU), yüzde 28,5 ile sandıktan birinci çıkmıştı. Alice Weidel'in ve Tino Chrupalla'nın eş başkanlığını yürüttüğü Almanya İçin Alternatif (AFD) ise yüzde 20,8 ile seçimlerin ikinci partisi oldu. Mevcut başbakan Olaf Scholz'un liderliğindeki Sosyal Demokratlar (SPD), tarihindeki en kötü seçimlerden birisini yaşayarak yüzde 16,4'e düştü ve parlamentodaki 207 olan koltuk sayısı, 120'ye kadar düştü. Mevcut iktidarın koalisyon ortağı Yeşiller yüzde 11,6'ya düşerken, koalisyonun üçüncü ortağı yüzde 4,3 oy alarak baraj altında kaldı.

    Ancak Friedrich Merz ve SPD eş başkanı Lars Klingbeil, medya tarafından aşırı sağcı olarak tanımlanan AFD'yi, ülkenin yüzde 20'sinden fazlasını temsil ettikleri, Doğu Almanya'da birinci parti oldukları ve sandıktan çıkan ikinci parti olduğu halde iktidara dahil etmemek için anlaşmaya vardı.

    CDU/CSU ve SPD arasında, Friedrich Merz ve Lars Klingbeil üzerinden yürütülen koalisyon müzakerelerinde nihayete varıldığı aktarıldı. Koalisyon protokolünde Türkiye'ye de birkaç sayfa ayrılırken, dışişleri bakanlığının ilk defa koalisyonun ikinci partisi yerine doğrudan birinci partiye verilmesi dikkat çekti.

    Koalisyon protokol metinlerinin partilerin kurultayları tarafından oylanması gerçekleşirse, yeni koalisyonun 7 Mayıs'ta resmen göreve başlaması bekleniyor.

    Diğer yandan Başbakan Olaf Scholz'un ve koalisyon ortakları Yeşiller'in dışişleri bakanı Annalena Baerbock'un giderayak Türkiye'ye Eurofighter vetosu uyguladığı basına yansıdı. İngiltere'nin karşı çıktığı veto, Türkiye'ye 40 adet Eurofighter Typhoon savaş uçağı satış ve tedarik sürecini engelledi. Koalisyonun son günlerinde neden böyle bir karar aldığı ve bu kararı neden açıkça kamuya duyurmadığı ise ayrıca merak konusu oldu.

    Almanya'daki yeni koalisyon bildirgesinin siyasi duruşunu, Türkiye'ye bakış açısını, SPD-Yeşiller koalisyonunun giderayak uyguladığı Eurofighter vetosunu ve anketlerde yükselişi süren AFD'yi, Kanal Avrupa sunucusu ve Avrupa siyaseti uzmanı, Almanya’da yaşayan gazeteci Erdal Tekin ile konuştuk.

    Erdal Tekin’e göre Almanya’da kurulacak olan CDU/CSU-SPD koalisyon hükümeti oldukça militarist bir yapıda olacak. Almanya’da son 45 yıllık süreçte 31 yıl iktidarda olan ve koalison hükmetlerine öncülük eden CDU/CSU’nun şu anda eski Hristiyan Demokratlar’dan farklı olduğunu kaydeden Tekin, özellikle düşünce yapısı itibarıyla liberal demokrasiden uzaklaşma eğiliminin öne çıktığını kaydetti:

    CDU/CSU-SPD koalisyonunun protokol metninde Türkiye’nin Avrupa Birliği müzakerelerinin sürebileceğinin vurgulandığını aktaran Tekin, öte yandan koalisyon ortağı SPD’nin tarihsel olarak Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıktığını hatırlattı. Erdal Tekin ayrıca koalisyon mutabakat metninde, Avrupa geneline hakim olan sağ düşüncenin ve siyasi hareketin baskın geldiğini ifade etti:

    Almanya’da son 45 yıldır ilk defa koalisyonun birinci partisinin dışişleri bakanlığını elde ettiğine dikkat çeken Tekin’e göre CDU/CSU dışişleri reçetesini dikkatle takip etmek gerekecek. Almanya’nın olası başbakanı Friedrich Merz’in, SPD-Yeşiller’in giderayak uyguladığı Eurofighter satışı vetosu ile ilgili nasıl bir tavır takınacağının ancak somut gelişmelere bağlı olarak tespit edilebileceğini kaydederek spekülasyondan uzak duran Tekin, koalisyon mutabakat metnindeki Türkiye başlığına ve Avrupa güvenliği kısmına atıfta bulunarak şunları söyledi:

    Almanya’da medya organları tarafından “aşırı sağ” olarak nitelendirilen Almanya İçin Alternatif yani AFD partisine karşı Friedrich Merz’in birtakım adımlar atmak zorunda kalabileceği değerlendirmesinde bulunan Erdal Tekin, özellikle Avrupa genelinde kurumlara yönelik güvenin azaldığına dikkat çekti. Merz’in kurumsal güveni yeniden tesis etmesi ve aşırı sağın yükselişine sebep olan koşulları ortadan kaldırması halinde AFD’nin yükselişinin duracağını ifade eden Tekin, aksi takdirde Almanya’nın AB’den çıkışının gündeme gelebileceği bir AFD iktidarının da mümkün olabileceğini söyledi:

    1 hr 25 min
  • ‘Ukrayna’daki savaşı devam ettiren organizatör İngiltere’

    ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy'nin 'kışkırtıcı açıklamalar yaparak' müzakerelere zarar vermekle suçladı.

    Ukrayna lideri, Salı günkü basın toplantısında Kiev yönetiminin "Kırım'da Rus kontrolünü tanımayacağını" söylemişti. Trump bu yorumları hedef alarak, bunun "yalnızca çatışmayı uzatacağını" savundu. Trump'ın açıklamalarından hemen önce başkan yardımcısı JD Vance "taraflar anlaşmaya varmazsa Washington arabulucu rolünü bırakabilir" açıklamasını yapmıştı. Basına sızan bilgilere göre ABD'nin müzakerelerde masaya sunduğu teklifte, Rusya'nın 2014'te işgal ettiği Kırım Rus toprağı olarak tanınıyor. Zelenskiy ise, "Bu konuşulacak bir konu değil. Bu bizim anayasamıza aykırı" dedi.

    Trump ise Zelenskiy'nin açıklamalarına, "Bu açıklama barış müzakereleri için çok zararlı" ifadelerini kullandı. Şubat ayında Beyaz Saray'da bir araya gelen ikili, dünyada şok etkisi yaratan sert bir diyalog yaşamıştı.

    ABD'nin Çin politikasını, Amerika ve Avrupa Birliği (AB) arasındaki sürtüşmeyi, Ukrayna meselesini, İsrail'in Suriye politikasını ve Türkiye-İsrail gerilimini, Prof. Dr. Emin Gürses ile konuştuk.

    ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin’i sıkıştırmak için Avrupa’ya baskı yaptığını dile getiren Prof. Dr. Emin Gürses, ABD’nin ekonomik gücünü toparlamak için ticaretin kurallarını tekrar dizayn ettiğini vurguladı:

    Avrupa’nın Ukrayna meselesinde imajını zedelemek istemediğini fakat ABD’nin taleplerini de kabul ettiğini vurgulayan Prof. Dr. Gürses, Ukrayna’daki savaşı devam ettiren ana gücün İngiltere olduğunu ifade etti:

    Prof. Dr. Emin Gürses’e göre ABD, Suriye’den tamamen çekilip İsrail’i yalnız bırakmaz:

    Prof. Dr. Emin Gürses’e göre ABD, Körfez Arap devletleri üstündeki kontrolünü yitirmemek için İran’ı tamamen tasfiye etmek istemeyecektir:

    Suriye’de ABD’nin tam anlamıyla çekilmesinin mümkün olmadığının altını çizen Prof. Dr. Gürses’e göre İsrail, Suriye’de sınırlarını genişletirken Türkiye’nin karşısına çıkmasını istemiyor:

    Prof. Dr. Emin Gürses’e göre Suriye geçici hükümeti başkanı Ahmet eş-Şera, İsrail’in onayı olduğu için iktidarda durabiliyor:

    Batı’nın en büyük sorununun paylaşım meselesi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Emin Gürses, şunları kaydetti:

    1 hr 24 min

About EKSEN

From the publisher's feed

Ceyda Karan, Eksen’le her gün RS FM'de. Eksen'de Rusya'dan Avrupa'ya; Amerika'dan farklı bölgelere kadar pek çok noktadaki sıcak gelişmeler masaya yatırılıyor.

More shows like EKSEN

Kendine İyi Davran by Beyhan Budak

Kendine İyi Davran

66 Listeners

Merdiven Altı Terapi by Deniz Dülgeroğlu

Merdiven Altı Terapi

67 Listeners

Trend Topic by Podbee Media

Trend Topic

21 Listeners

SEYİR HALİ by Sputnik Türkiye

SEYİR HALİ

0 Listeners

Geri Dönüyoruz by Socrates Dergi, Mahir Ünsal Eriş, Töre Sivrioğlu

Geri Dönüyoruz

14 Listeners