Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Biz nasıl Karabağ'a girdiysek, nasıl Libya'ya girdiysek bunun benzerini aynen onlara da yaparız. Yapmamak için hiçbir şey yok” sözleri üzerine, Azerbaycan Resmi Gazetesi’nde, editör kurulu imzası taşıyan bir makale yayınlandı. 1 Ağustos tarihli makalede yardımları için Türkiye’ye teşekkür edilirken öte yandan zaferin “Azerbaycan ordusu ve şehit olan Azerbaycan askerlerinin kahramanlığı” sayesinde kazanıldığı vurgulandı.
Sitem dolu yazıda, Türk dış politikasındaki üslup sorununa değinildi ve bazı medya organları ile siyasi isimler eleştirildi.
Diğer yandan Gazze için ateşkes görüşmeleri sürerken, Çin’in girişimiyle Pekin’de toplanan Hamas ve El-Fetih dahil on dört Filistinli grup, ortak çalışmak ve Filistin davasına sahip çıkmak için anlaşmaya vardı.
Gelişmelerin ışığında, Türk dış politikasının Filistin meselesindeki açıklamaları, kullanılan dil, kelime seçimleri ve Azerbaycan’ın resmi yayın organından duyduğu rahatsızlığı ifade etmesi gündem oldu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Karabağ açıklaması sonrası Bakü’nün verdiği yanıtı, Azerbaycan’ın İsrail-Filistin meselesindeki duruşunu, Arap devletlerinin Türkiye’ye karşı tutumunu ve Türk dış politikasında üslup meselesini, dış politika uzmanı Prof. Dr. Hasan Ünal ile konuştuk.
Türkiye’nin katı İsrail karşıtı tutumunun Azerbaycan’da karşılık bulmadığını dile getiren Prof. Dr. Hasan Ünal, Azerbaycan’ın ulusal çıkarları doğrultusunda dengeli bir politika güttüğünü ifade etti. Ünal’a göre Türkiye’deki siyasal İslamcı bazı gruplar, Azerbaycan’ın ulusal çıkarlarını hiçe sayarak Bakü’yü hedef alıyor ve bu durum, Azerbaycan’da rahatsızlık yaratıyor:
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Karabağ’a nasıl girdiysek...” açıklamasının Bakü’de hoş karşılanmadığına vurgu yapan Prof. Dr. Ünal, Türkiye’nin kardeşlik çizgisini benimsemesinin, Türk Devletleri Teşkilatı’nın geleceği için daha olumlu olacağı değerlendirmesinde bulundu:
Filistin meselesinde direniş ekseni ve Arap devletleri olarak iki grup bulunduğunu ve bu iki grubun kendi çizgisini takip ettiğini aktaran Ünal, her iki tarafında Türkiye’den bir beklentisinin olmadığını kaydetti. Türkiye’nin öncelikle diplomatik destek sağlaması ve Hamas gibi siyasal İslamcı gruplarla ortak hareket etmemesi gerektiğini dile getiren Ünal, Türkiye’nin girişken adımlarının Arap dünyasında antipatik karşılandığını da sözlerine ekledi:
Filistin meselesinin insani bir kriz olduğunu ve Türkiye’nin milli davası olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Ünal, Türk Dışişleri’nin ve diplomatik söylemlerin bu meseleyi adeta ulusal dava haline getirdiğini vurguladı. Öte yandan İsrail karşıtlığının somut eylemlerle desteklenmesi gerektiğine de değinen Ünal, Suriye ile normalleşmeyi işaret etti:
‘Dış politikada öfkelenmek yasaktır’
Bireylerin öfkelenebileceğini fakat devletlerin her daim soğukkanlı kalması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Hasan Ünal, Türkiye’nin Mahmud Abbas konusunda da temkinli olması gerektiğini belirtti. Ünal’a göre, Çin’de gerçekleştirilen Filistin zirvesinin dikkatle incelenmesi gerekiyor:
Türk dış politikasının üslup değiştirmesi ve öfkeli açıklamalar yerine diplomatik bir dil benimsemesi gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Ünal’a göre Türkiye, üslubu sebebiyle birçok diplomatik projede yer alma şansını kaçırdı. Filistin meselesinde nasıl bir yol izlenebileceğini açıklayan Ünal, diğer yandan diplomasinin açıklamalarda yer verilen sözler kadar yer verilmeyen sözlerle de şekillendiğini ifade etti:
Türkiye’nin İsrail meselesinde bilhassa Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ın attığı adımları dikkatle takip etmesi gerektiği uyarısında bulunan Prof. Dr. Ünal, 7 Ekim sonrası Türk-İsrail ilişkileri gerilerken, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın adeta “tam kadro” İsrail’in yanında yer aldığını belirtti:
Prof. Dr. Ünal, devletin medyadaki söylemler ile arasına mesafe koyması gerektiği görüşünde: