EKSEN

EKSEN

By Sputnik TürkiyeNewsNews Commentary
Download on the App Store

EKSEN episodes

  • 'Türkiye, Arap Birliği Dışişleri Bakanları Zirvesi'ne Suriye'nin onayı olmadan çağrıldı'

    Türk Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Mısır'ın başkenti Kahire'de düzenlenen Arap Birliği Dışişleri Bakanları Konseyi'ne katıldı. 13 yıl aradan sonra ilk defa bir Türk Dışişleri Bakanı'nın katıldığı toplantıda, davetiyenin Erdoğan-Sisi görüşmesi sonrası gelmesi dikkat çekti.

    Dubai merkezli Al Arabiya ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan anons edildikten sonra, Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad'ın başkanlığındaki heyetin salonu terk ettiğini aktardı. Haberde, Suriye heyetinin salona ancak Hakan Fidan konuşmasını bitirdikten sonra döndüğü kaydedildi.

    Öte yandan Suriye heyetinden bir yetkilinin salonda kalıp Hakan Fidan'ın konuşmasını dinlediği bildirildi. Mikdad'ın toplantı öncesi yaptığı açıklamada, "Türkiye, Suriye ile işbirliği için yeni adımlar atmak istiyorsa, askerlerini geri çekmelidir" ifadelerini kullandı.

    Kahire’deki Arap Birliği Dışişleri Bakanları Zirvesi’ni, Bakan Fidan’ın konuşması sırasında Suriye heyetinin salonu terk etmesini, Arap Birliği’nin Türkiye-Suriye ilişkilerindeki etkisini ve ABD askerlerinin Irak’tan çekileceği yönündeki gelişmeleri, gazeteci ve yazar Hüsnü Mahalli ile konuştuk

    Arap Birliği Dışişleri Bakanları zirvesi için Hakan Fidan’ın Kahire’ye Suriye’nin onayı olmadan davet edildiğini aktaran Hüsnü Mahalli, Türkiye Arap ülkeleri konferansına çağrılırken hiçbir Arap liderin Suriye’yi ziyaret etmediğine dikkat çekti:

    Hüsnü Mahalli’ye göre Arap Birliği, Türkiye’yi Suriye uzlaşısı konusunda zorlamaya niyetli değil. Arap devletlerinin halihazırda Suriye’ye karşı tavrının olumsuz olduğunu hatırlatan Mahalli, Suriye’nin Arap Birliği’ne davet edilmesine rağmen şartların değişmediğinin altını çizdi:

    Irak’tan Amerikan askerlerinin çekilmesiyle ilgili son beş yıldır birçok defa açıklama yapıldığını fakat halihazırda ufak bir Amerikan birliğinin varlığını sürdürdüğünü ifade eden Mahalli, Erbil’deki Amerikan üssünün kapatılmasının İran’a bir mesaj olabileceği değerlendirmesinde bulundu:

    Ortadoğu’daki ilişkilerin karmaşıklığına dikkat çeken Mahalli, diğer yandan bu coğrafyada gazeteci olmanın zorluğuna vurgu yaptı:

    1 hr 25 min
  • ‘Batı dışı dünya, Batı’nın Rusya ile ilgili tezlerini desteklemiyor’

    Bloomberg’in “Türkiye BRICS’e üyelik başvurusu yaptı” iddiası, dünyanın gündemine bomba gibi düştü. Türk dışişleri kaynaklarından herhangi bir açıklama yapılmazken, Kremlin Sözcüsü Peskov da “Türkiye’nin ezelden beri ilgisi var” dedi.

    Daha sonra Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in dış politika danışmanı Yuri Uşakov, Türkiye'nin BRICS'e tam üyelik başvurusu yaptığını ve bu başvurunun değerlendirmeye alınacağını belirtti.

    Türkiye’nin BRICS başvurusuna karşılık ABD’nin Ankara Büyükelçisi Jeff Flake, Türkiye’nin BRICS üyesi olmasını istemediklerini açıkladı.

    BRICS’e başvuru, Türk basınında da tartışma konusu oldu. Medyada belirli kanallarda yahut sosyal medya paylaşımlarında ‘BRICS’e üyelik siyasi intihar olur, BRICS çok tehlikeli’ tarzı ifadeler kullanılması dikkat çekti.

    Türkiye’nin BRICS’e üyelik başvurusunu, Türk basınındaki ve kamuoyundaki tartışmaları, BRICS’in uluslararası siyasetteki konumunu ve Kazan’da yapılacak liderler zirvesi öncesi Türkiye’nin pozisyonunu, siyasi analist Umur Tugay Yücel ile konuştuk.

    Umur Tugay Yücel’e göre Türkiye’nin BRICS başvurusu konusunda “Siyasi intihar” şeklinde yapılan yorumlar tamamen geçersiz. BRICS konusunda kafa karışıklığı bulunduğunu vurgulayan Yücel, BRICS’in NATO ve AB ile kıyaslanmaması gerektiğini ifade etti. Umur Tugay Yücel’in değerlendirmesine göre Kalkınma Bankası ile birlikte birçok projeye destek sağlayan BRICS, G7 veya AB gibi kuruluşların muadili olmak yerine, Batı dışı kurallara sahip olan, Batı dışı bir oluşum olarak öne çıkıyor:

    Türkiye’nin BRICS macerasının 2018’de başladığını hatırlatan Umur Tugay Yücel, BRICS’in halihazırda Rus, Çin, İslam gibi çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yaptığının altını çizdi. Avrupa Birliği’nin tek tipçiliği ve devlet egemenliğine baskılarını hatırlatan Yücel, BRICS’te ise eşit, egemen devletlerin ve çok renkli bir yapının olduğuna dikkat çekti. Yücel’e göre BRICS’in yarattığı etkiyi ve Asya’daki yükselişi gören Ankara, BRICS’e duyduğu ilgiyi resmi hale getirdi.

    Türkiye’nin esasında Kazan’da düzenlenecek BRICS liderler zirvesinde başvurusunu resmileştirmeyi düşündüğünü kaydeden Yücel, Türkiye’nin başvurusundaki ilerlemelerin hemen yaşanmayacağını fakat 2025’te yol almaya başlayabileceğini vurguladı. Öte yandan Umur Tugay Yücel’e göre 40’a yakın ülkenin Rusya’daki BRICS zirvesine ilgi göstermesi ve katılımda bulunacak olması, dünyanın geri kalanının Batı standartları dışında düşündüğüne işaret ediyor:

    1 hr 25 min
  • 'Erdoğan-Sisi görüşmesi sonrası geriye kalan tek konu Suriye dosyası'

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'yi ziyaret eden Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi ile 4 Eylül'de bir araya geldi. 12 yıl aradan sonra ilk kez bir Mısır Cumhurbaşkanı, Türkiye’yi ziyaret etmiş oldu.

    Esenboğa Havalimanı Şeref Salonu'nda bir süre görüşen Erdoğan ve Sisi, daha sonra aynı makam aracıyla Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ne geçti. Resmi karşılama töreninden sonra liderlerin ikili görüşmesi başladı.

    Törende Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanı Hakkı Susmaz, Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün, MİT Başkanı İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanı Güvenlik ve Dış Politika Başdanışmanı Akif Çağatay Kılıç ile Ankara Valisi Vasip Şahin de hazır bulundu.

    Mısır ve Türkiye arasındaki köklü tarihi ilişkilere vurgu yapan Sisi, Mustafa Kemal Atatürk'ün kuruluşunu ilan ettiğinden beri Türkiye ile Mısır arasında güçlü siyasi bağların olduğuna dikkati çekti.

    Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, Türkiye ve Mısır'ın, bölgesel ve uluslararası çevrelerdeki önemli rollerine dayalı olarak iki ülkenin kardeş halklarının beklentilerini karşıladıklarına işaret etti.

    Erdoğan-Sisi görüşmesini, Türk-Mısır ilişkilerinin geleceğini, Libya anlaşmazlığını, Afrika Boynuzu’ndaki krizi ve havalimanında Rabia iddiasını, akademisyen Dr. Gökhan Çınkara ile konuştuk.

    Arap Baharı dönemi Türk dış politikasının Arap ülkelerindeki protestoların ve ayaklanmaların tarafında yer aldığını ifade eden Dr. Çınkara, 2020 sonrası Türk dış politika ekseninin değiştiğini belirtti. Tunus konusunda da Türkiye’nin sert bir retorik benimsemediğine dikkat çeken Gökhan Çınkara, Ankara’nın yeni dış politika anlayışını şu ifadelerle açıkladı:

    Gökhan Çınkara’ya göre Türkiye ve Mısır arasındaki ilişkiler süratle iyiye doğru seyredecek. İki ülkenin de başta Doğu Akdeniz olmak üzere çeşitli alanlarda işbirliği yapabileceğini vurgulayan Dr. Çınkara, Türkiye’nin geriye kalan tek yurtdışı dosyasının Suriye olduğunu belirtti:

    Muammer Kaddafi’nin devrilmesinden bu yana Libya’da çok başlılığın devam ettiğini hatırlatan Dr. Çınkara, Ulusal Mutabakat Hükümeti ve Temsilciler Meclisi noktasında Türkiye ve Mısır arasında anlaşmazlık bulunduğunu belirtti. Çınkara, Libya kadar Suriye konusunda da Mısır ile işbirliğinin iki tarafa da fayda sağlayacağının altını çizdi:

    Mısır’ın Gazze politikasında Hamas kadar ABD ve İsrail’in de etkin olduğunu kaydeden Gökhan Çınkara, Mısır’ın Filistin meselesinde Türkiye’nin doğrudan müdahalesini arzulamadığını aktardı. Dr. Çınkara’ya göre Türkiye’nin Gazze konusunda daha etkin olabilmesi için Mısır ile anlaşması ve kendisine alan açılması gerekiyor:

    Etiyopya ve Mısır arasındaki su akışı ihtilafına değinen Dr. Çınkara’ya göre Somali konusu ve Afrika Boynuzu politikaları, Türkiye ve Mısır arasında uzlaşı sağlanabilecek alanların başında geliyor:

    Türkiye ve Mısır arasında normalleşme sonrası ciddi yatırımlar yapılacağının altını çizen Dr. Gökhan Çınkara, diğer yandan Suriye ile normalleşme anlaşması imzalanması durumunda gerek altyapı inşaatı gerekse ticaret yollarının açılması sebebiyle bölgenin hızlıca toparlanacağı değerlendirmesinde bulundu:

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın havalimanında Rabia işareti yapmadığını ve bunu gayri ihtiyari bir hareket olduğunu dile getiren Dr. Çınkara, öte yandan Müslüman Kardeşlerin etkinliğini koruduğunu söyledi. Çınkara’ya göre Müslüman Kardeşler örgütü stratejik bir sessizlik içinde:

    1 hr 25 min
  • ‘AFD ile Hristiyan Demokratların birlikte davranabileceği yeni bir büyük koalisyon pişiriliyor’

    Almanya'nın doğusunda yer alan Thüringen ve Saksonya eyaletlerinde 1 Eylül tarihinde sandıklar kuruldu. Eyalet meclisi seçimlerinde AFD, Thüringen’de birinci ve Saksonya’da ikinci parti olarak sandıktan çıktı. Batı medya organları tarafından "aşırı sağ" olarak tanımlanan AFD, Thüringen'de oyların yüzde 32,8'ini alırken, Saksonya'da yüzde 30,6 oy oranına ulaştı.

    Öte yandan Olaf Scholz koalisyonunun önemli bileşenlerinden birisi olan Yeşiller Partisi, Thüringen eyaletinde aldığı yüzde 3 oyla sonuncu oldu ve eyalet meclisine milletvekili göndermeyi başaramadı. SPD'nin ve Alman Sol Parti'nin de oy oranlarında yüzde 10'u aşkın düşüş yaşanırken, üçlü koalisyon eyalet meclislerinde azınlık konumuna düştü.

    Seçimlerin akabinde Hristiyan Demokratlar ve AFD arasındaki yakınlaşma ise dikkat çekti. Hristiyan Demokratlar’ın eyalet meclisine gelen isimleri, AFD ile çalışabileceklerinin ve diyalog kurulacağının sinyalini verdi.

    Almanya’nın gündemini işgal eden ana konular ise ülkede sayıları milyonları aşan göçmenler ve Rusya’ya karşı yaptırımlara katılan Olaf Scholz hükümeti boyunca Alman ekonomisinde yaşanan ciddi daralmalar olarak tanımlanıyor.

    Almanya’nın Thüringen ve Saksonya eyaletindeki seçim sonuçlarını, AFD’nin ve Sahra Wagenknecht ittifakının yükselişini, Alman siyasetindeki ana sorunları, Avrupa’daki ‘temsilsiz’ demokrasileri ve Almanya’da erken seçim tartışmalarını, gazeteci ve yazar Osman Çutsay ile konuştuk.

    Thüringen ve Saksonya eyaletlerindeki seçim sonuçlarını yorumlayan Osman Çutsay, özellikle gençler, düşük gelirli gruplar ve eğitim seviyesi yüksek olmayan kitleler tarafından AFD’nin açık ara farkla tercih edildiğini kaydetti. Diğer yandan Olaf Scholz önderliğindeki koalisyonda bulunan üç partinin toplam yüzde 15 oy dahi alamadığının altını çizen Çutsay’a göre Alman sanayisindeki daralmanın da etkisi ile AFD’nin siyasetteki ağırlığı giderek artıyor:

    Osman Çutsay’a göre göçmenler ve ekonomik daralma, seçmen kitlelerinin AFD’ye olan ilgisini artırıyor. Hollanda’da aşırı sağ olarak tanımlanan partiler ile merkez sağda kalan partiler arasında bir koalisyon denemesine başlandığını vurgulayan Çutsay, bir benzerinin Almanya’da AFD ekseninde gerçekeleşebileceğini ifade etti:

    AFD kadroları içerisinde eski Nazi dönemi ile bağlantılı ailelerin bulunduğuna dikkat çeken Osman Çutsay, öte yandan mevcut AFD yönetiminin Rusya karşıtı politikaları şiddetle eleştirdiğini belirtti:

    Blackrock gibi dünyanın en büyük şirketlerinden biriyle yakın ilişkili Hristiyan Demokrat lider Friedrich Merz’in açıklamasını yorumlayan Çutsay, Almanya’nın Fransa ve Hollanda gibi bir hükümetsiz kalma sürecine girmemek için çeşitli yollar aradığı değerlendirmesinde bulundu. Almanya’nın dünya çapında izlediği kimlikçi siyasetin şimdi kendilerini vurduğunu kaydeden Çutsay’a göre yakın gelecekte Doğu Almanya sorunu giderek büyüyecek:

    Osman Çutsay’a göre Thüringen ve Saksonya eyalet seçimlerinden sonra Almanya’nın yönetilememe kriziyle karşı karşıya kalması ihtimali ciddi bir problem teşkil ediyor. Ülkenin nüfuzlu gruplarının da bu ihtimalden çekindiğini aktaran Çutsay, öte yandan Hristiyan Demokratların çoktan AFD’ye yeşil ışık yakmaya başladığının altını çizdi:

    1 hr 25 min
  • 'Türkiye, BRICS çatısındaki Yeni Kalkınma Bankası'na üyelik başvurusu yaparsa şaşırmam'

    Gökhun Göçmen’e göre Türkiye’nin BRICS yerine BRICS çatısı altındaki Yeni Kalkınma Bankası’na üye olması daha olası. Türkiye’nin NATO üyeliği sebebiyle BRICS ile diplomatik dayanışmasının nasıl olacağı konusunun belirsiz olduğunu belirten Göçmen, Türkiye’nin Yeni Kalkınma Bankası üyeliği sırasında ilişkileri geliştirebileceği kaydetti.

    Bloomberg’in “Türkiye BRICS’e üyelik başvurusu yaptı” iddiası, dünyanın gündemine bomba gibi düştü. Türk dışişleri kaynaklarından herhangi bir açıklama yapılmazken, Kremlin Sözcüsü Peskov da “Türkiye’nin ezelden beri ilgisi var” dedi.

    Diğer yandan Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Çin’i ziyaret etti. Sekiz yıl aradan sonra ilk defa bir Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı’nın gerçekleştirdiği ziyarette kritik mesajlar verildi. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin yanı sıra üst düzey askeri yetkililerin de yer aldığı görüşmelerde Çin, Tayvan ve Güney Çin Denizi hakkında sert mesajlar verdi.

    Bloomberg’in “Türkiye, BRICS’e başvurdu” iddiasını, Türkiye’nin NATO üyeliğinin BRICS eksenindeki olası etkilerini ve Jake Sullivan’ın Çin ziyaretini, gazeteci ve yazar Gökhun Göçmen ile konuştuk.

    Bloomberg’in haberinin iddia olduğunu ve henüz resmi bir açıklama yapılmadığını vurgulayan Gökhun Göçmen’e göre Kremlin Sözcüsü Peskov da kendisine sorulan sorulara net bir yanıt vermiş değil:

    Türkiye’nin 2017’den beri BRICS’e ve BRICS bünyesindeki Yeni Kalkınma Bankası’na ilgi duyduğunu anımsatan Gökhun Göçmen, burada asıl karar verecek yerlerin Moskova ve Pekin olduğunu işaret etti:

    Gökhun Göçmen’e göre Dışişleri Bakanı Fidan ve Maliye Bakanı Şimşek arasında, BRICS temelinde bir görüş ayrılığı mevcut:

    Tıpkı Avrupa Birliği ve NATO gibi BRICS’in de birtakım şartları olduğunu aktaran Gökhun Göçmen, en büyük kırmızı çizginin üye devletlerin birbirini uluslararası platformlarda hedef almaması olduğunu belirtti. Türkiye’nin NATO üyeliği sebebiyle bu konudaki tutumunun Moskova’da ve Pekin’de belirsizlik yarattığının altını çizen Göçmen, diğer yandan Türkiye’nin mevcut koşullar altında AB ile ciddi ticari ortaklıkları bulunması sebebiyle, BRICS yerine Yeni Kalkınma Bankası’na üye olabileceği değerlendirmesinde bulundu:

    Jake Sullivan’ın Kamala Harris döneminde dışişleri bakanı olmayı hedeflediğini ifade eden Göçmen’e göre ikili görüşmeye Çin’in sert mesajları damgasını vurdu. Gökhun Göçmen, Çin’in Tayvan konusunda bölücülüğün desteklenmesi durumunda askeri müdahale mesajı verdiğini kaydetti:

    Filipinler’in ABD kışkırtması ile Güney Çin Denizi’nde yeni bir provokasyon başlattığını aktaran Göçmen, tansiyonun giderek arttığı uyarısında bulundu:

    Gökhun Göçmen’e göre Çin için seçimi Kamala Harris’in veya Donald Trump’ın kazanması bir fark yaratmayacak çünkü Beyaz Saray’ın devlet politikası, Çin’i kuşatmayı hedefliyor:

    1 hr 26 min
  • ‘Paşinyan dünyadaki gidişatı ne kadar kötü ve eksik okuduysa, Aliyev de o kadar doğru okudu’

    Gürcistan seçimleri yaklaşırken, yabancı ülke ve kuruluşlardan fon alan medya kurumları ve STK’lar hakkındaki kanun tartışmaların odağı olmayı sürdürüyor.

    İktidardaki Gürcü Rüyası - Demokratik Gürcistan Partisi Genel Sekreteri ve Tiflis Belediye Başkanı Kaha Kaladze, Gürcistan'daki muhalefetin sivil toplum kuruluşları aracılığıyla yabancı hükümetler tarafından açıkça finanse edildiğini açıkladı.

    Kaladze açıklamasında, bu durumu başka bir ülkenin iç siyasi meselelerine doğrudan bir müdahale olduğunu belirtti.

    Öte yandan Rusya lideri Vladimir Putin’in Bakü ziyaretinde BRICS’e başvuran Azerbaycan, Ermenistan’dan yeni bir barış teklifi aldı. Ermenistan’ın 17 maddelik barış metnindeki 13 maddeyi kabul ettiği, 4 maddeyi ise sonra görüşmek istediği aktarıldı.

    Bloomberg ise bugün yayınladığı bir makalede, Türkiye Cumhuriyeti’nin de BRICS’e üyelik için resmen başvurduğunu iddia etti.

    Kafkasya’daki son durumu, Ermenistan’ın Azerbaycan ile barış görüşmelerini, Paşinyan iktidarının Batı’dan aldığı desteği ve Bloomberg’in Türkiye iddiasını, Prof. Dr. Barış Doster ile konuştuk.

    Nikol Paşinyan’ın başta ABD hegemonyasının çöküşü olmak üzere dünya siyasetini yanlış değerlendirdiği tespitini aktaran Prof. Dr. Doster, bu sebeple Ermenistan’ın başta Rusya ve Azerbaycan olmak üzere bölgedeki komşuları ile ilişkilerinin giderek kötüleştiğini vurguladı:

    Prof. Dr. Barış Doster’e göre Ermenistan’ın tersine dünyayı doğru okuyabilen Azerbaycan, kartlarını doğru oynadı ve işgal altındaki topraklarını kurtarmayı başardı:

    Ermenistan ekonomisinin dibe vurduğunu kaydeden Doster, çıkış yolu kalmayan Paşinyan’ın Azerbaycan ile anlaşabilmek için çeşitli yollar aradığını belirtti:

    Prof. Barış Doster’e göre Azerbaycan’ın İsrail ile iyi ilişkilerinin sebebi Aliyev’in Batı kampında yer alması değil aksine dengeli bir siyaset yürütme arzusundan kaynaklanıyor. Doster, Azerbaycan’ın İsrail ilişkileri sebebiyle ‘ABD yanlısı’ olarak nitelendirilmesinin gerçekçi ve nesnel olmadığı değerlendirmesinde bulundu:

    Gürcistan’da yaklaşan seçim öncesi atmosferin, 2003-2005 Gürcistan renkli devrimi sürecini ve George Soros’un fonladığı siyasi hareketleri anımsattığı değerlendirmesinde bulunan Prof. Dr. Doster, seçimin Kafkasya için kritik olacağını vurguladı. Gürcistan’ın yaşadıkları ve 2008’de Rusya’ya karşı giriştiği askeri çatışmada kaybettiklerinin ortada olduğunun altını çizen Doster’e göre Zelenskiy bu yaşananlardan ders çıkarmış olsaydı, Ukrayna bugün büyük bir krizin parçası olmayabilirdi:

    Prof. Dr. Barış Doster’e göre Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, basındaki iddiaların aksine Türk yanlısı veya Türkiye dostu değil. Paşinyan’ın Ermenistan’ın sadece Batı emperyalizminden gelen destek ile Türkiye ile anlaşmazlıklarını sürdüremeyeceği gerçeğini anladığını vurgulayan Doster, diğer yandan Ermenistan’ın ABD ve AB destekli bir şekilde krizlerin parçası olduğunu sözlerine ekledi:

    Bloomberg’in “Türkiye BRICS’e başvurdu” iddiasını değerlendiren Prof. Dr. Doster, geniş coğrafi dağılımı ve yüksek ekonomik potansiyeli sebebiyle BRICS üyeliğini desteklediğini söyledi:

    1 hr 24 min
  • ‘Türkiye-Suriye normalleşmesini istemeyenlerin başında İsrail geliyor’

    Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, meclis konuşmasında Ankara ve Şam arasındaki normalleşme süreciyle ilgili kritik açıklamalarda bulundu. Rusya'nın, İran'ın ve Irak'ın arabulucuk çabalarıyla hız kazanması umulan normalleşme sürecine değinen Beşar Esad, herhangi bir ilerleme kaydedilemese de Türk askerlerinin Suriye'den tamamen geri çekilmesi gibi bir ön şartlarının bulunmadığını kaydetti. Esad, Türkiye'nin bölgedeki silahlı gruplara süren desteğini kesmesini arzu ettiklerini ifade etti ve Türkiye ile müzakerelerin yol haritasını belirleyecek mutabakat zaptı imzalama konusunda olumlu düşündüklerini açıkladı.

    Diğer yandan Türk basınında yer alan haberlere göre Türkiye, normalleşme için dört şart öne sürdü. Bu şartlar arasında 2254 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararına uyulması, Suriye'nin terör örgütlerinden arındırılması, mültecilerin geri dönüşü için şartların oluşturulması ve insani yardımların sürmesi yer alıyor.

    Türkiye ve Suriye arasındaki normalleşme sürecini, Suriye lideri Beşar Esad’ın açıklamalarını, Türk yetkililerin kullandığı ifadeleri, sahadaki durumu ve Türkiye’nin dört şartını, Prof. Dr. Mehmet Yuva ile konuştuk.

    Prof. Dr. Yuva’ya göre Türkiye ve Suriye normalleşmesine karşı olanların başında İsrail geliyor. Suriye sahasındaki terör örgütlerinin de Türk ve Suriye devletleri arasında pozitif seyredebilecek her türlü gelişmeye karşı çıktığının altını çizen Yuva, diğer yandan Suriye’nin kaynaklarını sömüren sermaye odaklarının ve büyük bankaların da bu normalleşmeden rahatsız olacağını söyledi:

    Türk tarafının açıklamalarının 11 yıldır süren gergin ilişkiler çerçevesinde ele alınması gerektiğini ifade eden Mehmet Yuva, diğer yandan Suriye lideri Beşar Esad’ın açıklamalarının da belirli gerçekler göz önünde bulundurularak incelenmesi gerektiğinin altını çizdi. Özellikle basında yer alan ‘Suriye, Türk askeri çekilmeden masaya oturmayacak’ şeklindeki iddiaların doğru olmadığını öne süren Prof. Dr. Yuva, halihazırda TSK’nın çekilmesi halinde bölgede oluşacak otorite boşluğunu, 11 yıllık savaşta yıpranmış Suriye ordusunun dolduramayacağını belirtti:

    Prof. Dr. Mehmet Yuva’ya göre Türkiye’nin açıklamaları, sahada 11 yıldır desteklediği örgütlere ve savaşçılara güven mesajı vermeyi hedefliyor. Türk tarafının ortaya koyduğu BM 2254 sayılı kararın halihazırda Suriye hükümetince de kabul edildiğini anımsatan Mehmet Yuva, bunun gerçekleşmesi için Suriye’de çatışmanın sona ermesi, asayişin ve toprak bütünlüğünün sağlanması gerektiğini açıkladı:

    Türkiye’nin öne sürdüğü mültecilerin geri dönüşü şartının ancak Suriye’nin yeniden imarı ve silahların susmasıyla mümkün olabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Mehmet Yuva, Rusya ve Suriye’nin Türk imar ve altyapı çalışmalarına yeşil ışık yaktığını ifade etti. Öte yandan Yuva’ya göre, Türkiye’nin şartları halihazırda Suriye tarafından da kabul edilen şartları içeriyor:

    Suriye lideri Beşar Esad’ın açıklamalarının bir kısmının Suriye kamuoyuna hitap ettiğini hatırlatan Yuva, öte yandan Esad’ın Türkiye ile ortak güvenlik ve İsrail yayılmacılığı hakkındaki sözlerinin önemli olduğunu belirtti. Prof. Dr. Yuva’ya göre Türkiye’nin bölgede 11 senedir desteklediği örgütler ve ABD ile olan ilişkisi, normalleşme sürecini Türkiye açısından daha çetrefilli bir hale getiriyor:

    1 hr 25 min
  • ‘Trump, katıldığı her seçimde azınlıklar arasındaki oyunu artırmayı başardı’

    5 Kasım seçimleri yaklaşırken, seçimin ana gündemini belirleyen diğer konuların başında ise enflasyon ve Meksika sınırından kaçak göçmen girişleri geliyor. Trump, sınırdaki duvarı tamamlayacağını ve yurt dışındaki fabrikaları Amerika’ya geri getireceğini söyledi. Kamala Harris ise seçim kampanyasının merkezine azınlık, kadın ve kürtaj haklarını koydu. Anketlerde başa baş giden adaylar arasında kimin öne çıkacağının belirlenmesinde geleneksel başkanlık münazaralarının önemli rol oynayacağı düşünülüyor.

    Seçim sürecinde yaşanan bir diğer gelişme ise Demokrat isimlerin Cumhuriyetçi saflara geçmesi oldu. Demokrat partili Robert F. Kennedy ve demokratların eski başkan aday adaylarından Tulsi Gabbar, Donald Trump'ı destekleyeceklerini açıkladı. Öte yandan Donald Trump, Kamala Harris ile 10 Eylül’de ABC ekranlarında başkanlık münazarasına katılacağını belirtti. Trump ekibinin bilhassa not kağıdı veya ekstra materyal kullanmama kuralında ısrarcı olduğu kaydedildi.

    Amerikan başkanlık seçimi sürecindeki gelişmeleri, Demokrat isimler Robert F. Kennedy ve Tulsi Gabbard’ın Trump safına geçmesini, Kamala Harris’in azınlık kartını ve 10 Eylül’de yapılması planlanan başkanlık münazarasını, gazeteci Sarp Sinan Hacır ile konuştuk.

    Sarp Sinan Hacır’a göre yaşanan son gelişmelerin ışığında, Amerikan seçimleri için kesin bir tahmin yürütmek mümkün değil:

    Kennedy ve Gabbard gibi iki önemli Demokrat ismin Trump’a destek açıklamasına değinen Sarp Sinan Hacır, bunun asıl sebebinin 2000’lerin başından beri yaşanan Amerikan politik atmosferindeki değişim olduğunu vurguladı. Soğuk Savaş döneminde Cumhuriyetçilerin oluşturduğu müesses nizamın bilhassa Obama dönemiyle birlikte Demokratlara geçtiğini ifade eden Hacır, bunun sonucunda müesses nizam dışında kalan siyasilerin, Trump’ın dönüştürdüğü Cumhuriyetçi Partide birleşmeye başladığını ifade etti:

    Hacır’a göre Cumhuriyetçilerin sola çekilmesi oldukça zor. Amerika’da yerleşik siyasi yapıların zenginler üzerinden yürüdüğünü hatırlatan Hacır, Kamala Harris’in de solcu olmadığını anımsattı:

    Donald Trump’ın siyasi söylemlerinin omurgasını yurt dışına kaçan şirketleri geri getirme, kaçak göçü durdurma ve “önce Amerika” sloganlarının oluşturduğunu kaydeden Sarp Sinan Hacır, diğer yandan Trump’ın rakibi Kamala Harris’i komünizm ile itham ettiğini söyledi:

    Kamala Harris’in etnik kökeniyle ilgili tartışmaların seçmende pek karşılığının bulunmadığını aktaran Hacır, siyahi seçmen için asıl meselenin Harris’in savcılık döneminde siyahilere yönelik sert tutumu olduğunu kaydetti. Hacır’a göre Kamala Harris, savcılık döneminde siyahileri en ufak kabahatlerde dahi hapse göndererek ucuz işgücü olarak kullanmaktan geri durmadı:

    Donald Trump’ın her türlü ırkçılık ithamına rağmen azınlıklar arasındaki oyunun arttığına dikkat çeken Hacır, öte yandan Cumhuriyetçilerin geçmişten gelen sorunlar sebebiyle azınlıklarla olan problemlerini çözemediğini vurguladı:

    Siyasilerin ideolojiden ziyade arkasına alacağı rüzgara göre politika belirlediğini kaydeden Sarp Sinan Hacır, Cumhuriyetçi ve Demokrat partilerin seçim kampanyalarını da bu yönelimin belirlediğini vurguladı. 10 Eylül’de gerçekleşmesi planlanan Trump-Harris münazarasına değinen Hacır, Kamala Harris’in konuşma sorunlarının belirleyici bir faktör olabileceği değerlendirmesinde bulundu. Öte yandan Sarp Sinan Hacır’ın yorumuna göre Donald Trump bir kadın adaya karşı saldırgan üslup takınırsa, bunun geri dönüşü normale göre çok daha kötü olabilir:

    1 hr 25 min
  • ‘Kamala Harris seçimleri kazanırsa Elon Musk tutuklanabilir’

    Telegram CEO'su Pavel Durov, cumartesi günü Fransa'da havalimanında gözaltına alındı. Telegram'ın kurucusu olarak tanınan Durov'un gözaltı süresi uzatılırken, Fransız makamları Durov'un siber ve mali suçlar konusunda işbirliği yapmayı reddettiğini öne sürdü. Öte yandan X platformunun sahibi Elon Musk ise, Avrupa Birliği'nin sansürcü uygulamalarını sürdürdüğünü savunarak Pavel Durov için özgürlük talebinde bulundu.

    Yaşanan bir diğer gelişme ise, Brezilya’da X çalışanlarının hapis cezası tehdidi ile karşılaşması sonucunda Elon Musk’ın Brezilya ofisini kapatması oldu. Brezilya hükümetinin kullanıcıların kişisel verilerini talep ettiği öne sürüldü. Apple ise hükümet taleplerine uyarak VPN uygulamalarını, Brezilya’daki iPhone kullanıcıları için kapatmayı tercih etti.

    Pavel Durov’un Fransa’da gözaltına alınması, Avrupa Birliği’nin sosyal medya platformlarına ve ifade özgürlüğüne yönelik tutumunu tartışma konusu haline getirdi. Demokrasi ve insan hakları değerlerini savunduğunu öne sürerek Rusya, Türkiye ve İran gibi birçok ülkeye yaptırım yahut ambargo uygulayan Batılı devletler, ifade özgürlüğünü engellediği gerekçesi ile eleştirilerin odağı haline geldi.

    Telegram’ın kurucusu Pavel Durov’un Fransa’da gözaltına alınmasını, Avrupa’da giderek artan sansür uygulamalarını, Elon Musk’ın akıbetini, Batılı hükümetlerin ifade özgürlüğünü hedef alan uygulamalarını ve Avrupa’nın fikir hürriyeti riyakarlığını araştırmacı Onur Özersin ile konuştuk.

    Özersin’e göre dünyada artan krizler sebebiyle hükümetlerin sosyal medya platformlarına yönelik baskıları giderek artıyor. Pavel Durov’un tutuklanmasının, Avrupa’daki sansür furyasının son halkasını teşkil ettiği değerlendirmesinde bulunan Onur Özersin, ilk defa bir sosyal medya platformu sahibinin tutuklandığını açıkladı:

    Rus iş insanı Pavel Durov’un Rusya’da “özgürlük olmadığı” gerekçesini öne sürerek Batı’ya gittiğini belirten Onur Özersin, Durov’un tutuklanmasını “ironik” olarak nitelendirdi. Özersin’e göre Durov’un gerçek tutuklanma sebebi, Batı ülkelerinin sansür isteklerine boyun eğmemesi oldu:

    Pavel Durov’a yöneltilen suçlamaların ucu açık olduğunun altını çizen Özersin, Fransız yetkililerin hala daha somut delilleri yayınlamadığına dikkat çekti:

    Telegram’dan ayrı olarak hedef alınan bir diğer sosyal medya platformunun da X olduğunu dile getiren Özersin, Brezilya hükümetinin hapis tehdidini ve Avrupa Birliği’nin Elon Musk’a verdiği gözdağını aktardı. Brezilya’da X’in sansür isteğine karşı çıkarak ofisini kapattığını kaydeden Onur Özersin, diğer yandan Apple şirketinin ise Brezilya hükümetinin isteklerine uyarak Apple Store mağazalarından VPN uygulamalarını kapattığını kaydetti:

    Elon Musk’ın “topun ucunda” olduğunu kaydeden Onur Özersin, Kamala Harris’in seçilmesi durumunda iş insanı Musk’ın tutuklanması dahil birçok senaryonun gerçekleşebileceği değerlendirmesinde bulundu:

    META şirketinin sahibi Mark Zuckerberg’ün hiçbir şekilde hedef alınmadığını hatırlatan Özersin, bunun sebebinin META’nın halihazırda başta ABD devleti olmak üzere birçok hükümete, kullanıclarının kişisel verilerini sunması olduğunu söyledi:

    Onur Özersin’e göre teknolojinin gelişmesiyle birlikte, ifade özgürlüğünün sınırlarına dair etik ikilemler de gündemin önemli bir konusu haline geliyor:

    1 hr 25 min
  • ‘Hizbullah bu operasyondan tatmin olmazsa yeni bir harekat başlatabilir’

    İsrail, 100 savaş uçağının katılımı ile Lübnan’ın güneyindeki Hizbullah roket rampalarının ve mühimmat depolarının vurulduğunu açıkladı. İsrail’in iddiasına göre “önleyici saldırı” kapsamında gerçekleştirilen bu hava harekatı, Hizbullah’ın füze ve roket birimlerinin kapasitesini azaltmayı ve operasyonel kabiliyetlerini düşürmeyi hedefleyen bir saldırıydı.

    İsrail saldırısından tam bir saat sonra; cumartesi günü saat 05.15 civarında ise Hizbullah önceden planladığı operasyonu başlattı. 340’tan fazla katyuşa roketi ateşlendi. Hizbullah, İsrail’de 11 stratejik noktaya ek olarak Tel-Aviv kuzeyinde yer alan iki stratejik hedefin de vurulduğunu öne sürdü.

    Hizbullah lideri Hasan Nasrallah, yaptığı açıklamada roket rampalarının maddi kayıp yaşadığını fakat saldırı esnasında yalnızca iki Hizbullah mensubunun hayatını kaybettiğini belirtti. Nasrallah’ın aktardığına göre Hizbullah savaşçıları, saldırı öncesinde sığınaklara çekildi ve İsrail’in önleyici saldırısı başarısız oldu.

    Öte yandan İsrail basını da Hizbullah’ın roketler ile gerçekleştirdiği ve Fuad Şükür suikastının intikamını amaçlayan saldırının başarısız olduğunu öne sürerek, Hasan Nasrallah’ın açıklamalarını yalanladı.

    Yaşanan gelişmelerin ışığında Hizbullah’ın Fuad Şükür suikastı intikamını, İsrail’de Birim 8200 karargahının vurulduğu iddiasını, Hasan Nasrallah’ın konuşmasını ve Lübnan’daki atmosferi, gazeteci-yazar Musa Özuğurlu ile konuştuk.

    ‘Hizbullah, operasyonla ilgili üç açıklama yaptı. Tel-Aviv kuzeyindeki iki stratejik noktanın vurulduğunu söylediler’

    İsrail’in cumartesi sabah saat 04.00 sularında başlattığı “önleyici” hava harekatı sırasında Hizbullah’ın maddi kayıp yaşadığını fakat can kaybının minimal seviyede kaldığını vurgulayan Musa Özuğurlu, diğer yandan Hizbullah’ın hedeflediği seviyede roketi ateşlemeyi başardığının altını çizdi. Musa Özuğurlu’nun değerlendirmesine göre Hizbullah, İsrail’de 11 noktaya ek olarak Tel-Aviv kuzeyindeki iki stratejik noktayı da vurduğunu öne sürdü:

    Özuğurlu’ya göre operasyonun katyuşa roketleri ve kamikaze dronları ile iki aşaması da bitti. Nasrallah’ın görsel teyide ihtiyacı olduğunu ve İsrail’i Birim 8200 karargahının vurulduğunu açıklaması için zorlama politikası izleyeceği yorumunu dile getiren Musa Özuğuru, diğer yandan İsrail tarafının da Nasrallah ile dalga geçen haber başlıkları ile kendi propagandasını yürüttüğünü kaydetti. Özuğurlu’nun aktardığına göre, Hizbullah eğer bu misillemeden tatmin olmazsa yeni bir operasyona başlayacağının sinyalini de verdi:

    Hizbullah’ın stratejik hesaplamalar sebebiyle Fuad Şükür suikastına cevabını beklettiğini ve İsrail’i daha zayıf olduğu bir anda yakalamak istediğini ifade eden Musa Özuğurlu, Nasrallah’ın İsrail’e yönelik uyarılarını ve tehditlerini sürdürdüğü değerlendirmesinde bulundu:

    Nasrallah’ın konuşması sonrası Lübnan’ın ikiye bölündüğünü vurgulayan Musa Özuğurlu, kimilerinin yaşananları ‘tiyatro’ olarak yorumlarken kimilerinin de Hizbullah’a sempatisinin arttığını kaydetti:

    Musa Özuğurlu’ya göre Hasan Nasrallah’ın konuşması, direniş eksenindeki yapılanmaların ve İran’ın tamamen bağımsız hareket ettiğini ortaya koydu:

    Lübnan’daki gerilimin tırmanacağının önceden uçuşların iptaliyle anlaşıldığını ve şimdi de piyasaların açılmasının olumlu bir işaret olabileceğini kaydeden Özuğurlu, Lübnan halkının artık savaş istemediğini belirtti. Musa Özuğurlu, Lübnan’daki savaş karşıtı söylemin, İsrail’e ‘yeter artık’ şeklinde geliştiğini kaydetti:

    1 hr 25 min

About EKSEN

From the publisher's feed

Ceyda Karan, Eksen’le her gün RS FM'de. Eksen'de Rusya'dan Avrupa'ya; Amerika'dan farklı bölgelere kadar pek çok noktadaki sıcak gelişmeler masaya yatırılıyor.

More shows like EKSEN

Kendine İyi Davran by Beyhan Budak

Kendine İyi Davran

66 Listeners

Merdiven Altı Terapi by Deniz Dülgeroğlu

Merdiven Altı Terapi

67 Listeners

Trend Topic by Podbee Media

Trend Topic

21 Listeners

SEYİR HALİ by Sputnik Türkiye

SEYİR HALİ

0 Listeners

Geri Dönüyoruz by Socrates Dergi, Mahir Ünsal Eriş, Töre Sivrioğlu

Geri Dönüyoruz

14 Listeners